bugün
- antalya şu an 28 derece4
- latin atasözleri5
- sözlüğün aniden sessizleşmesi5
- erkeklerden hayır gelmeyeceğinin anlaşıldığı an3
- geceniz nasıl geçiyor7
- tez yazmak4
- en iyi simit hangi şehirdedir20
- birader yazarlar birader bay beylerdir2
- aslında hayatta yapayalnız olmamız8
- sözlük yazarlarının çocukları olsa ne yaparlardı6
- sabahattin zaim üniversitesi2
- ağlamamak için kendini tutmak11
- ctrlx22
- uluslararası ilişkiler2
- gürcistan22
- geceye bir şarkı bırak14
- 30 temmuz 2026 cem küçük'ün gözaltına alınması8
- domdomusa'nın haksız yere çaylaklanması6
- hewal ebo18
- asla yapmam denilen şeyler4
- yıllar sonra sözlüğe dönen yazar4
- şu an çalan müzik2
- kuran da namaz yok21
- gelibolu da yaşamak vs çanakkale merkez de yaşamak5
- 35 bin lira maaşı beğenmeyen sevgili9
- lahmacunu elle yiyen kız14
- yalnız yaşamak5
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin11
- içim yanıyor be sözlük7
- e'e f e6
- sözlüğü yakınlarının okuması hırsızlık mıdır3
- ilgi isteyen kız16
- sigortalı bir iş bul çalış4
- kendinize yaptığınız en büyük yatırım3
- kalem şakir2
- neden namaz kılmıyorsun4
- cep telefonu2
- cinle karşılaşınca yapılacak ilk hareket7
- güneş gözlüğü3
- beleş sigarayı öksürtüyor diyerek reddeden keriz4
- intihar3
- eskisi gibi olamamak2
- chatgpt ile dertleşmek3
- öyle bir şey yaz ki okuyan şaşırsın5
- asansörde kalmak7
- zenci isyanı2
- rüya2
- parcalandim toparlanamiyorum5
- gürcistan'ın neyi meşhur9
- memelerini okşarken kız nasıl inler4
Yenmeye elverişli olan her şey.
başkasına söylenen bir yalanı başkasına inanacak der gibi anlatma şeklidir.
*olum bu yalanı da yemez ya.
- bekle ve gör yiyecek.
*olum bu yalanı da yemez ya.
- bekle ve gör yiyecek.
kişiden kişiye fena halde değişen bir şeydir yiyecek. ayrıca bir de şu var; besin maddesi denen şeyle yiyecek aynı şey midir? örneğin, vejeteryan vatandaşlarımız et yemiyor. oh iyi güzel, bana kalsın kebaplar. ama et onlar için bir yiyecek midir? yada şöyle sorayım; afrika'da anneler açlıktan kıvranan çocuklarına çamurdan köfte yaparlarmış.(bunu bu şekilde hikaye ederek anlatmak bile iç burkucu.) e şimdi çamura yiyecek mi diyelim? onlar için öyle. 'her kelime her zaman aynı kelime değildir' sözü burada da etkisini gösteriyor bize. 7.4 şiddetinde.
ah izafiyet sen nelere kadirsin!
ah izafiyet sen nelere kadirsin!
(bkz: gida)
ünlü budunbilimci claude levi-strauss çok ilginç bir incelemesinde yiyecek konusunu yapısalcı açıdan ele alır ve ilkel toplumlardan günümüze 'yemeğin' yapılarını ortaya koyar. bu yapıların temelinde çiğ-pişmiş karşıtlığı bulunmaktadır. kuşkusuz, bu ve bunun gibi yapısal özelliklerin sürekliliği, bugün bizim de, ilkel toplum insanı gibi yiyip içtiğimizi göstermez. hatta bugünkü toplumların yemekleri arasında da, yapısal diyebileceğimiz ayrımlar vardır. claude levi-strauss'un belirlediğine göre, sözgelişi, bugün ingiliz 'tabağı'nın temel yapısı, ortada etin, kenarlarda ise garnitürün bulunmasından oluşur; ortadaki ulusaldır, onun yanına dizilmiş olanlar ise sömürgelerden gelme. claude levi-strauss'a, söylemediği sözü söyletmek istemem; ben ekleyeyim, ingiliz imparatorluğunu bu ingiliz tabağı betimlemesi kadar kestirmeden ortaya koyan bir tanıt gösterilemez kolay kolay. sömürgelerini bir bir yitiren bu imparatorluğun, yavaş yavaş garnitür sıkıntısına düşüp düşmediğıini bilmiyorum; ama devlet yapısının değişmesiyle 'tabak'ta da birtakım değişikliklerin kaçınılmaz olduğunu söyleyebiliriz sanırım. bundan çıkarılacak en yakın sonuç, "benim sofram", "benim tabağım" biçimindeki övünmeli sözlerin gülünçlüğüdür. türlü koşulların getirdiğini, 'bizim' saymakta ne kıvrak bir zekamız var!
bizim 'yemeğimiz'in karakteri nedir diye düşünmeye, türk tabağı ile ingiliz tabağını karşılaştırarak gireyim dedim. baktım ki, bizim ulusal tabağımız karma değil. başka bir deyişle, pilav üstü kuru fasulye örneğinden başka, bizde yemekler karışmıyor, tek tek yeniyor. şimdi, bu sözlerime karşı, bazı sözlük yazarları, karma yemeklerimizi bir bir saymaya başlayacaklarını düşünmüyor değilim; evet, yanında bezelye ve patates ile biftek tabağı var, ama bu ve bunun gibi tabaklar, devlet değişiklikleri sonucu gelmiştir soframıza.
yakın tarihimiz, göçebelikten yerleşikliğe geçiş sürecinin tarihi olarak özetlenirse pek de yanlış olmaz. göçebenin yediği ile, yerleşiğin yediği arasında elbette büyük ayrım olacaktır. göçebenin başlıca yemeği ettir, çünkü sebze için yerleşmek gerekir. bizde otoburluk, yerleştikçe gelişmiştir. hayvan ardında geçen yaşamın, sütü, yoğurdu, ayranı, yağı da boldur elbet. ama bahçeci olmadan [türlü] yapmasına olanak yoktur onun. ayrıca türlü’nün karma bir yemek olduğu da kolay söylenemez. çünkü eti olmayan bahçecinin, toprağında ne bulduysa tencereye atması, bir seçme, beğeni işi değil, zorunluluk sonucudur. katalonya ile fransız sınırı arasındaki costa brava köyünün, iki kulplu demir kapta yapılan balıklı pilavı (paella, hem yemeğin, hem de iki kulplu kabın adı) bütün dünyada ünlüdür. (bizde de bir ara boğaz lokantalarında lüks yemek olarak verilirdi); oysa yoksul bir balıkçı yemeğidir bu. adam o gün denizden çıkarttıklarının satabildiğini satar, elinde kalanı karısına getirir, kadın da bunları pirince katıp pişirir. içinde birkaç çeşit balık var diye, bu yemeği yiyen yoksul costa bravalıyı 'denizler imparatoru' sayacak değiliz ya!
bizim 'yemeğimiz'in karakteri nedir diye düşünmeye, türk tabağı ile ingiliz tabağını karşılaştırarak gireyim dedim. baktım ki, bizim ulusal tabağımız karma değil. başka bir deyişle, pilav üstü kuru fasulye örneğinden başka, bizde yemekler karışmıyor, tek tek yeniyor. şimdi, bu sözlerime karşı, bazı sözlük yazarları, karma yemeklerimizi bir bir saymaya başlayacaklarını düşünmüyor değilim; evet, yanında bezelye ve patates ile biftek tabağı var, ama bu ve bunun gibi tabaklar, devlet değişiklikleri sonucu gelmiştir soframıza.
yakın tarihimiz, göçebelikten yerleşikliğe geçiş sürecinin tarihi olarak özetlenirse pek de yanlış olmaz. göçebenin yediği ile, yerleşiğin yediği arasında elbette büyük ayrım olacaktır. göçebenin başlıca yemeği ettir, çünkü sebze için yerleşmek gerekir. bizde otoburluk, yerleştikçe gelişmiştir. hayvan ardında geçen yaşamın, sütü, yoğurdu, ayranı, yağı da boldur elbet. ama bahçeci olmadan [türlü] yapmasına olanak yoktur onun. ayrıca türlü’nün karma bir yemek olduğu da kolay söylenemez. çünkü eti olmayan bahçecinin, toprağında ne bulduysa tencereye atması, bir seçme, beğeni işi değil, zorunluluk sonucudur. katalonya ile fransız sınırı arasındaki costa brava köyünün, iki kulplu demir kapta yapılan balıklı pilavı (paella, hem yemeğin, hem de iki kulplu kabın adı) bütün dünyada ünlüdür. (bizde de bir ara boğaz lokantalarında lüks yemek olarak verilirdi); oysa yoksul bir balıkçı yemeğidir bu. adam o gün denizden çıkarttıklarının satabildiğini satar, elinde kalanı karısına getirir, kadın da bunları pirince katıp pişirir. içinde birkaç çeşit balık var diye, bu yemeği yiyen yoksul costa bravalıyı 'denizler imparatoru' sayacak değiliz ya!
https://fbcdn-sphotos-e-a...890631003_744370451_n.jpg
Hayvanların bazılarını yiyecek bazılarını arkadaş olarak görüyorsanız siz bir hayvansever değilsiniz, iki yüzlüsünüz !
Hayvanların bazılarını yiyecek bazılarını arkadaş olarak görüyorsanız siz bir hayvansever değilsiniz, iki yüzlüsünüz !
Yiyeceğin ağzınızdan midenize ulaşması yedi saniye sürer .
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar