bugün
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri48
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı29
- claudian clouds33
- sözlük kızlarının kekleri24
- uludağ itiraf19
- yaşanmamışların yası6
- buzdolabının kapağını açıp boş boş bakmak5
- yazarların akşam yemekleri6
- cok da abartmaya gerek uok6
- insan ne ister5
- arkadaşlar ben olmasam ne yaparsınız7
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği7
- en iyi vampir filmi4
- anın görüntüsü25
- gocu'nun tınlamıyorım deyip yan hesaba geçmesi7
- meriç dükalığı8
- islamda namaz yoktur30
- cumartesi gecesi sıkıcılığı4
- gece sokak kedileri tarafından saldırılmak4
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- kadınlar7
- true'nun engelli olması6
- sevdiğiniz yazarlar8
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- okan buruk9
- fusya semsiyeli yabanci22
- dantelli sütyen takan erkek12
- kürdistan10
- okulda zil sesinin felsefi anlamı3
- sarapci koala hatayi33
- en iyi kurt adam filmi3
- ölümden korkuyor musunuz17
- sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız7
- allah11
- başkalarının istediği gibi yaşamak4
- sözlükte kimin idamına evet dersiniz6
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek15
- günün sözü16
- sözlük yazarlarının gerçek adları40
- kültür2
- sözlük yazarlarının kombinleri18
- kuran2
- intothenirvana2
- ekşi sözlükteki entrymin 4256 artı oy alması7
- tai lung8
- true ve g'i l d'e d l'i l y birlikteliği4
- yesene beni diyen kız9
- true ile tatlı sert3
- gecenin şarkısı10
- sözlüğün ölü gibi olması5
Dilara'nın ölümü 'fırsat' ha?!
Dilara Dumrul, istanbul Bahçelievler'de kapağı açık bırakılmış bir rögar çukuruna düşüp öldüğünde 5 yaşındaydı.
Dilara'nın ölümü kaza da değildi, kader de! Düpedüz bir cinayetti. Yolda sürdürülen yapım çalışmaları sırasında, şirket gereken önlemleri almamış, belediye, işi verdiği şirketi yeterince denetlememişti. Yani Dilara'nın öldürülmesinin sorumluları da belliydi.
En tepedeki sorumlulara kimse ilişmedi. Fakat halkın tepkisini yatıştırmak için Güntek adlı şirketten iki kişi, "taksir ile ölüme sebebiyet vermek"ten tutuklandı.
Dilara'nın ölümüyle ilgili açılan dava, 3 Mayıs'ta Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Ve bu duruşmadan şaşırtıcı bir sonuç çıktı. Dilara'nın anne ve babasının şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle mahkeme de iki tutuklunun tahliyesine karar verdi.
Bu gelişme üzerine, ailenin şirketten aldıkları para karşılığında şikayetinden vazgeçmesi yorumları yapıldı. Ve bu ihtimal, burjuva basının manşetlerinde bile eleştirildi. Daha sonra aile para almadıklarını söyledi. Ki doğrusu da budur. Adalet, paraya satılamaz. Nitekim, Dilara öldüğü zaman annesi "Tazminat değil ceza istiyoruz" diyordu. Babası ise, "Benim Dilaram gitti, başka evlatlar gitmesin. Bu iş unutturulmasın" diyordu... Ne olduysa oldu ve Dilara'nın ailesi şikayetinden vazgeçti. Kızlarını bir kez de onlar gömdü rögar çukuruna.
Fakat meselenin daha ilginç ve önemli iki yanı daha vardı:
Birincisi; aile şikayetinden vazgeçmiş bile olsa, mahkemenin tutuklu sanıkları bırakmaması gerekirdi. Çünkü bu aynı zamanda bir "kamu davası"ydı ve ailenin şikayetinden vazgeçmesi, onların bir vatandaşın ölümüne yolaçmış olması suçunu ortadan kaldırmıyordu. Ailesinin para alıp almadığı tartışılırken, acaba arada "başka"ları da para almış olmasındı?!
ikincisi: Ailenin para alma ihtimali genelde kınanırken, burjuva basında bunu "doğal" görenler de vardı. Hatta doğal görmenin ötesine geçip, bunu aile için bir "fırsat" olarak gören de.. Şöyle yazdı bunlardan biri:
"Alçakça, haince, hayvanca bir ihmal yüzünden feci bir şekilde boğularak ölen Dilara'nın anne ve babasının davalarından vazgeçtiklerini öğrenince ben de kızmıştım ilk anda..
'Biz helalleştik' demişler, önlerine konan parayı alıp davalarından vaz geçtiklerini açıklarken.. Sonra bir daha düşündüm... Siz hiç fakir oldunuz mu?.. Sizin hiç önünüze, hayatınızda o güne kadar kazanmadığınız... bir para kondu mu?.
Hayatınızda ilk defa, yeni ve biçimli elbiseler giymek, hayatınızda ilk defa tencereye bol et koymak fırsatı geçti mi elinize?.
