bugün
- taşaklardan birinin kayıp olması9
- çay içen kız13
- aklınıza gelen şarkı sözü9
- arıların biraz mallaşmış olması2
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek6
- iş hayatı3
- erdal beşikçioğlu11
- 03 ağustos 2026 abd iran müzakereleri3
- isana2
- doruklara sevdalanmak2
- bir şeyler söyle5
- galatasaray9
- bennu gerede'nin boynunda taktığı vibratörlü kolye4
- 45 defa kürtaj oldum bebek öldürmeyi seviyorum3
- sözlükler arası savaş çıksa11
- ütü13
- anın fotoğrafı14
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- atatürk düşmanlarının ortak özellikleri3
- uludağ sözlük çeteleri9
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- dönmek istenilen yıl2
- duyulan en ilginç isim5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- oralet içen erkek5
- yediği restoranda kirlileri mutfağa götüren kişi2
- çaya şeker atan erkek5
- evde yapılabilecek aktiviteler4
- en boktan on yıl7
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- kalem4
- arkadaşlar ne yapıyorsunuz9
- red flag erkek listesi9
- menemen9
- mutsuz olmak3
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı9
- yıkık yazarlar4
- yunanistan29
- hırvatistan14
- latte içen erkek4
- gocu bak bi5
- patates kızartması4
- ona bir şey söyle13
- galatasaray 3 rennes 33
- 2 ağustos 2026 galatasaray rennes maçı3
- bik bik'in mutfağına konuk olmak29
- ayrılık8
- borç ve kira olupta iyi olan para7
- yerinde dur3
- türk müsün türkiyeli misin12
Dilara'nın ölümü 'fırsat' ha?!
Dilara Dumrul, istanbul Bahçelievler'de kapağı açık bırakılmış bir rögar çukuruna düşüp öldüğünde 5 yaşındaydı.
Dilara'nın ölümü kaza da değildi, kader de! Düpedüz bir cinayetti. Yolda sürdürülen yapım çalışmaları sırasında, şirket gereken önlemleri almamış, belediye, işi verdiği şirketi yeterince denetlememişti. Yani Dilara'nın öldürülmesinin sorumluları da belliydi.
En tepedeki sorumlulara kimse ilişmedi. Fakat halkın tepkisini yatıştırmak için Güntek adlı şirketten iki kişi, "taksir ile ölüme sebebiyet vermek"ten tutuklandı.
Dilara'nın ölümüyle ilgili açılan dava, 3 Mayıs'ta Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Ve bu duruşmadan şaşırtıcı bir sonuç çıktı. Dilara'nın anne ve babasının şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle mahkeme de iki tutuklunun tahliyesine karar verdi.
Bu gelişme üzerine, ailenin şirketten aldıkları para karşılığında şikayetinden vazgeçmesi yorumları yapıldı. Ve bu ihtimal, burjuva basının manşetlerinde bile eleştirildi. Daha sonra aile para almadıklarını söyledi. Ki doğrusu da budur. Adalet, paraya satılamaz. Nitekim, Dilara öldüğü zaman annesi "Tazminat değil ceza istiyoruz" diyordu. Babası ise, "Benim Dilaram gitti, başka evlatlar gitmesin. Bu iş unutturulmasın" diyordu... Ne olduysa oldu ve Dilara'nın ailesi şikayetinden vazgeçti. Kızlarını bir kez de onlar gömdü rögar çukuruna.
Fakat meselenin daha ilginç ve önemli iki yanı daha vardı:
Birincisi; aile şikayetinden vazgeçmiş bile olsa, mahkemenin tutuklu sanıkları bırakmaması gerekirdi. Çünkü bu aynı zamanda bir "kamu davası"ydı ve ailenin şikayetinden vazgeçmesi, onların bir vatandaşın ölümüne yolaçmış olması suçunu ortadan kaldırmıyordu. Ailesinin para alıp almadığı tartışılırken, acaba arada "başka"ları da para almış olmasındı?!
ikincisi: Ailenin para alma ihtimali genelde kınanırken, burjuva basında bunu "doğal" görenler de vardı. Hatta doğal görmenin ötesine geçip, bunu aile için bir "fırsat" olarak gören de.. Şöyle yazdı bunlardan biri:
"Alçakça, haince, hayvanca bir ihmal yüzünden feci bir şekilde boğularak ölen Dilara'nın anne ve babasının davalarından vazgeçtiklerini öğrenince ben de kızmıştım ilk anda..
'Biz helalleştik' demişler, önlerine konan parayı alıp davalarından vaz geçtiklerini açıklarken.. Sonra bir daha düşündüm... Siz hiç fakir oldunuz mu?.. Sizin hiç önünüze, hayatınızda o güne kadar kazanmadığınız... bir para kondu mu?.
Hayatınızda ilk defa, yeni ve biçimli elbiseler giymek, hayatınızda ilk defa tencereye bol et koymak fırsatı geçti mi elinize?.
Ölen ölmüş, giden gitmiş. Dava kızınızı geri mi getirecek?.
Hayır.. Dilara'nın anne ve babasına kimsenin kızma hakkı yok.. Onlar hayat boyu belki de bir daha ellerine geçmeyecek bir fırsatı değerlendirdiler.." (Hıncal Uluç, Sabah, 8 Mayıs 2007)
Kafaya bakın. Eğer fakirseniz, onurdan, adaletten vazgeçebilirsiniz... Çocuğunuz mu ölmüş, boşverin adaleti, boşverin başka çocukların ölmesini engellemeyi, "fırsat" bu fırsat, köşeyi dönün!
Ve bu durumda; adalet simgesinin eline bir terazi değil de, para dolu bir torba konulsa düzenin adaletini daha iyi temsil etmez mi?
http://www.yuruyus.com/ww...ews.php?h_newsid=2982&
Dilara Dumrul, istanbul Bahçelievler'de kapağı açık bırakılmış bir rögar çukuruna düşüp öldüğünde 5 yaşındaydı.
Dilara'nın ölümü kaza da değildi, kader de! Düpedüz bir cinayetti. Yolda sürdürülen yapım çalışmaları sırasında, şirket gereken önlemleri almamış, belediye, işi verdiği şirketi yeterince denetlememişti. Yani Dilara'nın öldürülmesinin sorumluları da belliydi.
En tepedeki sorumlulara kimse ilişmedi. Fakat halkın tepkisini yatıştırmak için Güntek adlı şirketten iki kişi, "taksir ile ölüme sebebiyet vermek"ten tutuklandı.
Dilara'nın ölümüyle ilgili açılan dava, 3 Mayıs'ta Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Ve bu duruşmadan şaşırtıcı bir sonuç çıktı. Dilara'nın anne ve babasının şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle mahkeme de iki tutuklunun tahliyesine karar verdi.
Bu gelişme üzerine, ailenin şirketten aldıkları para karşılığında şikayetinden vazgeçmesi yorumları yapıldı. Ve bu ihtimal, burjuva basının manşetlerinde bile eleştirildi. Daha sonra aile para almadıklarını söyledi. Ki doğrusu da budur. Adalet, paraya satılamaz. Nitekim, Dilara öldüğü zaman annesi "Tazminat değil ceza istiyoruz" diyordu. Babası ise, "Benim Dilaram gitti, başka evlatlar gitmesin. Bu iş unutturulmasın" diyordu... Ne olduysa oldu ve Dilara'nın ailesi şikayetinden vazgeçti. Kızlarını bir kez de onlar gömdü rögar çukuruna.
Fakat meselenin daha ilginç ve önemli iki yanı daha vardı:
Birincisi; aile şikayetinden vazgeçmiş bile olsa, mahkemenin tutuklu sanıkları bırakmaması gerekirdi. Çünkü bu aynı zamanda bir "kamu davası"ydı ve ailenin şikayetinden vazgeçmesi, onların bir vatandaşın ölümüne yolaçmış olması suçunu ortadan kaldırmıyordu. Ailesinin para alıp almadığı tartışılırken, acaba arada "başka"ları da para almış olmasındı?!
ikincisi: Ailenin para alma ihtimali genelde kınanırken, burjuva basında bunu "doğal" görenler de vardı. Hatta doğal görmenin ötesine geçip, bunu aile için bir "fırsat" olarak gören de.. Şöyle yazdı bunlardan biri:
"Alçakça, haince, hayvanca bir ihmal yüzünden feci bir şekilde boğularak ölen Dilara'nın anne ve babasının davalarından vazgeçtiklerini öğrenince ben de kızmıştım ilk anda..
'Biz helalleştik' demişler, önlerine konan parayı alıp davalarından vaz geçtiklerini açıklarken.. Sonra bir daha düşündüm... Siz hiç fakir oldunuz mu?.. Sizin hiç önünüze, hayatınızda o güne kadar kazanmadığınız... bir para kondu mu?.
Hayatınızda ilk defa, yeni ve biçimli elbiseler giymek, hayatınızda ilk defa tencereye bol et koymak fırsatı geçti mi elinize?.
Ölen ölmüş, giden gitmiş. Dava kızınızı geri mi getirecek?.
Hayır.. Dilara'nın anne ve babasına kimsenin kızma hakkı yok.. Onlar hayat boyu belki de bir daha ellerine geçmeyecek bir fırsatı değerlendirdiler.." (Hıncal Uluç, Sabah, 8 Mayıs 2007)
Kafaya bakın. Eğer fakirseniz, onurdan, adaletten vazgeçebilirsiniz... Çocuğunuz mu ölmüş, boşverin adaleti, boşverin başka çocukların ölmesini engellemeyi, "fırsat" bu fırsat, köşeyi dönün!
Ve bu durumda; adalet simgesinin eline bir terazi değil de, para dolu bir torba konulsa düzenin adaletini daha iyi temsil etmez mi?
http://www.yuruyus.com/ww...ews.php?h_newsid=2982&
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar