bugün
- üniversiteye kızlar cinsellik yaşamak için gidiyor4
- herkes yatmış görünüyor4
- eyüpsultan da kurabiye dağıtan kız2
- aşk acısı çekiyorum sözlük21
- manifest dinleyen erkek11
- hükümet değişse ülke düzelir mi17
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması10
- evlenilmeyecek 4 erkek11
- memurların 4 gün mesai 3 gün tatil istemesi7
- sözlük yazarlarının kıro olmaları7
- kardeş2
- sudekiray'ın 18000 entry kutlaması4
- kız arkadaşın 4 gündür mesaj atmaması4
- sudekiray3
- mohamed salah ghaly13
- eğitimde sınav sistemi2
- berrak tüzünataç3
- gulmekicinyaratilmis11
- ayda bir baklava yiyince kilo alacağını sanmak8
- türkiye7
- aykolik'in iyi bir yazar olması5
- fahriye evcen3
- ilk buluşmada öpmeye çalışan kız3
- yaz yemekleri5
- lahmacun yiyen insan kırodur4
- scooter'a 6 kişi binmek5
- komik olmayan komedyen2
- taksici muhabbeti5
- mesele ne senin benden ayrılman3
- trabzon büyükşehir belediyesi21
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay10
- spiderman mi döver batman mi5
- stres yönetimi6
- adını yoldaki taşlara yazdım4
- insan zamandan ibarettir3
- opel alman arabası mı sorunsalı6
- arkadaşlar ben güzel miyim6
- mauro icardi3
- trabzonspor7
- gocu4
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı17
- doğuda yaşayan yazarlar5
- mohamed salah'ın trabzonspor'a transferi26
- taşak sütyeni2
- sözlüğün şizofren ve sapık dolu olduğu gerçeği15
- tofaş2
- elalem ne der4
- çocukların sürekli abur cubur istemesi7
- mekana müşteri çekecek kadar güzel olmak4
- otobüsteki en iyi koltuk hangisidir sorunsalı16
entry'ler (34)
sıla
şarkıcı olan hani
hiç de sevmem gerçi.
şarkıcı olan hani
hiç de sevmem gerçi.
eğlenceli olan eylem. bilimsel açıdan yıldız ve gezegenlerin insan özellikleri üstünde belirli bir etkisi olmasa da kişileri kategorize etmeyi seven bünyeye keyif katar.
ya o değil de
bence oğlak burcu erkeği diye bir şey var...
ya o değil de
bence oğlak burcu erkeği diye bir şey var...
bu şehirdeki ve okuldaki son yılım. eylüldeki hüznüm yerini mutluluğa bıraktı çünkü her şey yanlış gidiyor ve işte tam da bu yüzden gideceğimi bilmek beni rahatlatıyor. ve aynı sebepten dolayı kimseye karşı çekingenliğim yok, hatta artırıyorum ve hoşlandığım kişiye mesaj atmayı planlıyorum. sanırım bu 10. konuşma başlatma çabam olacak. olsun. tek taraflı hoşlantılar da güzel. eğer gideceğini biliyorsan ciddi ciddi düşünmeye de gerek yok,istediğin gibi konuş. hatta üstümde rahatlatıcı bir etkisi de var bunu bilmenin. garip ama öyle. maksat içimizde bir şeyler kalmasın.
dün erkek arkadaşlarımla konuşurken söylediğim sıradan bir espriye verdikleri o büyük kahkahalar sırasında çıkagelmen ve onların güldüğü kişinin ben olduğunu görünce aniden kantinden çıkıp gitmenden, sinirden deliye dönmenden sonra anladım sanırım. ama gene de aklım almıyor, bu mesafeler seni rahatsız etmiyor mu? tek kelime bile etmedin, bu kadar mı zor yüzüme bakıp bir selam vermek? kocaman bir sene geçti ve senin tek yaptığın uzaktan beni izlemek, yanına gelince beni görmezden gelmek. yoruldum, seni anlamaya çalışmaktan. her gece "umursamıyor" diye kahrolmaktan. sana dair umutlarımın tükenmemesinden de, bu duygulardan da yoruldum. gel de bitsin artık. tek bir adım be adam, ben sana on adım atmışım, tek bir adım bunun yanında ne ki?
yanımda olmak istediğini göremiyorum mu sanıyorsun? her şeyin farkındayım. sadece tek bir adım at. her şey rayına oturacak.
yanımda olmak istediğini göremiyorum mu sanıyorsun? her şeyin farkındayım. sadece tek bir adım at. her şey rayına oturacak.
astrofiziktir, kuantum fiziğidir efendim.
theglobalist: kuzenim sevgilisinden bahsediyor bana şu an, çok romantik felan.
arkadaş: e sen de paralel evrenlerden, galaksilerden felan bahsedersin.
ve mavi ekran verilir.
not: bu entry 2 konu baz alınarak yazılmıştır.
theglobalist: kuzenim sevgilisinden bahsediyor bana şu an, çok romantik felan.
arkadaş: e sen de paralel evrenlerden, galaksilerden felan bahsedersin.
ve mavi ekran verilir.
not: bu entry 2 konu baz alınarak yazılmıştır.
yalnızsın, tek başına bilmediğin bir ülkenin bilmediğin bir şehrindesin, yanında kimse yok, hayatı karış karış geziyorsun plansız programsız...bazen barınacak yer bulamayıp parklarda uyumak zorunda kalıyorsun, bazen paran yetmiyor basit işlerde çalışıyorsun. o şehir benim bu şehir senin geziyorsun, insanlarla tanışıyorsun; onların hikayelerini dinliyorsun. ülkenden kilometrelerce uzakta kendinle baş başasın. bazen bazı insanlarla yolun kesişiyor, asla unutmayacağın birer anı olarak yazılıyorlar hikayene. bazen memleketinde asla karşılaşamayacağın olayların içinde yer alıyorsun... yaşıyorsun kısacası, tamamen. ve kendine yetebilmeyi öğreniyorsun, hiçbir amacın ve beklentin olmadan. tek yaptığın yaşamı keşfetmek. ve her hücrende özgürlüğü hissediyorsun...
bu aralar kendi başıma öğrenmeye çalıştığım dil. italyayı seven bünyenin hoşuna gidecek dildir, öğrenmesi de sanıyorum ki çoğu dile nazaran daha kolaydır.
eagles- one of these nights.
yüce tanrımız poseidon yarattı. ne kadar kafir kokan bi soru bu?
doğru olan önerme, ha çekilse de izleyecek insan sayısı iki elin parmaklarını geçmez zaten.
yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sadece 2 gün kalmışken hakkında bir iki kelam etmek istediğim kurum, eğitim verilen yer.
kendimi bildim bileli okulu seven bir öğrenciyim, öyle aman aman bir çalışkanlığım da olmamasına rağmen her daim okula gitmeyi sevdim ve hala da seviyorum. yalnız bu demek değil ki sistem doğru, her şey düzgün işliyor.
sorun şu ki ben de dahil olmak üzere çoğu öğrenci sayısala yönlendiriliyor, farklı alanlara olan ilgimiz ve yeteneğimiz hiç sayılıyor. dile olan yatkınlığım ve yeteneğime rağmen dil bölümü seçmedim çünkü sayısalın iş imkanları çoktu, iyi de bir puan alırsam güzel bir mühendislik ya da tıp eğitimi alabilirdim. çünkü en önemli bölümler bu bölümlerdi, en zeki öğrenciler bu bölümleri seçmişti; öyle ki tıpa/ itü-odtü gibi iyi mühendislik eğitimi veren bir okula yerleşebilmek için hayatımın en az iki-üç senesini masa başında test kitaplarıyla boğuşarak geçirmeliydim. neden? çünkü benden öncekiler böyle yapmıştı, çünkü kendimi daha da çok zorlanacağım bir eğitim hayatına hazırlıyordum, çünkü böyleydi işte.
evet, oldukça stresliyim. ve kafam çok karışık. daha ne istediğimi ben bile bilmeden sevgili okulum bana sayısal ağırlıklı seçmeli ders listesi veriyor, hepimiz sayısalda başarılı olmak için kasıyoruz ve ''hepimiz tıp istiyoruz''.
ne diyorduk? deli gibi kasıp, birbirimizi geçmek adına über dershanelere/ kurslara/özel derslere başvuracağımız bu eğitim öğretim yılında benimle aynı durumda olan herkese başarılı bir yıl dilerim.
kendimi bildim bileli okulu seven bir öğrenciyim, öyle aman aman bir çalışkanlığım da olmamasına rağmen her daim okula gitmeyi sevdim ve hala da seviyorum. yalnız bu demek değil ki sistem doğru, her şey düzgün işliyor.
sorun şu ki ben de dahil olmak üzere çoğu öğrenci sayısala yönlendiriliyor, farklı alanlara olan ilgimiz ve yeteneğimiz hiç sayılıyor. dile olan yatkınlığım ve yeteneğime rağmen dil bölümü seçmedim çünkü sayısalın iş imkanları çoktu, iyi de bir puan alırsam güzel bir mühendislik ya da tıp eğitimi alabilirdim. çünkü en önemli bölümler bu bölümlerdi, en zeki öğrenciler bu bölümleri seçmişti; öyle ki tıpa/ itü-odtü gibi iyi mühendislik eğitimi veren bir okula yerleşebilmek için hayatımın en az iki-üç senesini masa başında test kitaplarıyla boğuşarak geçirmeliydim. neden? çünkü benden öncekiler böyle yapmıştı, çünkü kendimi daha da çok zorlanacağım bir eğitim hayatına hazırlıyordum, çünkü böyleydi işte.
evet, oldukça stresliyim. ve kafam çok karışık. daha ne istediğimi ben bile bilmeden sevgili okulum bana sayısal ağırlıklı seçmeli ders listesi veriyor, hepimiz sayısalda başarılı olmak için kasıyoruz ve ''hepimiz tıp istiyoruz''.
ne diyorduk? deli gibi kasıp, birbirimizi geçmek adına über dershanelere/ kurslara/özel derslere başvuracağımız bu eğitim öğretim yılında benimle aynı durumda olan herkese başarılı bir yıl dilerim.
her bayramda olduğu gibi ortaya çıkan o cümbüş, insanlar, kalabalık aile ziyaretleri ve tabii ki de bol bol et yemek. benim aklıma bunlar geliyor gelmesine de o büyük aile ve akraba ortamının içinde olmayınca tadı da çıkmıyor bu bayramların be sözlük.
judas priest-living after midnight.
benimdir. saçma sapan şeylere para harcayacağıma kitabımı alıp okur yanında kahvemi içerim, oh mis.
teoride mümkün, pratikte mümkün olmayan şey.
not: günümüz koşullarında.
not: günümüz koşullarında.
evde gözler yarı kapalı şekilde gezmek ve önünden geçilen her odaya dalmak, aile üyelerinin yaptığı işlere karışmak, o da kısa sürünce mutfağı toparlamak, ardından balkona çıkıp dinleniyormuş gibi yapmak. ders çalışmam mı sözlük, 2 saattir tek yaptığım şey (!).
genellikle bedava yemek için yaptığım eylem.
nickimin geldiği yer, muse'un drones albümündeki mükemmel şarkısı.
mutsuzluğun boyutuna göre değişir. eğer senin mutsuzluk sebebin istediğin bir şeye sahip olamama ya da bazı şeylerden istediğin sonucu alamama gibi şeyler ise ve sen de mutsuzluklarını büyüten birisi değilsen birkaç sihirli işlem (yazarlar bayağı çözüm yazmış zaten) seni mutsuzluktan kurtarır. ama senin sıkıntın kendine dairse, kendini ciddi anlamda değersiz ve gereksiz hissediyorsan, varoluşsal sıkıntı çekiyorsan ve bir böcekten farkın olmadığını, önünde sonunda yitip gideceğini ve arkanda senin için üzülen birkaç insandan başka şey bırakmayacağını düşünüyorsan, takıma hoş geldin. kendine bir an önce seni heyecanlandıran bir amaç bul, buna gerçekten çok ihtiyacın var çünkü. kendini bir şeylere ada, uğruna kafa/beden yoracağın bir şeylerin olsun. tutkularını bul, seni bu hayata sıkı sıkı bağlayacak ve varoluşunu sana sürekli hatırlatmayacak... insan ömrü dediğin 70 yıla felan tekabül ediyor yahu, silkelen hemen! hepimiz ölüp gideceğiz, hepimiz aynı yoldayız ve hayat bunlara kafa yormak için çok kısa. seni her halükarda mutlu edecek ve heyecanlandıracak uğraşların olsun ki, değerini gör, değerini öğren ve kendini keşfet.