Ölen ölmüş, giden gitmiş. Dava kızınızı geri mi getirecek?.
Hayır.. Dilara'nın anne ve babasına kimsenin kızma hakkı yok.. Onlar hayat boyu belki de bir daha ellerine geçmeyecek bir fırsatı değerlendirdiler.." (Hıncal Uluç, Sabah, 8 Mayıs 2007)
Kafaya bakın. Eğer fakirseniz, onurdan, adaletten vazgeçebilirsiniz... Çocuğunuz mu ölmüş, boşverin adaleti, boşverin başka çocukların ölmesini engellemeyi, "fırsat" bu fırsat, köşeyi dönün!
Ve bu durumda; adalet simgesinin eline bir terazi değil de, para dolu bir torba konulsa düzenin adaletini daha iyi temsil etmez mi?
http://www.yuruyus.com/ww...ews.php?h_newsid=2982&
Dilara Dumrul, istanbul Bahçelievler'de kapağı açık bırakılmış bir rögar çukuruna düşüp öldüğünde 5 yaşındaydı.
Dilara'nın ölümü kaza da değildi, kader de! Düpedüz bir cinayetti. Yolda sürdürülen yapım çalışmaları sırasında, şirket gereken önlemleri almamış, belediye, işi verdiği şirketi yeterince denetlememişti. Yani Dilara'nın öldürülmesinin sorumluları da belliydi.
En tepedeki sorumlulara kimse ilişmedi. Fakat halkın tepkisini yatıştırmak için Güntek adlı şirketten iki kişi, "taksir ile ölüme sebebiyet vermek"ten tutuklandı.
Dilara'nın ölümüyle ilgili açılan dava, 3 Mayıs'ta Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Ve bu duruşmadan şaşırtıcı bir sonuç çıktı. Dilara'nın anne ve babasının şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle mahkeme de iki tutuklunun tahliyesine karar verdi.
Bu gelişme üzerine, ailenin şirketten aldıkları para karşılığında şikayetinden vazgeçmesi yorumları yapıldı. Ve bu ihtimal, burjuva basının manşetlerinde bile eleştirildi. Daha sonra aile para almadıklarını söyledi. Ki doğrusu da budur. Adalet, paraya satılamaz. Nitekim, Dilara öldüğü zaman annesi "Tazminat değil ceza istiyoruz" diyordu. Babası ise, "Benim Dilaram gitti, başka evlatlar gitmesin. Bu iş unutturulmasın" diyordu... Ne olduysa oldu ve Dilara'nın ailesi şikayetinden vazgeçti. Kızlarını bir kez de onlar gömdü rögar çukuruna.
Fakat meselenin daha ilginç ve önemli iki yanı daha vardı:
Birincisi; aile şikayetinden vazgeçmiş bile olsa, mahkemenin tutuklu sanıkları bırakmaması gerekirdi. Çünkü bu aynı zamanda bir "kamu davası"ydı ve ailenin şikayetinden vazgeçmesi, onların bir vatandaşın ölümüne yolaçmış olması suçunu ortadan kaldırmıyordu. Ailesinin para alıp almadığı tartışılırken, acaba arada "başka"ları da para almış olmasındı?!
ikincisi: Ailenin para alma ihtimali genelde kınanırken, burjuva basında bunu "doğal" görenler de vardı. Hatta doğal görmenin ötesine geçip, bunu aile için bir "fırsat" olarak gören de.. Şöyle yazdı bunlardan biri:
"Alçakça, haince, hayvanca bir ihmal yüzünden feci bir şekilde boğularak ölen Dilara'nın anne ve babasının davalarından vazgeçtiklerini öğrenince ben de kızmıştım ilk anda..
'Biz helalleştik' demişler, önlerine konan parayı alıp davalarından vaz geçtiklerini açıklarken.. Sonra bir daha düşündüm... Siz hiç fakir oldunuz mu?.. Sizin hiç önünüze, hayatınızda o güne kadar kazanmadığınız... bir para kondu mu?.
Hayatınızda ilk defa, yeni ve biçimli elbiseler giymek, hayatınızda ilk defa tencereye bol et koymak fırsatı geçti mi elinize?.
Ölen ölmüş, giden gitmiş. Dava kızınızı geri mi getirecek?.
Hayır.. Dilara'nın anne ve babasına kimsenin kızma hakkı yok.. Onlar hayat boyu belki de bir daha ellerine geçmeyecek bir fırsatı değerlendirdiler.." (Hıncal Uluç, Sabah, 8 Mayıs 2007)
Kafaya bakın. Eğer fakirseniz, onurdan, adaletten vazgeçebilirsiniz... Çocuğunuz mu ölmüş, boşverin adaleti, boşverin başka çocukların ölmesini engellemeyi, "fırsat" bu fırsat, köşeyi dönün!
Ve bu durumda; adalet simgesinin eline bir terazi değil de, para dolu bir torba konulsa düzenin adaletini daha iyi temsil etmez mi?
http://www.yuruyus.com/ww...ews.php?h_newsid=2982&
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar