bugün
- akepe dönemi15
- migros ta satılan 1 alana 1 bedava rotring kalem8
- teomancalmasur5
- izmirin en güzel semtleri5
- ben geldim naneler11
- uludağ sözlük magazin ekibi5
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu11
- kelle paça4
- hastane acil bölümü6
- la loba22
- karma doğru çalışıyor mu4
- öyle bir dünya yok5
- felsefe ile ilgileneceğine kadın programı izlemek8
- karapapak türkleri3
- nasılsınız8
- uludağ sözlük te çok karı kız var diyorlar6
- evli olduğunu gizleyen yazarlar17
- engineer2820
- nerede ne yenir7
- gürcü ile kürtçü5
- eski sevgilinin bıraktığı iz15
- kuşbaşılı kaşarlı pide3
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı57
- edin dzeko2
- nickin yanında yaş da yazsın16
- eski yazarlar geri gelsin12
- fransa da yağmalanan apple mağazası8
- nervio'nun ayakları17
- hamsili pide2
- çorabın tekinin hep kaybolması2
- saçı sıfıra vurup bıyıkları ve sakalları kesmek4
- mezgit2
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz12
- enflasyonun çocukluk arkadaşımız gibi olması11
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı24
- menemen yiyen erkek13
- anın görüntüsü27
- üzüntüsünü kimseye anlatmayan insan12
- yazarların stres ve sıkıntı ile başa çıkma yolları12
- recep tayyip erdoğan11
- endüstriyel futbol2
- duvarı nem yiğidi gam öldürürmüş3
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- uzak mesafe ilişki5
- hesabını gizleyen erkek yazar22
- öldüreni öldürmek14
- ajdar grup kursa muhtemel diğer üyeler9
- migros ta etleri yiyen kedi5
- dörtlü yakınca her yer otopark sanan zihniyet6
entry'ler (92)
namussuz evsiz erkek palandöken'de, namussuz 2+1 kombili biseksüel kartalkaya'da, namuslu sobalı lezbiyen kartepe'de aranmalarıdır. vali mutlu aranmalarının devam edeceğini ama müdahale olmayacağını açıklamış
4 tanesini gezdikten ve içinde belli bir süre geçirdikten sonra bi boka yaramadığını ve yaramayacağını anladığım kurum.
hıyarizm düşünürü.
deneyimlerinin hiç bir şeyi çözemediği anlardır. okuduğun yaşadığın hiç bir şeyin anlamı kalmamıştır o an. her şeyi çok derin düşünüp basite indirgeme çabası içindesindir fakat bulunduğun durum bunu bile yapamamana neden olur. çaresiz hissedersin ve bunu çeşitli dışa vurumlarla aşmaya çalışırsın. büyük insanlara çok saçma gelen bu davranışların seni rahatlatır ve anlık mutlulukları yaşamanı sağlar. zaten hayat d anlık duygulardan oluşur.
mülkiyet hırsızlıktır ve tanrı kötüdür kuramlarıyla aslında çok düşünülen konulara kısa ve keskin öneriler sunmuş anarşist düşünür. fakat bu düşüncelerinin temelini üç değişkeni çok iyi bir şekilde değerlendirerek yapması dayanak noktalarını hiç de boş şeylere yöneltmediğini gösteriyor. bu noktalrın incil, adam smith ve hegel olduğunu öğrendiğimizde zaten bu sonuca varmış oluruz. genel olarak bu konseptte ilerleyen düşücelerinin en belirgin özelliği fazla sert ve pozitif özgürlük içerdiği yanılgısına kapılmamızı sağlasa da aslında negatif özgürlüğün ateşli bir savunucusudur. sevdiğim manifestolarından tanrı üzerine düşüncelerinden en güzel deyişi de özetle şöyledir. '' tanrı kavramına ona karşı çıkmak için ihtiyacımız vardır. ''
geçen gün şehit olduğunu öğrenmemle birlikte uzun zamandır düşünmediğim belki de düşünmekten kaçtığım duyguları tekrar yaşadım.
şehit haberinin ardından ulusalcı, liboş, atatürkçü, milliyetçi ve benzerlerinin klişeleşmiş zırvaları yapılır, şehide saygı yürüyüşleri düzenlenilir istiklal marşı,andımız, slogan falan derken en son 2-3 şişli teyzesinin elinde türk bayraklı fotoğrafları çekilir ve tamamlanır. bunlar bir ritüel olmuştur onlar için çünkü ezberletilmiş davranışları toplumsal normlara uygun olarak yapanlar bu tarz duygu patlaması yaşayan bir topluluk içinde ne kadar uç davranışlarda bulunursa onu daha iyi anacağını, kendine biçtiği görev duygusunu hakkıyla yerine getirmesi için bu ritüeli yapması gerektiğini düşünür.
her neyse bu duygu sülüklerini bi kenara atıp ozan abiyi anlatayım. ben lisenin ilk yılındayken o son sınıftı. küçüklükten tanıdığım bi abimin arkadaşlarından biriydi. ben de kopil kopil onların yanına gidip zaman geçirmeyi çok severdim. ama ozan abi hepsinden farklıydı. lakabı deliydi. deli denilmesinin sebebi boş zamanlarının tamamında koşmasıydı. hangi mevsim olursa olsun şortunu çeker beresini takar ve kulağında kulaklıklarıyla koşardı. durmadan... her gün ders bitiminden akşam yemeğine kadar.. zaten okulun kros takımındaydı fakat koşmasının sebebi bu değildi çünkü gerçekten seviyordu koşmayı. bi gün bana ulan forest gump şu okulda benim koştuğumun yarısını bile koşmamıştır demişti. soyutlardı kendisini her şeyden, herkesten sadece koşmayı sevdiği için koşardı. zaten askerliği sevdiği için de ordaydı sevdiği şeyleri kendisine göre biçimlendirerek mutlu bir düzen kurmuştu kendine mutluluğun insanlara çok görüldüğü kişiliğinin ötelendiği bir yerde.
sevdiği şekilde yaşamayı kendi gibi kalmayı başarmıştı ve öyle devam etti. yıllarca görmedim.. koşan birini gördüğümde aklıma ilk ozan abi gelirdi. yine ozan abi gelecek. ama dünden sonra da ozan abinin ardından onun öldüğü gerçeği.. türk bayrağının önünde çektirdiği mezuniyet fotoğraflarının gazeteleri süslemesi, şehit sıfatıyla anılıyo olması üzecek beni. öldüğü gerçeğini kabullenmem daha uzun sürecek üzüntüm kat kat artacak çünkü bu ölümün ardından duygu sülükleri bu sefer ozan abime yapışacak. onu sömürecekler. onun üzerinden nutuklar atılacak lanetler okunacak bu ritüelin baş kahramanı bu sefer ozan abi olacaktı.
bu adam sadece keyif aldığı şeyleri yapmaya, mutlu olmaya çalışan ozan abi. kısacası sadece insan..
rahat uyu...
şehit haberinin ardından ulusalcı, liboş, atatürkçü, milliyetçi ve benzerlerinin klişeleşmiş zırvaları yapılır, şehide saygı yürüyüşleri düzenlenilir istiklal marşı,andımız, slogan falan derken en son 2-3 şişli teyzesinin elinde türk bayraklı fotoğrafları çekilir ve tamamlanır. bunlar bir ritüel olmuştur onlar için çünkü ezberletilmiş davranışları toplumsal normlara uygun olarak yapanlar bu tarz duygu patlaması yaşayan bir topluluk içinde ne kadar uç davranışlarda bulunursa onu daha iyi anacağını, kendine biçtiği görev duygusunu hakkıyla yerine getirmesi için bu ritüeli yapması gerektiğini düşünür.
her neyse bu duygu sülüklerini bi kenara atıp ozan abiyi anlatayım. ben lisenin ilk yılındayken o son sınıftı. küçüklükten tanıdığım bi abimin arkadaşlarından biriydi. ben de kopil kopil onların yanına gidip zaman geçirmeyi çok severdim. ama ozan abi hepsinden farklıydı. lakabı deliydi. deli denilmesinin sebebi boş zamanlarının tamamında koşmasıydı. hangi mevsim olursa olsun şortunu çeker beresini takar ve kulağında kulaklıklarıyla koşardı. durmadan... her gün ders bitiminden akşam yemeğine kadar.. zaten okulun kros takımındaydı fakat koşmasının sebebi bu değildi çünkü gerçekten seviyordu koşmayı. bi gün bana ulan forest gump şu okulda benim koştuğumun yarısını bile koşmamıştır demişti. soyutlardı kendisini her şeyden, herkesten sadece koşmayı sevdiği için koşardı. zaten askerliği sevdiği için de ordaydı sevdiği şeyleri kendisine göre biçimlendirerek mutlu bir düzen kurmuştu kendine mutluluğun insanlara çok görüldüğü kişiliğinin ötelendiği bir yerde.
sevdiği şekilde yaşamayı kendi gibi kalmayı başarmıştı ve öyle devam etti. yıllarca görmedim.. koşan birini gördüğümde aklıma ilk ozan abi gelirdi. yine ozan abi gelecek. ama dünden sonra da ozan abinin ardından onun öldüğü gerçeği.. türk bayrağının önünde çektirdiği mezuniyet fotoğraflarının gazeteleri süslemesi, şehit sıfatıyla anılıyo olması üzecek beni. öldüğü gerçeğini kabullenmem daha uzun sürecek üzüntüm kat kat artacak çünkü bu ölümün ardından duygu sülükleri bu sefer ozan abime yapışacak. onu sömürecekler. onun üzerinden nutuklar atılacak lanetler okunacak bu ritüelin baş kahramanı bu sefer ozan abi olacaktı.
bu adam sadece keyif aldığı şeyleri yapmaya, mutlu olmaya çalışan ozan abi. kısacası sadece insan..
rahat uyu...
steve harris kendisinin orta çağda yaşamış benjamin breeg adındaki bir büyücünün reankarnasyonu olduğunu iddia etmekte. bunu the reincarnation of benjamin breeg şarkısından önce de birçok şarkısında hafiften vurgulamaktadır zaten. en sonunda da maiden klasiği olan bu şarkıda olayı iyice açığa çıkarmıştır.
children of bodom albüm kapaklarından birini gördüğünü zannetmesi muhtemeldir.
- kestir artık şu saçını bakamıyorsun zaten.
- eski resimlerini gördüm kısa saçlı halin daha yakışıklıymış.
- hevesini almadın mı daha?
- hippi gibi dolaşıyorsun ortalıkta, işe girince nasılsa kestireceksin.
- bir etrafına bak kaç tane uzun saçlı erkek görüyorsun.
- gitar çalıyorsun değil mi?
- kestirmezsen 30unda kel kalacaksın.
- eski resimlerini gördüm kısa saçlı halin daha yakışıklıymış.
- hevesini almadın mı daha?
- hippi gibi dolaşıyorsun ortalıkta, işe girince nasılsa kestireceksin.
- bir etrafına bak kaç tane uzun saçlı erkek görüyorsun.
- gitar çalıyorsun değil mi?
- kestirmezsen 30unda kel kalacaksın.
death - scavenger of human sorrow.
romantizm içerikli filmlere bakış açımı değiştiren film. bugüne kadar kadar kate hudson'ın boktan romantik komedi filmlerini izleyip ohh hiçbir duygu patlaması yaşamadan eve gelip normal hayatına etmiş olan şahsıma bu film tokat etkisi yaratmıştır. bunun birçok sebebi var ama en önemlileri tabi ki senaryo ve oyunculuk. ama kate winslet'in yarattığı beynimdeki ideal sevgili profili de beni etkileyen bir diğer unsur. bir diğeri için (bkz: zooey deschanel)
hangi dilde olursa bir yerde bağıra bağıra konuşmak hoş bir şey değildir. bunun hangi dil olduğu fark etmez. farklı bir dil konuşulan bir yerde bağırarak türkçe konuşulsa da garip bakışların hedefi olmak kadar normal bir şey yoktur. yani hangi dili konuşuyorsan konuş ilgi çekmek için mi yapıyorsan artık bilmem bağırarak konuşma arkadaş.
(bkz: londra da bağıra bağıra türkçe konuşmak)
(bkz: londra da bağıra bağıra türkçe konuşmak)
rehberde kolay bulunsun veya hemen msj atılsın diye aaaşkım şeklinde ya da isminin önüne birkaç tane a harfi koyarak kaydedenler ile muhabbete dahi girilmemesi, koşarak uzaklaşılması gerekir.
adı geçtiği anda herkesin koro halinde '' evet abi o adamın tipini görünce kusacağım geliyor'' diye tepki verdiği insanlar. tartışmasız en başarılı örneği için (bkz: melih gökçek)
uzun ve biraz da bakımsız saçlara sahip olan her erkeğin özellikle kız arkadaşlarından '' amma da çok kırığın var kuaföre gidip düzelttir şunları'' şeklinde ikazlar almasını sağlayan şeyler. he iplenmez o ayrı. kendimden biliyorum.