bugün
- osuruktan şiirler41
- kanal ayarlama 1500 lira11
- devletin temeli adalettir9
- adana kebap6
- sözlükten soğuma nedenleri17
- ben geldim kerkenezler18
- açılım4
- claudian clouds22
- oyları bölmeyin diyen tipler nerde6
- karınızın mini giymesine izin verir misiniz6
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları9
- iyi parti17
- velvet'in aylık geliri6
- müsavat dervişoğlu vs meral akşener4
- buluşulan sözlük beyinin 16 yaşında çıkması6
- simko315
- küçük sürprizler yapmak5
- okul kıyafeti zorunluluğu3
- yeni anayasa4
- zorunlu eğitim9
- arkadaşlar benden el mankeni olur mu4
- gece sokaklarda dolaşıp kedi ve köpekleri sevmek2
- kısır9
- yapay zekaya entry yazdıran yazar7
- mini elbise4
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi10
- şeytanın insanlardan ders alması4
- 777 diyen erkolar8
- filistin2
- uludağ sözlüğün reaktörü2
- alttaki yazara motto ver16
- evlenme teklif edecekken sevgilinin yüzüne kusmak2
- modern insanın mutlu olma ihtimali4
- sevgiliye sorulan ilginç sorular6
- yazarların özel mesaj sayıları5
- akrep burcu kini8
- çerçeve yasa34
- ölüp hayalet olarak geri gelmek4
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- bir daha doğmayacak olmak4
- amedspor14
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı31
- gollumun gözü yüzükte6
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler27
- beyaz tenli gotik kız3
- aleksey batrakov12
- karanlık bir yolda arabanın bozulması2
- saçını pembeye boyayan erkek6
- üsteki yazara güzel bir şey söyle10
- 17 ağustos 1999 gölcük depremi9
güzelim kıraç şarkısıdır.
zaman geçmiyor, zaman yalan mı? *
gariban sofraların sofra bezi.
aslında bi sikime derman olmayışı, insanların kendisine şiddetle inanıyor olmalarını değiştirmiyor yüzyıllardır ne garip ki. insan kısmısı çok mu arsız ne?
çok yüz vermeyin allah aşkına şuna.
çok yüz vermeyin allah aşkına şuna.
Ben içeri Düştüğümden Beri
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: 'Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...'
Bana sorarsanız: 'On senesi ömrümün...'
Bir kurşun kallemim vardi, ben içeri düştügüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsaniz: 'Bütün bi hayat...'
Bana sorarsanız: 'Adam sende bi hafta...'
Katillikten yatan Osman; ben içeri düştügümden beri
Yedibuçugu doldurup çikti.
Dolaşti dişarda bi vakit,
Sonra kaçakçiliktan tekrar düştü içeri, alti ayi doldurup çikti tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocugu olacakmiş baharda...
Şimdi on yaşina basti, ben içeri düştügüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yilin titrek, uzun bacakli taylari,
Rahat, geniş sagrili birer kisrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanlari hala fidan, hala çocuktur.
Yeni meydanlar açilmiş uzaktaki şehrimde, ben içeri düştügümden beri...
Ve bizim hane halki, bilmedigim bir sokakta, görmedigim bi evde oturuyor
Pamuk gibiydi bembeyazdi ekmek, ben içeri düştügüm sene
Sonra vesikaya bindi
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsiz
Ben içeri düştügüm sene, ikincisi başlamamişti henüz
Daşov kampinda firinlar yakilmamiş, atom bombasi atilmamişti Hiroşimaya
Bogazlanan bir çocugun kani gibi akti zaman
Sonra kapandi resmen o fasil, şimdi üçünden bahsediyor amerikan dolari
Fakat gün işigi her şeye ragmen, ben içeri düştügümden beri
Ve karanligin kenarindan, onlar agir ellerini kaldirimlara basip dogruldular yari yariya
Ben içeri düştügümden beri güneşin etrafinda on kere döndü dünya
Ve ayni ihtirasla tekrar ediyorum yine
'Onlar ki;
toprakta karınca,
su da balık,
havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
Ve kahreden yaratan ki onlardır,
Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır'
Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf'ı güzaf...
Nazım Hikmet
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: 'Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...'
Bana sorarsanız: 'On senesi ömrümün...'
Bir kurşun kallemim vardi, ben içeri düştügüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsaniz: 'Bütün bi hayat...'
Bana sorarsanız: 'Adam sende bi hafta...'
Katillikten yatan Osman; ben içeri düştügümden beri
Yedibuçugu doldurup çikti.
Dolaşti dişarda bi vakit,
Sonra kaçakçiliktan tekrar düştü içeri, alti ayi doldurup çikti tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocugu olacakmiş baharda...
Şimdi on yaşina basti, ben içeri düştügüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yilin titrek, uzun bacakli taylari,
Rahat, geniş sagrili birer kisrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanlari hala fidan, hala çocuktur.
Yeni meydanlar açilmiş uzaktaki şehrimde, ben içeri düştügümden beri...
Ve bizim hane halki, bilmedigim bir sokakta, görmedigim bi evde oturuyor
Pamuk gibiydi bembeyazdi ekmek, ben içeri düştügüm sene
Sonra vesikaya bindi
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsiz
Ben içeri düştügüm sene, ikincisi başlamamişti henüz
Daşov kampinda firinlar yakilmamiş, atom bombasi atilmamişti Hiroşimaya
Bogazlanan bir çocugun kani gibi akti zaman
Sonra kapandi resmen o fasil, şimdi üçünden bahsediyor amerikan dolari
Fakat gün işigi her şeye ragmen, ben içeri düştügümden beri
Ve karanligin kenarindan, onlar agir ellerini kaldirimlara basip dogruldular yari yariya
Ben içeri düştügümden beri güneşin etrafinda on kere döndü dünya
Ve ayni ihtirasla tekrar ediyorum yine
'Onlar ki;
toprakta karınca,
su da balık,
havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
Ve kahreden yaratan ki onlardır,
Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır'
Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf'ı güzaf...
Nazım Hikmet
"Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken/Yıllar hayatlar geçiyor" demiş Teoman.
ve usulca fısıldadı zaman;
-şşş bana bırak
-şşş bana bırak
zaman, yanan saman gibidir. kıymeti bilinmeli.
mutsuzken yavaş, mutluyken de hızlı akan değişkenimsi.
göreceli bir kavramdır. marsta bir yıl 687 dünya günüdür. merkür de bir yıl 88 dünya günü bir gün 58 dünya günüdür.
Oruçluyken geçmiyor efendim.
Zaman kelimesini tersten oku: namaz. Yapmayın şu zırvalığı artık. (bkz: tersten anlamak) bir bkz. daha verirdim ama neyse. (bkz: anladın sen)
Mutluyken hızlı, mutsuzken yavaş akar.
her derdin ilacıdır şüphesiz. en büyük acılar bile ona meydan okuyamıyor. onun karşısında çaresiz kalıyor. zaman ın buradaki asıl karşılığı ise sabırdır. sabır acıdır meyvesi tatlıdır diye boşa dememişler.
(bkz: sabreden derviş muradına ermiş)
(bkz: sabreden derviş muradına ermiş)
kuşumun altına koyduğum gazete. sayelerinde kuşum şakirt oldu.
zaman; beklerken çok yavas, korkarken çok hızlı, kederliyken cok uzun, sevinçliyken cok kısadır.
gazete olanını hergün apartman kapısına bırakan bir adam var. kendisi, ertesi gün gazetelerin hiç ellenmeden durduğunu gördüğü halde bırakmaya devam ediyor. hayır anlamıyorum, böyle tirajla neden övünülür?
tanım: içeriği pekte iç açıcı olmayan gazete.
tanım: içeriği pekte iç açıcı olmayan gazete.
büyülü şey zaman... bir zamanlar katlanamayız sandığımız acıları, yaşadık, bitti... katlandık. ama durmadık...
ve bir zamanlar "nefes" deyip içimize çektiklerimizin kokusunu unuttuk. nefesimiz kesildi. ama ölmedik...
eksikliğinde bir günü tasavvur edemeyeceğimiz şeylerin yokluğunda kaç mevsim geçirdik... tasavvur ettik. dahası yaşadık. ve dahası alıştık...
bizi şimdi alsalar; 5 yıl öncesine götürseler... aynı insan olup aynı doğruları ve yanlışları mı yaparız acaba? yoksa öğrendiklerimizle yeni doğru ve yanlışlar mı yaparız?
yani diyorum ki... bizi değiştiren; zamanın çevresel koşullarda yaptığı etki midir? yoksa zaman içinde beynimizde biriken veriler mi?
yani diyorum ki... neyse. bir şey demiyorum. "zaman" uyku zamanı sanırsam...
ve bir zamanlar "nefes" deyip içimize çektiklerimizin kokusunu unuttuk. nefesimiz kesildi. ama ölmedik...
eksikliğinde bir günü tasavvur edemeyeceğimiz şeylerin yokluğunda kaç mevsim geçirdik... tasavvur ettik. dahası yaşadık. ve dahası alıştık...
bizi şimdi alsalar; 5 yıl öncesine götürseler... aynı insan olup aynı doğruları ve yanlışları mı yaparız acaba? yoksa öğrendiklerimizle yeni doğru ve yanlışlar mı yaparız?
yani diyorum ki... bizi değiştiren; zamanın çevresel koşullarda yaptığı etki midir? yoksa zaman içinde beynimizde biriken veriler mi?
yani diyorum ki... neyse. bir şey demiyorum. "zaman" uyku zamanı sanırsam...
mevlana tarafından: iyi ki geçiyorsun zaman... Ya acının en derinime işlediği bir anda donsaydın? cümlesine konu olan vakit söylemidir.
ilerledikçe elimden kayan . Geriye sarmak istedikçe bocaladığım , vazgeçtikçe hırslandığım , hırslandıkça yorulduğum kısır döngü.
Sustukça balçıkla sıvanan geçmişimden atıp geleceğime sığdırdığım...
Saçlarıma atacağı kırları kalbime atacağı çelmelerle bekleyeceğim ahit.
Sustukça balçıkla sıvanan geçmişimden atıp geleceğime sığdırdığım...
Saçlarıma atacağı kırları kalbime atacağı çelmelerle bekleyeceğim ahit.
Bir gazete ismi.
hiçbir şeyin ilacı değil. sadece hayat her zaman hatırlamana izin vermiyor, hepsi bu.
Nedir zaman, nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
iniş mi, yokuş mu?
Bir sese benziyor;
Arkanız hep zifir!
Bir sese benziyor;
Önünüz tüm kabir!
Belki de bir hırsız;
izi, lekesi var.
Belki de bir hırsız;
O yok, gölgesi var.
Annesi azabın,
Sonsuzluk, şarkısı.
Annesi azabın,
Cinnetin tıpkısı.
içimde bir nokta;
Dönüyor aleve.
içimde bir nokta;
Beynimde bir güve.
Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.
Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyor.
Zaman her yerde ve
Her şeyin içinde.
Zaman her yerde ve
Acem'de ve Çin'de.
Kime kaçsam ondan;
Ha yakın, ha ırak?
Kime kaçsam ondan;
Ya sema, ya toprak...
(1936)
Necip Fazıl Kısakürek.
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
iniş mi, yokuş mu?
Bir sese benziyor;
Arkanız hep zifir!
Bir sese benziyor;
Önünüz tüm kabir!
Belki de bir hırsız;
izi, lekesi var.
Belki de bir hırsız;
O yok, gölgesi var.
Annesi azabın,
Sonsuzluk, şarkısı.
Annesi azabın,
Cinnetin tıpkısı.
içimde bir nokta;
Dönüyor aleve.
içimde bir nokta;
Beynimde bir güve.
Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.
Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyor.
Zaman her yerde ve
Her şeyin içinde.
Zaman her yerde ve
Acem'de ve Çin'de.
Kime kaçsam ondan;
Ha yakın, ha ırak?
Kime kaçsam ondan;
Ya sema, ya toprak...
(1936)
Necip Fazıl Kısakürek.
her yerde aynı akar.
her yerde aynı akmaz. bize öyle gelir, hatta bezen bize bile öyle gelmediği olur.
(bkz: the end)
(bkz: the end)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar