bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. .
    bir orhan tekelioğlu yazısı.

    sabah sabah seda bayan'ın bir kadını enikonu azarladığına şahit olunması anında akla düşmüş bir değerlendirme yazısı. son dönemler için bir ayna niteliğinde.

    yorumsuz, zira yazının kendisi baştan sona bir yorumdur:

    "ilkokul günlerinde en zor geçen zaman, tek tedrisat eğitim gördüğüm okuldaki cuma öğleden sonra hemen başlayan ve bir türlü sonlanmayan konuşmaları dinlemekti. başta başöğretmen olmak üzere birçok öğretmenimiz, günün popüler deyişiyle, bize sürekli olarak "mesaj" verir, hayata, eğitimin önemine, vatan ve millet sevgisine ilişkin tavsiyelerde bulunurdu. aslında söyledikleri, bir hafta önce söylediklerinden pek de farklı olmazdı. sıkılırdık ama iyiniyetlerinden de hiç şüphe etmezdik.

    yakınlarda bir kanalda başlayan ve reytinglerde hızla yükselen "hayalin için söyle" yarışmasını ilk izlediğimde birdenbire ağır bir "mesaj bombardımanına" uğradığımı fark ettim. ama buradaki mesajların içeriği ne bizim başöğretmeninkine benziyordu ne de benzer bir üslupla, yani bir "tavsiye" olarak söyleniyordu. aksine, söylenenlerin bir "mesaj" olduğu baştan söyleniyor ve anlıyorduk ki, burada söylenenler çok önemliydi, bunları 'mutlaka' uygulamalıydık. kendini türkiye'nin "en güvenilir ünlüsü" olarak ilan eden seda sayan, "olmaz!" diye bağırıyordu, "ey yarışmacı, şunu yap, bunu yapma!" kmg tarafından yapılan "celebritygüven endeksi araştırmasının" sonuçlarının ilk iki ismi bu tuhaf yarışmanın iki ağır topu zaten: seda sayan ve ibrahim tatlıses. üçüncü jüri üyesi ise muazzez abacı, ki yarışma esnasında ağlamaktan, üzülmekten pek mesaj vermiyor ya da hakkını yemeyeyim, vermek istemiyor. "ibo", mesaj konusunda "seda"nın eline su dökemese de, mesaj verme konusunda hiç fena değil. özellikle "babalık", "hakiki erkeklik" üstüne, bir bilgin edasıyla, dersler veriyor; ama yarışmanın yıldızı şimdiden belli: seda sayan.

    dörtlü çete:
    ünlüler ligindeki "birinciliğin" verdiği güçle seda sultan, herkese "ayar veriyor", yarışmacıların hayat hikâyelerine ya inanıyor, ağlıyor ya da kuşkuya kapılıyor, kızıyor. "araştırdım" diyor, gözlerini yarışmacıya dikip "söylediklerin eksik, anlat ki herkes öğrensin ve daha çok ağlasın". ağlıyorlar zaten, kamera yüzlere zumluyor, görüyoruz: izleyiciler ağlıyor, jüri zaten salya sümük, gariban yarışmacılardan bazıları ise anında bayılıyor. hemen reklam arası giriyor. sonra da tuhaf bir mutluluk anı yaşanıyor, acısıyla "arınan", aslında kendini kendine kurban eden insanların gözlerinde parıltılar. biz hepimiz aynıyız! acının ta kendisiyiz.

    sanki dörtlü çete dönemindeki çin'deyiz ve önder, hatalı olduğundan emin olduğu partiliye "özeleştiride bulun!" diyor. partili çözülüyor o anda, başlıyor anlatmaya, yapmadıklarını bile ilave ediyor, önemli olan özeleştirinin sınırsızlığı ve komünün (cemaatın) arınmışlığı. anlattıkça suçlarından sıyrılıyor, pür-ü pak oluyor, içindeki "suçlu"yu öldürüyor, etrafındakilerle bütünleşiyor, komünün içinde yeniden doğuyor.

    merkez ile çevrenin yer değiştirmesindeki son aşamalardan birine geldiğimizin önemli bir kanıtı bu program aslında. tabii ki yeni çevrenin başka unsurları da var ama, belli ki, yavaş yavaş çevrenin dibinden gelen, yükselen bir elit grup olarak şekilleniyor. yarışma jürisinin "mesajcı üyeleri" (sayan ve tatlıses), eski çevrenin ya da yeni merkezin, kanaat önderlerinden bir kısmını temsil ediyor. birisi anadolu'nun çevre bir ilinden (urfa) göçüp gelmiş ve merkeze yerleşmiş. öteki ise, daha önemli bir göçün, yani şehir içindeki çevre bir semtten (samatya) merkeze yürümenin iyi bir örneği. ikisi de az okumuş, ikisi de fakirlik çekmiş, ikisi de zorlu basamakları aşarak yukarıya çıkmış. ve ikisinin de egosu acayip şişkin. en beğendiğiniz şarkıcı kim diye soruyorlar ibo'ya, o da, "ibrahim tatlıses" diyor! seda sayan'ın egosu sınır falan tanımıyor, programdaki haline tavrına bir bakın, yeter.

    örnek biziz:
    kendi hayatlarına bakarak ve ağlayarak izleyenlerin başöğretmenleri, seda gibi, ibo gibi, merkeze çevreden dibinden gelenler. programda 'yarıştırılanlar' ise bambaşka bir trajedi: en "acısından" hayat anlatıları. bu hayatlar hem çok zor olmalı hem de olabildiğince bilinebilmeli. bir de bunun üstüne şarkı söylemeleri gerekiyor yarışmacıların. ama iyi şarkı söylemek asla yetmiyor, hayatlarıyla yüzleştiriliyorlar sürekli olarak. bu da kesmiyor, büyüklerinin karşısında susmaları, efendi ve edepli olmaları da isteniyor. aslında hiyerarşik bir konumlandırmadan başka bir şey değil bu. yarışmacılara şu söyleniyor: bizi örnek alacaksan, bizim nasıl başardığımızı öğrenmek istiyorsan, önce bize biat etmen gerekir. proto-faşizan ve taraflar arasına üçüncü kişilerin asla giremediği kapalı devre bir ilişki bu. hayransan sonuna kadar hayransın, başkasını buna eşleyemezsin bile. o ne dese doğrudur ve yapılmalıdır. jürinin yarışmacılardan istediği de tastamam bu, bize biat et, bana itaat et!

    bu nedenle, türkiye'de, yabancı bir format da olsa, "ruhen yerelleştirilen" yarışmalarda tarafsızlıktan eser bile olmuyor. aksine, jüri üyeleri yarışma başlar başlamaz bazı yarışmacıları tuttuklarını hemen belli ediyorlar ve böylece yarışma, kanaat önderleri, yani jüri üyeleri arasında devam etmeye başlıyor. üstelik izleyiciler ve yarışmacılar buna teşne, hemen kendilerine bir lider arıyor, alkışlıyor, bu lidere bazen "hoca", bazen "usta", bazen de "abi" diyorlar.
    gelecekte buna benzer programların, bu türden jüri üyelerinin artacağını varsaymak uzakgörüşlülük bile sayılmaz. çünkü fakirler, ezilmişler, kenarda köşede eğitimsiz kalmışlar kendi başöğretmenlerini çoktan bulmuşlar. bu yeni başöğretmenler, eskinin öğretmenlerinden, eğitimlilerden ve genel olarak "entellerden" sadece nefret etmekle kalmıyorlar, bir de onlara benzemeye çalışıyorlar. önce egolarını iyice şişiriyor, kulaktan dolma ne kadar malumat varsa dağarcıklarında, kendi acılarla dolu yaşam öyküleriyle harmanlıyor ve bu karışımı, can kulağıyla dinleyenlere "mesaj" olarak zerk ediyorlar. sonunda, yarım yamalak bilgi kırıntıları yerine, kalsa kalsa, en muhafazakârından ahlaki değerler, en militerinden milliyetçilik ve hurafalerle örülü inançlar kalıyor. sıkılsanız da tekrarlamadan edemeyeceğim: şu anda türkiye'deki muhafazakârlığının en önemli kaynağı ve taşıyıcısı popüler tv programlarıdır."
    ... cymbeline