bugün
- irmik helvası vs un helvası10
- yunanistan10
- hiç porno izlememiş erkek9
- adanalı ateist8
- ofisteki kadınların yazın dekolte işini abartması17
- bik bikle yemek yapmak9
- uludağ sözlük kızlarının terlikleri5
- herkesin hayatına kimse karışamaz5
- sözlük erkeklerinin helvaları5
- sözlük yazarları ölünce hangi helva4
- üşüyen erkek12
- japonya22
- arkadaşlar7
- nervio ile kedi beslemek5
- kızlar çaylak yapılmasın kampanyası9
- gelecek partisi'nin kapanması12
- sözlük yazarlarının kombinleri6
- soyulacak devlet malının kalmaması5
- sözlükte güzel ve eğlenceli kızların çaylak olması9
- dekolteye bakar mısınız6
- güzel kızların çaylaklığını merici çeksin5
- vergi iadesi doldurmak5
- selçuk bayraktar'ın siyasete atılması8
- çocuklarin ve ergenlerin manifest aşkı8
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin16
- bulgaristan4
- kawase hasui2
- nervio hamferdi12
- yaz yavaştan bitiyor eylül geliyor 20264
- kerhaneye gitmek3
- sağa sinyal verip sola dönmek7
- ahmet davutoğlu7
- ketçap aromalı ruffles5
- ispanya4
- en iyi simit hangi şehirdedir23
- portekiz4
- fransa4
- entry üstteki entrylere cevap niteliğinde3
- it is almost shabat2
- bir sözlük kızının elinden çay içmek2
- mal varlıklarınız nelerdir5
- klima çarpması5
- püf noktası2
- battal gazi5
- asla yapmam denilen şeyler6
- 5 ağustos 2026 fenerbahçe sturm graz maçı3
- almanya11
- gürcistan25
- italya3
- genşlik dizisi2
--spoiler--
okulda ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de babamın sonra peder oldu beni yanlışlıkla mektep yerine okula gönderdiği oldu. önümüze alfabe adında anlaşılmaz bir kitap koydular. babam, ona da elifba dedi. okulla babamı uzlaştırmaya imkan yoktu.
bu garip kitapta, bizim kılığımıza pek benzemeyen bir biçimde giydirilmiş çocuklar, boyuna birbirlerine top atıyorlardı. hangi mahallede oturduklarını bilemediğim bu çocuklar, kumbaralarında bizim evde böyle bir kutu yoktu- para biriktiriyorlar; babaları da ahmet ağabey kadar genç ver bıyıksız adamlardı bunlar onlara, çatana denen kayıklar alıyordu. bir de vatan denen bir şey vardı ki çok iyi korunması gerekiyordu. bizler her sabah hep bir ağızdan onu özümüzden çok sevdiğimizi, ant denilen bir şey içerek haykırıyorduk. bir de bazı çatık kaşlı adam resimleri vardı ki, babam onlara, gazetedeki amcalara yaptığım gibi, sakal bıyık takmamı şiddetle yasak etmişti. kocaman bir dünyanın içinde oysa sınıfta duran mücessem küre çok küçük kalıyordu asıl dünyanın yanında şaşkınlıkla ne düşüneceğimi bilemiyordum ve öğretmen gelince arkadaşlarla birlikte kıvanç duyduğumu söylüyordum bağırarak. bununla birlikte, birkaç gün içinde, bu işlerin pek anlaşılamayacağını, yalnız bir kısmının ezberlenip kara bir tahtanın yanında tekrar edileceğini, böylece, öğretmen denilen teyzevari yaratıkla başımın belaya girmekten kurtulacağını sezmiştim. sonunda, sınıfın kabadayılarıyla itişmek için gereken iç huzuruna kavuştum. zayıflardan kendime iki dalkavuk seçtim ve sınıfı mahalleye çevirdim kısa zamanda. hemen 1-a birinci takımını kurduk ve 1-c ile bir maç yaptık. içine sığmakta güçlük çektiğim okul sıralarında büyüklerimi saymak-küçüklerimi sevmek sözünü ters söylediğim için öğretmenin çektiği kulağımın acısını akşamki maçı düşünerek hafifletmeğe çalışırdım. büyüyünce öğretmenliği nasıl yasak edeceğimin hayali ile yaşarken bir yandan da durmadan tekrarladım: öğretmenimi yurdumu sevmek, budunumu bu budun kelimesi bana kasapta çengele asılı etleri hatırlatırdı korumak, saymak, üstün tutmak, doğruyum, yasam, onlardan, herkesten intikam almaktır, olmaktır, çalışkanım, armağan olsun.
--spoiler--
tutunamayanlar, s 74-75
okulda ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de babamın sonra peder oldu beni yanlışlıkla mektep yerine okula gönderdiği oldu. önümüze alfabe adında anlaşılmaz bir kitap koydular. babam, ona da elifba dedi. okulla babamı uzlaştırmaya imkan yoktu.
bu garip kitapta, bizim kılığımıza pek benzemeyen bir biçimde giydirilmiş çocuklar, boyuna birbirlerine top atıyorlardı. hangi mahallede oturduklarını bilemediğim bu çocuklar, kumbaralarında bizim evde böyle bir kutu yoktu- para biriktiriyorlar; babaları da ahmet ağabey kadar genç ver bıyıksız adamlardı bunlar onlara, çatana denen kayıklar alıyordu. bir de vatan denen bir şey vardı ki çok iyi korunması gerekiyordu. bizler her sabah hep bir ağızdan onu özümüzden çok sevdiğimizi, ant denilen bir şey içerek haykırıyorduk. bir de bazı çatık kaşlı adam resimleri vardı ki, babam onlara, gazetedeki amcalara yaptığım gibi, sakal bıyık takmamı şiddetle yasak etmişti. kocaman bir dünyanın içinde oysa sınıfta duran mücessem küre çok küçük kalıyordu asıl dünyanın yanında şaşkınlıkla ne düşüneceğimi bilemiyordum ve öğretmen gelince arkadaşlarla birlikte kıvanç duyduğumu söylüyordum bağırarak. bununla birlikte, birkaç gün içinde, bu işlerin pek anlaşılamayacağını, yalnız bir kısmının ezberlenip kara bir tahtanın yanında tekrar edileceğini, böylece, öğretmen denilen teyzevari yaratıkla başımın belaya girmekten kurtulacağını sezmiştim. sonunda, sınıfın kabadayılarıyla itişmek için gereken iç huzuruna kavuştum. zayıflardan kendime iki dalkavuk seçtim ve sınıfı mahalleye çevirdim kısa zamanda. hemen 1-a birinci takımını kurduk ve 1-c ile bir maç yaptık. içine sığmakta güçlük çektiğim okul sıralarında büyüklerimi saymak-küçüklerimi sevmek sözünü ters söylediğim için öğretmenin çektiği kulağımın acısını akşamki maçı düşünerek hafifletmeğe çalışırdım. büyüyünce öğretmenliği nasıl yasak edeceğimin hayali ile yaşarken bir yandan da durmadan tekrarladım: öğretmenimi yurdumu sevmek, budunumu bu budun kelimesi bana kasapta çengele asılı etleri hatırlatırdı korumak, saymak, üstün tutmak, doğruyum, yasam, onlardan, herkesten intikam almaktır, olmaktır, çalışkanım, armağan olsun.
--spoiler--
tutunamayanlar, s 74-75
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar