bugün
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması29
- ecevit denince akla gelen şeyler22
- miçotakis'in bm de türkiye mesajı5
- orospu çocuğu abdullah öcalan4
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı14
- mustafa kemal atatürk3
- asgari ücretle geçinip vatan millet savunmak8
- cedidacer7
- cuma günü akşam tek başına yapılacak aktiviteler6
- ölüm orucu5
- allah bize salat etti3
- simko315
- simko3 memduh başkan dna testi kampanyası10
- nick vermeden bir yazara seslen5
- manifest6
- rakıya verilen paranın göze batmaması5
- sözlükte ki türk düşmanları10
- türkiye 0 7 fransa5
- memduh bashgan10
- ölen birini özlemek2
- çok şükür ki atatürkçü ve tırk değilim5
- dişimi acaba lan bu2
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin35
- türk olmayan türkler5
- bir diktatörü diktatör yapan şeyler7
- true'nun silik olması2
- ligin ilk ikisinde amedspor'un ve cimbomun olması3
- peçe2
- meksika açmazı macerası7
- israil azerbaycan kardeşliği4
- türklerin dinsiz bir millet olması4
- pkklı aileleri2
- tarih kitaplarının aşırı yalandan ibaret olması4
- roman çöpü hagi4
- siber devrim2
- hewal ebo6
- kafayı bir yere çarpıp sonra gülmek6
- esat oktay yıldıran3
- devşirme orta asya köpeği memduh4
- bölücüye sövdük diye çaylak olmak3
- kürt memduh4
- etzincan kürdü memduh4
- özel sektör vs devlet sektörü3
- durumumuz kudretlidir3
- sorgulama dürtüsü2
- marisa tomei2
- amedspor'un kürt milliyetçisi bir takım olması3
- kredi kartı borcu3
- filenin balonları3
- s'i l v'e r m'i s t7
1943 doğumlu türk yazar.
Türkiye'nin önemli değerlerinden biri imiş. Bir çocuk öyküsünde rastladım kendisine. Saçma sapan çocuk öykülerinden çok olgunca geldi öyküsü. Kimmiş diye baktım. bir çok tiyatro oyunu yazmış bazılarını yönetmiş, ilk yerli dizi olan yaşar ne yaşar ne yaşamazı yönetmiş, bir çok öykü yazıp çocuk kitabı çıkarmış ve Almancaya çevrilmiş bazıları. Tisen ankara şübe başkanlığı yapmış bir süre.
bir hikayesi:
Çevremiz
Oğlum Ali daha iki yaşında. Konuşmayı yeni yeni öğreniyor. Dil kurallarına uymuyor. Ama çocukça ilginç bir anlatımı var.
Çalışan insanlar, çocuklarına yeterli ilgiyi gösteremiyorlar. Buna pek olanakları olmuyor. Oysa biz de çocuğumuzla gezintiler yapmak, onunla oynamak, yerlerde yuvarlanmak istiyoruz.
işlerimizden yorgun argın çıkıyoruz çoğu kez. Akşamüstleri Aliyi götürebilecek doğru dürüst ne bir çocuk bahçesi ne bir park var oturduğumuz kentte. Çocuk bahçesine benzeyenler ise avuç içi kadar yerler. Yüzlerce çocuk, tıkış tıkış kum ve çakıl yığınları içinde eğlenmeye çalışıyorlar.
Çocuk bahçelerinde çiçeklere dokunmak yasak, çimenlere basmak yasak, ağaçlara tırmanmak yasak. Bu yüzden oğlum, çiçekleri kokusuz, çimenleri plastik, ağaçları da budanmamış direkler sanıyor.
Pazar günleri, şöyle bir soluk almak için yürüyüşe çıkıyoruz. Yaşadığımız kentin havası solunacak gibi değil. is, duman, kömür, kükürt kokuyor her yer. Evler, iş hanları, görkemli gökdelenler kara dumanlar salarak göğümüzü karartıyorlar.
Yine de oğlum bir kuşu tanımak mutluluğunu bu kentte yaşadı. Uzun süre gökyüzünde uçabilen, katlı nesneyi, çok ama pek çok sevdi. Adını sordu:
Kuş dedim.
Şimdi onun için uçabilen her şeyin adı;kuştur.
Öğle uykusunu fazla kaçırdığından, Ali’yi bir gece uyku tutmadı. Yatağında uzun süre döndü durdu. Kendi kendine konuştu, yarım yamalak şarkılar, ninniler söyledi. Su istedi, süt istedi. isteklerinin bir türlü sonu gelmeyince kalkıp başucuna oturdum. Ona uykunun çocuklar için gerekli olduğunu, uyumazsa büyüyemeyeceğini, okula gidemeyeceğini anlattım. Ağırlaşan göz kapaklarını zorlukla aralayıp ilk sorusunu yöneltti bana.
Kuşlar nereye gitti?"
Kuşları gittikçe azalan bir kentte yaşadığımı, gerçekten de o güne kadar hiç düşünmemiştim. Gerçekten neredeydi kuşlar? Nereye gitmişlerdi? Neden?
Aradan on yıl geçti. Oğlum Ali şimdi on iki yaşında Hiçbir zaman bir kuşu olmadı. Bu yüzden de kuş dilini öğrenemedi.
Oğlum Ali şimdi on iki yaşında... Çarpım cetvelini ezberledi, ingilizceyi bile öğrendi. Tarihe, maket uçaklara, elektronik aygıtlara merak saldı. Bir de balıklara.
Oğlum Ali şimdi on iki yaşında... Bir köpeği oldu yedi yaşında. Adına Azgın koydu. Çok azgınlık yaptığı bir günde kayboldu Azgın. Oğlum çok üzüldü. Havlayan her köpeği Azgın sandı.
Sonra bir kedisi... Adı Pepik! O da yeni taşındığımız evi beğenmemiş olacak ki br sabah evin yakınlarındaki ormana gitti. Bir daha dönmedi. Sesi kulaklarımızda kaldı.
Oğlum Ali şimdi on iki yaşında... Ben kırk beşime merdiven dayadım. Dünyanın tavanı delindi. Balıklar, kuşlar, ağaçlar yok olmakla yüz yüze bırakılıyor.
Yaşlı dünyamız nefes darlığı çekiyor. Denizler kirletiliyor, yunuslar topluca intihar ederek insanları protesto ediyorlar. Zehirli atıklar, asitli yağmurlar, zehirli fıçılar, bombalar, silahlar.. Kuşlar hiç düşünülmülyor.
Oğlum Ali şimdi on iki yaşında... Akvaryumda her renkten balıklar yetiştiriyor. Artık kuşları sormuyor. Uzayda, başka gezegenlerden söz ediyor. Televizyonda dünya haberlerini izliyor; savaşlar, kıtlıklar, doğanın kirletilmesi... Dik dik bakıyor bana. Ve benim ödüm kopuyor o soruyu soracak diye:
-Baba, dünya nereye gidiyor?
Benim de ödüm kopuyor bir gün uyandığımızda, nükleer savaş çıkacak diye! Doğa bozuculardan arta kalmış bir balina yavrusu, kıyıya vurup şu soruyu soracak diye:
-insanlar nereye gittiler?
Türkiye'nin önemli değerlerinden biri imiş. Bir çocuk öyküsünde rastladım kendisine. Saçma sapan çocuk öykülerinden çok olgunca geldi öyküsü. Kimmiş diye baktım. bir çok tiyatro oyunu yazmış bazılarını yönetmiş, ilk yerli dizi olan yaşar ne yaşar ne yaşamazı yönetmiş, bir çok öykü yazıp çocuk kitabı çıkarmış ve Almancaya çevrilmiş bazıları. Tisen ankara şübe başkanlığı yapmış bir süre.
bir hikayesi:
Çevremiz
Oğlum Ali daha iki yaşında. Konuşmayı yeni yeni öğreniyor. Dil kurallarına uymuyor. Ama çocukça ilginç bir anlatımı var.
Çalışan insanlar, çocuklarına yeterli ilgiyi gösteremiyorlar. Buna pek olanakları olmuyor. Oysa biz de çocuğumuzla gezintiler yapmak, onunla oynamak, yerlerde yuvarlanmak istiyoruz.
işlerimizden yorgun argın çıkıyoruz çoğu kez. Akşamüstleri Aliyi götürebilecek doğru dürüst ne bir çocuk bahçesi ne bir park var oturduğumuz kentte. Çocuk bahçesine benzeyenler ise avuç içi kadar yerler. Yüzlerce çocuk, tıkış tıkış kum ve çakıl yığınları içinde eğlenmeye çalışıyorlar.
Çocuk bahçelerinde çiçeklere dokunmak yasak, çimenlere basmak yasak, ağaçlara tırmanmak yasak. Bu yüzden oğlum, çiçekleri kokusuz, çimenleri plastik, ağaçları da budanmamış direkler sanıyor.
Pazar günleri, şöyle bir soluk almak için yürüyüşe çıkıyoruz. Yaşadığımız kentin havası solunacak gibi değil. is, duman, kömür, kükürt kokuyor her yer. Evler, iş hanları, görkemli gökdelenler kara dumanlar salarak göğümüzü karartıyorlar.
Yine de oğlum bir kuşu tanımak mutluluğunu bu kentte yaşadı. Uzun süre gökyüzünde uçabilen, katlı nesneyi, çok ama pek çok sevdi. Adını sordu:
Kuş dedim.
Şimdi onun için uçabilen her şeyin adı;kuştur.
Öğle uykusunu fazla kaçırdığından, Ali’yi bir gece uyku tutmadı. Yatağında uzun süre döndü durdu. Kendi kendine konuştu, yarım yamalak şarkılar, ninniler söyledi. Su istedi, süt istedi. isteklerinin bir türlü sonu gelmeyince kalkıp başucuna oturdum. Ona uykunun çocuklar için gerekli olduğunu, uyumazsa büyüyemeyeceğini, okula gidemeyeceğini anlattım. Ağırlaşan göz kapaklarını zorlukla aralayıp ilk sorusunu yöneltti bana.
Kuşlar nereye gitti?"
Kuşları gittikçe azalan bir kentte yaşadığımı, gerçekten de o güne kadar hiç düşünmemiştim. Gerçekten neredeydi kuşlar? Nereye gitmişlerdi? Neden?
Aradan on yıl geçti. Oğlum Ali şimdi on iki yaşında Hiçbir zaman bir kuşu olmadı. Bu yüzden de kuş dilini öğrenemedi.
Oğlum Ali şimdi on iki yaşında... Çarpım cetvelini ezberledi, ingilizceyi bile öğrendi. Tarihe, maket uçaklara, elektronik aygıtlara merak saldı. Bir de balıklara.
Oğlum Ali şimdi on iki yaşında... Bir köpeği oldu yedi yaşında. Adına Azgın koydu. Çok azgınlık yaptığı bir günde kayboldu Azgın. Oğlum çok üzüldü. Havlayan her köpeği Azgın sandı.
Sonra bir kedisi... Adı Pepik! O da yeni taşındığımız evi beğenmemiş olacak ki br sabah evin yakınlarındaki ormana gitti. Bir daha dönmedi. Sesi kulaklarımızda kaldı.
Oğlum Ali şimdi on iki yaşında... Ben kırk beşime merdiven dayadım. Dünyanın tavanı delindi. Balıklar, kuşlar, ağaçlar yok olmakla yüz yüze bırakılıyor.
Yaşlı dünyamız nefes darlığı çekiyor. Denizler kirletiliyor, yunuslar topluca intihar ederek insanları protesto ediyorlar. Zehirli atıklar, asitli yağmurlar, zehirli fıçılar, bombalar, silahlar.. Kuşlar hiç düşünülmülyor.
Oğlum Ali şimdi on iki yaşında... Akvaryumda her renkten balıklar yetiştiriyor. Artık kuşları sormuyor. Uzayda, başka gezegenlerden söz ediyor. Televizyonda dünya haberlerini izliyor; savaşlar, kıtlıklar, doğanın kirletilmesi... Dik dik bakıyor bana. Ve benim ödüm kopuyor o soruyu soracak diye:
-Baba, dünya nereye gidiyor?
Benim de ödüm kopuyor bir gün uyandığımızda, nükleer savaş çıkacak diye! Doğa bozuculardan arta kalmış bir balina yavrusu, kıyıya vurup şu soruyu soracak diye:
-insanlar nereye gittiler?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar