bugün

charles bukowski

postane hariç tüm romanlarını okumuştum lisedeyken, elimde olsa şimdi postane'yi de okurdum. önce factotum ile başlamıştım, tamamen tesadüf eseri. nasıl bir kitap olduğundan haberim bile yoktu. arka kapağında factotum'un anlamı anlatılıyordu. latince "işçi" gibi bir şeydi. felsefeyle ilgiliydim o zamanlar, latince görünce açtım daldım okumaya. ne içki içen bir tipim, ne kızlarla muhabbeti olan. uzaktan sevici, bir izleyici ve sessiz biriyim; daha tüyüm bitmemiş. lise 1-2 falan. okumaya başladım işte. elemanımız henry chinaski, hapisaneye düşmüş bir şekilde. babası gelip kefalet ücretini ödeyip çıkartıyor. babasıyla tartışıyorlar, gazetecilik okuyormuş sanırım ki romanlarında hayatını anlattığına göre, postane kitabının devamı oluyor bu roman. elemanımız türlü işlere girerek, hayatını idame ettirmeye çalışıyor. bira, sigara parasını çıkarsa yetiyor. çirkin olduğu kadar küstah da olan bu karakterin hayatı umursamazlığına ergen hâlimle hayran kalmış olsam da hayranlığımı olabildiğince olgun şu hâlimle bile sürdürüyorum. ne yazıktır ki tam hatırlamıyorum bile... vakit bulursam tekrar okumak isteyeceğim insanlardan biri ama bukowski. factotum'dan sonra kendisi hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalışıyorum ve ekmek arası kitabını keşfediyorum. hayatımın en depresif dönemlerinden birini yaşarken bu kitabın arka kapak yazısı benim için en kutsal kitaptan daha kutsal ve anlamlı bir hâle geliyor. kitapta çocukluğunu ve gençliğini anlatan henry'ye içten içe hayranlığım artarken, depresifliğim yerini umursamazlığa bırakıyor. sigaraya da bu dönemlerde başlamışımdır. henry'nin hayatını okurken, hâlihazırda bir yaşam yaşamış gibi doygunluğa ulaşmış ve yakında ölürüm tekrar acıkmadan deyip intihar senaryoları hazırlamışımdır. ama henry kadar umursamaz ve hayata tutunma azmine sahip olmadığım gibi ölümden korkmadığım hâlde, ailemle aram o'nun kadar kötü olmadığı için arkamda bırakma düşüncesi içime dert olmuştur. daha sonra ise muhabbeti dönerken bir arkadaşımda kadınlar romanının olduğunu öğrenmiş ve onu da ödünç alıp okumuş, pek aşk denemeyecek olsa da, kendisini uğraştıran kadınlardan nasibimi almış ve sanki lanet bir yemin etmiş gibi henüz sevgililik müessesesinden içeri atmamış olduğum adımımı beter bir şekilde daha da uzaklara yönlendirmişimdir. kendisi kamışını soba borularının içerisinde ısıtmaktan zevk alsa da ben bu zevki ne yazık ki tatmamakla beraber, çileli bulmaktayım. gel zaman, git zaman kendisinden uzaklaşmışımdır. hâlen daha umursamazlığım belirli bir seviyenin üzerine çok çıkmadan yahut da bu seviyenin altına çok düşmeden varlığını sürdürürken, ben olaylardan uzakta naçiz yaşamımı arada bir çirkefleşerek ve mütemadiyen uzaklaşarak yaşamaya devam etmekteyim... pis moruktan pis olmak dışında ders almamış gibiyim.
© copyright 2005 - 2026