bugün
- regl olan kadına söylenmemesi gerekenler7
- mazotun yarım litresi 50 tl21
- erkek aşagı erkek yukarı6
- para yok huzur var8
- erkekler neden evlenmek ister11
- hangi sözlük kızısın9
- hiç bir diktatör iç savaş çıkarmadan gitmez9
- seninle şöyle olabildik3
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya12
- kürdü sevin21
- muslettin amca ile sinagoga gidiyoruz zirvesi3
- hangi winx kızısın5
- araba alınca yapılacak şımarıklıklar8
- olympique marseille2
- beşiktaş6
- ateist5
- sözlük yazarlarının anlık modu2
- ulusal esnaf günü2
- bütün sevgilerin hazin cenazesi2
- 17 eylül 2026 beşiktaş marsilya maçı17
- yazarların cuma akşamı planları2
- güne almanca bir cümle bırak11
- borsa istanbul daki fon krizi2
- çinin açtığı davayı kaybeden ticaret bakanlığı5
- götü abdulhamit in fayton tekeri gibi olan hatun2
- bazen kazanmak için kaybetmek gerekir2
- evde kalan kızları dışarı çıkarıyoruz2
- günün sözü7
- boğazını tutamayanların sır da tutamaması3
- rock grubu kurmak için köyden beyoğluna gelmek3
- boyun tutulması4
- reddedilince brad pitt ten neyim eksik diyen erkek7
- sözlük yazarlarının gerçek adları41
- türkiye8
- arabesk sefilliğe övgüdür ve teslimiyettir3
- saddam hüseyin8
- tavuk kanadı ne işe yarıyor sorunsalı11
- pkk nın silah bırakmayacağı gerçeği2
- hukukun üstünlüğü ve türkiye2
- çarlık rusya sını atatürk'ün yıktığı gerçeği2
- eksi karmalara meslek isimleri verilmesi4
- kölelik yevmiyesi2
- hava muhalefeti6
- mazot 100 tl oyunuzu hırsızlara verin2
- ed sheeran2
- fren kaliperlerine baktır araçta ses var diyen kız3
- karmamın bir gecede 15 puan birden düşmesi4
- mazotun litresi 101 lira35
- gecenin korkunç yaratıkları7
- akın gürlek2
"KiBiR ve MERHAMET
Hani bir müjdeli sabahın şetareti gibi... Kedersiz ve acısız bir zamanın tam ortasında... Uzaktan bir beyit çalınıyor kulağıma... Osman Nevres Efendi konuşuyor:
Ayılmaz hîç derd-i kibr ile mahmûr olan âdem
Yakîn olmaz Hudâ'ya merhametten dûr olan âdem
Yani ki, "Kibir hastalığıyla sarhoş olan kişi, ne yapılsa ayılmaz. Merhametten uzak olan kişi ise Allah'a yakîn olmaz." Sarsıcı bir beyit. Sevinç anının ve müjdeli sabahın neşesini kaçıracak kadar sarsıcı. insanın içine yönelip kalbine sorması gereken sorular çıkıyor ortaya birden. Acaba ben kibirli biri miyim? Kibirli bir kalp mi taşıyorum? Kibrim dışarıya nasıl yansıyor. Kibrimden kimse zarar görüyor mu vs. vs. Herkesin bir odaya çekilip kendine böyle sorması gerekiyor galiba. Bir aynanın karşısına geçip aynadaki aksine sorması gerekiyor: Sen kibirli biri misin? Şöyle evdekilere, çoluk çocuğa veya anne babaya hissettirmeden, usulca bir odaya çekilip hemen kendine soracağı bir soru...
Yanılmadınız. Ben soruyorum... Ve maalesef cevabım beni üzüyor. Evet, kibirli insanlara karşı bilerek ve kasten kibir takınırım, bazen işini iyi yapmayanlara karşı da büyüklük taslarım ama galiba nefsim bundan hoşlanmış olmalı ki bu soruya cevap ararken içim çok da rahat değil. Acaba ben bilmeden birilerine kibirli görünmüş olabilir miyim? Acaba kastım olmayarak birilerini bu yolla üzmüş olabilir miyim? Mütevazı olmak yetmez, tevazuu riyasız uygulamam ve göstermem de gerekir. O halde benim de Osman Nevres Efendi gibi derd-i kibirden ayılmam, mest ve mahmur olmasam da kendimi kontrol etmem gerekir. Ve kibirden tövbe ne kadar mümkün ise o kadar tövbe ediyorum... Yüce Rabb'imin nefsime zerre kadar bile kibir nasip etmemesi için yalvarıyorum. Ama iş bununla bitmiyor, her kayd u şartta kibre tövbeli durmam gerekiyor. Başarmaya azmediyorum...
Bu karardan sonra beyti yeniden okuyorum. içim rahatlasın diye. Ama heyhât!.. Osman Nevres'in ikinci dizesi birincisinden daha dehşetli bir kural getirmiş: Merhamet göstermeyen kişi Allah'a yakın(lık) kesbetmez. Buradaki yakîn kelimesi "yakın olmak" yanında, "hissi yakınlık, gerçekle perdesiz yüz yüze ve iç içe olmak, bir şeyin hakikatine ermek" gibi anlamlara da gelir. Bilginin üç derecesi de yakîn ile ölçülür: ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn, hakka'l-yakîn...
Bir insanın Allah'tan uzak olmasından daha tehlikelisi, Allah'a yakîn olamamasıdır. Eğer bu yakîn haline erme vetiresinde merhamet bir giriş kapısı ise bu kapıdan geçebilmek hepimiz için büyük bir imtihan ve nimet sayılmaz mı? Efendimiz "insanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez" buyurduktan sonra "Allah Teâlâ yeri ve gökleri yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet yerle gök arasını dolduracak kadardır. Bu yüz rahmetten yeryüzüne bir tek rahmet indirdi ki bu sayede anne yavrusuna, yabani hayvanlar ve kuşlar da birbirlerine merhamet ederler. Kıyamette ise O, bu rahmetin tamamı ile kullarına merhamet eder. (Müslim, Tevbe, 21)" müjdesini vermişken rahmeti bunca bol olan Rabbim'den uzakta durmak ne mümkündür. O öyle merhametlidir ki rahmetinden uzakta olanlar, istedikleri vakit elbette yakınlaşabilirler. Yeter ki nasip kapısı kapanmış olmasın ve kişi yakınında olamayan, yakınına varamayan, yakînine eremeyenlerden olmasın. O halde insanın kendine yönelmesini sağlayacak soru burada ortaya çıkıyor. Bir aynanın karşısına geçip aynadaki aksine sorması gereken soru: Sen merhametli biri misin? Şöyle evdekilere, çoluk çocuğa veya anne babaya hissettirmeden, usulca bir odaya çekilip hemen kendine soracağı bir soru...
Yanılmadınız. Ben soruyorum... Ve bu sefer cevabım beni sevindiriyor. Yüreğimi yeniden yokluyorum... Evet Allah benim hamurumu merhametten yaratmış. Ve nefsim bundan da hoşlanmış olmalı ki bu soruya cevap ararken içim rahat. Ama yine de acaba ben bilmeden birilerine karşı merhametsizlik etmiş olabilir miyim, sorusu aklıma takılıyor. Merhametli olmak yetmez, diyorum rahmeti riyasız yaşamak ve yaşatmak da gerekir. Bunun için merhametsizliğimi kontrol etmem lazımdır. Merhametsizlikten tövbe ne kadar mümkün ise o kadar tövbe ediyorum. Ama iş bununla bitmiyor, her kayd u şartta merhametsizliğe tövbeli olmam gerekiyor. Yine başarmaya azmediyorum..."
Hani bir müjdeli sabahın şetareti gibi... Kedersiz ve acısız bir zamanın tam ortasında... Uzaktan bir beyit çalınıyor kulağıma... Osman Nevres Efendi konuşuyor:
Ayılmaz hîç derd-i kibr ile mahmûr olan âdem
Yakîn olmaz Hudâ'ya merhametten dûr olan âdem
Yani ki, "Kibir hastalığıyla sarhoş olan kişi, ne yapılsa ayılmaz. Merhametten uzak olan kişi ise Allah'a yakîn olmaz." Sarsıcı bir beyit. Sevinç anının ve müjdeli sabahın neşesini kaçıracak kadar sarsıcı. insanın içine yönelip kalbine sorması gereken sorular çıkıyor ortaya birden. Acaba ben kibirli biri miyim? Kibirli bir kalp mi taşıyorum? Kibrim dışarıya nasıl yansıyor. Kibrimden kimse zarar görüyor mu vs. vs. Herkesin bir odaya çekilip kendine böyle sorması gerekiyor galiba. Bir aynanın karşısına geçip aynadaki aksine sorması gerekiyor: Sen kibirli biri misin? Şöyle evdekilere, çoluk çocuğa veya anne babaya hissettirmeden, usulca bir odaya çekilip hemen kendine soracağı bir soru...
Yanılmadınız. Ben soruyorum... Ve maalesef cevabım beni üzüyor. Evet, kibirli insanlara karşı bilerek ve kasten kibir takınırım, bazen işini iyi yapmayanlara karşı da büyüklük taslarım ama galiba nefsim bundan hoşlanmış olmalı ki bu soruya cevap ararken içim çok da rahat değil. Acaba ben bilmeden birilerine kibirli görünmüş olabilir miyim? Acaba kastım olmayarak birilerini bu yolla üzmüş olabilir miyim? Mütevazı olmak yetmez, tevazuu riyasız uygulamam ve göstermem de gerekir. O halde benim de Osman Nevres Efendi gibi derd-i kibirden ayılmam, mest ve mahmur olmasam da kendimi kontrol etmem gerekir. Ve kibirden tövbe ne kadar mümkün ise o kadar tövbe ediyorum... Yüce Rabb'imin nefsime zerre kadar bile kibir nasip etmemesi için yalvarıyorum. Ama iş bununla bitmiyor, her kayd u şartta kibre tövbeli durmam gerekiyor. Başarmaya azmediyorum...
Bu karardan sonra beyti yeniden okuyorum. içim rahatlasın diye. Ama heyhât!.. Osman Nevres'in ikinci dizesi birincisinden daha dehşetli bir kural getirmiş: Merhamet göstermeyen kişi Allah'a yakın(lık) kesbetmez. Buradaki yakîn kelimesi "yakın olmak" yanında, "hissi yakınlık, gerçekle perdesiz yüz yüze ve iç içe olmak, bir şeyin hakikatine ermek" gibi anlamlara da gelir. Bilginin üç derecesi de yakîn ile ölçülür: ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn, hakka'l-yakîn...
Bir insanın Allah'tan uzak olmasından daha tehlikelisi, Allah'a yakîn olamamasıdır. Eğer bu yakîn haline erme vetiresinde merhamet bir giriş kapısı ise bu kapıdan geçebilmek hepimiz için büyük bir imtihan ve nimet sayılmaz mı? Efendimiz "insanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez" buyurduktan sonra "Allah Teâlâ yeri ve gökleri yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet yerle gök arasını dolduracak kadardır. Bu yüz rahmetten yeryüzüne bir tek rahmet indirdi ki bu sayede anne yavrusuna, yabani hayvanlar ve kuşlar da birbirlerine merhamet ederler. Kıyamette ise O, bu rahmetin tamamı ile kullarına merhamet eder. (Müslim, Tevbe, 21)" müjdesini vermişken rahmeti bunca bol olan Rabbim'den uzakta durmak ne mümkündür. O öyle merhametlidir ki rahmetinden uzakta olanlar, istedikleri vakit elbette yakınlaşabilirler. Yeter ki nasip kapısı kapanmış olmasın ve kişi yakınında olamayan, yakınına varamayan, yakînine eremeyenlerden olmasın. O halde insanın kendine yönelmesini sağlayacak soru burada ortaya çıkıyor. Bir aynanın karşısına geçip aynadaki aksine sorması gereken soru: Sen merhametli biri misin? Şöyle evdekilere, çoluk çocuğa veya anne babaya hissettirmeden, usulca bir odaya çekilip hemen kendine soracağı bir soru...
Yanılmadınız. Ben soruyorum... Ve bu sefer cevabım beni sevindiriyor. Yüreğimi yeniden yokluyorum... Evet Allah benim hamurumu merhametten yaratmış. Ve nefsim bundan da hoşlanmış olmalı ki bu soruya cevap ararken içim rahat. Ama yine de acaba ben bilmeden birilerine karşı merhametsizlik etmiş olabilir miyim, sorusu aklıma takılıyor. Merhametli olmak yetmez, diyorum rahmeti riyasız yaşamak ve yaşatmak da gerekir. Bunun için merhametsizliğimi kontrol etmem lazımdır. Merhametsizlikten tövbe ne kadar mümkün ise o kadar tövbe ediyorum. Ama iş bununla bitmiyor, her kayd u şartta merhametsizliğe tövbeli olmam gerekiyor. Yine başarmaya azmediyorum..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar