bugün
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz20
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- hangi yazarla çift olursunuz29
- üzülünce kime gidersiniz5
- sözlükte bile yalnız olmak10
- silvermist sözlükten gitmesin kampanyası9
- whatsapp telegram discord grupları sözlüğü bitirdi16
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı21
- ya bi siktirin gidin15
- sözlük çiftleştirme servisi11
- iyi geceler8
- erkeklerin sohbet muhabbet edememesi7
- nick vermeden bir yazara seslen13
- ulu sözlük telegram grubu12
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- roma imparatorluğu nun yıkılış nedeni3
- sözlük yazarlarının eski sevgiliyi unutma süresi11
- fon skandalı önergesini akp ve mhp'nin reddetmesi5
- parcalandim toparlanamiyorum317
- 2200 yılında nasıl görünürdüm4
- sözlükte sevgili yazar eksikliği9
- şapka takar mısınız12
- hesabı siliyorum sözlük bir şey diyor musun19
- arkadaşlar ben de hesabımı siliyorum11
- süpermarket dolabının arkasında 10 yıl ölü kalmak3
- sarapci koala hatayi13
- ismet gurbuz'ün tırnakları4
- bir erkeğe ilk adım nasıl atılır18
- bir bela geliyorun profil fotosu4
- istanbul12
- 2026 lisans kpss sonuçları8
- tomtom mahallesi2
- sözlükte eleştiri kaldıramayan küçük krallık19
- bakıp bakıp adım atmayan erkek17
- erkeklerin antidepresan kullanmaması3
- lübnan kızları4
- sümüklü böcek çiftleşmesi6
- bakalım erkeğim beni kıskanacak mı ergensiliği4
- vahşi kelebeğim3
- ucan tekme atan hipopotam43
- bana onu sormayin17
- roman karakteri olsaydınız hangisi olurdunuz16
- atilla taş'ın kızı hayatını kaybetti3
- bana sormadan niye entry siliyor bu yapay zeka2
- sezen taş7
- karton toblayan cocuga arkadan sımsıkı sarılmak5
- arkadaşlar sizce neyimi düşüreyim14
- ismet birader neden koşturmuyor sorunsalı2
- cemil tugay11
- evandro roncatto2
Evet o duygu sömürüsü yapan çakallardan birisi de benim babam...
7 aylıkken annesi ölmüş, 3 yaşında analığından öldüresiye yediği dayakla bir bacağı sakatlanmış, baba bir ana ayrı kardeşi ortaokulllara liselere yollanırken kendisi Eskişehir'in dağına çobanlık yapmaya gönderilmiş bir adam.
Eskişehir sinemalarında yer göstericilik yaparak ekmeğini kazanmaya çalışan, çirkin ördek yavrusu misali kendisinden utanan babasının evine bile sokulmadığı için sinemada yatıp kalkan bir adam.
Sakat bacağıyla 6 yıl kapıcılık yapan, sonra şans eseri girdiği şeker fabrikasında 25 yıl boyunca çalışmanın göt istediği bilmemkaçyüz derecelik şerbet kazanlarının, buhar makinalarının, kazan dairelerinin dibinde kelle koltukta ekmeğini çıkaran bir adam.
Emekli olduğunda aldığı üç kuruş ikramiyeyi hasta eşinin tedavisi için harcayıp dımdızlak ortada kalan bir adam.
Kendi şerefsiz sülalesinden hayır gelmeyeceğini görüp eşinin memleketine * yerleşen, kayınpederinin oturması için verdiği evden, bir süre sonra kapıya gelen bir şopar kılıklı bir herifin ''Bu ev benim artık, kayınpederin kumarda kaybetti, bir ay içinde çıkın'' sözü ile çıkarılan bir adam.
Evini geçindirip üç evladını okutabilmek için elin memleketinde ilerlemiş yaşına ve sakat bacağına rağmen lahmacun satan, fındık satan, tuvalet yıkayan, meyhanelerde bulaşıkçılık yapan bir adam.
Her yıl Eylül ayında çocuklarının okul kitaplarını veresiye alabilmek için kırtasiyecilere yalvaran bir adam. her eylül ayında babamla kırtasiye kırtasiye gezerdik veresiye kitap için... büyüdük, üniversiteye başladık, bu sefer de yurt bulma, harç parası denkleştirme gibi çileleri çekerdim. aylardan yine eylüldü. o yüzden hep nefret ettim eylüllerden, hala da sevmem.
Bizim iç Anadolu'nun göt donduran ayazında yakacak odun kömür alamayıp, çocuklar üşümesin diye evdeki koltuğu sehpayı kırıp yakan bir adamdı benim babam.
Garibimin bize yaşatabildiği tek lüks, maaşını aldığında eve getirdiği meyve ve tatlılardı. Siz yumurtayı kahvaltıda yersiniz, biz ikindi vakti öğle ve akşam niyetine yerdik. Yumurtanın beyazından nefret ettiğim halde mecburen yerdim, çünkü beyazı yememenin alternatifi açlıktı, ayrıca soyadım unakıtan olmadığı için likit yumurtadan falan da habersizdim. ''Rabbi clevaland diyen'' yavşaklar sağolsun, dünya gözüyle onu da gördük...
Bu adam şu an 22 yıllık emekli ve aldığı maaş 900 lira bebeğim... o maaşı da çekebilmek için sabahın 3'ünde banka kuyruğuna girerdi bir zamanlar. o kadar girme derdik, yine girerdi, sabahın 2'sinde kalkar, özene bezene giyinir yola çıkardı. Çok sonraları anladık bu şevkinin sebebini. Her ay sıraya gire gire birbiriyle iyice ahbap olan emekliler, aralarında sıra numarası dağıtmak için babamı görevlendirmişler, yani bir nevi çavuşları yapmışlardı. bacağı sebebiyle askere bile alınmayan babam için muhteşem bir şeydi bu. askere gitmeden çavuş olmuştu garibim... Şevkinin kaynağı buydu. artık o da kalmadı. çünkü yürümekte çok zorlanıyor. maaşını ben gidip çekiyorum. birkaç yıldır evden çıkamıyor. köşesine çekildi, her şeyi bıraktı, hayat yendi sonunda babamı. bütün gün sadece oturup düşünüyor ve Allah gecinden versin, öleceği günü bekliyor.
Ve inan ki bu onurlu adamın bana alabildiği taşıt aracı araba ya da gemicik değil, sadece Bisan Atlas marka 18 vites beyaz bisikletti, mantığını yediğim arkadaşım...
Her zaman geçinemiyorum derdi, hala da aynı şeyi söylüyor, muhtemelen söylemeye de devam edecek. Çünkü ne kendisi, ne de iki oğlu badem bıyıklı değil, genelleme düşkünü kardeşim... Bir oğlu parasızlıktan formasyon bile alamamış bir öğretmen adayı. eve 2 kuruş faydam olsun diye askerde yedek subay olmak için elinden geleni yaptı. kendisi şu an Kıbrıs'ın dağındaki bir kışlada milyon tane rütbeli şerefsizin ağız kokusunu çeken bir asteğmen. diğeri de gurbette sadece burslarıyla okuyan, bursları olmasa okuyamayacak durumda olan bir öğrenci.
''Onca sene çalışıp kazandığı para'' da o zamanların Eskişehir'inde sadece mutfağı fareli etrafı çingeneli boktan bir kulübe eskisi almaya yetiyordu, sosyal güvenlik gurusu dostum...
Gördüğünüz gibi sevgili okurlar, babam bu duygu sömürüsü işinden çok iyi anlayan bir çakaldır. Bu sayfaları kendisine okutmak isterdim ama sinirlenince ağzını çok fena bozuyor...
7 aylıkken annesi ölmüş, 3 yaşında analığından öldüresiye yediği dayakla bir bacağı sakatlanmış, baba bir ana ayrı kardeşi ortaokulllara liselere yollanırken kendisi Eskişehir'in dağına çobanlık yapmaya gönderilmiş bir adam.
Eskişehir sinemalarında yer göstericilik yaparak ekmeğini kazanmaya çalışan, çirkin ördek yavrusu misali kendisinden utanan babasının evine bile sokulmadığı için sinemada yatıp kalkan bir adam.
Sakat bacağıyla 6 yıl kapıcılık yapan, sonra şans eseri girdiği şeker fabrikasında 25 yıl boyunca çalışmanın göt istediği bilmemkaçyüz derecelik şerbet kazanlarının, buhar makinalarının, kazan dairelerinin dibinde kelle koltukta ekmeğini çıkaran bir adam.
Emekli olduğunda aldığı üç kuruş ikramiyeyi hasta eşinin tedavisi için harcayıp dımdızlak ortada kalan bir adam.
Kendi şerefsiz sülalesinden hayır gelmeyeceğini görüp eşinin memleketine * yerleşen, kayınpederinin oturması için verdiği evden, bir süre sonra kapıya gelen bir şopar kılıklı bir herifin ''Bu ev benim artık, kayınpederin kumarda kaybetti, bir ay içinde çıkın'' sözü ile çıkarılan bir adam.
Evini geçindirip üç evladını okutabilmek için elin memleketinde ilerlemiş yaşına ve sakat bacağına rağmen lahmacun satan, fındık satan, tuvalet yıkayan, meyhanelerde bulaşıkçılık yapan bir adam.
Her yıl Eylül ayında çocuklarının okul kitaplarını veresiye alabilmek için kırtasiyecilere yalvaran bir adam. her eylül ayında babamla kırtasiye kırtasiye gezerdik veresiye kitap için... büyüdük, üniversiteye başladık, bu sefer de yurt bulma, harç parası denkleştirme gibi çileleri çekerdim. aylardan yine eylüldü. o yüzden hep nefret ettim eylüllerden, hala da sevmem.
Bizim iç Anadolu'nun göt donduran ayazında yakacak odun kömür alamayıp, çocuklar üşümesin diye evdeki koltuğu sehpayı kırıp yakan bir adamdı benim babam.
Garibimin bize yaşatabildiği tek lüks, maaşını aldığında eve getirdiği meyve ve tatlılardı. Siz yumurtayı kahvaltıda yersiniz, biz ikindi vakti öğle ve akşam niyetine yerdik. Yumurtanın beyazından nefret ettiğim halde mecburen yerdim, çünkü beyazı yememenin alternatifi açlıktı, ayrıca soyadım unakıtan olmadığı için likit yumurtadan falan da habersizdim. ''Rabbi clevaland diyen'' yavşaklar sağolsun, dünya gözüyle onu da gördük...
Bu adam şu an 22 yıllık emekli ve aldığı maaş 900 lira bebeğim... o maaşı da çekebilmek için sabahın 3'ünde banka kuyruğuna girerdi bir zamanlar. o kadar girme derdik, yine girerdi, sabahın 2'sinde kalkar, özene bezene giyinir yola çıkardı. Çok sonraları anladık bu şevkinin sebebini. Her ay sıraya gire gire birbiriyle iyice ahbap olan emekliler, aralarında sıra numarası dağıtmak için babamı görevlendirmişler, yani bir nevi çavuşları yapmışlardı. bacağı sebebiyle askere bile alınmayan babam için muhteşem bir şeydi bu. askere gitmeden çavuş olmuştu garibim... Şevkinin kaynağı buydu. artık o da kalmadı. çünkü yürümekte çok zorlanıyor. maaşını ben gidip çekiyorum. birkaç yıldır evden çıkamıyor. köşesine çekildi, her şeyi bıraktı, hayat yendi sonunda babamı. bütün gün sadece oturup düşünüyor ve Allah gecinden versin, öleceği günü bekliyor.
Ve inan ki bu onurlu adamın bana alabildiği taşıt aracı araba ya da gemicik değil, sadece Bisan Atlas marka 18 vites beyaz bisikletti, mantığını yediğim arkadaşım...
Her zaman geçinemiyorum derdi, hala da aynı şeyi söylüyor, muhtemelen söylemeye de devam edecek. Çünkü ne kendisi, ne de iki oğlu badem bıyıklı değil, genelleme düşkünü kardeşim... Bir oğlu parasızlıktan formasyon bile alamamış bir öğretmen adayı. eve 2 kuruş faydam olsun diye askerde yedek subay olmak için elinden geleni yaptı. kendisi şu an Kıbrıs'ın dağındaki bir kışlada milyon tane rütbeli şerefsizin ağız kokusunu çeken bir asteğmen. diğeri de gurbette sadece burslarıyla okuyan, bursları olmasa okuyamayacak durumda olan bir öğrenci.
''Onca sene çalışıp kazandığı para'' da o zamanların Eskişehir'inde sadece mutfağı fareli etrafı çingeneli boktan bir kulübe eskisi almaya yetiyordu, sosyal güvenlik gurusu dostum...
Gördüğünüz gibi sevgili okurlar, babam bu duygu sömürüsü işinden çok iyi anlayan bir çakaldır. Bu sayfaları kendisine okutmak isterdim ama sinirlenince ağzını çok fena bozuyor...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar