bugün
- yeni evli çift aktiviteleri8
- yarragi olan adam7
- from gold from dust37
- 2026'nın yaşayan en seksi erkeği6
- kış gelince kısa etek ince çorap modası7
- nervio'ya evlenme teklif etmek30
- çinliler alevi mi5
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı77
- bir sözlük erkeğine patik hediye etmek8
- profdrekremculfa3
- ıspartalıları sevmemek6
- sözlük kızlarına hallenen erkek yazarlar4
- sözlükte götü çok kaldırılmış kızlar8
- bir sözlük kızının çoraplarını hediye olarak almak8
- sözlük kızlarının çorapları8
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı3
- muslettin amca ile edirne genelevine gidiyoruz3
- nervio'nun peşinden koşan yazarlar9
- rusyada neden kızlar şımarık değil sorunsalı8
- mutlu günleri beklemek5
- para kazanmak3
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı9
- okumuş kültürlü insandan nefret eden tip4
- seks hikayesi yazan trajedi yazarı4
- binyamin netanyahu6
- 2026 yılında kitap oku falan diyen tip3
- onunla ben hep sevişecek gibi baktık birbirimize2
- sözlükten arada sırada sıkılmak2
- leon the professional vs pulp fiction2
- en son ne aldınız13
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar17
- nervio abla13
- kitapçıda dakikalarca vakit geçiren dallama7
- instagram da artan erotizm sebebi10
- evlenecek 35 40 yaşlarında kadın aramak4
- okuduğu kitaplardan bilgiler vermek4
- sinemada yiyişen sevgililer9
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum13
- ismail kartal22
- ayak sevecek kadar abaza olmak10
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı9
- ümit kocasakal20
- vajinaya dil atmak11
- sözlük erkeklerinin çok havalı olması3
- paçoz sözlük yazarı3
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları12
- 27 ekim 2026 borussia dortmund werder bremen maçı3
- aşkım ben berkecanlara ders çalışmaya gidiyorum2
- emir ismed buhari hazretleri3
- kuru amlı10
özellikle gözardı edilmemesi gereken siyasi kitaplardan birisidir. ABD'nin eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in anılarını kaleme aldığı, merakla beklenen yeni kitabı "Known and Unknown" (Bilinen ve Bilinmeyen) bugün piyasaya çıktı.
--spoiler--
Kitabının bazı bölümlerinde Türkiye ile ilgili konuları da ele alan Rumsfeld, örneğin, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan sorunlara değiniyor. Washington'ın "Watergate" skandalıyla çalkalandığı dönemde, NATO'nun, iki müttefiki Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunlardan kaynaklı ciddi krizin içinde olduğunu ifade eden Rumsfeld, iki ülkenin Kıbrıs'la ilgili olarak geçmişe dayanan anlaşmazlıklarının bulunduğuna dikkati çekerek, "Bu anlaşmazlıklar, Türkiye'nin Kıbrıs'ı işgal etmesiyle 1974 yazı sırasında kaynama noktasına ulaştı" ifadesini kullandı.
Rumsfeld, bu sorunun NATO için "zor çıkmaz" doğurduğunu kaydederek, NATO'nun, kendisine üye devletler arasındaki sorunlarla ilgili değil, bu üye devletleri dış tehditlere karşı korumak amaçlı bir askeri ittifak olarak kurulduğunu anımsattı.
-"ABD'NiN KAMUOYU ÖNÜNDE TÜRKiYE'YE DAHA ÇOK DESTEK VERMESi GEREKTiĞiNi SÖYLEDiM".
Kitapta Türkiye'nin adı, ABD'nin 11 Eylül sonrası Afganistan'a operasyon hazırlıklarından bahsedildiği bölümde de geçiyor.
O dönemin Ekim ayında, Suudi Arabistan, Umman, Mısır, Özbekistan ile birlikte Türkiye'yi de ziyaret ettiğini ve bu ülkelerin hükümet yetkilileriyle, ABD'nin Afganistan'a yönelik planları konusunda istişarede bulunduğunu, onların tavsiyelerini dinleyerek ne tür destekler sunabilecekleri hakkında bilgi aldığını anlatan Rumsfeld, "Potansiyel müttefiklerimize iki konuda garanti verdim: Birincisi, ABD, onların özel ya da kamuoyu önünde verebilecekleri her tür desteği takdir edecek. ikincisi, ABD, terörist tehdide karşı, geçmişte olduğundan çok daha geniş çapta ve yoğunluk düzeyinde, kuvvetli karşılık verecek" ifadesini kullandı.
Rumsfeld, o dönemki Türkiye ziyaretine bir paragraf ayırdığı kitabında, Ankara'daki temaslarında Türk yetkililerin, askeri tesisleri içeren yardım önerdiğini anlatarak, şunları kaydetti.
"Türkler, Kuzey ittifakı'nı silahlandırma ve onlara malzeme temin etme planımızın güçlü destekçisiydi, Taliban'ın dünya genelindeki Müslümanların çıkarlarını tehdit ettiğini biliyorlardı. Yıllar boyunca Türkiye'yi, ABD için kilit bir ülke, Batı’ya yönelen bir Müslüman demokrasi ve Doğu ile Batı arasında bağlantı işlevi görebilecek bir NATO üyesi olarak gördüm. ABD'deki siyasi olarak aktif Yunan-Amerikalı nüfusun çokluğu ve Kongre'deki temsil düzeylerinin de kısmen etkisiyle, ABD'nin Yunanistan'ı Türkiye'nin üzerinde tercih etme eğiliminden her zaman endişe duydum. Aralık 2001'deki bir notumda, ihtiyacımız olduğunda onların yardımını alacaksak, ABD'nin kamuoyu önünde Türkiye'ye daha çok destek vermesi gerektiğini söyledim.".
-"AMERiKAN YÖNETiMi TEZKERENiN GEÇECEĞiNDEN EMiNDi".
Kitapta, Irak savaşı ve öncesindeki hazırlıklar ile 2003 yılı Mart ayında ABD ve Türkiye arasında yaşanan "tezkere krizi"nin anlatıldığı bölümlerde de Türkiye'nin adı sıkça geçiyor.
"Amerikalı diplomatların iyimserliğine rağmen, ABD'nin Türkiye'yi, kuzeyden Irak'a giriş yapmak üzere topraklarından geçiş izni vermeye ikna etmede zorluklar yaşadığını" belirten Rumsfeld, şunları kaydetti.
"TBMM'nin kritik oylamasına uzanan aylarda, Amerikan yönetimi, istediğimiz onayın bize verileceğinden emindi. Hiç kimse, tezkerenin geçmeyeceğini beklemiyordu. (ABD'nin eski başkanı George) Bush döneminin ilk aylarında, Türklerle yakından çalışmanın bizim için önemli olduğunu, çünkü onların işbirliğine ihtiyacımız olabileceğini düşündüğümü hatırlıyorum. O gün gelmişti. Ancak TBMM, jilet farkıyla ABD'nin geçiş talebini onaylamamıştı.
Bölgedeki kilit bir NATO müttefikinden destek alınamaması, operasyonel açıdan ciddi terslik olmasının yanında, siyasi bir utançtı ve büyük ihtimalle de bundan kaçınılabilirdi. (ABD Dışişleri Bakanı Colin) Powell, durumumuzu şahsen izah etmek için Ankara'yı ziyaret ederek çabalarımıza yardımcı olabilirdi. Ben de bu kritik haftalarda Türkiye’yi ziyaret edebilir ya da Başkan Bush’u veya (o dönemki) Başkan Yardımcısı Dick Cheney'yi Türk yönetimine kişisel çağrıda bulunmaları için teşvik edebilirdim.
Saddam'ın ülkenin kuzeyi ve batısındaki güçlerine karşı, Türk topraklarından ilerleyecek Amerikan askerlerinin tehdidinin olmaması, düşman savaşçılara, kuzeye kaçma ve o dönemde hiçbir koalisyon askerinin bulunmayacağı Sünni ağırlıklı bölgelerde faaliyet gösterme fırsatını verebilecekti. Irak'ı Türkiye'den işgal edemememiz, büyük muharip operasyonların sona ermesinden sonraki Sünni destekli isyanın yükselişinde kilit bir faktör olmuş olabilir. Türkiye'nin kararı, (dönemin ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Tommy) Franks'ın koalisyon güçlerinin Bağdat'a ve Irak'ın kuzeyine mümkün olduğu kadar erken ulaşmasının ve Irak ordusunun kaçış rotalarını kapatmanın başka yollarını bulmasını gerekli kıldı".
-"BELGELERi SIZDIRANLARIN ÇOCUKLARI ASKERDE OLSA NE HARiKA OLURDU".
Rumsfeld, 2002 yılında New York Times'ın, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) Irak'a savaş planını ele geçirdiği ve bunu yayımlayacakları yönünde bir bilginin kendisine ulaştığını belirterek, planı gören Saddam güçlerinin daha iyi hazırlık yapabileceği ve daha fazla Amerikalının yaşamının riske atılabileceği ihtimali karşısında, hemen ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Peter Pace’den gazeteyi arayıp haberi yayımlamamalarını rica etmesini istediğini, ancak gazetenin bazı değişikliklerle haberi yayımladığını anlattı.
O dönemde kendi kendine, "gizli belgeleri sızdırmayı sevenlerin, askeri operasyonlarda görev alan kızları ya da oğulları olsa ne harika olurdu. O zaman da böyle yaparlar mıydı?" diye düşündüğünü ifade eden Rumsfeld, şöyle devam etti.
"Gazetenin haberinde, CENTCOM'un planının, Amerikan askerlerinin Irak'a kuzey ve batıdan, Türkiye üzerinden gireceği yazıyordu. Türkiye'nin, bizim askeri çabalarımıza yardım etmeme yönünde oy kullanmış olması, herkes gibi Iraklılarca da biliniyordu, ancak New York Times tam tersini yazdı. Bu haber yüzünden, Saddam’ın generalleri, yine de kuzeyden bir saldırıyı püskürtmeye karşı hazırlık yaptılar. Öyle görünüyor ki, basında gördüğünüz herşeye inanmamanız gerektiğini henüz öğrenmemişler.".
-"TBMM iKi TÜMEN ASKER GÖNDERMEYi KABUL ETTi AMA IRAKLI LiDERLER REDDETTi".
Kitabın ilerleyen bölümlerinde, "1 Mart tezkeresinin" sonuçlarına tekrar değinen Rumsfeld, direnişin merkezinin, Irak'ın batısındaki Sünni bölgelerde toplandığını belirterek, "Çünkü Piyade Tümenine Türkiye üzerinden Irak'ın kuzeyine giriş izni verilmediği için, savaşın ilk günlerinde Sünni bölgelerin çoğu Amerikan askerlerinin kapsamı içine girmemişti. ABD askerleri buralara ulaştığında büyük çaplı muharip operasyonlar sona ermişti. Bu şu anlama geliyordu, Felluce, Tikrit ve Ramadi gibi (Sünni) kentler, Amerikan askerleriyle büyük muharebeler yaşamamıştı ve isyancılar için barınak olmuştu" ifadesini kullandı.
Rumsfeld, "Irak operasyonu devam ederken El Cezire kanalında yayınlanan, "Amerika, islam'a karşı savaş yürütüyor" şeklindeki propogandayı yalancı çıkarmak için, bir Müslüman askeri birliğin Irak'a gitmesi için büyük gayret gösterdiğini" kaydederken, bir noktada TBMM'nin iki tümen asker göndermeyi kabul ettiğini, ancak Iraklı liderlerin, Irak'ın güvenliği ve Türk-Amerikan ilişkilerinin zararına olacak şekilde, bunu reddettiğini belirtti.
-KiTAPTAN DiĞER NOTLAR.
Kitabında, Irak savaşıyla ilgili olarak "özür dilemez" bir tavır sergilediği gözlenen Rumsfeld, savaşın, maliyetine değdiği görüşünü dile getirdi. Rumsfeld, 800 sayfalık kitabında, "Saddam Hüseyin yönetiminin iktidarda kalmış olması durumunda, Ortadoğunun bugün olduğundan çok daha tehlikeli olacağı" fikrini savundu.
Irak savaşının mimarlarından biri olarak görülen Rumsfeld kitabında, "Bush'un, Irak savaşı konusunda verilen çabalara zararı dokunan şekilde, karar alma süreçlerinde tutarsızlıklara sahne olan bir ulusal güvenlik sürecine başkanlık ettiğini" belirtti ve Bush'u, "üst düzey danışmanları arasındaki anlamazlıkları çözmek için daha fazlasını yapmamakla" eleştirdi. Rumsfeld, Bush’un, "bir karar almadan önceki seçeneklerinin zamanlıca değerlendirildiğini ve aldığı kararların etkin şekilde uygulandığını her zaman görmediğini" kaydetti.
Kitabında ABD yönetiminin savaş tutuklularına muamelesine de geniş yer ayıran Rumsfeld, "Ebu Garib skandalından sonra, 2004 yılı Mayıs ayında görevinden istifa etmemiş olmaktan büyük pişmanlık duyduğunu" belirtti. Rumsfeld, "Geçmişe baktığımda, savaş sırasındaki gözaltılarla ilgili olarak, ABD yönetiminin daha farklı ve daha iyi yapabileceği şeyler olduğunu görüyorum" ifadesini kullandı.
Rumsfeld kitabında, Bush yönetiminde görev alan bazı isimlere de eleştiriler yöneltti. Rumsfeld örneğin, eski dışişleri bakanlarından Condoleezza Rice'ı, bazı ülkelerle ilişkilerde demokrasi ve insan haklarını ABD'nin güvenliğinin üzerinde çok fazla tutmakla, Irak'taki eski Amerikalı sivil yönetici Paul Bremer'i de, niyetleri konusunda ABD Savunma Bakanlığını bilgilendirmemekle eleştiriyor.
--spoiler--
--spoiler--
Kitabının bazı bölümlerinde Türkiye ile ilgili konuları da ele alan Rumsfeld, örneğin, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan sorunlara değiniyor. Washington'ın "Watergate" skandalıyla çalkalandığı dönemde, NATO'nun, iki müttefiki Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunlardan kaynaklı ciddi krizin içinde olduğunu ifade eden Rumsfeld, iki ülkenin Kıbrıs'la ilgili olarak geçmişe dayanan anlaşmazlıklarının bulunduğuna dikkati çekerek, "Bu anlaşmazlıklar, Türkiye'nin Kıbrıs'ı işgal etmesiyle 1974 yazı sırasında kaynama noktasına ulaştı" ifadesini kullandı.
Rumsfeld, bu sorunun NATO için "zor çıkmaz" doğurduğunu kaydederek, NATO'nun, kendisine üye devletler arasındaki sorunlarla ilgili değil, bu üye devletleri dış tehditlere karşı korumak amaçlı bir askeri ittifak olarak kurulduğunu anımsattı.
-"ABD'NiN KAMUOYU ÖNÜNDE TÜRKiYE'YE DAHA ÇOK DESTEK VERMESi GEREKTiĞiNi SÖYLEDiM".
Kitapta Türkiye'nin adı, ABD'nin 11 Eylül sonrası Afganistan'a operasyon hazırlıklarından bahsedildiği bölümde de geçiyor.
O dönemin Ekim ayında, Suudi Arabistan, Umman, Mısır, Özbekistan ile birlikte Türkiye'yi de ziyaret ettiğini ve bu ülkelerin hükümet yetkilileriyle, ABD'nin Afganistan'a yönelik planları konusunda istişarede bulunduğunu, onların tavsiyelerini dinleyerek ne tür destekler sunabilecekleri hakkında bilgi aldığını anlatan Rumsfeld, "Potansiyel müttefiklerimize iki konuda garanti verdim: Birincisi, ABD, onların özel ya da kamuoyu önünde verebilecekleri her tür desteği takdir edecek. ikincisi, ABD, terörist tehdide karşı, geçmişte olduğundan çok daha geniş çapta ve yoğunluk düzeyinde, kuvvetli karşılık verecek" ifadesini kullandı.
Rumsfeld, o dönemki Türkiye ziyaretine bir paragraf ayırdığı kitabında, Ankara'daki temaslarında Türk yetkililerin, askeri tesisleri içeren yardım önerdiğini anlatarak, şunları kaydetti.
"Türkler, Kuzey ittifakı'nı silahlandırma ve onlara malzeme temin etme planımızın güçlü destekçisiydi, Taliban'ın dünya genelindeki Müslümanların çıkarlarını tehdit ettiğini biliyorlardı. Yıllar boyunca Türkiye'yi, ABD için kilit bir ülke, Batı’ya yönelen bir Müslüman demokrasi ve Doğu ile Batı arasında bağlantı işlevi görebilecek bir NATO üyesi olarak gördüm. ABD'deki siyasi olarak aktif Yunan-Amerikalı nüfusun çokluğu ve Kongre'deki temsil düzeylerinin de kısmen etkisiyle, ABD'nin Yunanistan'ı Türkiye'nin üzerinde tercih etme eğiliminden her zaman endişe duydum. Aralık 2001'deki bir notumda, ihtiyacımız olduğunda onların yardımını alacaksak, ABD'nin kamuoyu önünde Türkiye'ye daha çok destek vermesi gerektiğini söyledim.".
-"AMERiKAN YÖNETiMi TEZKERENiN GEÇECEĞiNDEN EMiNDi".
Kitapta, Irak savaşı ve öncesindeki hazırlıklar ile 2003 yılı Mart ayında ABD ve Türkiye arasında yaşanan "tezkere krizi"nin anlatıldığı bölümlerde de Türkiye'nin adı sıkça geçiyor.
"Amerikalı diplomatların iyimserliğine rağmen, ABD'nin Türkiye'yi, kuzeyden Irak'a giriş yapmak üzere topraklarından geçiş izni vermeye ikna etmede zorluklar yaşadığını" belirten Rumsfeld, şunları kaydetti.
"TBMM'nin kritik oylamasına uzanan aylarda, Amerikan yönetimi, istediğimiz onayın bize verileceğinden emindi. Hiç kimse, tezkerenin geçmeyeceğini beklemiyordu. (ABD'nin eski başkanı George) Bush döneminin ilk aylarında, Türklerle yakından çalışmanın bizim için önemli olduğunu, çünkü onların işbirliğine ihtiyacımız olabileceğini düşündüğümü hatırlıyorum. O gün gelmişti. Ancak TBMM, jilet farkıyla ABD'nin geçiş talebini onaylamamıştı.
Bölgedeki kilit bir NATO müttefikinden destek alınamaması, operasyonel açıdan ciddi terslik olmasının yanında, siyasi bir utançtı ve büyük ihtimalle de bundan kaçınılabilirdi. (ABD Dışişleri Bakanı Colin) Powell, durumumuzu şahsen izah etmek için Ankara'yı ziyaret ederek çabalarımıza yardımcı olabilirdi. Ben de bu kritik haftalarda Türkiye’yi ziyaret edebilir ya da Başkan Bush’u veya (o dönemki) Başkan Yardımcısı Dick Cheney'yi Türk yönetimine kişisel çağrıda bulunmaları için teşvik edebilirdim.
Saddam'ın ülkenin kuzeyi ve batısındaki güçlerine karşı, Türk topraklarından ilerleyecek Amerikan askerlerinin tehdidinin olmaması, düşman savaşçılara, kuzeye kaçma ve o dönemde hiçbir koalisyon askerinin bulunmayacağı Sünni ağırlıklı bölgelerde faaliyet gösterme fırsatını verebilecekti. Irak'ı Türkiye'den işgal edemememiz, büyük muharip operasyonların sona ermesinden sonraki Sünni destekli isyanın yükselişinde kilit bir faktör olmuş olabilir. Türkiye'nin kararı, (dönemin ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Tommy) Franks'ın koalisyon güçlerinin Bağdat'a ve Irak'ın kuzeyine mümkün olduğu kadar erken ulaşmasının ve Irak ordusunun kaçış rotalarını kapatmanın başka yollarını bulmasını gerekli kıldı".
-"BELGELERi SIZDIRANLARIN ÇOCUKLARI ASKERDE OLSA NE HARiKA OLURDU".
Rumsfeld, 2002 yılında New York Times'ın, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) Irak'a savaş planını ele geçirdiği ve bunu yayımlayacakları yönünde bir bilginin kendisine ulaştığını belirterek, planı gören Saddam güçlerinin daha iyi hazırlık yapabileceği ve daha fazla Amerikalının yaşamının riske atılabileceği ihtimali karşısında, hemen ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Peter Pace’den gazeteyi arayıp haberi yayımlamamalarını rica etmesini istediğini, ancak gazetenin bazı değişikliklerle haberi yayımladığını anlattı.
O dönemde kendi kendine, "gizli belgeleri sızdırmayı sevenlerin, askeri operasyonlarda görev alan kızları ya da oğulları olsa ne harika olurdu. O zaman da böyle yaparlar mıydı?" diye düşündüğünü ifade eden Rumsfeld, şöyle devam etti.
"Gazetenin haberinde, CENTCOM'un planının, Amerikan askerlerinin Irak'a kuzey ve batıdan, Türkiye üzerinden gireceği yazıyordu. Türkiye'nin, bizim askeri çabalarımıza yardım etmeme yönünde oy kullanmış olması, herkes gibi Iraklılarca da biliniyordu, ancak New York Times tam tersini yazdı. Bu haber yüzünden, Saddam’ın generalleri, yine de kuzeyden bir saldırıyı püskürtmeye karşı hazırlık yaptılar. Öyle görünüyor ki, basında gördüğünüz herşeye inanmamanız gerektiğini henüz öğrenmemişler.".
-"TBMM iKi TÜMEN ASKER GÖNDERMEYi KABUL ETTi AMA IRAKLI LiDERLER REDDETTi".
Kitabın ilerleyen bölümlerinde, "1 Mart tezkeresinin" sonuçlarına tekrar değinen Rumsfeld, direnişin merkezinin, Irak'ın batısındaki Sünni bölgelerde toplandığını belirterek, "Çünkü Piyade Tümenine Türkiye üzerinden Irak'ın kuzeyine giriş izni verilmediği için, savaşın ilk günlerinde Sünni bölgelerin çoğu Amerikan askerlerinin kapsamı içine girmemişti. ABD askerleri buralara ulaştığında büyük çaplı muharip operasyonlar sona ermişti. Bu şu anlama geliyordu, Felluce, Tikrit ve Ramadi gibi (Sünni) kentler, Amerikan askerleriyle büyük muharebeler yaşamamıştı ve isyancılar için barınak olmuştu" ifadesini kullandı.
Rumsfeld, "Irak operasyonu devam ederken El Cezire kanalında yayınlanan, "Amerika, islam'a karşı savaş yürütüyor" şeklindeki propogandayı yalancı çıkarmak için, bir Müslüman askeri birliğin Irak'a gitmesi için büyük gayret gösterdiğini" kaydederken, bir noktada TBMM'nin iki tümen asker göndermeyi kabul ettiğini, ancak Iraklı liderlerin, Irak'ın güvenliği ve Türk-Amerikan ilişkilerinin zararına olacak şekilde, bunu reddettiğini belirtti.
-KiTAPTAN DiĞER NOTLAR.
Kitabında, Irak savaşıyla ilgili olarak "özür dilemez" bir tavır sergilediği gözlenen Rumsfeld, savaşın, maliyetine değdiği görüşünü dile getirdi. Rumsfeld, 800 sayfalık kitabında, "Saddam Hüseyin yönetiminin iktidarda kalmış olması durumunda, Ortadoğunun bugün olduğundan çok daha tehlikeli olacağı" fikrini savundu.
Irak savaşının mimarlarından biri olarak görülen Rumsfeld kitabında, "Bush'un, Irak savaşı konusunda verilen çabalara zararı dokunan şekilde, karar alma süreçlerinde tutarsızlıklara sahne olan bir ulusal güvenlik sürecine başkanlık ettiğini" belirtti ve Bush'u, "üst düzey danışmanları arasındaki anlamazlıkları çözmek için daha fazlasını yapmamakla" eleştirdi. Rumsfeld, Bush’un, "bir karar almadan önceki seçeneklerinin zamanlıca değerlendirildiğini ve aldığı kararların etkin şekilde uygulandığını her zaman görmediğini" kaydetti.
Kitabında ABD yönetiminin savaş tutuklularına muamelesine de geniş yer ayıran Rumsfeld, "Ebu Garib skandalından sonra, 2004 yılı Mayıs ayında görevinden istifa etmemiş olmaktan büyük pişmanlık duyduğunu" belirtti. Rumsfeld, "Geçmişe baktığımda, savaş sırasındaki gözaltılarla ilgili olarak, ABD yönetiminin daha farklı ve daha iyi yapabileceği şeyler olduğunu görüyorum" ifadesini kullandı.
Rumsfeld kitabında, Bush yönetiminde görev alan bazı isimlere de eleştiriler yöneltti. Rumsfeld örneğin, eski dışişleri bakanlarından Condoleezza Rice'ı, bazı ülkelerle ilişkilerde demokrasi ve insan haklarını ABD'nin güvenliğinin üzerinde çok fazla tutmakla, Irak'taki eski Amerikalı sivil yönetici Paul Bremer'i de, niyetleri konusunda ABD Savunma Bakanlığını bilgilendirmemekle eleştiriyor.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar