bugün
- nervio abla11
- ayağa boşmalmak9
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum11
- nervio tarzı entry girmek22
- ümit kocasakal20
- ayakçı ve patici yazarlar derneği6
- ayak sevecek kadar abaza olmak6
- kuru amlı7
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı4
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır5
- seri oylayınca hoşlanıyor sanan tipler6
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı74
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları8
- baş ayakçı4
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması18
- ilk buluşmada hesabı kim öder7
- kadın dediğin şakk diye masaya ayağını vuracak4
- yağmur yağarken 1 60 lık kucaklayıp koşmak4
- sarı gelinin nenesi neden ölüyor sorunsalı3
- mersin7
- ayak seven dayak da sever3
- yanında lipstick taşımayan yollu erkek6
- doğu akdeniz de libya mutabakatı tartışması3
- ayak fetişleri için ayak fotoğrafını paylaşan kız3
- from gold from dust35
- neden sürekli gülümsüyorum4
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak15
- gammazlar göreve2
- instagram da artan erotizm sebebi2
- french kiss yapamayan erkek2
- fast food2
- kızıl kmerler3
- beyler sakin2
- güney kore34
- drama köprüsü ndeki hasan olmak3
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar12
- motorcuların trafikte terör yaratması8
- kadın gibi tırmalıyorlar ve saç çekiyorlar3
- 4 tabak makarna yemek3
- vergi dairesine gidip fiş almazsak kaça olur demek2
- adana4
- kadınların 1 saatte modunun değişmesi6
- israil de erken katılım rekoru3
- uludağ yönetimi sözlük kızlarını banlama kararı5
- ismail kartal20
- cadılar bayramında kabak tatlısı yapıp getiren kız4
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor8
- victor osimhen15
- kamos2
- ayaklarını bile göstermeyen bir kızı ciddiye almak2
entry'ler (889)
Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama keşke sözlüğün de sonu gelmeseymiş.
Biraz üzerine düşünüldüğünde Nefes alıp ümit etmek ten geriye yalnızca nefes almak kaldığını görerek bizleri üzen cümledir .
Doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır. O da mutlu olmak için burada olduğumuzu sandığımızdır.
Yukarıdaki sözüyle bence en büyük derdimizi yüzümüze şamar gibi vurmuş yazardır.
Yukarıdaki sözüyle bence en büyük derdimizi yüzümüze şamar gibi vurmuş yazardır.
Gerek orjinal aerosmith Versiyonu gerekse ronnie james dio Coverı yani her türlüsünü sevsem de bence morgan james isimli şarkıcının postmodern jukebox Taki şu performansıyla artık kusursuzluğa ulaşmış efsane şarkıdır.
https://youtu.be/Yq4KA0mUnC8.
“Lived and learned” kesinlikle öyle.
https://youtu.be/Yq4KA0mUnC8.
“Lived and learned” kesinlikle öyle.
ilahi komedyada cehennemin girişinde yazan sözdür ve Anlamı “Tüm umutlarınızı bırakın siz içeri girenler”dir. Ayrıca, viktor hugo’nun notre dame de paris Kitabında Yalnızca lasciate ogni sperenza kısmı geçer . Tüm umutlarınızı bırakın ya da siz hala ümit etmeyi bırakmadınız mı ? Anlamıyla verilir. Sahi niye bırakmadık mal mıyız biz ?
Son bir kaç yıldır ya makineyle sıfır numara yada jiletle yaparım. Modelle filan uğraşmayınca kolay ve hızlı oluyor.
Skrillex şarkısıyla milletin tarlasını yaktığımız bölüm oyun tarihinin en kral bölümüdür.
Ebru Şancı ne zaman kanaat önderi oldu amk dedirtir.
Liyakata uygun değildir. Ahbap çavuş ilişkisidir.
Erkekleri itici veya çekici yapan detaylar diye bir şey yoktur. Ama ilginçtir, Hatun milleti hoşuna gitmeyen adamların her türlü özelliğini bu başlıkla sıralar. Aynı özellikler hoşuna giden bir erkekte olduğunda ise yine aynı maddeleri erkekleri çekici yapan detaylar başlığında sıralar. Anlaması pek mümkün görünmeyen bu çelişkiyi idrak etmeye çalışırken ömrü geçer erkek milletinin.
Ancak ve ancak hiç ölümle yüzleşmemiş birinin kuracağı bir cümledir bu. Ayrıca;
Raskolnikov yürürken... "Nerede okumuştum, hani bir idam mahkumu ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya da düşünmüştü: Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmam da gerekse o şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir. Yeterki yaşasındı, sırf yaşasın! Nasıl olursa olsun, ama yeter ki yaşasın!
Dostoyevski - suç ve ceza
Raskolnikov yürürken... "Nerede okumuştum, hani bir idam mahkumu ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya da düşünmüştü: Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmam da gerekse o şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir. Yeterki yaşasındı, sırf yaşasın! Nasıl olursa olsun, ama yeter ki yaşasın!
Dostoyevski - suç ve ceza
ikisini de tavsiye etmiyorum. Bir kez içince insanın çok hoşuna gidiyor. Habire habire icesi geliyor.
Aşırı miktarda empatidir.
Doğa acımasız filan değil sadece çok nettir. islanırsan ya da rüzgar yersen üşürsün. Kayalar serttir üzerine düşersen kemiklerini kırar. Senden güçlü bir yırtıcıya yakalanırsan yem olursun. Yani doğada iki kere iki hep dört eder. Bizim sosyal iliskilerimizde olduğu gibi aynı anda birden fazla doğru yada yanlış olmaz. Kurallara uyarsan canın yanmaz. oysa biz öyle miyiz.
Sad-i Şirazi demiş;
Bir gece sevdiğim içeri girdi.Yerimden öyle bir fırlamışım ki elbisemin eteği odayı aydınlatan mumu söndürdü. Güzelliği ile karanlığı dağıtan sevgilim sordu;
Ben gelince neden ışığı söndürdün?..
Dedim ki; Güneş doğdu zannettim...
Bir gece sevdiğim içeri girdi.Yerimden öyle bir fırlamışım ki elbisemin eteği odayı aydınlatan mumu söndürdü. Güzelliği ile karanlığı dağıtan sevgilim sordu;
Ben gelince neden ışığı söndürdün?..
Dedim ki; Güneş doğdu zannettim...
Depresyon denilen şey grip gibi kısa süren bir şey değil. Yıllarca çürüyen bir duvarın yavaşça üzerinize devrilmesi gibi metaforlayabiliriz bunu. Ama o enkazın altından çıkması devrilmesinden daha uzun süren bir şey. Önce o ağırlığın altında da yaşayabileceğimizi düşünürüz, sonra baskı artar nefes alışımız zorlaşır. Yok bu böyle olmaz deriz. Tabi hepimiz tipik birer Ortadoğulu olduğumuzdan bizi içinde bulunduğumuz durumdan kurtaracak bir mucize yada bir kurtarıcı bekleriz. Bir el alsın elimi, bir bilge ki ben yapsın beni deriz. Tabi, beyhudedir tüm bunlar ne o muzice gerçekleşir ne de o beklenen bilge tutar elimizi. Kendimiz çıkarız yine o enkazın altından. Yavaş yavaş, önce molozları atarız üstümüzden, sonra tozları çırparız. Ayağa kalkarız dönüp arkaya bakar düşünürüz ben burada ne kadar yattım. Neden bu kadar uzun sürdü kalkmam deriz. Bir daha böyle bir duruma kendimi sokmayacağım diye söz veririz kendimize. Ayrıca, dibin de dibi vardır. Kimine göre enkaz olan diğerine göre bir kurtuluş, bir idealdir. Basit bir şükür anlayışı ile karıştırılabilir kavram tabi bu ama öyle değil. Herkes kendi gücünün yetmediği yerde düşer. Neyse çok uzattım güzel başlayıp kötü bitirmek gibi bir huyum olduğundan, özetle herkesin bir popisi vardır diyorum.
Kendim için bir mucize yaratırdım.
Çünkü, buna gerçekten çok ihtiyacım var.
Çünkü, buna gerçekten çok ihtiyacım var.
insan her yere kendi düşünceleri, sorunları, zevkleri ile beraber gidiyor. Nereye giderse gitsin yine kendisi oluyor. Eski yaşadığı yerde nasıl yaşıyorsa yeni yerinde de aynı yaşantıyı hemencecik kuruyor. Mutsuzsa yine mutsuz, neseliyse yine neşeli sadece biraz zaman alıyor. Kafa degismedikten sonra aynı kişinin farklı mekandaki versiyonu oluyor.