bugün
- sözlükteki kardeşlik ortamı7
- sözlük yazarlarına hayvan muamelesi yapmak9
- 5 eylül 2026 köprülerin özelleştirilmesi8
- kendine bir not bırak4
- hayvanlarla muhabbet etmek8
- çocuklara verilen farklı isimler9
- kedi kavgası arasında kalmak3
- bakırköy de otelde çıkan yangın4
- delileri sevmeli miyiz2
- gününüz nasıl geçiyor2
- emekli polisin ceza yazan polisi vurması5
- berhan şimşek'in kadına şiddet görüntüsü3
- tai lung50
- zorunlu eğitim11
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı30
- sözlükte en az sevdiğiniz yazar16
- başakşehir'in galatasaray'a hep yatması14
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi28
- en fazla cinsel suçun işlendiği ülkeler18
- gabriel sara3
- galatasaray12
- claudian clouds15
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- gece gelen makarna yeme isteği10
- öğretmenlerin 3 aylık tatillerinin bitmesi7
- türk kızları keko erkek mi seviyor12
- kombin atıp erkek düşüren kız yazar7
- büyü yapan sözlük yazarları10
- enayimiknatisii21
- sarapci koala55
- arkadaşlar neden böylesiniz8
- sözlüğe kombin atan erkeğin asıl amacı12
- cinlerin insanlarla ilişkiye girmesi9
- lezbiyenlik kul hakkına girmektir8
- eşşek gözlü sözlük yazarı6
- salça yapan sözlük kızı10
- dünyayı kimler yönetiyor6
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- rafael leao12
- arkadaşlar bir şey dicem7
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri29
- dinlerin uydurma olduğu gerçeği11
- yeni parti'nin kürtçü olması14
- sözlükte cin var mı6
- s'i l v'e r m'i s t29
- gece mezarlıkta cinlere şeker dağıtmak6
- seviştikten sonra biz şimdi neyiz diyen cin5
- sevgi ihtiyacını 31 çekerek karşılamak11
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu11
- ölmüş birini özlemek4
(bkz: it s a wonderful life)
"a wonderful life" adıyla yayınlanmış, 1946 yılı filmi..
"iyilik meleği" diyebileceğimiz george bailey'in, intiharı düşündüğü noktada, bugün için bile yenilikçi sayılabilecek olan "acaba hiç olmasaydı ne olurdu" sorusunu soran film, (bence yalnızca bu yönüyle bile) sinema klasikleri arasına girmiştir.
film hakkındaki düşüncelerim:
1. bu dönem filmlerinde bana göre ortak sorun, sinopsisi vereyim, karakterleri tanıtayım diye 45 dakika detaya girmesi, atıyorum başrol oyuncusu aşık mı oluyor; seyircinin tuvaleti mi geldi, acıktı mı, işi mi var, hayattaki en önemli sorunu george bailey mi diye düşünmeden dans sahneleri, öpüşmeler, rakip kadınlar, rakip erkekler, bu arada kızın abisi ne düşünüyor, george trenden inmekte olan yengesine yeterince sıcak davrandı mı (var böyle bir sahne) diye infoyu dayaması, haliyle filmlerin aşağı yukarı 140 dakika olması.. bu filmde de bu durum görülüyor... sorun şu ki; mesela rüzgar gibi geçti veya oz büyücüsü filmlerinde, önceden yemleme yapılan bilgiler filmin sonrası için de önemliyken, burada sahneyi ileri atlamak istiyorsunuz.
2. george bailey, yani "olmasaydın olmazdık" karakteri o kadar idealize edilmiş ki, insanlara umut vermekten çok, "george bailey kadar adam olamadım şu hayatta, öleyim daha iyi" düşüncesinin oluşmasını daha olası görüyorum. filmin ilk sahnesinde, bir kasaba halkı dolusu insan evlerinde george için dua ediyor; artık melek mi, cenab-ı Allah mı, kasabanın yakarışlarına tepkisiz kalmayıp, doğrudan yardım gönderiyor (gerçi yardım dediğim, kanatlarını kaybetmiş bir melek, bu işi başarırsa kanatlarına kavuşacak... çok aman aman bir durum yok)...
mesela bu filmi kurgulayan kişi ben olsaydım karakteri çok daha sıradan, toplum içerisinde önem verilmeyen, hatta başarılı falan da değil, kaybetmiş biri olarak kurgulardım. esas, "bu adamın" olmaması durumunda bile, dünyanın nasıl değişebileceğini gösterirdim..
3.james stewart ve donna reed'in oynadığı filmde yöntemsel oyunculuğuyla abartıya kaçmayan zavallı donna reed 65 yaşında kanserden hayatını kaybederken, james stewart brechtvari tavırları ve abartılı oyunculuğuna rağmen 90'ı devirerek haklı nefretimi kazandı.
"iyilik meleği" diyebileceğimiz george bailey'in, intiharı düşündüğü noktada, bugün için bile yenilikçi sayılabilecek olan "acaba hiç olmasaydı ne olurdu" sorusunu soran film, (bence yalnızca bu yönüyle bile) sinema klasikleri arasına girmiştir.
film hakkındaki düşüncelerim:
1. bu dönem filmlerinde bana göre ortak sorun, sinopsisi vereyim, karakterleri tanıtayım diye 45 dakika detaya girmesi, atıyorum başrol oyuncusu aşık mı oluyor; seyircinin tuvaleti mi geldi, acıktı mı, işi mi var, hayattaki en önemli sorunu george bailey mi diye düşünmeden dans sahneleri, öpüşmeler, rakip kadınlar, rakip erkekler, bu arada kızın abisi ne düşünüyor, george trenden inmekte olan yengesine yeterince sıcak davrandı mı (var böyle bir sahne) diye infoyu dayaması, haliyle filmlerin aşağı yukarı 140 dakika olması.. bu filmde de bu durum görülüyor... sorun şu ki; mesela rüzgar gibi geçti veya oz büyücüsü filmlerinde, önceden yemleme yapılan bilgiler filmin sonrası için de önemliyken, burada sahneyi ileri atlamak istiyorsunuz.
2. george bailey, yani "olmasaydın olmazdık" karakteri o kadar idealize edilmiş ki, insanlara umut vermekten çok, "george bailey kadar adam olamadım şu hayatta, öleyim daha iyi" düşüncesinin oluşmasını daha olası görüyorum. filmin ilk sahnesinde, bir kasaba halkı dolusu insan evlerinde george için dua ediyor; artık melek mi, cenab-ı Allah mı, kasabanın yakarışlarına tepkisiz kalmayıp, doğrudan yardım gönderiyor (gerçi yardım dediğim, kanatlarını kaybetmiş bir melek, bu işi başarırsa kanatlarına kavuşacak... çok aman aman bir durum yok)...
mesela bu filmi kurgulayan kişi ben olsaydım karakteri çok daha sıradan, toplum içerisinde önem verilmeyen, hatta başarılı falan da değil, kaybetmiş biri olarak kurgulardım. esas, "bu adamın" olmaması durumunda bile, dünyanın nasıl değişebileceğini gösterirdim..
3.james stewart ve donna reed'in oynadığı filmde yöntemsel oyunculuğuyla abartıya kaçmayan zavallı donna reed 65 yaşında kanserden hayatını kaybederken, james stewart brechtvari tavırları ve abartılı oyunculuğuna rağmen 90'ı devirerek haklı nefretimi kazandı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar