bugün
- müsavat dervişoğlu8
- fenerbahçe biraz sert biraz katı9
- abdullah öcalan4
- saddamdan kovulanların türkiyede özerklik istemesi4
- ahmet mümtaz taylan8
- kürtleri sempatik göstermek için söylenen yalanlar4
- kokoreç3
- marco asensio5
- leyla ile mecnun4
- ekşi sözlük21
- fenerbahçe'nin başarısızlığının nedenleri4
- furkan vakfı'na yönelik operasyon3
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız12
- yasakçı zihniyet15
- ismail kartal16
- palamut2
- zorunlu eğitim12
- aziz yıldırım2
- sözlüğün bamyası4
- aleksey batrakov18
- enayimiknatisi ile kavga etmek13
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- 21 yaşında erkek 31 yaşında kadın ilişkisi2
- doların 48 tl olması3
- 0 0 7'nin kafasını tutup ağaca sürtmek5
- bugün ne yapsam9
- kimse kalmadı5
- sidiki cherif6
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi10
- üsteki yazarın nickinin düşündürdüğü3
- başına gelmeyen bir olay hakkında ahkam kesmek2
- scary movie 23
- yahudilerin istihbaratta cinnileri kullanması7
- yeni partinin ilk krizde duvara toslaması6
- ioçk2
- fazla araştırmak kötü müdür5
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması7
- 35 yaş üstü kadın kontenjanı5
- bana neden eksi verdiğinizi sorabilir miyim acaba3
- felsefe9
- mutlu ama uzak olsun10
- sözlükte aşk yaşayacak kadın olmaması sorunsalı6
- baran dergisi3
- gram altın4
- metal müzik dinleyen imam4
- güllünün roman havası oynarken balkondan düşmesi5
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı30
- maşa ile koca ayı3
- mehdi saçmalığı ile kandırılan milyonlar9
- daha 17 dizisi aras vs teoman7
1872 yılında Kalküta'da doğan şair, filozof, devrimci, yogi. Sri Aurobindo, Hindistan tarihinin en renkli, en enteresan ve en tartışılan şahsiyetlerinden biri oldu. Yedi yaşında öğrenimi için ingiltere'ye gitti, Aurobindo 12 yaşında Londra'da St.Paul okulununa girer. O esnada hem Latinceyi hem de Fransızcayı çok iyi bilmektedir. Daha sonra Dante ve Goethe'yi özgün dilinde okuyabilecek kadar Almanca ve italyanca öğrenir. 1890'da Cambridge'deki King's College'den burs kazanır. Katıldığı Yunanca ve Latince şiir yarışmalarında ödüller kazanır. Aynı yıllarda artık Hindistan'ın bağımsızlığını düşünmeye başlar. Cambridge'de Hintli öğrenciler derneği indian Majlis'in sekreteri olur, devrimci söylevler vermeye başlar.1893'te ingiltere'den ayrılır, Hindistan'a döner.
Yıllarca ayrı kalmanın getirdiği merak ve özlemle Hint kültürünü öğrenirken, bir yandan da Baroda Maharajasının yanında devlet memuru olarak çalışmaya başlamıştı. Halkının yaşadığı sefilliği, acizliği, çaresizliği gördükçe içindeki ingiliz düşmanlığı önlenemez bir şekilde artıyordu. Sessiz direnişi bir gün kelimelere döküldü. Yazdığı ateşli yazılar, kendi kaderine hakim olmak isteyen bir milletin başkaldırışını haykırıyordu...
Sonunda tutuklandı. Suçu, bomba yapımında kullanılan kimyasal maddeleri teröristlere temin etmekti. Hapiste geçirdiği bir yıllık süreç, spiritüel bir inisiyasyona dönüşmüş, kendi tabiriyle, "ingiliz hükümetinin gazabı Tanrı'yı bulmaya," yaramıştı.
Artık baktığı her yerde Tanrı'nın ışığını görebiliyor, kin ve nefretle kararmış kalplerde bile ilahî şefkatin varlığını hissedebiliyordu. 1910 yılında Pondicharry'ye giderek, insanlığın içindeki tanrısal potansiyeli ortaya çıkartacak, sınırsızlığını ve sonsuzluğunu hatırlatıp, yaşatacak,
"Integral yoga" adını verdiği kadim bilgilere dayalı yeni bir öğretiyi geliştirdi. Hindistan'dan tüm insanlığa akacak bu öğreti, dünyaya yayılabilmek için son ögesini bekliyordu...
o da Asıl adı Mirra Alfassa olan the mother idi. 1878 yılında Paris'te doğmuştu. Babası, Edirne'den Mısır'a, oradan da Fransa'ya göç etmiş zengin bir bankacıydı. Yıllar sonra, The Mother olarak çağrılmaya başlandığında, babasından kalan mirasını Aurobindo'nun aşramını kurmak ve yaşatmak için kullanacaktı.
1926 yılında Aurobindo inzivaya çekilerek, aşramın maddi manevi yöneticiliğini The Mother'a bıraktı.
Aurobindo 1950 yılında bedeninden sıyrılıp, kaynağına geri döndüğünde, ruhsal yoldaşı şöyle diyordu: "O, gerçeği anlayabilmek için dünyayı terk etmemiz gerekmediğini; ruhu bulabilmek için yaşamdan feragat etmemize gerek kalmadığını öğretti. Zira Tanrı, her yerde ve her şeyde. Eğer saklanıyorsa, o da zahmet edip onu keşfetmeye gayret etmediğimizdendir." ***
--spoiler--
duyular için dünyanın güneşin etrafında döndüğü her zaman doğrudur; ama akıl için yanlıştır. akıl için; dünyanın güneşin etrafında döndüğü her zaman doğrudur; ama yüce görüş için yanlıştır. ne dünya hareket eder ne de güneş; sadece güneşin bilincinde oluş ve dünyanın bilincinde oluş ikilisinde bir değişiklik vardır.
--spoiler--
--spoiler--
tanrı'nın kadın olduğunu anladıktan sonra, aşk hakkında şöyle böyle bir şeyler öğrendim; ama ancak kadın olduktan sonra, efendime yarime hizmet ettikten sonra aşkı iyi bildim.
--spoiler--
--spoiler--
büyücüye inanıyor diye vahşiye gülüyoruz; peki doktora inanan uygar bir insan nasıl daha az batıl inançlı oluyor ki? vahşi belli bir büyü okunup tekrarlandığında sıkça belli bir hastalığın geçtiğini fark ediyor, inanıyor. uygar hasta belli bir reçeteye göre belli miktar ilaç aldığında sıkça belli bir hastalığın geçtiğini fark ediyor, inanıyor. ne fark var?
--spoiler--
--spoiler--
asyalılar katledince bu iğrenç bir canavarlık oluyor; avrupalılar katledince bu askeri gereklilik oluyor. farkı takdir et ve dünyanın erdemlerini iyice düşün.
--spoiler--
--spoiler--
her yara tedavi edilir, yaranı anlıyorsan, tum doğallığında,anneye gidecek olan yolculuk başlar.*
--spoiler--
Yıllarca ayrı kalmanın getirdiği merak ve özlemle Hint kültürünü öğrenirken, bir yandan da Baroda Maharajasının yanında devlet memuru olarak çalışmaya başlamıştı. Halkının yaşadığı sefilliği, acizliği, çaresizliği gördükçe içindeki ingiliz düşmanlığı önlenemez bir şekilde artıyordu. Sessiz direnişi bir gün kelimelere döküldü. Yazdığı ateşli yazılar, kendi kaderine hakim olmak isteyen bir milletin başkaldırışını haykırıyordu...
Sonunda tutuklandı. Suçu, bomba yapımında kullanılan kimyasal maddeleri teröristlere temin etmekti. Hapiste geçirdiği bir yıllık süreç, spiritüel bir inisiyasyona dönüşmüş, kendi tabiriyle, "ingiliz hükümetinin gazabı Tanrı'yı bulmaya," yaramıştı.
Artık baktığı her yerde Tanrı'nın ışığını görebiliyor, kin ve nefretle kararmış kalplerde bile ilahî şefkatin varlığını hissedebiliyordu. 1910 yılında Pondicharry'ye giderek, insanlığın içindeki tanrısal potansiyeli ortaya çıkartacak, sınırsızlığını ve sonsuzluğunu hatırlatıp, yaşatacak,
"Integral yoga" adını verdiği kadim bilgilere dayalı yeni bir öğretiyi geliştirdi. Hindistan'dan tüm insanlığa akacak bu öğreti, dünyaya yayılabilmek için son ögesini bekliyordu...
o da Asıl adı Mirra Alfassa olan the mother idi. 1878 yılında Paris'te doğmuştu. Babası, Edirne'den Mısır'a, oradan da Fransa'ya göç etmiş zengin bir bankacıydı. Yıllar sonra, The Mother olarak çağrılmaya başlandığında, babasından kalan mirasını Aurobindo'nun aşramını kurmak ve yaşatmak için kullanacaktı.
1926 yılında Aurobindo inzivaya çekilerek, aşramın maddi manevi yöneticiliğini The Mother'a bıraktı.
Aurobindo 1950 yılında bedeninden sıyrılıp, kaynağına geri döndüğünde, ruhsal yoldaşı şöyle diyordu: "O, gerçeği anlayabilmek için dünyayı terk etmemiz gerekmediğini; ruhu bulabilmek için yaşamdan feragat etmemize gerek kalmadığını öğretti. Zira Tanrı, her yerde ve her şeyde. Eğer saklanıyorsa, o da zahmet edip onu keşfetmeye gayret etmediğimizdendir." ***
--spoiler--
duyular için dünyanın güneşin etrafında döndüğü her zaman doğrudur; ama akıl için yanlıştır. akıl için; dünyanın güneşin etrafında döndüğü her zaman doğrudur; ama yüce görüş için yanlıştır. ne dünya hareket eder ne de güneş; sadece güneşin bilincinde oluş ve dünyanın bilincinde oluş ikilisinde bir değişiklik vardır.
--spoiler--
--spoiler--
tanrı'nın kadın olduğunu anladıktan sonra, aşk hakkında şöyle böyle bir şeyler öğrendim; ama ancak kadın olduktan sonra, efendime yarime hizmet ettikten sonra aşkı iyi bildim.
--spoiler--
--spoiler--
büyücüye inanıyor diye vahşiye gülüyoruz; peki doktora inanan uygar bir insan nasıl daha az batıl inançlı oluyor ki? vahşi belli bir büyü okunup tekrarlandığında sıkça belli bir hastalığın geçtiğini fark ediyor, inanıyor. uygar hasta belli bir reçeteye göre belli miktar ilaç aldığında sıkça belli bir hastalığın geçtiğini fark ediyor, inanıyor. ne fark var?
--spoiler--
--spoiler--
asyalılar katledince bu iğrenç bir canavarlık oluyor; avrupalılar katledince bu askeri gereklilik oluyor. farkı takdir et ve dünyanın erdemlerini iyice düşün.
--spoiler--
--spoiler--
her yara tedavi edilir, yaranı anlıyorsan, tum doğallığında,anneye gidecek olan yolculuk başlar.*
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar