sen olmak

acayip bir duygu yoğunluğu mu demeliyim? yoksa duygusallık mı? bilemedim. aslında cinsler arası ilişkilerin başı da, sonu da, ortası da olabilecek gibi duran bir betimleme. hangimiz istemeyiz sevdiğimiz insanların gözüyle kendimize bakmayı. şöyle yapsam ne düşünür? beğenir mi? hoşlanır mı? kızar mı? diye içimizden geçirmez miyiz?
basit bir kahkahanın bile yanlış değerlendirilebildiği göz önüne alınırsa, öyle ya da böyle başkalarının bakış açısıyla kendimizi değerlendirirken buluruz kendimizi çoklukla.

ancak bu deyimde anlatılmak istenen genelgeçer hallerden ziyade özel bir durum olsa gerek. insanın ömrü boyunca en fazla iki veya üç kez hadi bilemedin beş kez başına gelebilecek olgu. hülasa çok şey yazılabilir hakkında. nitekim yazmışlar da.
bir oyun. son koymuşlar adını mesela. sen olmak nedir açılımı da. bir kadın bencileyin ise bir tanrıça yazmış. ece temelkuran'ın bir yazısını ve bir kadına kendi yazdıklarımı hatırladım okumalarından edindiğim izlenimden yola çıkarak.

"oyun yakında sahne alacak mı?" bilmiyorum.

bu arada konu hakkında bakalım ece temelkuran ne demiş;

--spoiler--
Kadınlar, "duygu hizmetçisi" istemiyorlar. Egoları bunun için yapılandırılmamış. Bu "her şey dahil" servis onların ruhuna iyi gelmiyor. Erkeklerin içinde çok rahat hissettiği bu şımarıklık sarayında onlar iğreti duruyorlar. Yaratan erkekler tanrı-kral tahtında, o tahtı hak ettiklerinden bütünüyle emin, rahat oturabiliyor. Ama yaratan kadınlar o tanrıça-kraliçe tahtında bir türlü... Anlarsınız. Onlar başka bir şey istiyorlar. Başka bir şey işte... senin yani erkeğin yerinde olmak daha naif söyleyişle sen olmak.
--spoiler--

son olarak oyun için; "cinsler arası ilişkilerde erkeği, erkeklerin çoğundan daha iyi anlamış ve dahi anlatmış bir kadının gözünden erkek" tanımı falan da yapılmış. belki haklı bir tanımdır. kendini veya erkekleri anlamakta zorlananlar ve bittabi tiyatro severler mutlaka izlesin veya okusun ve karar versin.
Güncel Önemli Başlıklar
© copyright 2005 - 2026