bugün

bulbulce ve kargaca

ÇOK sevdiğim için arada sırada yinelemekten kendimi alamadığım ünlü bir sözü var François Coppee'nin:
- Söylemeye gerek yok, insanlık biraz dangalaktır, diyor.
Binlerce yapıtın gözden geçirilmesiyle, uzun uğraşlar sonucu hazırlanmış ilginç bir kitap var bende. Adı "Dangalaklık Lügati".
Coppee'nin sözünü de üstüne yazmışlar lügatin.
"Dangalaklık Lügati"ni ne zaman karıştırsam, güle güle bir hal oluyorum ve insanlık tarihinin derinliklerinden gelen dangalaklık örneklerini, okuyucularla da hemen paylaşmak istiyorum.
***
Ortaçağlarda dünyanın bir de arka yüzü bulunduğunu ve orada yaşayanların, bizimkiyle taban tabana zıt bir görüntüde olduklarını iddia edenler çıkıyordu.
Bu iddiayı eleştiren papaz Lactance, "De opificio del" adlı yapıtında şöyle diyormuş:
"Ekin tarlalarının, ağaçların ve hayvanların başları yerde olarak büyüdüklerini ve dünyanın öteki yüzündeki insanların, ayaklarının başlarından daha yukarıda olduğunu sanacak kadar Tanrı'ya ters düşen kişilerin çıkabileceğine inanma olasılığı yoktur..."
Sekizinci yüzyılda Boniface adında bir büyük papazla, Papa'nın Zacharie adındaki bir temsilcisi; Vigile, yahut Virgile adındaki bir başka büyük papazı, bizimkiyle taban tabana zıt görüntüde bir yaşamın daha bulunduğunu savunduğu için, kafir olmakla suçlamışlar ve kendisini mahkum etmişler.
***
1865'te Desdouits "Astronomiye Başlama Dersleri" adlı yapıtında, duruma açıklık getirerek şöyle diyormuş:
"Virgile adlı büyük papazın suçlanması, 'bizimkiyle taban tabana zıt bir yaşamın daha olduğunu' savunmakla ilgili değildir. Kendisini mahkum eden kilise kararında, Virgile adlı büyük papazın dünya üstünde Adem ile Havva'dan gelmeyen daha başka insanların da yaşadığını söylediği için suçlandığı belirtilmektedir.
Bunu söylemek de suçtur ama 'Taban tabana zıt bir yaşamın daha olduğu' iddiasıyla hiçbir ilgisi yoktur."
***
1757 - 1811 yılları arasında yaşamış olan ünlü avcı ve doğa bilimcisi Doktor Jean - Mathieu Bechstein, yirmi beş cildi tutan yapıtlarında kuşların kendi aralarında konuştuğunu ileri sürüyor ve bülbülceye şu örneği veriyormuş:
Tluu, tluu, tluu, tluu
Şpe, tlu, tokou
Tlo tlo tlotlo
Kuutlu, kuutlu, kuutlu, kuutlu
Ckuo, ckuo, ckuo, ckuo
Tsli, tsli, tsli, tsli, tsli, tsli, tsli, tsli, tsli, teil
Kuoror, tlu. Çkuo pipitskuisi
Kuoror, tlu. Tskua, pipitskulsi
Tso, tso, tso, tso, tso, tso, tso, tso, tso, tso, tso, tso, tso, tso, tso, Çirading...
Bülbülce uzayıp gidiyor...
Dupont de Nemours adlı bilgin ise bülbülceyi düz dille şöyle aktarmış:
Uyu uyu uyu uyu tatlı sevgili
Sevgili sevgili
Sevgili sevgili
Tatlılar tatlısı güzeller güzeli
Uyu severek
Uyu üstlerini örterek
Bizim miniciklerin, miniciklerin miniciklerin...
Cici minikçiklerin, minicik cicilerin...
***
Aynı araştırıcı kargaca üstündeki araştırmalarında ise kargacayı şöyle saptamış:
Kra, kre, kro, kron, kronon
Gras, gres, gros, grons, gronones
Krae, krea, krae, krona, grones
Krao, kreo, krone, gronas
Kraon, kreo, kroo, krono, gronos...
Kargacanın düz dile çevirisi şöyle:
"Orada, burada, sağda, solda, ileri, dur, dikkat et, silahlı adam, soğuk, sıcak, gitmek, seni seviyorum, ben de seni, bir yuva."
Yirmi beş sözcükle konuşuyormuş kargalar... Bu da yetiyormuş onlara...
***
Köpekçede yalnız sesli harfler varmış. Ama kızdıkları zamanlar g ve z sessizlerini de kullanıyorlarmış.
Kediler, köpeklerin kullandığı seslileri kullanıyor, ayrıca altı tane de sessiz harf kullanıyorlarmış: m, n, g, r, v, f...
***
1510 - 1590 yılları arasında yaşamış olan Ambroise Pare de kurtla koyunun öldükten sonra bile anlaşmazlıklarını sürdürdüklerine inanıyor. "Hayvanlar Üstünde Çalışma" adlı yapıtında şöyle diyor:
"Biri kurt pöstekisinden, öteki koyun pöstekisinden iki davul yapılsa, ikisi de bir arada çalınınca, koyun pöstekisinin sesi çok zor duyulur.
Yaylı sazlardan herhangi birinin telleri de kurtla koyun pöstekisi kökenliyse, çalgının akordu olanaksızlaşır..."
***
On yedinci yüzyılda yayımlanan bir kitapta da "Dünyayı yaratmadan önce Tanrı ne işle uğraşıyordu?" sorusu inceleniyor...
Sanırız:
- Dünyayı yaratırken Türkleri de yaratayım mı, yaratmayayım mı diye düşünüyordu...
Çünkü bundan Türklerin mi, yoksa kendisinin mi pişman olacağını kestiremiyordu.
***
Şimdi yine bazı dostlar:
- Onca güncel ve önemli sorun dururken, "Dangalaklık Lügati"nden bize ne, diyeceklerdir...
Oysa "Dangalaklık Lügati" önemini ve güncelliğini her zaman sürdürmektedir... Bunun böyle olduğunun anlaşılması için, aradan üç yüz yıl daha geçmesine gerek yoktur.

çetin altan
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com