bugün
- ofisteki kadınların yazın dekolte işini abartması17
- sözlükte güzel ve eğlenceli kızların çaylak olması8
- kızlar çaylak yapılmasın kampanyası7
- gelecek partisi'nin kapanması11
- üşüyen erkek10
- çocuklarin ve ergenlerin manifest aşkı8
- sözlük yazarlarının kombinleri4
- ketçap aromalı ruffles5
- japonya20
- sağa sinyal verip sola dönmek7
- mal varlıklarınız nelerdir5
- battal gazi5
- selçuk bayraktar'ın siyasete atılması7
- 5 ağustos 2026 fenerbahçe sturm graz maçı2
- en iyi simit hangi şehirdedir23
- ahmet davutoğlu6
- arkadaşlar görüşürüz ben gidiyom2
- stackoverflow da geçen saatler2
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin14
- gürcistan25
- ctrlx22
- klima çarpması4
- ağlamamak için kendini tutmak12
- sabahın köründe entry giren işsizler3
- kırgızistan8
- domdomusa'nın haksız yere çaylaklanması7
- silah çekildiği zaman patlar3
- aslan gibi adam2
- prensesler gibi uyanmak3
- kuran da namaz yok21
- günaydın sözlük uyanın artık2
- hewal ebo18
- geceniz nasıl geçiyor7
- aslında hayatta yapayalnız olmamız8
- latin atasözleri6
- çin8
- lahmacunu elle yiyen kız14
- geceye bir şarkı bırak17
- ilgi isteyen kız16
- yazarlara gelen son mesaj2
- sabaha bir şiir bırak2
- sözlük yazarlarının çocukları olsa ne yaparlardı6
- 30 temmuz 2026 cem küçük'ün gözaltına alınması8
- sözlüğün aniden sessizleşmesi5
- 35 bin lira maaşı beğenmeyen sevgili9
- hikayeyi devam ettir52
- erkeklerden hayır gelmeyeceğinin anlaşıldığı an4
- yeni yazarlara öneriler3
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri22
- antalya şu an 28 derece4
"kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım , kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım..."
bu yılın ödev kitabı olup nasıl bitireceğimi düşündüğüm kitaptır.
kapağı şöyle olsa makara olur. ama konsepte uymaz o ayrı. *
http://www.wildlifearchiv...mals/koala/koala-tree.jpg
http://www.wildlifearchiv...mals/koala/koala-tree.jpg
oğuz atay'ın olricidir.
--spoiler--
okulda ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de babamın sonra peder oldu beni yanlışlıkla mektep yerine okula gönderdiği oldu. önümüze alfabe adında anlaşılmaz bir kitap koydular. babam, ona da elifba dedi. okulla babamı uzlaştırmaya imkan yoktu.
bu garip kitapta, bizim kılığımıza pek benzemeyen bir biçimde giydirilmiş çocuklar, boyuna birbirlerine top atıyorlardı. hangi mahallede oturduklarını bilemediğim bu çocuklar, kumbaralarında bizim evde böyle bir kutu yoktu- para biriktiriyorlar; babaları da ahmet ağabey kadar genç ver bıyıksız adamlardı bunlar onlara, çatana denen kayıklar alıyordu. bir de vatan denen bir şey vardı ki çok iyi korunması gerekiyordu. bizler her sabah hep bir ağızdan onu özümüzden çok sevdiğimizi, ant denilen bir şey içerek haykırıyorduk. bir de bazı çatık kaşlı adam resimleri vardı ki, babam onlara, gazetedeki amcalara yaptığım gibi, sakal bıyık takmamı şiddetle yasak etmişti. kocaman bir dünyanın içinde oysa sınıfta duran mücessem küre çok küçük kalıyordu asıl dünyanın yanında şaşkınlıkla ne düşüneceğimi bilemiyordum ve öğretmen gelince arkadaşlarla birlikte kıvanç duyduğumu söylüyordum bağırarak. bununla birlikte, birkaç gün içinde, bu işlerin pek anlaşılamayacağını, yalnız bir kısmının ezberlenip kara bir tahtanın yanında tekrar edileceğini, böylece, öğretmen denilen teyzevari yaratıkla başımın belaya girmekten kurtulacağını sezmiştim. sonunda, sınıfın kabadayılarıyla itişmek için gereken iç huzuruna kavuştum. zayıflardan kendime iki dalkavuk seçtim ve sınıfı mahalleye çevirdim kısa zamanda. hemen 1-a birinci takımını kurduk ve 1-c ile bir maç yaptık. içine sığmakta güçlük çektiğim okul sıralarında büyüklerimi saymak-küçüklerimi sevmek sözünü ters söylediğim için öğretmenin çektiği kulağımın acısını akşamki maçı düşünerek hafifletmeğe çalışırdım. büyüyünce öğretmenliği nasıl yasak edeceğimin hayali ile yaşarken bir yandan da durmadan tekrarladım: öğretmenimi yurdumu sevmek, budunumu bu budun kelimesi bana kasapta çengele asılı etleri hatırlatırdı korumak, saymak, üstün tutmak, doğruyum, yasam, onlardan, herkesten intikam almaktır, olmaktır, çalışkanım, armağan olsun.
--spoiler--
tutunamayanlar, s 74-75
okulda ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de babamın sonra peder oldu beni yanlışlıkla mektep yerine okula gönderdiği oldu. önümüze alfabe adında anlaşılmaz bir kitap koydular. babam, ona da elifba dedi. okulla babamı uzlaştırmaya imkan yoktu.
bu garip kitapta, bizim kılığımıza pek benzemeyen bir biçimde giydirilmiş çocuklar, boyuna birbirlerine top atıyorlardı. hangi mahallede oturduklarını bilemediğim bu çocuklar, kumbaralarında bizim evde böyle bir kutu yoktu- para biriktiriyorlar; babaları da ahmet ağabey kadar genç ver bıyıksız adamlardı bunlar onlara, çatana denen kayıklar alıyordu. bir de vatan denen bir şey vardı ki çok iyi korunması gerekiyordu. bizler her sabah hep bir ağızdan onu özümüzden çok sevdiğimizi, ant denilen bir şey içerek haykırıyorduk. bir de bazı çatık kaşlı adam resimleri vardı ki, babam onlara, gazetedeki amcalara yaptığım gibi, sakal bıyık takmamı şiddetle yasak etmişti. kocaman bir dünyanın içinde oysa sınıfta duran mücessem küre çok küçük kalıyordu asıl dünyanın yanında şaşkınlıkla ne düşüneceğimi bilemiyordum ve öğretmen gelince arkadaşlarla birlikte kıvanç duyduğumu söylüyordum bağırarak. bununla birlikte, birkaç gün içinde, bu işlerin pek anlaşılamayacağını, yalnız bir kısmının ezberlenip kara bir tahtanın yanında tekrar edileceğini, böylece, öğretmen denilen teyzevari yaratıkla başımın belaya girmekten kurtulacağını sezmiştim. sonunda, sınıfın kabadayılarıyla itişmek için gereken iç huzuruna kavuştum. zayıflardan kendime iki dalkavuk seçtim ve sınıfı mahalleye çevirdim kısa zamanda. hemen 1-a birinci takımını kurduk ve 1-c ile bir maç yaptık. içine sığmakta güçlük çektiğim okul sıralarında büyüklerimi saymak-küçüklerimi sevmek sözünü ters söylediğim için öğretmenin çektiği kulağımın acısını akşamki maçı düşünerek hafifletmeğe çalışırdım. büyüyünce öğretmenliği nasıl yasak edeceğimin hayali ile yaşarken bir yandan da durmadan tekrarladım: öğretmenimi yurdumu sevmek, budunumu bu budun kelimesi bana kasapta çengele asılı etleri hatırlatırdı korumak, saymak, üstün tutmak, doğruyum, yasam, onlardan, herkesten intikam almaktır, olmaktır, çalışkanım, armağan olsun.
--spoiler--
tutunamayanlar, s 74-75
"ben selim değilim olric. selim romanları okuya okuya selimliğe özenen bir don kişot olmaktan korkuyorum."
"şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan donkişota benzetebilirsiniz beni. yalnız onunla bir fark var aramda, ben kendimi don kişot sanıyorum."
"şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan donkişota benzetebilirsiniz beni. yalnız onunla bir fark var aramda, ben kendimi don kişot sanıyorum."
hepsiburada.com dan bir hafta önce verdiğim fakat bugün gelen siparişim.
tutunmak istediğim ama çok pahalı olduğu için bi türlü tutunamadığım kitap.
tutunma kabiliyetinden mahrum olan canlılar bütünü.
keşke hayatımın sonuna kadar okumaya başlamadan bir dakika önceki ben olarak kalsaydım dememe neden olan kitap.
bir de tutunanlar varmış tabi.
--spoiler--
insan bazı günler "Yaşadım." bazı günler "Öldüm." der.
Bazı günler "Olmasaydı" der.
Bazı günler "Çabuk bitse" bazı günler "Hiç bitmese…" der.
insan bu, der işte. Dertlenir, mızmızlanır, kederlenir, büyür, yaşlanır, üzülür, kırılır, kırar, yıpranır, yaşar ve ölür!
Bazı günlerse kışın ortasında fırtınaya tutulsa “güneşli gündü” diyecek kadar huzur bulur.
Bir ayet, bir şarkı, bir aşk, bir felaket, bir ayrılık, bir yolculuk, bir fırtına, bir yağmur tanesi, bir dost insana kendini hatırlatır.
Öyle olur işte. Fırtına durulur, gün güneşli olur, insan kendine gelir.
--spoiler--
http://www.on5yirmi5.com/genc/koseyazisi.aspx?c=31624
--spoiler--
insan bazı günler "Yaşadım." bazı günler "Öldüm." der.
Bazı günler "Olmasaydı" der.
Bazı günler "Çabuk bitse" bazı günler "Hiç bitmese…" der.
insan bu, der işte. Dertlenir, mızmızlanır, kederlenir, büyür, yaşlanır, üzülür, kırılır, kırar, yıpranır, yaşar ve ölür!
Bazı günlerse kışın ortasında fırtınaya tutulsa “güneşli gündü” diyecek kadar huzur bulur.
Bir ayet, bir şarkı, bir aşk, bir felaket, bir ayrılık, bir yolculuk, bir fırtına, bir yağmur tanesi, bir dost insana kendini hatırlatır.
Öyle olur işte. Fırtına durulur, gün güneşli olur, insan kendine gelir.
--spoiler--
http://www.on5yirmi5.com/genc/koseyazisi.aspx?c=31624
uzun zaman önce okuduğum fakat tekrar okumayı düşündüğüm yoğun kitap.
- Herkes ne bilir acımı. Herkes ne bilsin acımızı. Yaşar gibi yapmaktan, özlemez
gibi yapmaktan iyiymiş gibi yapmaktan... Nefes alıp onu içimde tutmaktan ve o nefeste boğulmaktan sıkıldım. Ki nefessizlikten değil, nefesten bogulmaktır marifetimiz Olric.
- Evet efendimiz.
- Bana katıldığını bilmek güzel. Arada ses verme...n güzel. içimin... sesi de olmasa ölürüm yalnızlıktan...
Oğuz ATAY
gibi yapmaktan iyiymiş gibi yapmaktan... Nefes alıp onu içimde tutmaktan ve o nefeste boğulmaktan sıkıldım. Ki nefessizlikten değil, nefesten bogulmaktır marifetimiz Olric.
- Evet efendimiz.
- Bana katıldığını bilmek güzel. Arada ses verme...n güzel. içimin... sesi de olmasa ölürüm yalnızlıktan...
Oğuz ATAY
Tutunabilenlerin anlayamayağı türden ; tutunamayanlara özgü bir romandır. Okumak için gerçekten bunalımlarda olmanız yada buna eğimli olmanız gerekmektedir.Ancak okuduktan sonra gerçekten oğuz atayı bırakamayacaksınız.
"Kimsenin yaşantısını beğenmedim. Kendime uygun bir yaşantı da bulamadım.
Beni kötü yetiştirdiler. Annem de, babam da bana gerekli eğitimi vermediler. Yaşamak için demek istiyorum. Bana yaşamayı öğretmediler. Daha doğrusu, bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler. Ben de kolayca razı oldum bana öğretilen bu yanlışlara. insan, kendi bulurmuş doğru yolu. Ben bulamazdım. Bana, başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler. Başka türlü bir itinayla tutmalıydılar beni. Daha fazla değil, farklı. Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da, anormal dediler. Ben de kendimi anlamadım: Bütün hayatım boyunca normal bir adam olmaya çalıştım. Onlara biraz olsun benzeyebildiğim ölçüde kendimi mutlu sayıyordum. Kendimi onlardan ayırmayı beceremedim. Oysa, onlar gibi hissetmiyordum. Duyduğum bu yabancılığı, onlardan geri kalmak diye nitelendirdim ve nefes nefese onlara yetişmeye çalıştım. Bu bakımdan yakınmaya hakkım yok. Onlar gibiydim."
Beni kötü yetiştirdiler. Annem de, babam da bana gerekli eğitimi vermediler. Yaşamak için demek istiyorum. Bana yaşamayı öğretmediler. Daha doğrusu, bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler. Ben de kolayca razı oldum bana öğretilen bu yanlışlara. insan, kendi bulurmuş doğru yolu. Ben bulamazdım. Bana, başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler. Başka türlü bir itinayla tutmalıydılar beni. Daha fazla değil, farklı. Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da, anormal dediler. Ben de kendimi anlamadım: Bütün hayatım boyunca normal bir adam olmaya çalıştım. Onlara biraz olsun benzeyebildiğim ölçüde kendimi mutlu sayıyordum. Kendimi onlardan ayırmayı beceremedim. Oysa, onlar gibi hissetmiyordum. Duyduğum bu yabancılığı, onlardan geri kalmak diye nitelendirdim ve nefes nefese onlara yetişmeye çalıştım. Bu bakımdan yakınmaya hakkım yok. Onlar gibiydim."
senin derinlerine işleyip, her satırında özgürlüğü hissettiren roman. baş yapıt olarak raflarda yer almalı.
okuyunca insanın yanlızlığını soyutlanmışlığını hatırlattığından umutsuzluğa sürüklediğinden birkez daha okumayı düşünsemde cesaret edemediğim, taklit türk romanlarından farklı hem zeka hem hayat birikimi dolu oğuz atay romanı.
(bkz: olric)
"gerçi o zamanlar olric yoktu" repliği ile ünlü şaheser, başyapıt. iyi ki yazmışsın oğuz atay.
okuduktan sonra eskisi gibi olabilen biri varsa, tanimak istiyorum .
not: eksi icin tesekkurler.varmis:))
not: eksi icin tesekkurler.varmis:))
--spoiler--
Annem bana hayrandır. içinden, onunla ilgilendiğim, onunla konuştuğum için sevinir; dışındaysa, kızar görünür bana. Hele, ona bir şey öğretmek istediğimi, bilgiyle ilgili bir sohbet yapacağımızı sezerse, hemen davranır, kalkar yerinden: ocaktaki yemeğin altını söndürür, ya da elindeki örgüyü kaldırır, ya da radyoyu kapatır: beni iyi dinleyebilmek için.
Gerçek ilginin bu kadar candan bir belirtisini başka yerde gördüğümü hiç hatırlamıyorum.
Yemeğin dibinin tutmasına
da aldırmasın, diyeceksiniz.
Siz de çok şey istiyorsunuz.
--spoiler-- *
Annem bana hayrandır. içinden, onunla ilgilendiğim, onunla konuştuğum için sevinir; dışındaysa, kızar görünür bana. Hele, ona bir şey öğretmek istediğimi, bilgiyle ilgili bir sohbet yapacağımızı sezerse, hemen davranır, kalkar yerinden: ocaktaki yemeğin altını söndürür, ya da elindeki örgüyü kaldırır, ya da radyoyu kapatır: beni iyi dinleyebilmek için.
Gerçek ilginin bu kadar candan bir belirtisini başka yerde gördüğümü hiç hatırlamıyorum.
Yemeğin dibinin tutmasına
da aldırmasın, diyeceksiniz.
Siz de çok şey istiyorsunuz.
--spoiler-- *
okumak için sabırsızlandığım bir eserdir.
--spoiler--
yutuluyorum olric, doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor olric. mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla yırtarken yazılmışları, yaşanmışlıkları ki ben mutluydum olric. mutluyduk, mutluymuşum. biliyorum ki artık kendi istemedi mi gelmeyecek mutluluğum, sahip olmayacak hayatımıza olric. işte bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine, al yalnızlığımı olric. giderken hiç gitmeyen, kaçarken hep beni izleyen her adreste karşıma çıkan sensin olric. bak yağmur yağıyor yine üstelik gri, bu aralar yağmurların rengi hep gri. sen yağmur ve bir bardak demli çay birbirinize ne de çok yakışıyorsunuz. sen çayı çok seversin olric, yağmuru da ben. sensiz çay ısıtmıyor içimi olric, bilmiyorsun ki koca bir ömrü harcamak dedikleri gerçeğin altını seninle çizdim ben. seni özlüyorum, yağmur içimde hep seni özlüyorum olric, bul beni !..çek çıkar düştüğüm kuyudan..! ki biliyorsun ben var halimle yok olma çabasındayım, nefes aldığın her anı hayata döndürememenin telaşındayım !..yazıyorum olric okuya okuya bul beni..! ne imla, ne satır arası, ne paragraf boşluk yok olric, dopdoluyum. buralarda kalakaldım olric, bir o kadar durgun öyle bir şey işte, görüyorum ki benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor. zaman durmuyor, insanlar durmuyor, rüzgar esiyor yine sular akıyor, saat inadına tik tak akşam oluyor, sabah oluyor, ağaçlar bir döküyor yapraklarını bir çiçek açıyor. ben hariç hiçbir şey kalakalmıyor olric. hüzne bulanmadan yaşanmıyor ki olric. ilk açılan yaranın bir daha kapanmayacağını, ilk kopan fırtınanın ömür boyu dinmeyeceğini hep ilk olanın ne varsa aniden değiştirivereceğini nereden bilebilirdin ki olric..! şehirler değiştiriyorum olric. içimden şehirler geçiyor sen her durak da duruyor inmiyorsun' lara takılıp kalıyorum. şehirler değişiyor olric, ben değişiyorum, değiştikçe kanıyorum !..dünya' da değişiyor ya, bir yaşanmışlıklar olduğu gibi duruyor işte..! sen yok desen de ay dolunay işte. ve ben vazgeçip her şeyden ; hayatlardan bir gölge gibi çekiliyorum uzaklara...
--spoiler--
--spoiler--
yutuluyorum olric, doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor olric. mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla yırtarken yazılmışları, yaşanmışlıkları ki ben mutluydum olric. mutluyduk, mutluymuşum. biliyorum ki artık kendi istemedi mi gelmeyecek mutluluğum, sahip olmayacak hayatımıza olric. işte bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine, al yalnızlığımı olric. giderken hiç gitmeyen, kaçarken hep beni izleyen her adreste karşıma çıkan sensin olric. bak yağmur yağıyor yine üstelik gri, bu aralar yağmurların rengi hep gri. sen yağmur ve bir bardak demli çay birbirinize ne de çok yakışıyorsunuz. sen çayı çok seversin olric, yağmuru da ben. sensiz çay ısıtmıyor içimi olric, bilmiyorsun ki koca bir ömrü harcamak dedikleri gerçeğin altını seninle çizdim ben. seni özlüyorum, yağmur içimde hep seni özlüyorum olric, bul beni !..çek çıkar düştüğüm kuyudan..! ki biliyorsun ben var halimle yok olma çabasındayım, nefes aldığın her anı hayata döndürememenin telaşındayım !..yazıyorum olric okuya okuya bul beni..! ne imla, ne satır arası, ne paragraf boşluk yok olric, dopdoluyum. buralarda kalakaldım olric, bir o kadar durgun öyle bir şey işte, görüyorum ki benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor. zaman durmuyor, insanlar durmuyor, rüzgar esiyor yine sular akıyor, saat inadına tik tak akşam oluyor, sabah oluyor, ağaçlar bir döküyor yapraklarını bir çiçek açıyor. ben hariç hiçbir şey kalakalmıyor olric. hüzne bulanmadan yaşanmıyor ki olric. ilk açılan yaranın bir daha kapanmayacağını, ilk kopan fırtınanın ömür boyu dinmeyeceğini hep ilk olanın ne varsa aniden değiştirivereceğini nereden bilebilirdin ki olric..! şehirler değiştiriyorum olric. içimden şehirler geçiyor sen her durak da duruyor inmiyorsun' lara takılıp kalıyorum. şehirler değişiyor olric, ben değişiyorum, değiştikçe kanıyorum !..dünya' da değişiyor ya, bir yaşanmışlıklar olduğu gibi duruyor işte..! sen yok desen de ay dolunay işte. ve ben vazgeçip her şeyden ; hayatlardan bir gölge gibi çekiliyorum uzaklara...
--spoiler--
tartışmasız en iyi türk eserlerinden biridir.
700 küsür sayfa okumaya değecek en güzel romandır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar