bugün

sevdiği entry'ler

öğretmen

çocuklarınıza isteyerek ya da istemeyerek bu şekilde öğretmenlerini sevmemeyi, saygı duymamayı öğretiyorsunuz ya, en çok da size ve dolayısıyla yine kendilerine zarar veriyorlar hayat boyu. çünkü bir çocuk, sevmediğinden ve saygı duymadığından kesinlikle öğrenemez. çünkü öğrenmenin birinci kuralı bilgiye duyulan heves, dolayısıyla öğretene duyulan sevgi ve hürmettir ilkin. sevgi ve saygı ise hayata karşı bir tutumdur, kişilerle, olaylarla veya olgularla alakası yoktur. ve saygı dediğimiz şey öteki'ne, sana ait olmayana duyduğun sevgidir her şeyden önce.

şöyle bir gerçek var ki, günlük kırk dakikadan on ay bir şekilde geçer o ders. sabrınız tükenip, çaresiz kaldığınızda nihayetinde bir meslektir ve bir şekilde, her türlü olumsuzluğa rağmen hevesli olanlarla yapılır. fakat sonrasında hayat boyu size yapıyorlar o saygısızlıkları unutmayın. ve şu da bir gerçek ki birbirlerine vermiş olduğu zararlar çok daha kötü. bırakınız öfkelendiklerinde, oyunlarında bile birbirlerine karşı son derece acımasız ve sevgisizler. ve sevgisizlikleri öğretmenlerinden öğrenebilecekleri bir bilgi, öğretmenlerinden tamamlayabilecekleri bir eksik değil. sevilmeyi bilmeyen çocuk sevmeyi beceremiyor maalesef.

yukarıda verilen bu kötü öğretmen örnekleri vardır doğru belki liselerde, fakat ebeveynlerinin iletişim dahi kurmak istemediği bu öğrencilerin otuz tanesini bir sınıfta sizi dinlemeye ikna etmek, kabul edilmeli ki, büyük bir sabır ve beceri örneğidir fikrimce.

kitap okumuyom eksiklik hissetmiyom

dünya zaten böyle bir yer değil mi? akıllıların hep kuşku içindeyken aptalların daima kendinden emin oldukları yer.

bilmediğinin, anlamadığının, zihninde farkındalığı oluşmayan bir şeyin eksikliğini duyamaz insanoğlu zaten.

(bkz: dunning-kruger sendromu)

gecenin şiiri

bir ölü dalga, şuramda tam
coşkusu içinde saklı, gürültüsü
bu kuru dal parçasını o getirdi dün akşam
bıraktı yüreğime, en önce beni gördü
yok hayır, yalnızca beni gördü de ondan
konuşur gibiydi çünkü dokundukça gövdeme
bir yangına daha uğrasam
bir yangına daha uğrasam.

her şeyden habersizdim önce
bir gök yapıyordum deniz kabuklarından
senin çocukça gülüşüne benzer bir gök
tersyüz ettikçe onları bir solan bir parıldayan
bak, sana bir şey söyleyeyim mi
vardır ya hani bir deniz kazasından
yeni kurtulmuş bir kız çocuğunun gözleri
bir yaşam boyu şaşkın ve kımıldamadan bakan
o kadar bencilim ki, anla
sana ben verdim bu gözleri, ben armağan ettim anlaşılan.

Gün geldi daha başka şeyler de verdim sana
Karıştı inceliklerimiz, az da olsa, gerçekte bir hırçınlıktı benimkisi
Ama ben çekinceye kadar bu örtüyü üstüme
Yatağını iyi bilen bir nehir gibi
Aradan yıllar geçti, sanmam ki değişirim
Kuşkum yok, değişemem elbette
Bunları söylemek için bir rastlantı bizimkisi.

Ne çıkarmış az içsem, bütün bütün bıraksam da içkiyi
inanmazsın hiç mi hiç sevmiyorum zaten
Yazdan kalma bir bitkiyi çıkarıp
Doldurur gibi oyuğunu
Ya da bir hastayı düzeltircesine yatağında
Yalnızca yerine koyuyorum onu
Belki özenle biraz, biraz da dikkatli belki.
Kısaca söyleyeyim anlamak yordu beni

O kadar varım, o kadar da yoğum ki işte
Bir aslanım ya da bir aslan parçalamış beni
Ama istemem bu ölü dalga dokunmasın sana
Vurdukça gövdeme gerisin geriye dönen
Çünkü ne yaşadın, ne de dünyayı tanıdın daha sen
Öyle bir başına, umursamadan kimseyi
istemem bu ölü dalga dokunmasın sana
Vurdukça gövdeme gerisingeriye dönen.

edip cansever
(bkz: bir ölü dalga)

birini değiştirmeye çalışmak

Evlilikle ilgili Sanırım Ülkemizde şöyle bir hurafe var:

Daima, "erkek evlenince değişirim, kadın evlenince değiştirebilirim." umudunu taşımaktadır. hangisi daha ahmakça bilemedim yalnız.

Çevremde Bu düşünce yapısıyla kaç insanın içten içe hayatlarını çürüttüğüne birebir şahit olmuşumdur. Ve ne yazık ki hala olmaktayım.

Değişim isteği, kişinin kendi içinden gelen özgün bir arzu veya istek olmadığı sürece bu imkansızdır.

Ve fakat "Dönüşüm" gibi yolu sevgiden geçen benim de çok büyüleyici bulduğum bir sözcük vardır ki; bu hep biraz sevdiğimiz insanlara benzemekle ilgili bir kavramdır.

bir boka benzemeyen minimal şiir

Bilmem ne zaman yazılmış, bugün not defteri drivedan senkronize edilince görülmüş ve hatırlamış tuhaf şiirdir.
---

Çok eski bir güneşten kalan ışıkla görür gözlerim.
Evimin kapısında
Başkalarının bacaklarından asılan kuzular.
Engin ve derin bir denizde
Birkaç kış önce boğulmuş
Bir çocukla paylaşırım odamı.
Kulakları işittiklerinden kızarmış,
Elleri tutamadıklarından oyulmuş
Küçük bir çocuk.
Mebuslarca bildirilmiş ölümü
Ama gerek de yokmuş
Sanki bilmez mi insan öldüğünü
Bilirmiş de çocukmuş, ondan,
Ondan dolayı bildirmişler.

Masamda, masam dışında kalan pek çok şey vardır.
Ayaklarından boşluğa asılıdır.
Gözlerime benzer biraz.
Her akşam tavandan sarkan boşlukla idam edilir gözlerim de.
Her sabah yeniden doğar ısrarla.
Dünden kendi ölümünü izlemiş
Hatta tezahüratlarla defnetmiştir kendini.
Duvarlarında boş çerçeveler asılıdır odamın.
içine koyacak pek bir şey bulamadım.
Bazı günler tam içine denk gelirse gölgem...
Bir tek o doldurur.
Hem nesi tuhaf bunun?
Her biri gölge sayılmaz mı fotoğrafların?
Öyle soluk, öyle karanlık gelirler bana.
Hem bir de
Küstahtır fotoğraflar.
ihtiva ettikleri anın yaşandığını iddia ederler.
Pek anlamam, dedi çocuk.
Ben de anlamam.

Pencerelerimden dışarısını gören olmadı daha.
Birkaç misafirim geldi tabiiyeden,
Perdeleri sıyırıp baktılar.
"ee" dediler, "dışarısı yok mu bu pencerenin"
Güldüm bir laf etmeden.
Olsaydı dilim belki derdim:
"Camların ardı içerisiyle aynı."
Tasalanma çocuk, ben de anlamam söylediğimden.

Bir halısı vardı odamın,
Desenleri birbirini takip ederdi.
Buna hep çok şaşırmıştır kedim.
Sormadım nedenini hiç,
Bana düşmez ki.
Sormadım ama o dedi ki bir gün:
Miyav.
Bir kedi ne der ki başka?
Açıkçası çok şey der de
Olmaz şimdi laf taşımak.
Hem laf taşımak da ne canım?
Lafın kendisi taşımaz mı zaten başka lafları?
Hatta hep bir öteki lafa gitmez mi bir laf?
Lafın gelişi diyorum. Lafın gelişi.

Şimdi kaldırdım sofrayı
Bulaşıkları attım gitti çöpe.
Tekrardan bir şey yiyeceğimi sanmıyorum.
Bayağı doydum çünkü.
Birkaç ömür yeter bana o yemek.
Olur da kıyılırsa midem
Birkaç lokma koparıveririm bahçemdeki ağaçtan.
Kökleri bir çocuk dinozorun
Yaşlı kalbine büyüyen bir ağaçtır o.
insana benzer bu yönünden.
Tarihi kurar köklerini,
Annesi babası şekil verir gövdesine
Şansı varsa eğer yapraklarını kendi seçer.
Bugünlerde pek yok
Kökünden, gövdesinden farklı yaprağı olan ağaç;
Pek yok.
Aman canım, yok da ne ki?
Onun da koyuverirsin sonuna "olmak"
işte o da oluverir.
Tanrıdan daha önce sözcükler yaratır.
Yaratmak demişken...
Ben az önce bahsettiğim çocukken
Var etmek ile bir sanırdım yaratmayı.
Meğer yaratmak için bile var edilmek gerekmiş,
Dün saat sekizde anladım.
Yo', kimseden duymadım,
Kendim anladım.

Kendim mi dedim?
Yine ayıp oldu ben'e.
Ötekileştirmesek iyiydi.
Neyse.
iyiyi de hiç sevmem zaten.
Kaplumbağa kabuğuna benzetirim iyiyi:
Cılız ve zayıf bedenleri koruyan bir kabuk
Başka bir şey değil.

Belimde bir bükülme yatıya kaldı bugün.
Doktora gidecektim ama
Ağrı da misafirdir, dedim. Gitmedim.
Biraz uzansam geçer belki.
Az önce de
Uzandım kendi üstüme.
Epey ağırmışım.
Bunca zaman nasıl taşımışım?
Hakikaten:
Bunca zaman nasıl taşımışım

gecenin şiiri

Beni uykudan uyandırır uyandırmaz
Dünyanın bütün huyları yüzünde
Ben bunlardan birini seviyorum en çok
Sana bir nar kesip uzatıyor ya doğa
Tutsam tanelerini
Sevincin gözyaşları derdim buna.

Bir süre bakışıyoruz karşılıklı
Ben uykudan uyanır uyanmaz
Benimle şiir gibidir bu
Tam karşımda ama yazılmamış
Durmadan bileniyor aklımda.

Seni unutarak baktığımda bile
Dunyanın her yerlerinden geçiyorsun
Yayılıyorsun kalabalıklara
Yalnız yayılmak mı
Aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna.

Özlenirsin, alabildiğine varsın da
Daha da var oluyorsun gün günden
Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla
Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin
Bir kuş olsa mavilik derdi buna.

edip cansever

(bkz: geçtikti birgün hani)

kadınları sinir eden erkek davranışları

* önce düşüncelerine ve fikirlerine saygı duyuyormuş ve hatta hemen her konuda aynı fikirdeymiş gibi yapıp erkek arkadaşın olduktan sonra seni hiç konuşturmamaları.

* tiyatro sevmemeleri. ( tiyatrocular hariç tiyatro seven erkek görmedim henüz.)

* kendileri diledikleri kız arkadaşları ile saatlerce görüşüp konuşurken, siz bir erkek arkadaşınızla
konuştuğunuzda neredeyse muhabbeti sabote etmeleri.

* dedikodu yapmaları.

* erkek olmanın başat gerekliliği olan elektrik ve tesisat arızaları gibi basit ev işlerinden anlamamaları.

* dışarıda temiz ve şık olduğu halde evde pis ve dağınık olmaları.

* maç izlerken neanderthale dönüşmeleri.

* sanki kendisinden önce hiç yaşamamışsınız gibi sizi, saf ve kolay kandırılabilir biri olduğunuza ikna etmeye çalışmaları.

* her şeyi çok bildikleri gibi, işinizi de sizden daha iyi bildiklerini düşünerek işinizi öğretmeye kalkmaları.

kocasına bey diye hitap eden hatun

şey de çok güzel değil mi ya ahmet efendi ayşe hanım falan.

misal;

+ hanım bi çay koy da içelim.
- kalk kendin koy ahmet efendi.

birbirimize saygılıyız diye feministliği bırakacak değiliz ya.

beklemek

"Beklemek cehennemdir ama beklerim seni Milena"

bir şeyleri olmasını beklemek işin en zor kısmıdır. hele de sabırsız biriyseniz.

düşün ki o bunu okuyor

Düşün ki ona özelden ulaşamayacak kadar uzaksın. Hatta ulaşsan yüzüne edecek tek bir lafın yok. Çünkü aslında derdin onun burayı okuma ihtimali değil, sadece kafa sesinle defalarca kez prova ettiğin bir monoloğun peşindesin.

Düşün ki o bir insan bile değil. Ortak anlaşabileceğiniz sembolik bir sistem yok. Senin özene bezene yan yana dizdiğin kelimeler onun için anlamsız şekillerden ibaret. Cümlelerin onunla aranda yatan boşlukta asılı kalan bulutlar gibi. Sanki atlasan üstünde zıplayabilecekmiş gibi gerçek, ama elinle şöyle bir sıksan öylece kalakalırsın. Bu iletişim kopukluğunun can sıkıntısı içinde huzursuzca kıpırdanmaktasın. Bırak parmakların kendi başlarına biraz daha oyalansın.

Düşün ki o bir canlı bile değil. Yazdıklarına anlam verememek bile onun için oldukça lüks. Daha varlığının kendisi için ne anlam ifade ettiğini bile bilmiyor, kaldı ki senin onun için ne anlam ifade ettiğin tartışılsın. Boşuna nefesini tutarak boşluğa dikme gözlerini, neticede asla onun kadar hareketsiz olamazsın.

Düşün ki iç sesinin bile çekmediği çok uzak bir mekandasın. Adını sorsan cevap alamaz, gözlerini kapatsan nerede olduğunu bulamazsın. Yan yana dizilmiş harf gruplarının arasındaki boşluklarda gidip gelmektesin. bu yazının etrafında bir tur atman dünyanın güneşin etrafındaki bir turundan uzun sürüyor. iyi haber bilinçli bir uğraşıdan çok uzaktasın. Kötü haber Daha yolun çok başındasın.

Düşün ki komple "setting" sensin. Artık Harflerin ve yan yana dizilen kelimelerin sürtüşmesinden çıkan anlamların ta kendisisin. Doğal olarak bu yazıdaki okuma ihtimali düşünülen "o" da sensin. Her kurulan cümlenin hem öznesi hem objesisin artık. Taşıdığın yükün omuzlarını kesmeye başladığını hissediyorsun. Yorulup nefes nefese kalırsan dinlenmeyi sakın ihmal etme, neticede sonsuza kadar buradasın.
© copyright 2005 - 2026