bugün

Türkiyedeki kitaplarda işletilen tarihdir. Yalan dolan bilgilerle insanları kandırma çabası herkese 1 görüş yapma birliği.
Tarihimizi pek severiz.

tarihimizi hiç bilmeden severiz üstelik.

tarihimizi "fikir olarak" severiz, aslında tarihe "meraklı" olduğumuz da söylenemez, liseyi bitirince yaptığımız ilk iş oturup bir güzel tarih kitabımızı yakmak yada çöpe atmaktır.

o kitap da, pek saklanacak gibi değildi hani. kemal Kara'nın o paspal eserinden söz ediyorum, sanırım şimdi çok daha beteri okutuluyordur.

benim zamanımda iki "standart" ders kitabı vardı, ikisi de birbirinden beter. kemal Kara'nın tarih kitabıyla, nihat Sami'nin edebiyat kitabı.

al birini, vur ötekine. kemal Kara'ya bakarsanız, "Almanya'da karl marx adında bir Yahudi, komünizmin esaslarını tesbit edip" geçmişti. nihat sami de, beyni pırıl pırıl genç insanı edebiyattan nefret ettirmek için elinden geleni yapardı, "hay şiirine de, romanına da öyküsüne de lanet olsun" diyerek çıkılırdı dersten. canımızı sıkılıp yavuz selim'le, Abdülhak Hamit'e falan gözlük takıp sakal yapmaya çalıştığımız zaman da kendimizi disiplin kurulunda bulurduk.

kemal kara, Osmanlı imparatorluğu'nda köylünün çiftçinin kendi toprağına sahip olduğunu, mülkiyetinin kendisinde bulunduğunu yazacak kadar da şapşaldı.

nihat Sami'den de, yaşar Kemal'i, orhan Kemal'i falan anlatmasını boşuna beklerdik. rahmetli sait faik, orhan veli'yi yazardan saymıyordu hayvanoğlu hayvan. nazım zaten tu kaka, cıs!

sonunda "parlemento dışı muhalefet" misali, "okul dışı, ders dışı okumalara" vurduk kendimizi. altından 12 mart çıkıverdi.

tarihimizi çok severiz. onu hiç bilmeden. kimse öğretmez. biz kendimiz de öğrenmeye kalkışmayız. öğrenmeye kalkışacak lezzet mi kalmıştır damağımızda, bu kadar bıktırdıktan sonra hem?

edebiyata, tarihe meraklı arkadaşlarımıza da azıcık tepeden bakar, dalgamızı geçeriz "profesör" falan diye isim takarız onlara.

Biz "büyüyünce" mühendis, avukat, doktor olacağızdır, en kısa zamanda bir kat, bir araba alıp köşeyi döneceğizdir. onlar hayatları boyunca üç-otuz paraya sürünmeye mahkum kalacak enayilerdir. "edebiyatçı" işte alt tarafı!

sonra da "büyüyünce", yahu bu memlekette neden on yılda bir ihtilal oluyor diye pek şaşarız. hayret bişiydir yaa...

neden cumhuriyet halk partisi iktidara gelemiyor diye de şaşarız. neden gelemediğini yazana da çok kızarız(örneğin ben), canım belli bir şey işte, okulda tarihle marihle uğraşmış, edebiyat düşkünü, zaten daha ilkokul beşinci sınıfta gözlük takmıştı, "profesör"...

katı da yok, arabası da üstelik, Allah'ın kerizinin!

Çemişkezek ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun bilmem kaçıncı yıldönümünü kutlamaya da pek meraklıyızdır mesela.

ama hiç aklımıza, viyana önlerinde rezil kepaze oluşumuzun bilmem kaç yüzüncü yıldönümünü anmak aklımıza gelmez. viyana önlerine dayanmış olmakla çok övünürüz de, orada nasıl bir tokat yiyip gerisin geri döndüğümüzü hatırlamak işimizi gelmez çünkü...

daha da önemlisi, nasılından çok, neden oradan geri geldiğimizi araştırmak aklımızın köşesinden geçmez.

hele "gavurlar" bunu bir kutlamaya kalksın, yanmıştır, ortalığı birbirine katar, yeri göğü inletiriz, vay, bu ne küstahlık, haçlı zihniyeti hortladı!

ama biz her yıl 29 mayıs günü kıçlarına yeniçeri donu giydirilmiş şopar kılıklı herifleri Topkapı surlarına çıkarıp üzerine iki ok atmasını biliriz pek güzel. gerekli mercilere resmi yazı gönderilip mehter takımı da getirtir, bu arada Topkapı dolaylarında icrayı sanat eyleyen işportacı, hotdog satıcısını, abonman biletçisini, mızraklı ilmihal satıcısını da susturmak elimizden gelmediğinden, birisinin kösü ziliyle ötekisinin böğürtüsünü bir güzel harman ederiz.

bu arada, kaç padişahın kaç oğlan götürdüğü aklımızın ucundan geçmez mesela.

Osmanlı tarihi üzerine televizyon dizisi yapmaya kalkar, 1550 yılında kanuni sultan Süleyman'a kapı kolu tutturur, camlı pencere açtırır kapatırız.

neyse, hiç olmazsa daha ileri gidip, başka boktan diziler de çevirip, fatih sultan Mehmet'i kolunda "seiko" marka saat ile gösterip, dördüncü Murat'ın çerilerini bağdat kalesi niyetine Rumelihisarı'na saldırtmadık, askerleri allah allah nidalarıyla beton elektrik direklerinin arasında koşturtmadık, arkalarından bir yerlerden de şehir hatları vapuru ya da rus tankeri geçirtmedik...

bu da bir gelişme...
Fesli şahıs tarafından uydurulan bir kısmı var bir de emekli facebook gruplarında yayılan yalan tarihi konular var ikiside hoş değil.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.