bugün
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi21
- kolye142
- bik bik'in hacker'a yemek yapması20
- ıpkis'in bir işe yaramaması8
- usualsuspectsin mod olması6
- asla evlenilmeyecek kızlar8
- zall'ın makara yapması6
- cep telefonu22
- usualsuspects'in ayağı3
- nokia20
- bilim3
- uzay3
- ay3
- rus salatası yiyecek kadar midesiz olmak2
- uludağ sözlük'ü yıkamayacaksınız5
- jagermeister3
- zall'ın otuz daireyle köşeyi dönmesi2
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- ben yokken sözlükte neler oldu4
- hacker saldırısı gazileri4
- mars2
- fon vurgunu24
- asansörde susma zorunluluğu3
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması11
- son parti4
- esaretin bedeli5
- tiyatroya gitmek3
- istersem sozlugu hacklerim5
- konya denilince akla gelenler7
- asla evlenilmeyecek erkekler10
- hacker'ın hesabı mı kısıtlaması7
- sigara10
- cimer'e yazılan öğretmen şikayetleri6
- sözlükte aynı anda iki hesap kullanan tip7
- 20013
- vadistanbul2
- hitler dönemi fenerbahçe dominasyonu3
- hacker ımız bile mal amk2
- samsunspor3
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- istanbul daki konserde fenalaşan 1 kişinin ölümü2
- anın görüntüsü19
- uludağ sözlüğün hacklenmesi skandalı3
- şeref taşlıova2
- ismailağa cemaati3
- karpuzcu liboş pandanın gerçek kimliği3
- amerika birleşik devletleri6
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver13
- pazarları çizgi film izlemek için erken uyanmak6
- ismet gürbüz'ün sözlüğü hacklemesi4
--spoiler--
bu sıkıntılar dışında pek de mutsuz sayılmazdım.yine bütün sorun vakit öldürmekti.anılarımı gözümün önünde canlandırmayı öğrendim öğreneli artık sıkılmıyordum.kimi zaman odamı düşünmeye koyuluyor, düşümde, bir köşeden kalkıyor, yolum üzerindeki eşyaları bir bir aklımdan geçirip yine o noktaya dönüyordum.ilk zamanlar bu gezi çabucak bitiveriyordu.ama her tekrarlayışımda daha uzun sürüyordu.çünkü her eşyayı, her birinin üzerindeki nesneleri, sonra bunları, bunların ayrıntılarını, her ayrıntıda örneğin bir çatlağı, kakmayı, onun yenik kenarlarını, renklerini ya da pürüzlerini bir bir gözümün önüne getiriyordum.aynı zamanda sayılarını unutmamaya, hepsini tam tamına saymaya çalışıyordum.öyle ki bir kaç hafta sonunda, sadece odamdaki eşyaları bir bir saymakla saatlerimi eşeledikçe, iyi tanımadığım, unuttuğum şeyleri de bulup çıkarıyordum.o zaman anladım ki, dışarıda bir gün yaşamış olan bir insan, cezaevinde hiç sıkıntı çekmeden bin yıl yaşayabilirdi.canı sıkılmayacak kadar anıları olacaktı.bir bakıma bu da bir kazançtı.
--spoiler--
--spoiler--
bir gün gardiyan bana, '5 aydır buradasın.' deyince sözüne inandım, ama bunu aklım almadı.benim için sanki bu, hücremde yuvarlanıp giden aynı gündü ve ben aynı işi yapıp duruyordum.o gün gardiyan gittikten sonra yemek kabımda yüzümü seyrettim.bana öyle geldi ki, gülümsemeye çalıştığım halde, görüntüm ciddi duruyordu.kabı oynattım.yeniden gülümsedim, ama görüntüm hep o aynı ciddi, o aynı üzgün hali bırakmadı.gün sona eriyordu.vakit, cezaevinin bütün katlarından, akşam gürültülerinin büyük bir sessizlik alayı halinde yükseldiği, sözünü etmek istemediğim o adsız saatti.tepe penceresine yaklaştım, günün son ışığında bir kez daha görüntüme baktım.yine ciddiydi.bunda şaşılacak ne vardı!o anda ben de öyleydim.ama, aynı zamanda aylardır ilk kez kendi sesimi açık açık duydum.bu ses ne zamandır kulaklarımda çınlayan sese benziyordu.o vakit anladım ki, bütün bu zaman içinde kendi kendimle konuşmuşum.o vakit, anacığımın cenazesinde hasta bakıcı kadının söylediklerini anımsadım.hayır, çıkar yol yoktu ve kimse hapisteki akşamların ne olduğunu aklının köşesinden geçiremezdi.
--spoiler--
albert camus - yabancı.
bu sıkıntılar dışında pek de mutsuz sayılmazdım.yine bütün sorun vakit öldürmekti.anılarımı gözümün önünde canlandırmayı öğrendim öğreneli artık sıkılmıyordum.kimi zaman odamı düşünmeye koyuluyor, düşümde, bir köşeden kalkıyor, yolum üzerindeki eşyaları bir bir aklımdan geçirip yine o noktaya dönüyordum.ilk zamanlar bu gezi çabucak bitiveriyordu.ama her tekrarlayışımda daha uzun sürüyordu.çünkü her eşyayı, her birinin üzerindeki nesneleri, sonra bunları, bunların ayrıntılarını, her ayrıntıda örneğin bir çatlağı, kakmayı, onun yenik kenarlarını, renklerini ya da pürüzlerini bir bir gözümün önüne getiriyordum.aynı zamanda sayılarını unutmamaya, hepsini tam tamına saymaya çalışıyordum.öyle ki bir kaç hafta sonunda, sadece odamdaki eşyaları bir bir saymakla saatlerimi eşeledikçe, iyi tanımadığım, unuttuğum şeyleri de bulup çıkarıyordum.o zaman anladım ki, dışarıda bir gün yaşamış olan bir insan, cezaevinde hiç sıkıntı çekmeden bin yıl yaşayabilirdi.canı sıkılmayacak kadar anıları olacaktı.bir bakıma bu da bir kazançtı.
--spoiler--
--spoiler--
bir gün gardiyan bana, '5 aydır buradasın.' deyince sözüne inandım, ama bunu aklım almadı.benim için sanki bu, hücremde yuvarlanıp giden aynı gündü ve ben aynı işi yapıp duruyordum.o gün gardiyan gittikten sonra yemek kabımda yüzümü seyrettim.bana öyle geldi ki, gülümsemeye çalıştığım halde, görüntüm ciddi duruyordu.kabı oynattım.yeniden gülümsedim, ama görüntüm hep o aynı ciddi, o aynı üzgün hali bırakmadı.gün sona eriyordu.vakit, cezaevinin bütün katlarından, akşam gürültülerinin büyük bir sessizlik alayı halinde yükseldiği, sözünü etmek istemediğim o adsız saatti.tepe penceresine yaklaştım, günün son ışığında bir kez daha görüntüme baktım.yine ciddiydi.bunda şaşılacak ne vardı!o anda ben de öyleydim.ama, aynı zamanda aylardır ilk kez kendi sesimi açık açık duydum.bu ses ne zamandır kulaklarımda çınlayan sese benziyordu.o vakit anladım ki, bütün bu zaman içinde kendi kendimle konuşmuşum.o vakit, anacığımın cenazesinde hasta bakıcı kadının söylediklerini anımsadım.hayır, çıkar yol yoktu ve kimse hapisteki akşamların ne olduğunu aklının köşesinden geçiremezdi.
--spoiler--
albert camus - yabancı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar