bugün
- kürtçe zorunlu ders olmalıdır5
- bu koyden olsam ne olacak4
- sözlük içi güzel renkler4
- tai lung8
- 3 ağustos 2026 aykolik gocu buluşması19
- sözlüğün en cilveli kızı3
- kedi kumu4
- ioçk'nın mutfağı6
- tantuni5
- yağmurcu neden akpli13
- 15 mayıs uludağ sözlüğün kurtuluşu3
- radikal karar almak5
- mantının gereğinden fazla abartılması3
- antalya şu an 29 derece2
- sözlüğü aşevine çeviren tipler4
- mersin şu an 30 derece2
- ekmek poşeti taşımak2
- sevdiğin bir yazarı gammazlamak3
- sözlüğe kız girince telefona bildirim gelmesi3
- beni özleyenler elime mum diksin19
- insansı robota ev temizliği yaptırmak2
- şükürcülük6
- erdal beşikçioğlu'nun tutuklanma nedeni2
- kedi köpek2
- erdal beşikçioğlu17
- muşlettin amca bey erecto birader2
- tost3
- mantı3
- gammazların sözlüğü bitirmiş olması3
- tutuklanmamak için akp'ye katılmak12
- kızlar naber10
- minnoş kızların obur takliti yapması2
- yemek paylaşımı yapan yazarlar2
- teknik borç2
- gece gece bana bi çakmak lazım diyen kız7
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu8
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek13
- sözlüğün çok durgun olması2
- zeytinyağlı tabağı2
- herkese fetöcü diyenin genelde fetöcü olması4
- call of duty black ops3
- pazartesi diyete başlamak4
- komşuya kahveye gitmek8
- velvet hanım aşk kadınıdır3
- eli olmayanlar nasıl 31 çekiyor4
- borsa5
- taşaklardan birinin kayıp olması11
- bik bik'in mutfağına konuk olmak30
- çok sıcak olması4
- g3 ile intihar etmek3
asmalı konak'tan aşina olduğumuz hanımağa selda alkor'un kahraman babası...
kendisi istanbul'un işgal altında olduğu yıllarda galata bölgesi'ndeki tatavla(kurtuluş) karakolunda komiser muavini iken, işgal altındaki istanbul'da işgal güçleri tarafından kollanan rum çeteci hrisantos'u öldürmeyi başarmış, istanbul halkına zulm eden bu rum çeteci o dönem istanbulunda özellikle tüklere karşı yağma, çapul, gasp gibi eylemlerde bulunuyor, kendisine direnen kişileri ve kendisini yakalamak isteyen polisleri öldürerek ününe ün katıyordu...
--spoiler--
Hırisantos 1915'te sahneye çıkar: istanbul savaş yıllarına mahsus duyguları yaşarken, o, "ince narin boyu, tüysüz yüzü, yakışıklı endamı, fiyakalı yürüyüşü ile simsiyah gözlü bir delikanlı" olarak Beyoğlu eğlence alemlerinde boy gösterir.
20 yaşındaki bu esmer delikanlı o kadar güzeldir ki, Beyoğlu'nun arka sokak kadınları toptan kendisine aşıktır. Kimi zaman saçsaça başbaşa kavgalar edilir onun için, kimi zaman tentürdiyot içerek intihara kalkışılır. Üstelik sadece kadınlar mı? Ona aşık olan ve bu yüzden birbirini öldüren erkeklerin sayısı da az değildir.
Esrar kahvelerinin ve meyhanelerin müdavimi Hırisantos, geçimini soygunla sağlar. Bir de çete kurmuştur. ilk cinayeti 1918'de Boğazkesen Caddesi'nde işler; yaşlı sütçü Recep Usta'yı hunharca öldürür, paralarını çalarlar. Yakalanırlar da. Ama Hırisantos hayatı boyunca, öldürülmesi hariç pek yakalanmayacak, yakalansa da bir yolunu bulup kaçmayı başaracaktır. Nitekim, ilk tutuklanmadan kısa bir süre sonra gazetelerde şu havadis çıkar: "Katilden ve kasa hırsızlığından mevkuf olup umumi hapishanede yatmakta olan Hırisantos, Zafiri, Makarnacı Niko ve Fantoma Mehmet, lağım açmak suretiyle firara muvaffak olmuşlardır."
POLiS CiNAYETLERi BAŞLIYOR
ikinci cinayeti, aynı zamanda ilk polis cinayeti olur. Muharrem Alkor o mayıs gecesini, şimşekli, yağmurlu, zifiri karanlık, yani "fena bir gece&" olarak tasvir eder. Dolapdere'den Sinanköyü'ne doğru yokuştan çıkan Taksim merkezi mürettebatından polis memuru Mehmet Efendi, bir kadın çığlığı duyar: "imdat! Yetişin, öldürüyorlar!" Mehmet için vazife saati çalar, sese doğru koşar. Bu sırada yağmur şiddetlenir, karanlık koyulaşır. Üç sarhoşla boğuşan kadını görür görmez bağırır Mehmet:"Durunuz!" Cevap anında kurşunlarla verilir.
Beyoğlu, Tatavla, Galata ve "istanbul muhiti"nde her türlü kötü işi yapan Hırisantos ve çetesi, çekinmeden yollarda yürümekte, gece karakol basarak polisleri tehdit etmektedir: "Beni takip ettiğin haberi aldım, ısrar edersen, seni yine böyle bastırır, öldürür, şuraya gömerim." istanbul polisinin yarısı onu yakalamaya and içer. Sayısız pusular kurulur, kılıktan kılığa girilir, her yol denenir. Ama sonuç hep aynıdır: "Benim peşimden geliyorsun değil mi, al öyleyse!" Komiser Fahri, polis memuru ibrahim ve diğerleri... Muharrem Alkor o sıralar Galata merkezinde komiser muavini. O da and içenlerden. Hatta ileri gidip Emniyet Müdürlüğü Teftiş Heyeti Reisi Hasan Hicabi Bey'den bu göreve resen memur edilmekliğini bile ister. Bu görevi alamaz ama Hırisantos bu talebin haberini hemen alır! "Sana acırım" diyen bir mektup da ona gelir. Hatta Hırisantos Tatavla'daki Apollon Gazinosu'nda -yalnız gelmesi şartıyla- randevu bile verir. Alkor gider de, Hırisantos randevuya gelmez. Bu arada Hırisantos'un yıllar önce evlendiği karısı Marika ile son zamanlarda tutulduğu ve hep tutkunu olacağı Tatavlalı, güzelliği dillere destan Eftimya kavga etmekte, Deli Panayot, Hırisantos'ta gözü olduğunu düşündüğü Sarı Hıristo'yu sokak ortasında bıçaklamaktadır.
ÇEŞME SOKAK NO 17
Bu kez karlı bir ocak gecesi. Taksim Çeşme sokak. "17 numaralı evin kapısına dikkat ediniz" der Muharrem Alkor. "Az evvel bu sokağa giren iki meçhul yolcu, bu evin kapısına gelince durdular. Biri siyah güderi eldivenini çıkardı, kapının zilini çekti." Ev Madam Eleni'nin randevu evidir. Meçhul yolcular ise Hırisantos ve Zafiri. Polis yapılacak gece aleminden haberdardır. Ama kurulan pusunun sonucu, sokakta "hakiki bir muharebe" ve polis memuru Nuri'nin ölümüdür, o kadar. Bir polis de Galata Todori meyhanesinde, tamamen laf olsun diye söylediği bir cümleyle hiç tanımadığı Hırisantos'u kuşkulandıracak, 10. cinayeti olacaktır.
Halk artık "Niye yakalanmıyor?" diye homurdanır, ticaretin önde gelenleri polis teşkilatına başvurup başına ödül koyarken, Hırisantos için son henüz yaklaşmamıştır. Polis, çete üyelerinden Hariton'u, ardından Zafiri'yi ölü ele geçirir ama o bekçi, polis bir kaç kişi daha öldürerek cinayetlerinin sayısını 13'e çıkarır. Ardından Tatavla'daki "Karnaval Gecesi Cinayetleri" gelir. Bilanço, biri polis üç kişidir. Yine sırra kadem basmıştır. Bu kez sahiden yokolur, Pire'ye kaçtığı söylenir. Yanında Eftimya'yı da götürmüş, ama Eftimya bir yolunu bulup istanbul'a dönüp onu çok kızdırmıştır. Aşk acısını yanında kaldığı evin sahibesine açar, intikam yemini eder. Bir süre sonra istanbul'da alacaktır soluğu.
150 KURŞUN YAĞDI
Hırisantos'un yok sanıldığı günlerde Muharrem Alkor ve Cafer Tayyar, Nobar adlı bir hırsız ve arkadaşlarının peşindedir. Bir gece 150 kurşun yağdırdıkları bir kovalamaca sırasında yerde bir hasır şapka bulurlar. Karakolda inceledikleri şapkanın içinde Rumca bir yazı vardır. Bir tercümana çevirtirler: Eftimya. işte o günlerde karakola çaresiz bir ihtiyar düşer; Eftimya'nın babası Brav. "Hırisantos istanbul'da. Kızımı ve beni öldürecek. Şu anda Balıkçı Agaton'un evinde kalıyor" diye ihbarda bulunur. Agaton da olayı doğrular. Hırisantos bir bacağından yaralı, evinde kalmaktadır. Demek ki hasır şapkanın sahibi gerçekten odur ve o gece sıkılan 150 kurşundan biriyle yaralanmıştır!
Kitapta Hırisantos'un yakalanışı uzun uzun anlatılır. Gerçekten zor ve riskli bir baskındır bu. Son, Alkor tarafından şöyle yazılır: "Yazık, Cafer Tayyar, anladım ki karnından vurulmuştu. Beynim attı, şerir, son nefesini verirken dahi, bir Türk polisini vurmuştu. Bütün hırsımla Hırisantos'un üstüne çullandım. Bu dakikada, Cafer Tayyar'ın bir kahramanlığını asla unutamam. Sevgili arkadaşım, fedakar dostum, elleriyle bir müddet karnını tuttuktan sonra, birdenbire kudurmuş gibi doğruldu. Gözleri irileşmişti. Bütün kuvveti ve hırsı ile tabancasına sarıldı. Bir eliyle Hırisantos'un gırtlağına sarıldı. Ve öteki elindeki tabancasını, şarjörün bütün mermilerini yakmak suretiyle azılı ve hunhar şeririn ağzına boşalttı."
ÖLDÜĞÜNE iNANAMADILAR
Hırisantos ölür. Ama olaylar orada bitmez: Polisler birbirlerini tebrik eder sevinç gösterileri yaparken, -bu arada sahiden öldü mü diye sık sık cesedi kontrol ederken- Tatavla halkı evin etrafını doldurur, cesetle birlikte karakola kadar yürür. Karakolun önünü ise halkla birlikte işgal kuvvetleri, önce Fransız, ardından Yunan, ingiliz ve italyan kıtaları dolduracaktır. Cenazeye binlerce kişi katılır, birçoğu siyah elbiselidir.
Ve sonrası: Muharrem Alkor ve Cafer Tayyar, yüzer lira nakdi mükafat ve birer kıta da beşinci rütbeden Mecidiye nişanıyla ödüllendirilir. Agaton'un adı muhbire çıkar, evine bomba atılır, iki çocuğu ve o sakat kalır. Eftimya Yunanistan'a göç eder. Ama gitmeden Muharrem Alkor'a uğrayıp kendisini bir beladan kurtardığı için teşekkür eder. Ölene kadar Tatavla'daki komşularına mektuplar yazar.
--spoiler--
Hırisantos'un tabancası, cüzdanı ve diğer suç aletleri istanbul Polis Mektebi Müzesindedir...
Hırisantos'un kardeşi Koço ve başka bazı Rumlar, intikam için Alkor'un peşine düşer. Alkor önce Kadıköy'e tayin edilir, ardından milli mücadeleye katılmak üzere Anadolu'ya gider.
Manisa Emniyet Amirliği'nden emekli olan Alkor, 1954 yılında, o zamanlar çaresi bulunamamış olan aort anevrizmasından dolayı hayata veda eder.
kendisi istanbul'un işgal altında olduğu yıllarda galata bölgesi'ndeki tatavla(kurtuluş) karakolunda komiser muavini iken, işgal altındaki istanbul'da işgal güçleri tarafından kollanan rum çeteci hrisantos'u öldürmeyi başarmış, istanbul halkına zulm eden bu rum çeteci o dönem istanbulunda özellikle tüklere karşı yağma, çapul, gasp gibi eylemlerde bulunuyor, kendisine direnen kişileri ve kendisini yakalamak isteyen polisleri öldürerek ününe ün katıyordu...
--spoiler--
Hırisantos 1915'te sahneye çıkar: istanbul savaş yıllarına mahsus duyguları yaşarken, o, "ince narin boyu, tüysüz yüzü, yakışıklı endamı, fiyakalı yürüyüşü ile simsiyah gözlü bir delikanlı" olarak Beyoğlu eğlence alemlerinde boy gösterir.
20 yaşındaki bu esmer delikanlı o kadar güzeldir ki, Beyoğlu'nun arka sokak kadınları toptan kendisine aşıktır. Kimi zaman saçsaça başbaşa kavgalar edilir onun için, kimi zaman tentürdiyot içerek intihara kalkışılır. Üstelik sadece kadınlar mı? Ona aşık olan ve bu yüzden birbirini öldüren erkeklerin sayısı da az değildir.
Esrar kahvelerinin ve meyhanelerin müdavimi Hırisantos, geçimini soygunla sağlar. Bir de çete kurmuştur. ilk cinayeti 1918'de Boğazkesen Caddesi'nde işler; yaşlı sütçü Recep Usta'yı hunharca öldürür, paralarını çalarlar. Yakalanırlar da. Ama Hırisantos hayatı boyunca, öldürülmesi hariç pek yakalanmayacak, yakalansa da bir yolunu bulup kaçmayı başaracaktır. Nitekim, ilk tutuklanmadan kısa bir süre sonra gazetelerde şu havadis çıkar: "Katilden ve kasa hırsızlığından mevkuf olup umumi hapishanede yatmakta olan Hırisantos, Zafiri, Makarnacı Niko ve Fantoma Mehmet, lağım açmak suretiyle firara muvaffak olmuşlardır."
POLiS CiNAYETLERi BAŞLIYOR
ikinci cinayeti, aynı zamanda ilk polis cinayeti olur. Muharrem Alkor o mayıs gecesini, şimşekli, yağmurlu, zifiri karanlık, yani "fena bir gece&" olarak tasvir eder. Dolapdere'den Sinanköyü'ne doğru yokuştan çıkan Taksim merkezi mürettebatından polis memuru Mehmet Efendi, bir kadın çığlığı duyar: "imdat! Yetişin, öldürüyorlar!" Mehmet için vazife saati çalar, sese doğru koşar. Bu sırada yağmur şiddetlenir, karanlık koyulaşır. Üç sarhoşla boğuşan kadını görür görmez bağırır Mehmet:"Durunuz!" Cevap anında kurşunlarla verilir.
Beyoğlu, Tatavla, Galata ve "istanbul muhiti"nde her türlü kötü işi yapan Hırisantos ve çetesi, çekinmeden yollarda yürümekte, gece karakol basarak polisleri tehdit etmektedir: "Beni takip ettiğin haberi aldım, ısrar edersen, seni yine böyle bastırır, öldürür, şuraya gömerim." istanbul polisinin yarısı onu yakalamaya and içer. Sayısız pusular kurulur, kılıktan kılığa girilir, her yol denenir. Ama sonuç hep aynıdır: "Benim peşimden geliyorsun değil mi, al öyleyse!" Komiser Fahri, polis memuru ibrahim ve diğerleri... Muharrem Alkor o sıralar Galata merkezinde komiser muavini. O da and içenlerden. Hatta ileri gidip Emniyet Müdürlüğü Teftiş Heyeti Reisi Hasan Hicabi Bey'den bu göreve resen memur edilmekliğini bile ister. Bu görevi alamaz ama Hırisantos bu talebin haberini hemen alır! "Sana acırım" diyen bir mektup da ona gelir. Hatta Hırisantos Tatavla'daki Apollon Gazinosu'nda -yalnız gelmesi şartıyla- randevu bile verir. Alkor gider de, Hırisantos randevuya gelmez. Bu arada Hırisantos'un yıllar önce evlendiği karısı Marika ile son zamanlarda tutulduğu ve hep tutkunu olacağı Tatavlalı, güzelliği dillere destan Eftimya kavga etmekte, Deli Panayot, Hırisantos'ta gözü olduğunu düşündüğü Sarı Hıristo'yu sokak ortasında bıçaklamaktadır.
ÇEŞME SOKAK NO 17
Bu kez karlı bir ocak gecesi. Taksim Çeşme sokak. "17 numaralı evin kapısına dikkat ediniz" der Muharrem Alkor. "Az evvel bu sokağa giren iki meçhul yolcu, bu evin kapısına gelince durdular. Biri siyah güderi eldivenini çıkardı, kapının zilini çekti." Ev Madam Eleni'nin randevu evidir. Meçhul yolcular ise Hırisantos ve Zafiri. Polis yapılacak gece aleminden haberdardır. Ama kurulan pusunun sonucu, sokakta "hakiki bir muharebe" ve polis memuru Nuri'nin ölümüdür, o kadar. Bir polis de Galata Todori meyhanesinde, tamamen laf olsun diye söylediği bir cümleyle hiç tanımadığı Hırisantos'u kuşkulandıracak, 10. cinayeti olacaktır.
Halk artık "Niye yakalanmıyor?" diye homurdanır, ticaretin önde gelenleri polis teşkilatına başvurup başına ödül koyarken, Hırisantos için son henüz yaklaşmamıştır. Polis, çete üyelerinden Hariton'u, ardından Zafiri'yi ölü ele geçirir ama o bekçi, polis bir kaç kişi daha öldürerek cinayetlerinin sayısını 13'e çıkarır. Ardından Tatavla'daki "Karnaval Gecesi Cinayetleri" gelir. Bilanço, biri polis üç kişidir. Yine sırra kadem basmıştır. Bu kez sahiden yokolur, Pire'ye kaçtığı söylenir. Yanında Eftimya'yı da götürmüş, ama Eftimya bir yolunu bulup istanbul'a dönüp onu çok kızdırmıştır. Aşk acısını yanında kaldığı evin sahibesine açar, intikam yemini eder. Bir süre sonra istanbul'da alacaktır soluğu.
150 KURŞUN YAĞDI
Hırisantos'un yok sanıldığı günlerde Muharrem Alkor ve Cafer Tayyar, Nobar adlı bir hırsız ve arkadaşlarının peşindedir. Bir gece 150 kurşun yağdırdıkları bir kovalamaca sırasında yerde bir hasır şapka bulurlar. Karakolda inceledikleri şapkanın içinde Rumca bir yazı vardır. Bir tercümana çevirtirler: Eftimya. işte o günlerde karakola çaresiz bir ihtiyar düşer; Eftimya'nın babası Brav. "Hırisantos istanbul'da. Kızımı ve beni öldürecek. Şu anda Balıkçı Agaton'un evinde kalıyor" diye ihbarda bulunur. Agaton da olayı doğrular. Hırisantos bir bacağından yaralı, evinde kalmaktadır. Demek ki hasır şapkanın sahibi gerçekten odur ve o gece sıkılan 150 kurşundan biriyle yaralanmıştır!
Kitapta Hırisantos'un yakalanışı uzun uzun anlatılır. Gerçekten zor ve riskli bir baskındır bu. Son, Alkor tarafından şöyle yazılır: "Yazık, Cafer Tayyar, anladım ki karnından vurulmuştu. Beynim attı, şerir, son nefesini verirken dahi, bir Türk polisini vurmuştu. Bütün hırsımla Hırisantos'un üstüne çullandım. Bu dakikada, Cafer Tayyar'ın bir kahramanlığını asla unutamam. Sevgili arkadaşım, fedakar dostum, elleriyle bir müddet karnını tuttuktan sonra, birdenbire kudurmuş gibi doğruldu. Gözleri irileşmişti. Bütün kuvveti ve hırsı ile tabancasına sarıldı. Bir eliyle Hırisantos'un gırtlağına sarıldı. Ve öteki elindeki tabancasını, şarjörün bütün mermilerini yakmak suretiyle azılı ve hunhar şeririn ağzına boşalttı."
ÖLDÜĞÜNE iNANAMADILAR
Hırisantos ölür. Ama olaylar orada bitmez: Polisler birbirlerini tebrik eder sevinç gösterileri yaparken, -bu arada sahiden öldü mü diye sık sık cesedi kontrol ederken- Tatavla halkı evin etrafını doldurur, cesetle birlikte karakola kadar yürür. Karakolun önünü ise halkla birlikte işgal kuvvetleri, önce Fransız, ardından Yunan, ingiliz ve italyan kıtaları dolduracaktır. Cenazeye binlerce kişi katılır, birçoğu siyah elbiselidir.
Ve sonrası: Muharrem Alkor ve Cafer Tayyar, yüzer lira nakdi mükafat ve birer kıta da beşinci rütbeden Mecidiye nişanıyla ödüllendirilir. Agaton'un adı muhbire çıkar, evine bomba atılır, iki çocuğu ve o sakat kalır. Eftimya Yunanistan'a göç eder. Ama gitmeden Muharrem Alkor'a uğrayıp kendisini bir beladan kurtardığı için teşekkür eder. Ölene kadar Tatavla'daki komşularına mektuplar yazar.
--spoiler--
Hırisantos'un tabancası, cüzdanı ve diğer suç aletleri istanbul Polis Mektebi Müzesindedir...
Hırisantos'un kardeşi Koço ve başka bazı Rumlar, intikam için Alkor'un peşine düşer. Alkor önce Kadıköy'e tayin edilir, ardından milli mücadeleye katılmak üzere Anadolu'ya gider.
Manisa Emniyet Amirliği'nden emekli olan Alkor, 1954 yılında, o zamanlar çaresi bulunamamış olan aort anevrizmasından dolayı hayata veda eder.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar