bugün
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği43
- from gold from dust32
- sözlük kızlarının bicepsleri16
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı18
- arkadaşlar çok sıkıcısınız11
- queen ravenna ifşası15
- bir erkek adam kadınlara yükselmez10
- 50 kilo üstü kız tripleri8
- erkeği karizmatik gösteren şeyler13
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı58
- sözlük erkeklerini topluca veterinere götürmek10
- pudra kokusu6
- saat12
- kolye143
- sözlük yazarlarının en sevdiği tv kanalı8
- kol saati8
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- netflix yapımı izleyen erkek gizli eşcinseldir11
- 1 80 boyunda kadın olmak10
- akepe dönemi15
- sözlük kızlarının venüs gamzeleri7
- tavuklu pilav8
- la loba21
- fırın sütlaç8
- crystal palace8
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- damacanayı sebile takarken gaza gelmek5
- beşiktaş18
- tanrı neden diğer gezegenlere insan göndermedi4
- bu saatte uyumama sebebi3
- futbol20
- 22 ekim 2026 trabzonspor hearts maçı10
- izmirin en güzel semtleri10
- engineer2820
- evli olduğunu gizleyen yazarlar17
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı4
- ömür boyu yalnız kalmak istemek8
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu12
- ben geldim naneler12
- nickin yanında yaş da yazsın16
- avrupa11
- ayaklara fısıldayan adam5
- nervio'nun ayakları16
- kelebek3
- true'nun çaylak olması5
- 25 yaşında hala evlenmeyi başaramamış kadın5
- ioçk'nın ifşası4
- migros ta satılan 1 alana 1 bedava rotring kalem9
- fransa da sokağa çıkma yasakları10
- eski sevgilinin bıraktığı iz15
sevdiği entry'ler
nasıl yaptım, nasıl yapabildim bilmiyorum ama insan bir taneyi yapınca, diğerlerini de yapabiliyormuş.
seri katil olmanın ilk koşulu gibi, babamın garip atasözü gibi ''2. yi alan 102. yi de alır'' *
yıkadım işte. ilki çok ağırdı. çok çok ağırdı.
önümdeki sedyede yatan annemdi.
saçlarının öldüğü açıkça ortadaydı. sönüktü saçları. tırnaklar ve saçlar uzamaya devam edermiş hikayesine o andan sonra inanmayı kestim. uzasa ne olurdu ki. ölüydüler işte.
kupkuru bir ölü uzanmıştı önümde. suyu ilk önce yüzüne tuttuk, sonra saçlarına. yavaş yavaş ıslanıyordu.
normal bir kalıp beyaz sabun. insanın tüm pisliğini alan tek şey bu kalıp sabun mudur? işte o sabun.. ellerine sürdüğünde masumiyet kokan, anneannenin yıkadığı çamaşırları, eski köy kokusunu, küçüklük anılarını aklına getiren o sabun hayatının bundan sonraki bölümünde sana neler ifade edecekti bir bilsen..
saçlarını sabunladım, yüzünü de.. yüzünde biriken kan parçacıkları ufak ufak dağılıyorlardı. ağzına köpüklü sular ısrarla girmeye çalışıyordu. tadını bilirim berbattır. engel olmaya çalıştım elimden geldiğince.
gözüne köpüklü sular geldiğinde içim cız etti. o ela gözleri yanardı bu köpüklerden. ama kıpırdatmıyordu bile. kusacaktım stresten...
sabun ölü tenine değdiğinde ananenin çamaşırları gibi masumiyet kokmuyor. aksine bildiğin morg kokuyor, koca bir ürperti kokuyor, ölüm kokuyor. bunu o kadar net anladım ki... o günden sonra nefret ettim beyaz sabundan.. belki de beyaz olan her şeyden nefret ettim, kefenini de görünce... karmakarışık!
sağa çevir, incitmemeye çalış, yıka.
sola çevir, incitmemeye çalış, yıka.
dualar eşliğinde köpükler dağılsın tüm vücudunda..
allah'ın huzuruna tertemiz çıksın diye yıka...
gözyaşlarınla yıka...
gözyaşlarınla...
o gün nasıl dayanabildim bilmiyorum, zaten aklımı yitirdim o günden sonra uzun süre... tam ölümün soğukluğu ensemden uzaklaşmaya başlamıştı ki...
babannem öldü. annemin 1. yılına bir hafta kala. yine bir kurban bayramı. kurban bayramında en yakınlarımı kurban veriyorsam eğer kesilen hayvanların anlamı ne? o konuda hala düşünüyorum....
yanına girdiğimde takribi 45 dakikalık ölüydü. morga koymuşlardı ama henüz soğumamıştı. yüzünde güler gibi bir ifade vardı. ama huzurla gülümser gibi değil, ibneliğine güler gibi. 3 saniye içinde dirilip tajkip eden 5 saniye içinde tekrar ölecekmiş gibi.
ölü görmek alışkanlık mı yaratmıştı bilmiyorum, tedirgin olsam da yüzüne bakmaktan ona dokunmaktan kendimi alıkoyamıyordum.
çıktık...
ertesi sabah erkenden gittik yanına. kalp krizi sonucu ölmüştü ve çok fazla morarmış olabileceğini söylediler. sen yanına gitme istersen zaten annenin etkisinden çıkamadın henüz dediler. duymazlıktan geldim.
girdim yanına, üstü tamamen örtülüydü. teneşirde uzanmıştı. ölü yıkayıcı bir önlük verdi. neredeyse yao ming'in boyu kadar. taktım önlüğü. elime bir sünger verdi ve o lanet olası beyaz sabunu. aklımda flaşlar patladı. sadece sustum.
açtı yüzünü, dokundum. buz kalıbıydı. morarmamıştı.
ölü yıkayıcı suyu açtı ve başladık yıkamaya...
sağa çevir, incitmemeye çalış, yıka.
sola çevir, incitmemeye çalış, yıka.
dualar eşliğinde köpükler dağılsın tüm vücudunda..
allah'ın huzuruna tertemiz çıksın diye yıka...
gözyaşlarınla yıka...
gözyaşlarınla...
cesaret işi falan değil ölü yıkamak. şefkat işi.
savunmasız olan bir güzelliği canın pahasına korumak gibi bir şey. onu ait olduğu yere gönderene kadar kanatların altına almak. ona son görevini yapmak gibi. ona dünyanın en güzel sesinden dünyanın en güzel şarkısını söylemek gibi. onun cansız bedenine ruh vermek gibi.
bir gün beni yıkarlerken , yattığım yerden onları huzurla izleyeceğim. gözlerime sabun köpükleri dolsa da, o güzel yüzlerini 1 salise daha fazla görebilmek adına kıpırdatmayacağım göz kapaklarımı. söz...
seri katil olmanın ilk koşulu gibi, babamın garip atasözü gibi ''2. yi alan 102. yi de alır'' *
yıkadım işte. ilki çok ağırdı. çok çok ağırdı.
önümdeki sedyede yatan annemdi.
saçlarının öldüğü açıkça ortadaydı. sönüktü saçları. tırnaklar ve saçlar uzamaya devam edermiş hikayesine o andan sonra inanmayı kestim. uzasa ne olurdu ki. ölüydüler işte.
kupkuru bir ölü uzanmıştı önümde. suyu ilk önce yüzüne tuttuk, sonra saçlarına. yavaş yavaş ıslanıyordu.
normal bir kalıp beyaz sabun. insanın tüm pisliğini alan tek şey bu kalıp sabun mudur? işte o sabun.. ellerine sürdüğünde masumiyet kokan, anneannenin yıkadığı çamaşırları, eski köy kokusunu, küçüklük anılarını aklına getiren o sabun hayatının bundan sonraki bölümünde sana neler ifade edecekti bir bilsen..
saçlarını sabunladım, yüzünü de.. yüzünde biriken kan parçacıkları ufak ufak dağılıyorlardı. ağzına köpüklü sular ısrarla girmeye çalışıyordu. tadını bilirim berbattır. engel olmaya çalıştım elimden geldiğince.
gözüne köpüklü sular geldiğinde içim cız etti. o ela gözleri yanardı bu köpüklerden. ama kıpırdatmıyordu bile. kusacaktım stresten...
sabun ölü tenine değdiğinde ananenin çamaşırları gibi masumiyet kokmuyor. aksine bildiğin morg kokuyor, koca bir ürperti kokuyor, ölüm kokuyor. bunu o kadar net anladım ki... o günden sonra nefret ettim beyaz sabundan.. belki de beyaz olan her şeyden nefret ettim, kefenini de görünce... karmakarışık!
sağa çevir, incitmemeye çalış, yıka.
sola çevir, incitmemeye çalış, yıka.
dualar eşliğinde köpükler dağılsın tüm vücudunda..
allah'ın huzuruna tertemiz çıksın diye yıka...
gözyaşlarınla yıka...
gözyaşlarınla...
o gün nasıl dayanabildim bilmiyorum, zaten aklımı yitirdim o günden sonra uzun süre... tam ölümün soğukluğu ensemden uzaklaşmaya başlamıştı ki...
babannem öldü. annemin 1. yılına bir hafta kala. yine bir kurban bayramı. kurban bayramında en yakınlarımı kurban veriyorsam eğer kesilen hayvanların anlamı ne? o konuda hala düşünüyorum....
yanına girdiğimde takribi 45 dakikalık ölüydü. morga koymuşlardı ama henüz soğumamıştı. yüzünde güler gibi bir ifade vardı. ama huzurla gülümser gibi değil, ibneliğine güler gibi. 3 saniye içinde dirilip tajkip eden 5 saniye içinde tekrar ölecekmiş gibi.
ölü görmek alışkanlık mı yaratmıştı bilmiyorum, tedirgin olsam da yüzüne bakmaktan ona dokunmaktan kendimi alıkoyamıyordum.
çıktık...
ertesi sabah erkenden gittik yanına. kalp krizi sonucu ölmüştü ve çok fazla morarmış olabileceğini söylediler. sen yanına gitme istersen zaten annenin etkisinden çıkamadın henüz dediler. duymazlıktan geldim.
girdim yanına, üstü tamamen örtülüydü. teneşirde uzanmıştı. ölü yıkayıcı bir önlük verdi. neredeyse yao ming'in boyu kadar. taktım önlüğü. elime bir sünger verdi ve o lanet olası beyaz sabunu. aklımda flaşlar patladı. sadece sustum.
açtı yüzünü, dokundum. buz kalıbıydı. morarmamıştı.
ölü yıkayıcı suyu açtı ve başladık yıkamaya...
sağa çevir, incitmemeye çalış, yıka.
sola çevir, incitmemeye çalış, yıka.
dualar eşliğinde köpükler dağılsın tüm vücudunda..
allah'ın huzuruna tertemiz çıksın diye yıka...
gözyaşlarınla yıka...
gözyaşlarınla...
cesaret işi falan değil ölü yıkamak. şefkat işi.
savunmasız olan bir güzelliği canın pahasına korumak gibi bir şey. onu ait olduğu yere gönderene kadar kanatların altına almak. ona son görevini yapmak gibi. ona dünyanın en güzel sesinden dünyanın en güzel şarkısını söylemek gibi. onun cansız bedenine ruh vermek gibi.
bir gün beni yıkarlerken , yattığım yerden onları huzurla izleyeceğim. gözlerime sabun köpükleri dolsa da, o güzel yüzlerini 1 salise daha fazla görebilmek adına kıpırdatmayacağım göz kapaklarımı. söz...
- 7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.
- 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.
- 10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.
- 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
- 24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
- 25 yaşında sürgüne gönderildi.
- 27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.
- 30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
- 30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
- 37 yaşında böbrek rahatsızlığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
- 37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı.
- 38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı
- 38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
- 38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı.
- 38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun Kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
- 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.
Sonra Ne mi Oldu?
42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!
Okuduğunuz öykü efsanevi lider Mustafa Kemal Atatürk'e aittir. Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen ama Atatürk'ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?
Başarınızın önündeki engel ne? Paranız mı yok? Atatürk'ün de yoktu!
Sağlığınız mı bozuk? Atatürk'ün de bozuktu!
Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk'ün de vardı!
Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu? Atatürk'e de vurdular!
Aileniz çok zengin değil mi? Atatürk'ünki de değildi!
Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? Atatürk'ünkini de yemişlerdi!
Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip size amirlik mi yapıyor? Atatürk'ün de başına gelmişti!
Geçmişte bazı denemeleriniz de başarısız mı oldunuz? Atatürk de olmuştu!
Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz? Atatürk'ün de başına gelmişti!
Kişisel sorunlar büyük başarıların önünde engel değildir.
Mustafa Kemal kişisel kurtuluş savaşı ile ülkeyi kurtarma savaşını birlikte götürebilmişti.
Bilinen bir deyişle ona ''para yok'' dediler, ''bulunur'' dedi,
''düşman çok'' dediler, ''yenilir'' dedi. Ve ''sonunda tüm dedikleri oldu.
Gençliğe hitabesinde niçin '' vazifeye atılmak için içinde bulunduğun şartların imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin'' dediğini sanırım daha iyi anladınız.
görsel
- 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.
- 10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.
- 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
- 24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
- 25 yaşında sürgüne gönderildi.
- 27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.
- 30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
- 30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
- 37 yaşında böbrek rahatsızlığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
- 37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı.
- 38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı
- 38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
- 38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı.
- 38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun Kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
- 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.
Sonra Ne mi Oldu?
42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!
Okuduğunuz öykü efsanevi lider Mustafa Kemal Atatürk'e aittir. Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen ama Atatürk'ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?
Başarınızın önündeki engel ne? Paranız mı yok? Atatürk'ün de yoktu!
Sağlığınız mı bozuk? Atatürk'ün de bozuktu!
Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk'ün de vardı!
Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu? Atatürk'e de vurdular!
Aileniz çok zengin değil mi? Atatürk'ünki de değildi!
Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? Atatürk'ünkini de yemişlerdi!
Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip size amirlik mi yapıyor? Atatürk'ün de başına gelmişti!
Geçmişte bazı denemeleriniz de başarısız mı oldunuz? Atatürk de olmuştu!
Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz? Atatürk'ün de başına gelmişti!
Kişisel sorunlar büyük başarıların önünde engel değildir.
Mustafa Kemal kişisel kurtuluş savaşı ile ülkeyi kurtarma savaşını birlikte götürebilmişti.
Bilinen bir deyişle ona ''para yok'' dediler, ''bulunur'' dedi,
''düşman çok'' dediler, ''yenilir'' dedi. Ve ''sonunda tüm dedikleri oldu.
Gençliğe hitabesinde niçin '' vazifeye atılmak için içinde bulunduğun şartların imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin'' dediğini sanırım daha iyi anladınız.
görsel