bugün
- türklerin ileri olduğu konular21
- otomatik portakal ve özgür irade paradoksu2
- true nickli yazar10
- en gey özelliğiniz9
- yazarların çektiği manzara fotoğrafları9
- çırçıplak yatmak9
- en son alınan hediye7
- soğuğu sıcağından daha iyi olan şeyler7
- son beş yıldır sevgilisi olmayan insan2
- burçlara inanan erkek15
- dinsize inanır mısın17
- bir kadının en güzel bölgesi8
- nervio yu çok seviyorum ne yapmalıyım7
- dünyanın en güzel tatlısı8
- caner taslaman7
- bir insanı yaptığı ilk hatada hayatından çıkarmak2
- bugün sağlığın için ne yaptın7
- ipek çiçek3
- eski seni özlüyor musun6
- sözlük kavgalarındaki avamlık5
- sokakta gocu ile karşılaşmak5
- chatgptye penis fotoğrafını atmak18
- vantilatörü kendine çevirmek6
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı5
- abd vizesi5
- özlenen hissiyatlar6
- ruh hastası olan yazarlar6
- sözlükte kadınlara sararak tatmin olan incel5
- her başlığın altında biten sözlük paraziti5
- arkadaşlar bakar mısınız11
- salak yazarlar7
- bir gün öleceğini unutmak10
- seninle şurada olabilirdik5
- uysaljakoben gocu'nun fake hesabı mı5
- bir insanın daraldığında sığınabileceği yerler5
- evdeki alkolün bittiği anda yapılacaklar5
- deri ceketli serseri4
- yaz günü çay içme saçmalığı11
- pandela6
- kültürün bireyi boğması4
- gocu pandela barışı4
- kuran da neden namaz yok8
- sözlüğün kalitesindeki artış4
- ioçke'nin elleri4
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak7
- gocu31
- geceye acı ama gerçek bir cümle bırak3
- geceye bir şarkı bırak23
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları30
- kasiyer kızdan hoşlanmak4
(bkz: it s a wonderful life)
"a wonderful life" adıyla yayınlanmış, 1946 yılı filmi..
"iyilik meleği" diyebileceğimiz george bailey'in, intiharı düşündüğü noktada, bugün için bile yenilikçi sayılabilecek olan "acaba hiç olmasaydı ne olurdu" sorusunu soran film, (bence yalnızca bu yönüyle bile) sinema klasikleri arasına girmiştir.
film hakkındaki düşüncelerim:
1. bu dönem filmlerinde bana göre ortak sorun, sinopsisi vereyim, karakterleri tanıtayım diye 45 dakika detaya girmesi, atıyorum başrol oyuncusu aşık mı oluyor; seyircinin tuvaleti mi geldi, acıktı mı, işi mi var, hayattaki en önemli sorunu george bailey mi diye düşünmeden dans sahneleri, öpüşmeler, rakip kadınlar, rakip erkekler, bu arada kızın abisi ne düşünüyor, george trenden inmekte olan yengesine yeterince sıcak davrandı mı (var böyle bir sahne) diye infoyu dayaması, haliyle filmlerin aşağı yukarı 140 dakika olması.. bu filmde de bu durum görülüyor... sorun şu ki; mesela rüzgar gibi geçti veya oz büyücüsü filmlerinde, önceden yemleme yapılan bilgiler filmin sonrası için de önemliyken, burada sahneyi ileri atlamak istiyorsunuz.
2. george bailey, yani "olmasaydın olmazdık" karakteri o kadar idealize edilmiş ki, insanlara umut vermekten çok, "george bailey kadar adam olamadım şu hayatta, öleyim daha iyi" düşüncesinin oluşmasını daha olası görüyorum. filmin ilk sahnesinde, bir kasaba halkı dolusu insan evlerinde george için dua ediyor; artık melek mi, cenab-ı Allah mı, kasabanın yakarışlarına tepkisiz kalmayıp, doğrudan yardım gönderiyor (gerçi yardım dediğim, kanatlarını kaybetmiş bir melek, bu işi başarırsa kanatlarına kavuşacak... çok aman aman bir durum yok)...
mesela bu filmi kurgulayan kişi ben olsaydım karakteri çok daha sıradan, toplum içerisinde önem verilmeyen, hatta başarılı falan da değil, kaybetmiş biri olarak kurgulardım. esas, "bu adamın" olmaması durumunda bile, dünyanın nasıl değişebileceğini gösterirdim..
3.james stewart ve donna reed'in oynadığı filmde yöntemsel oyunculuğuyla abartıya kaçmayan zavallı donna reed 65 yaşında kanserden hayatını kaybederken, james stewart brechtvari tavırları ve abartılı oyunculuğuna rağmen 90'ı devirerek haklı nefretimi kazandı.
"iyilik meleği" diyebileceğimiz george bailey'in, intiharı düşündüğü noktada, bugün için bile yenilikçi sayılabilecek olan "acaba hiç olmasaydı ne olurdu" sorusunu soran film, (bence yalnızca bu yönüyle bile) sinema klasikleri arasına girmiştir.
film hakkındaki düşüncelerim:
1. bu dönem filmlerinde bana göre ortak sorun, sinopsisi vereyim, karakterleri tanıtayım diye 45 dakika detaya girmesi, atıyorum başrol oyuncusu aşık mı oluyor; seyircinin tuvaleti mi geldi, acıktı mı, işi mi var, hayattaki en önemli sorunu george bailey mi diye düşünmeden dans sahneleri, öpüşmeler, rakip kadınlar, rakip erkekler, bu arada kızın abisi ne düşünüyor, george trenden inmekte olan yengesine yeterince sıcak davrandı mı (var böyle bir sahne) diye infoyu dayaması, haliyle filmlerin aşağı yukarı 140 dakika olması.. bu filmde de bu durum görülüyor... sorun şu ki; mesela rüzgar gibi geçti veya oz büyücüsü filmlerinde, önceden yemleme yapılan bilgiler filmin sonrası için de önemliyken, burada sahneyi ileri atlamak istiyorsunuz.
2. george bailey, yani "olmasaydın olmazdık" karakteri o kadar idealize edilmiş ki, insanlara umut vermekten çok, "george bailey kadar adam olamadım şu hayatta, öleyim daha iyi" düşüncesinin oluşmasını daha olası görüyorum. filmin ilk sahnesinde, bir kasaba halkı dolusu insan evlerinde george için dua ediyor; artık melek mi, cenab-ı Allah mı, kasabanın yakarışlarına tepkisiz kalmayıp, doğrudan yardım gönderiyor (gerçi yardım dediğim, kanatlarını kaybetmiş bir melek, bu işi başarırsa kanatlarına kavuşacak... çok aman aman bir durum yok)...
mesela bu filmi kurgulayan kişi ben olsaydım karakteri çok daha sıradan, toplum içerisinde önem verilmeyen, hatta başarılı falan da değil, kaybetmiş biri olarak kurgulardım. esas, "bu adamın" olmaması durumunda bile, dünyanın nasıl değişebileceğini gösterirdim..
3.james stewart ve donna reed'in oynadığı filmde yöntemsel oyunculuğuyla abartıya kaçmayan zavallı donna reed 65 yaşında kanserden hayatını kaybederken, james stewart brechtvari tavırları ve abartılı oyunculuğuna rağmen 90'ı devirerek haklı nefretimi kazandı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar