bugün
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu32
- ese dezze16
- gülşen in memeleri14
- bitlis te oğluna filistin ismini koyan adam22
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı85
- sudekiray silik yesin kampanyası6
- kanunla korunan kişi3
- erlik6
- erdoğan'ın fon krizi açıklaması6
- fon soruşturmasında fatma betül sayan kaya3
- fatma betül sayan kaya'nın 25 bin liralık gözlüğü4
- hamas denince akla gelenler11
- müslüman5
- doçent maaşı vs işçi maaşı3
- akın gürlek ağabeyime yapılan saygısızlık2
- ben geldim naneler5
- ilk defa vurduracak kız heyecanı4
- hamileyken başka erkekle birlikte olan evli kadın8
- kim cha eon9
- miss turkey 2026 başvuruları3
- okuduklarımız nereye gidiyor2
- kartoncu chpden ilçe başkanıymış2
- ağlayarak muhallebi yemek2
- cimri erkeklerden kadınların nefret ettiği gerçeği10
- 20 yaşındaki gence 250 yıl hapis cezası verilmesi8
- kasım ayını romantizm vakti sanmak2
- miss universe 20266
- tanga üstüne dar kot pantolon giyen kadın5
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim31
- hızlı ve çok okumak3
- fatma betül sayan kaya'nın ifadeye çağrılması7
- hamlet'in mezarlık sahnesi3
- keçi sakallı ispanyol asilzadesini oynamak3
- tinto brass7
- afganistan2
- kablolu kulaklık2
- miss international 20262
- travestiden dayak yemek3
- mel mel bakan gibson tarzı entry girmek2
- sobaları hazırlayın7
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi6
- note aura silk ruj 07 classy nude2
- terapi niteliğindeki şeyler13
- bim vs a1013
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak12
- halen yapçek etçek gösterçem diye konuşan insan3
- eoka'nın amacı4
- sözlükte kim kimle sevgili27
- hüseyin aktepe2
- rusya olmasaydı türkistan kurulurdu5
Dilara'nın ölümü 'fırsat' ha?!
Dilara Dumrul, istanbul Bahçelievler'de kapağı açık bırakılmış bir rögar çukuruna düşüp öldüğünde 5 yaşındaydı.
Dilara'nın ölümü kaza da değildi, kader de! Düpedüz bir cinayetti. Yolda sürdürülen yapım çalışmaları sırasında, şirket gereken önlemleri almamış, belediye, işi verdiği şirketi yeterince denetlememişti. Yani Dilara'nın öldürülmesinin sorumluları da belliydi.
En tepedeki sorumlulara kimse ilişmedi. Fakat halkın tepkisini yatıştırmak için Güntek adlı şirketten iki kişi, "taksir ile ölüme sebebiyet vermek"ten tutuklandı.
Dilara'nın ölümüyle ilgili açılan dava, 3 Mayıs'ta Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Ve bu duruşmadan şaşırtıcı bir sonuç çıktı. Dilara'nın anne ve babasının şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle mahkeme de iki tutuklunun tahliyesine karar verdi.
Bu gelişme üzerine, ailenin şirketten aldıkları para karşılığında şikayetinden vazgeçmesi yorumları yapıldı. Ve bu ihtimal, burjuva basının manşetlerinde bile eleştirildi. Daha sonra aile para almadıklarını söyledi. Ki doğrusu da budur. Adalet, paraya satılamaz. Nitekim, Dilara öldüğü zaman annesi "Tazminat değil ceza istiyoruz" diyordu. Babası ise, "Benim Dilaram gitti, başka evlatlar gitmesin. Bu iş unutturulmasın" diyordu... Ne olduysa oldu ve Dilara'nın ailesi şikayetinden vazgeçti. Kızlarını bir kez de onlar gömdü rögar çukuruna.
Fakat meselenin daha ilginç ve önemli iki yanı daha vardı:
Birincisi; aile şikayetinden vazgeçmiş bile olsa, mahkemenin tutuklu sanıkları bırakmaması gerekirdi. Çünkü bu aynı zamanda bir "kamu davası"ydı ve ailenin şikayetinden vazgeçmesi, onların bir vatandaşın ölümüne yolaçmış olması suçunu ortadan kaldırmıyordu. Ailesinin para alıp almadığı tartışılırken, acaba arada "başka"ları da para almış olmasındı?!
ikincisi: Ailenin para alma ihtimali genelde kınanırken, burjuva basında bunu "doğal" görenler de vardı. Hatta doğal görmenin ötesine geçip, bunu aile için bir "fırsat" olarak gören de.. Şöyle yazdı bunlardan biri:
"Alçakça, haince, hayvanca bir ihmal yüzünden feci bir şekilde boğularak ölen Dilara'nın anne ve babasının davalarından vazgeçtiklerini öğrenince ben de kızmıştım ilk anda..
'Biz helalleştik' demişler, önlerine konan parayı alıp davalarından vaz geçtiklerini açıklarken.. Sonra bir daha düşündüm... Siz hiç fakir oldunuz mu?.. Sizin hiç önünüze, hayatınızda o güne kadar kazanmadığınız... bir para kondu mu?.
Hayatınızda ilk defa, yeni ve biçimli elbiseler giymek, hayatınızda ilk defa tencereye bol et koymak fırsatı geçti mi elinize?.
Ölen ölmüş, giden gitmiş. Dava kızınızı geri mi getirecek?.
Hayır.. Dilara'nın anne ve babasına kimsenin kızma hakkı yok.. Onlar hayat boyu belki de bir daha ellerine geçmeyecek bir fırsatı değerlendirdiler.." (Hıncal Uluç, Sabah, 8 Mayıs 2007)
Kafaya bakın. Eğer fakirseniz, onurdan, adaletten vazgeçebilirsiniz... Çocuğunuz mu ölmüş, boşverin adaleti, boşverin başka çocukların ölmesini engellemeyi, "fırsat" bu fırsat, köşeyi dönün!
Ve bu durumda; adalet simgesinin eline bir terazi değil de, para dolu bir torba konulsa düzenin adaletini daha iyi temsil etmez mi?
http://www.yuruyus.com/ww...ews.php?h_newsid=2982&
Dilara Dumrul, istanbul Bahçelievler'de kapağı açık bırakılmış bir rögar çukuruna düşüp öldüğünde 5 yaşındaydı.
Dilara'nın ölümü kaza da değildi, kader de! Düpedüz bir cinayetti. Yolda sürdürülen yapım çalışmaları sırasında, şirket gereken önlemleri almamış, belediye, işi verdiği şirketi yeterince denetlememişti. Yani Dilara'nın öldürülmesinin sorumluları da belliydi.
En tepedeki sorumlulara kimse ilişmedi. Fakat halkın tepkisini yatıştırmak için Güntek adlı şirketten iki kişi, "taksir ile ölüme sebebiyet vermek"ten tutuklandı.
Dilara'nın ölümüyle ilgili açılan dava, 3 Mayıs'ta Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Ve bu duruşmadan şaşırtıcı bir sonuç çıktı. Dilara'nın anne ve babasının şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle mahkeme de iki tutuklunun tahliyesine karar verdi.
Bu gelişme üzerine, ailenin şirketten aldıkları para karşılığında şikayetinden vazgeçmesi yorumları yapıldı. Ve bu ihtimal, burjuva basının manşetlerinde bile eleştirildi. Daha sonra aile para almadıklarını söyledi. Ki doğrusu da budur. Adalet, paraya satılamaz. Nitekim, Dilara öldüğü zaman annesi "Tazminat değil ceza istiyoruz" diyordu. Babası ise, "Benim Dilaram gitti, başka evlatlar gitmesin. Bu iş unutturulmasın" diyordu... Ne olduysa oldu ve Dilara'nın ailesi şikayetinden vazgeçti. Kızlarını bir kez de onlar gömdü rögar çukuruna.
Fakat meselenin daha ilginç ve önemli iki yanı daha vardı:
Birincisi; aile şikayetinden vazgeçmiş bile olsa, mahkemenin tutuklu sanıkları bırakmaması gerekirdi. Çünkü bu aynı zamanda bir "kamu davası"ydı ve ailenin şikayetinden vazgeçmesi, onların bir vatandaşın ölümüne yolaçmış olması suçunu ortadan kaldırmıyordu. Ailesinin para alıp almadığı tartışılırken, acaba arada "başka"ları da para almış olmasındı?!
ikincisi: Ailenin para alma ihtimali genelde kınanırken, burjuva basında bunu "doğal" görenler de vardı. Hatta doğal görmenin ötesine geçip, bunu aile için bir "fırsat" olarak gören de.. Şöyle yazdı bunlardan biri:
"Alçakça, haince, hayvanca bir ihmal yüzünden feci bir şekilde boğularak ölen Dilara'nın anne ve babasının davalarından vazgeçtiklerini öğrenince ben de kızmıştım ilk anda..
'Biz helalleştik' demişler, önlerine konan parayı alıp davalarından vaz geçtiklerini açıklarken.. Sonra bir daha düşündüm... Siz hiç fakir oldunuz mu?.. Sizin hiç önünüze, hayatınızda o güne kadar kazanmadığınız... bir para kondu mu?.
Hayatınızda ilk defa, yeni ve biçimli elbiseler giymek, hayatınızda ilk defa tencereye bol et koymak fırsatı geçti mi elinize?.
Ölen ölmüş, giden gitmiş. Dava kızınızı geri mi getirecek?.
Hayır.. Dilara'nın anne ve babasına kimsenin kızma hakkı yok.. Onlar hayat boyu belki de bir daha ellerine geçmeyecek bir fırsatı değerlendirdiler.." (Hıncal Uluç, Sabah, 8 Mayıs 2007)
Kafaya bakın. Eğer fakirseniz, onurdan, adaletten vazgeçebilirsiniz... Çocuğunuz mu ölmüş, boşverin adaleti, boşverin başka çocukların ölmesini engellemeyi, "fırsat" bu fırsat, köşeyi dönün!
Ve bu durumda; adalet simgesinin eline bir terazi değil de, para dolu bir torba konulsa düzenin adaletini daha iyi temsil etmez mi?
http://www.yuruyus.com/ww...ews.php?h_newsid=2982&
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar