bugün
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı74
- o 8 0 diyen biri vardı3
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar13
- devleti soymak milleti soymaktan iyidir2
- arabada sakso4
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim25
- sözlükte kim kimle sevgili27
- abd ara seçimlerinin f35 ve caatsa'ya etkisi2
- israil'in gazze de çadıra hava saldırısı2
- fenerbahçeli yazarlar8
- febelilerin herşeyi abartması3
- nervio43
- terapi niteliğindeki şeyler8
- iyi menemenin sırrı7
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- sözlüğün en şık erkeği12
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik4
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- kadınların yaptığı en büyük hata9
- iyi memenin sırrı7
- galatasaray taraftarı2
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- kale3112 ifşa8
- almanca bilmek5
- tarihin en kötü liverpollunu yenmek2
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok6
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı13
- siyah sütyen5
- arkadaşlar bi bakar mısınız9
- güzel bir kız nasıl tavlanır6
- passatı olan erkek6
- giresunlu kızlar6
- 8 haziran 2016 sözlükte yaşanan ifşa skandalı7
- muslettin amca14
- kız sanılan ama erkek çıkan poposu güzel yazar6
- meme4
- balık yemeye yunanistan'a giden sözlük yazarı7
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- sözlük klasikleri12
- aleksey batrakov27
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız7
- sözlük kürdü55
- anın görüntüsü32
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler5
- aşk9
- bütün gün giyilmiş sıcacık kadın botu kokusu8
- engineer288
- ese dezze8
öznelerimiz sanıldığı kadar yalnız değildir.
DERiN DERiM
Aylardan Ağustostu.
Sıcak hava, kriminolojik açıdan suç işleme eğilimini artırıcı bir faktördü. Bir yılan, kendinden katbekat büyük bir eşref-i mahlukatla, çalı çırpıya uzak bir beton zeminde baş başaydı.
Sığınılacak bir limanın kalmadığının farkında, çaresizlik halindeydi ve işin kötüsü, böyle zamanlarda, sürüngenliğin doğal soğukkanlılığı fayda etmiyordu.
Yüreği ağzından çıkmak üzereyken, yılanın yaşadığı durumdan keyif alan eşref-i mahlukat, aklında, babasının çok küçükken ona söyledikleri, adeta çıldırtan bir sakinlikle hareket ediyordu: Aç kalma sakın, avlan.
Avının gözlerinin içine baka baka Yiyeceğinden fazla avlan... insanlar hariç tüm canlılar, sen onları yiyesin diye varlar... Gün gelecek insanları da yiyeceğiz ama zamanı var, daha değil Sakın acıma, yoksa acınacak hale düşersin. Senin tek amacın para ve daha çok para olmalı.
Küçüktü, saftı, buz kadar lekesiz, kar kadar temizdi, aklı ermezdi, bilemezdi vicdanı içinden yükselen bir ses duymuştu aslında ama bunları söylemeye kalkınca, Yok öyle bir şey, nerden duyuyorsun böyle anlamsız şeyleri! diye bağırmıştı kulağına Nuhun gemisine, insan diye alınmayacak o sevimsiz adam
istekleri vardı, yapması gerekenler belliydi ama kolunu bile kıpırdatamıyordu nedense.
Yılan hareketlenmişti Kaçacak gibi oldu ve avcı birden kontrolden çıktı
Vücudunun bir yerine, azıcık büyük bir kıymık batsa acıdan ağlayan ama üzerindeki kürk gerçek mi diye sorduğunda, imitasyon cevabını alırsa dudak büken eşref-i mahlukatın, deriye ihtiyacı vardı.
Üstüne vazife olan işler, hakkıyla yerine getirilmeliydi. Bu vazifenin birimi, kilogramdı.
Tek hamle!
Sürüngenin kuyruğu ile gövdesinin birleştiği yerden acı fışkırdı
Yılan, eli ayağı olmamasına rağmen, yarım düzine teknik kullandı... Son bir ümitle, sürüm sürüm sürünüyordu...
Düzinelerce kas ve yaklaşık dört yüz omura sahip yılan, kendini bir çalının arkasına zar zor attı.
Acının şiddetiyle kıvrandı ve arkasına dönüp baktı Avcı hala betondaydı Kalite kontrolü yapıyordu.
Oysa yılan, hatayı hiç kimsenin bakmadığı yerlerde aramaktaydı Standartlar doğrultusunda ilerlemeyen bir canlıydı.
Yılana da bir takım öğütler vermişti büyükleri:
Aslında biz insana en yakın canlılarız. Görünüşümüz benzemese de, kalp yapımız hemen hemen aynıdır, bu yüzden onlara zarar vermemeye çalış.
Merak edip sormuştu:
Üzerime basmak isterlerse? Bana tuzak kurarlarsa?
O zaman al canını evladım. Bu yüzden ölmüşlerimizin derileri kıymetlidir.
Yılan kuyruğundaki acıyla, arkasına döndü.
Yok! Kuyruğu yok... Şaşkınlığı, acısından büyüktü
Başladı son nefesini beklemeye... Ancak korktuğu olmadı. Nefesi kesilmedi.
Yarası deride değil, derindeydi.
Ve kaldığı yerden sürünmeye devam etti...
DERiN DERiM
Aylardan Ağustostu.
Sıcak hava, kriminolojik açıdan suç işleme eğilimini artırıcı bir faktördü. Bir yılan, kendinden katbekat büyük bir eşref-i mahlukatla, çalı çırpıya uzak bir beton zeminde baş başaydı.
Sığınılacak bir limanın kalmadığının farkında, çaresizlik halindeydi ve işin kötüsü, böyle zamanlarda, sürüngenliğin doğal soğukkanlılığı fayda etmiyordu.
Yüreği ağzından çıkmak üzereyken, yılanın yaşadığı durumdan keyif alan eşref-i mahlukat, aklında, babasının çok küçükken ona söyledikleri, adeta çıldırtan bir sakinlikle hareket ediyordu: Aç kalma sakın, avlan.
Avının gözlerinin içine baka baka Yiyeceğinden fazla avlan... insanlar hariç tüm canlılar, sen onları yiyesin diye varlar... Gün gelecek insanları da yiyeceğiz ama zamanı var, daha değil Sakın acıma, yoksa acınacak hale düşersin. Senin tek amacın para ve daha çok para olmalı.
Küçüktü, saftı, buz kadar lekesiz, kar kadar temizdi, aklı ermezdi, bilemezdi vicdanı içinden yükselen bir ses duymuştu aslında ama bunları söylemeye kalkınca, Yok öyle bir şey, nerden duyuyorsun böyle anlamsız şeyleri! diye bağırmıştı kulağına Nuhun gemisine, insan diye alınmayacak o sevimsiz adam
istekleri vardı, yapması gerekenler belliydi ama kolunu bile kıpırdatamıyordu nedense.
Yılan hareketlenmişti Kaçacak gibi oldu ve avcı birden kontrolden çıktı
Vücudunun bir yerine, azıcık büyük bir kıymık batsa acıdan ağlayan ama üzerindeki kürk gerçek mi diye sorduğunda, imitasyon cevabını alırsa dudak büken eşref-i mahlukatın, deriye ihtiyacı vardı.
Üstüne vazife olan işler, hakkıyla yerine getirilmeliydi. Bu vazifenin birimi, kilogramdı.
Tek hamle!
Sürüngenin kuyruğu ile gövdesinin birleştiği yerden acı fışkırdı
Yılan, eli ayağı olmamasına rağmen, yarım düzine teknik kullandı... Son bir ümitle, sürüm sürüm sürünüyordu...
Düzinelerce kas ve yaklaşık dört yüz omura sahip yılan, kendini bir çalının arkasına zar zor attı.
Acının şiddetiyle kıvrandı ve arkasına dönüp baktı Avcı hala betondaydı Kalite kontrolü yapıyordu.
Oysa yılan, hatayı hiç kimsenin bakmadığı yerlerde aramaktaydı Standartlar doğrultusunda ilerlemeyen bir canlıydı.
Yılana da bir takım öğütler vermişti büyükleri:
Aslında biz insana en yakın canlılarız. Görünüşümüz benzemese de, kalp yapımız hemen hemen aynıdır, bu yüzden onlara zarar vermemeye çalış.
Merak edip sormuştu:
Üzerime basmak isterlerse? Bana tuzak kurarlarsa?
O zaman al canını evladım. Bu yüzden ölmüşlerimizin derileri kıymetlidir.
Yılan kuyruğundaki acıyla, arkasına döndü.
Yok! Kuyruğu yok... Şaşkınlığı, acısından büyüktü
Başladı son nefesini beklemeye... Ancak korktuğu olmadı. Nefesi kesilmedi.
Yarası deride değil, derindeydi.
Ve kaldığı yerden sürünmeye devam etti...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar