bugün

behzat ç.

ben de son iki bölümdür izliyorum bu diziyi. yani öyle dizi takip eden biri değilimdir. bak gerçekten. güzel, eğlenceli. ama ben şundan şikayetçiyim. erdal beşikçioğlu'nun oyunculuğu iyi, hoş da bu adam neden hep böyle zırdeli, dobra karakterleri canlandırıyor arkadaş. bence farklı karakterleri de canlandırmalı. bilmiyorum ben öyle düşünüyorum.

bir de dün geceki bölümde geçen şu diyalogtan sonra 'tamam' dedim. 'izlerim ben bu diziyi.' ama yine de emin değilim . eheh.

--itüden buldum tamamını--
eda: ya selim'den bahsetmiyoruz şu anda senden bahsediyoruz harun. benim içimde sana karşı bir şey yok. yani ben senden hoşlanmıyorum. zorlama beni.
harun: zorlamayayım seni öyle mi? niçin zorluyorum peki ben seni?
eda: bu yaptıkların ne harun? yani benden sürekli bir beklenti içindesin. benden yapamayacağım şeyler isteme, lütfen.
harun: eda, ben yalnızca seni sevdim. başka da hiçbir şey istemedim senden. ben o mal, çankaya bebesi gibi kıvırtmıyorum. yüreğimi verdim ben sana anladın mı yüreğimi. suç mu işledim? seni zorlamış mı oldum?
eda: yapma böyle harun yapma.
harun: ya neyi yapma be! neyi yapma? ben varya ben seni gördüğüm ilk günden beri seviyorum eda. sana gittim onun gerçek yüzünü gösterdim. sen hala onu sevdiğini söylüyorsun. şimdi sorun bende mi, sende mi ha söylesene. bence sorun bende değil sende eda. tamam ben kaba olabilirim, küfür ediyor olabirim, yakışıklı olmayabilirim, ingilizce bilmiyor olabilirim; ama ben seviyorum anladın mı? ben senin için sabahtan akşama kadar past contunious tense çalıştım eda, biliyo musun? oturdum evde çalıştım. senin şu yaptığına bak. eda, diyorum ki bir kere şans ver bana, ha? tek bir tane şans ver.
eda: hayır, harun. hayır.
--itüden buldum tamamını--
© copyright 2005 - 2026