bugün
- karşısındaki yazarı kadın sanıp mesaj atan erkek10
- ülkücü bir babanın oğluna vereceği isim6
- lütfen mümkünse zahmet olmazsa rica etsem4
- nihoşun ölümü5
- dm açsana diyen erkek5
- arka kapının gıcırdaması4
- bir kadının hoşlandığını belli etmesinin yolları6
- bilmediğin numaraya alo dedin yandın4
- spacex roket parçasının ay'a çarpması2
- kaplumbağaya yem verdim3
- yazarların sgk borcu2
- özgür özel'in tutuklanması5
- masklavi ve mel mel gibson'un birbirini artılaması6
- magnezyum ve colagen kullanmak5
- mohamed salah'ın trabzonspor'a transferi11
- aile hekimi5
- terörsüz türkiye de yasal süreç4
- ikinci el otomobil piyasası2
- düğün dernekle evlenir kimseye duyurmadan boşanır7
- ama kent uzlaşısı6
- çerçeve yasa teklifinin meclis'e sunulması6
- lore peyniri3
- meal kuran değildir26
- theodor herzl e devlet madalyası vermek4
- midilli adası6
- bir erkek ve bir kız arkadaş olabilir mi14
- mayışın çekildiği günlerde sucuk yemek2
- leon2
- lor peynirini krem peynir haline getirmek2
- ülkücü vs pkklı3
- aylık 508 bin tl iyi para mıdır sorunsalı5
- insanlar sizi nasıl tanımlar7
- duş almak vs duş yapmak6
- lionel messi3
- bayan kelimesi neden rahatsız edici28
- geceye güzel bir söz bırak6
- online kumar4
- çağımızın hastalığı2
- acil iş fikri lazım arkadaşlar16
- pforzheim şu an 21 derece3
- 2026 ağustos ayının serin geçmesi3
- aslan abilerim sözlüğe geri dönsün kampanyası7
- gecenin film sahnesi5
- afrika nasıl kalkınabilir15
- 05 08 2026 ankara daki yoğun osuruk kokusu2
- iremga12
- euro'nun 55 tl olması2
- imamoğlu'nun tutukluluğunun 100 günü16
- çoğu yazarları donuzlamış olmam7
- dinamo zagreb'in kauno zalgiris'i 5 0 yenmesi3
Aristoteles bir yazısında ırmakta yaşayan küçük canlılardan söz eder: Ömürleri bir gündür. Bunlardan sabah 8'de ölen genç ölmüş sayılır; akşam 5'te ölen ise yaşlı. Montaigne ünlü "Denemeler"inde sorar: "Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Sonsuzluğun, dağların, nehirlerin, yıldızların, ağaçların yanında bizim hayatımızın uzunu - kısası da böyle gülünçtür."
Son yılların en gözde akımlarından biri "uzun yaşam hırsı". Modern tıp, ömrün sınırlarını zorlayan buluşlar elde ettikçe, tarihi boyunca "ölümsüzlük iksiri"nin peşinde koşmuş insanoğlunun iştahı kabarıyor. "Antiaging" denilen "yaşlanmayı geciktirme" iddiasındaki hücre tedavileri, hormonlar, ilaçlar, diyetler hep aynı hedefin peşinde: Ölümü erteleyebilmek. Biraz
daha fazla yaşayabilmek....
Geçenlerde Haşmet Babaoğlu yazdı: "Modern insanın uygarlığın temeline koyduğu her tuğla, onu ölüm fikrinden biraz daha uzaklaştırıyor". Köylerde göz önünde, hayatla iç içe "yaşayan" mezarlıklar, kentte varoşlarda ıssızlığa terk ediliyor. "Dirilerin şehri, ölülerin şehrini kovuyor". O, günler süren taziye dayanışmaları bitti; internetten mezar yeri ayırtılabiliyor artık... Cenazeler bir şirkete emanet edilip apar topar defne gönderiliyor; camide ayaküstü sohbet ediliyor, telefonla kabre çiçek gönderiliyor, sulama işi 3 - 5 kuruşa mezarcılara havale ediliyor. Ve sonra herkes ölümü hafızasından silip "hayata", işinin başına dönüyor. insanoğlu
yüzyıllar boyu tevekkülle teslim olduğu ecelle dalaşıyor. Azrail'e posta koyuyor.
Ne yalan söyleyeyim, ölümcül bir diyetle tüm dünyevi zevklerden uzak durarak, sağlık merkezlerinde gençlik aşıları vurularak hayata biraz daha tutunmaya çalışanların nafile çabası, Aristo'nun ömrü bir gün süren küçük canlılarının "bahtsızlığını" hatırlatıyor bana...
"Sağlıklı yaşam"a bir diyeceğim yok, ama "geç ölüm ihtirası", "Ne için" sorusunu getiriyor hatıra... "Niçin hayat sofrasından, karnı doymuş mütevekkil bir davetli gibi kalkıp gidemiyoruz?" "Niçin hayat meşalesini, yenilere devretmekte böyle zorlanıyoruz?" "Bunca yıl yapamadığımız neyi yapmak için ölüme direniyoruz?"
Zincirlikuyu Mezarlığı'nın kapısına asıldığı günden beri tartışma konusu olan o ayet yüzünden yazdım bunları: "Her canlı ölümü tadacaktır". Kimi "Malumu ilana ne hacet" diye karşı çıkıyor yazıya; kimi "işe giderken insanın aklına eceli sokup moral bozmanın alemi yok" diye... Oysa benim ayetin devamında okuduğum mesaj gayet basit: "Nasıl olsa sonunda buraya geleceksiniz. Yan yana ve eşit büyüklükte çukurlara gömüleceksiniz Size bahşedilen hayatı doğru dürüst yaşamaya bakın". Ayeti böyle okuyunca, daha çok hayatta kalmak uğruna daha az "yaşayan"ların hali size de komik gelmiyor mu? Kainatın uçsuz bucaksızlığı karşısında, ha sabah 8, ha aksam 5, ("Ha 3 gün önce, ha 5 gün sonra") ne fark eder ki?
Yine Montaigne ile bitirelim. "Hayatın değeri, uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır. Öyle uzun yaşamışlar vardır ki, pek az yaşamışlardır. Doyasıya yaşamak, yılların çokluğuna değil, sizin coşkunuza bağlıdır... *
Son yılların en gözde akımlarından biri "uzun yaşam hırsı". Modern tıp, ömrün sınırlarını zorlayan buluşlar elde ettikçe, tarihi boyunca "ölümsüzlük iksiri"nin peşinde koşmuş insanoğlunun iştahı kabarıyor. "Antiaging" denilen "yaşlanmayı geciktirme" iddiasındaki hücre tedavileri, hormonlar, ilaçlar, diyetler hep aynı hedefin peşinde: Ölümü erteleyebilmek. Biraz
daha fazla yaşayabilmek....
Geçenlerde Haşmet Babaoğlu yazdı: "Modern insanın uygarlığın temeline koyduğu her tuğla, onu ölüm fikrinden biraz daha uzaklaştırıyor". Köylerde göz önünde, hayatla iç içe "yaşayan" mezarlıklar, kentte varoşlarda ıssızlığa terk ediliyor. "Dirilerin şehri, ölülerin şehrini kovuyor". O, günler süren taziye dayanışmaları bitti; internetten mezar yeri ayırtılabiliyor artık... Cenazeler bir şirkete emanet edilip apar topar defne gönderiliyor; camide ayaküstü sohbet ediliyor, telefonla kabre çiçek gönderiliyor, sulama işi 3 - 5 kuruşa mezarcılara havale ediliyor. Ve sonra herkes ölümü hafızasından silip "hayata", işinin başına dönüyor. insanoğlu
yüzyıllar boyu tevekkülle teslim olduğu ecelle dalaşıyor. Azrail'e posta koyuyor.
Ne yalan söyleyeyim, ölümcül bir diyetle tüm dünyevi zevklerden uzak durarak, sağlık merkezlerinde gençlik aşıları vurularak hayata biraz daha tutunmaya çalışanların nafile çabası, Aristo'nun ömrü bir gün süren küçük canlılarının "bahtsızlığını" hatırlatıyor bana...
"Sağlıklı yaşam"a bir diyeceğim yok, ama "geç ölüm ihtirası", "Ne için" sorusunu getiriyor hatıra... "Niçin hayat sofrasından, karnı doymuş mütevekkil bir davetli gibi kalkıp gidemiyoruz?" "Niçin hayat meşalesini, yenilere devretmekte böyle zorlanıyoruz?" "Bunca yıl yapamadığımız neyi yapmak için ölüme direniyoruz?"
Zincirlikuyu Mezarlığı'nın kapısına asıldığı günden beri tartışma konusu olan o ayet yüzünden yazdım bunları: "Her canlı ölümü tadacaktır". Kimi "Malumu ilana ne hacet" diye karşı çıkıyor yazıya; kimi "işe giderken insanın aklına eceli sokup moral bozmanın alemi yok" diye... Oysa benim ayetin devamında okuduğum mesaj gayet basit: "Nasıl olsa sonunda buraya geleceksiniz. Yan yana ve eşit büyüklükte çukurlara gömüleceksiniz Size bahşedilen hayatı doğru dürüst yaşamaya bakın". Ayeti böyle okuyunca, daha çok hayatta kalmak uğruna daha az "yaşayan"ların hali size de komik gelmiyor mu? Kainatın uçsuz bucaksızlığı karşısında, ha sabah 8, ha aksam 5, ("Ha 3 gün önce, ha 5 gün sonra") ne fark eder ki?
Yine Montaigne ile bitirelim. "Hayatın değeri, uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır. Öyle uzun yaşamışlar vardır ki, pek az yaşamışlardır. Doyasıya yaşamak, yılların çokluğuna değil, sizin coşkunuza bağlıdır... *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar