bugün
- bu başlıkta almanca entry giriyoruz7
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- kaç gammaz var9
- akşama kadar entry giren torpilli memur12
- ne olursa masklavi akp'yi bırakır6
- 6 kasım 20024
- isparta'ya gidip nervio ile kahve içmek11
- fatma betül sayan kaya29
- yolsuzluğun cevabını halk sandıkta verecek5
- asansörde yukarı bakma refleksi5
- cumhurbaşkanı olmak istiyorum3
- sözlük açacak olsanız8
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- evlenmek istemek ama evlenecek birini bulamamak4
- münafık7
- kız yüzünden başın belaya girmesi2
- yapay zekanın çok yapay olması9
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- kale3112 kardeştir3
- tinder'ın eşleşme algoritması2
- hiçbir şeyden haberi olmayan tek adam8
- birbirini kollayan torba götlü yazarlar2
- frene basınca arabanın durması3
- dışarıdaki deli dalgaların gelip duvarı yalaması3
- duş yağı3
- edirne'ye gidip muslettin amca'nın elini öpmek11
- sağlıklı tarifler2
- camilerdeki ayak kokusu7
- senin manita evleniyormuş diye mesaj atan arkadaş11
- alexander nübel14
- son 3 ayın en başarılı gammazları8
- true birader ne zaman aramıza katılacak sorunsalı2
- 6 kasım dünya galatasaraylılar günü9
- ciddiye alınmamak4
- damla sakızlı muhallebi9
- dolar 50 13 liraya çakılınca sus pus olan muhalif3
- iyi menemenin sırrı22
- eteği açan kadına bakmayan erkek3
- kezoyu neyzen bakışıyla iskandil etmek4
- fatma betülüm yapmaz9
- daha 17 dizisi4
- menekşe dizisi2
- sicilya kizlari4
- terhis oluyorum sözlük3
- seri katilin özellikleri3
- henüz yolun başında olan yazarlar5
- kız kankanın ehonomi çoh eyi demesi3
- türkiye hariç hangi ülkeye gitmek isterdiniz2
- 2017 orta paket passat vs 2024 full paket megane5
Aldığımız nefesin ciğerlerimizin marifeti olduğunu zannediyoruz. Nabzımızı attıranın da dört odacıklı kalbimiz olduğunu... Ne zaman edindik ki bütün bu marifetli organları, ne yaparak kazandık? Onlar nasıl öğrendi havayla muhabbet etmeyi, kanı pompalamayı? Her şey bir mekanik izahla oluyorsa, kim başlattı bütün bu devridaimi ilk başta? Kim verdi ilk komutu, kim açtı şalteri, kim gösterdi her şeye nereden başlanacağını?
Aklımıza bir fikir geliyor, sanıyoruz ki biz bulduk çıkardık onu zihnimizin derinliklerindeki fikirler kuyusundan. Ama neden şimdi ve hangi fikirler silsilesinin devamı olarak? Hem neden o fikir de, bu fikir değil? Diyelim ki var öyle bir fikirler kuyusu; kim koydu peki onu oraya? Kim doldurdu zihnimize düşmeden önce hiç duymadığımız bütün o fikirleri içine?
Bir cümle kuruyoruz mesela üç beş kelimeyle... Onlar birkaç dakika önce aklımızda olmayan kelimeler... Yine birkaç dakika önce hiç aklımızda olmayan bir ifadeyi teşkil ediyorlar. Nereden geldiler? Zihnimize nereden düştüler? Onları çağıran neydi? Ne içinde bulunduğumuz mekânla, ne yaşadığımız anla, ne biraz önce konuştuğumuz konuyla bir ilgileri var. O cümleyi okuyan için ne kadar sürprizse, bizim için de o kadar sürpriz... Sanki bizim kâğıdın üstüne yazdığımız gibi, bir el zihnimize yazıyor onları sırasınca... Bizim mi bu kelimeler? Onları bir araya getiren, böyle derin kılan kim? Biz miyiz gerçekten? Ama biraz önce karşılaşmadık mı ilk kez biz o kelimelerle? O şekilde sıralanarak oluşturdukları özel anlamla ilk kez karşılaşmadık mı? Belki tek fark, insanların bir kâğıdın üstünde gördükleri ifadeyi, bizim onlardan kısa bir zaman önce zihnimizde görmüş, okumuş olmamız... Var mı bir başka fark? ilham geldi diyoruz ya, nedir ilham? Nereden gelir, neden o anda yanımızdakine değil de bize gelir?
Bir keman virtüözü çıkıyor mesela ortaya. Sizin benim gibi bir insan... Ama o gerçekten virtüöz, biz değiliz. Çalışsak, çabalasak, orta karar bir keman sanatçısı olabiliriz belki. Ama bir virtüöz? Asla! O doğuştan gelen bir yetenek diyor işin ustaları. Ama doğuştan herkese gelen bir yetenek değil, keman virtüözü olmak üzere doğacak olanın yanında getirdiği bir yetenek. Bir insanla, bir müzik aleti arasındaki bu bağ, bu muhabbet, bu bütünleşme nasıl bir şey? O sihirli beraberliği ortaya çıkaran şey ne?
Bir adam bir ağaç parçasını çakısıyla yontuyor, küçük bir kayık çıkıyor mesela ortaya. Yanındaki yontuyor, hiçbir şeye benzemiyor ağaç parçası. Bir daha yontuyor, bir daha yontuyor, yine benzemiyor. Defalarca denedikten sonra bir kayığı andırıyor. Ama asla ilk adamın kayığı kadar etkileyici olmuyor. Şu adam bir ağaç parçasını yontarak mükemmel bir kayığa dönüştürüyor, öteki kayda değer hiçbir eser ortaya çıkaramıyor. ilkinin hamurunda var bu yetenek, ikincininkinde hiç yok! Demek insanlar aynı hamurdan da yoğrulmuyor! Hamurunun elverdiğinden başka bir şey de olmuyor.
Müziğe ömrünü veren birçok adamdan ikinci bir Mozart çıkmıyor. Seksen sene şairlik edip Rimbaud'nun yirmi yıla sığdırdığı şiirselliği yakalayamayan yığınla insan var. Ya da hikmet bulmak ümidiyle yola çıkıp da Mevlâna'ya toslayınca un ufak olan birçok salik...
Her şeyin bir manası var elbet, her şey bir parçasıyla gayrete tâbi... Ama o gayret bile diğerleriyle birlikte nasibe tâbi...
Aklımıza bir fikir geliyor, sanıyoruz ki biz bulduk çıkardık onu zihnimizin derinliklerindeki fikirler kuyusundan. Ama neden şimdi ve hangi fikirler silsilesinin devamı olarak? Hem neden o fikir de, bu fikir değil? Diyelim ki var öyle bir fikirler kuyusu; kim koydu peki onu oraya? Kim doldurdu zihnimize düşmeden önce hiç duymadığımız bütün o fikirleri içine?
Bir cümle kuruyoruz mesela üç beş kelimeyle... Onlar birkaç dakika önce aklımızda olmayan kelimeler... Yine birkaç dakika önce hiç aklımızda olmayan bir ifadeyi teşkil ediyorlar. Nereden geldiler? Zihnimize nereden düştüler? Onları çağıran neydi? Ne içinde bulunduğumuz mekânla, ne yaşadığımız anla, ne biraz önce konuştuğumuz konuyla bir ilgileri var. O cümleyi okuyan için ne kadar sürprizse, bizim için de o kadar sürpriz... Sanki bizim kâğıdın üstüne yazdığımız gibi, bir el zihnimize yazıyor onları sırasınca... Bizim mi bu kelimeler? Onları bir araya getiren, böyle derin kılan kim? Biz miyiz gerçekten? Ama biraz önce karşılaşmadık mı ilk kez biz o kelimelerle? O şekilde sıralanarak oluşturdukları özel anlamla ilk kez karşılaşmadık mı? Belki tek fark, insanların bir kâğıdın üstünde gördükleri ifadeyi, bizim onlardan kısa bir zaman önce zihnimizde görmüş, okumuş olmamız... Var mı bir başka fark? ilham geldi diyoruz ya, nedir ilham? Nereden gelir, neden o anda yanımızdakine değil de bize gelir?
Bir keman virtüözü çıkıyor mesela ortaya. Sizin benim gibi bir insan... Ama o gerçekten virtüöz, biz değiliz. Çalışsak, çabalasak, orta karar bir keman sanatçısı olabiliriz belki. Ama bir virtüöz? Asla! O doğuştan gelen bir yetenek diyor işin ustaları. Ama doğuştan herkese gelen bir yetenek değil, keman virtüözü olmak üzere doğacak olanın yanında getirdiği bir yetenek. Bir insanla, bir müzik aleti arasındaki bu bağ, bu muhabbet, bu bütünleşme nasıl bir şey? O sihirli beraberliği ortaya çıkaran şey ne?
Bir adam bir ağaç parçasını çakısıyla yontuyor, küçük bir kayık çıkıyor mesela ortaya. Yanındaki yontuyor, hiçbir şeye benzemiyor ağaç parçası. Bir daha yontuyor, bir daha yontuyor, yine benzemiyor. Defalarca denedikten sonra bir kayığı andırıyor. Ama asla ilk adamın kayığı kadar etkileyici olmuyor. Şu adam bir ağaç parçasını yontarak mükemmel bir kayığa dönüştürüyor, öteki kayda değer hiçbir eser ortaya çıkaramıyor. ilkinin hamurunda var bu yetenek, ikincininkinde hiç yok! Demek insanlar aynı hamurdan da yoğrulmuyor! Hamurunun elverdiğinden başka bir şey de olmuyor.
Müziğe ömrünü veren birçok adamdan ikinci bir Mozart çıkmıyor. Seksen sene şairlik edip Rimbaud'nun yirmi yıla sığdırdığı şiirselliği yakalayamayan yığınla insan var. Ya da hikmet bulmak ümidiyle yola çıkıp da Mevlâna'ya toslayınca un ufak olan birçok salik...
Her şeyin bir manası var elbet, her şey bir parçasıyla gayrete tâbi... Ama o gayret bile diğerleriyle birlikte nasibe tâbi...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com