bugün
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey11
- cenneti arzulayan örnek yaşam sürer5
- barbunya pilakisi seven bokkefali4
- samsak döveci9
- sözlüğün yeni tasarımı22
- keyif kaçıran şeyler3
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- masterchef 20263
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- tinto brass12
- opel vectra b4
- aponun villası9
- akp'nin kemalistleşmesi2
- italyan arabaları3
- holocaust2
- galatasaray amed operasyonu4
- pforzheim toplum mürşidi piizci ismed efendi2
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- kimseye ihtiyaç duymamak5
- rüyada hiç gitmediğin mekanı görmek4
- uludede ile hacca gitmek3
- paranın mutluluk getirmemesi7
- hayal garip2
- kötü bir insan mıyım ben5
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- konuşurken anladın mı deyip duran tip6
- sense and sensibility2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- atatürk denilince akla ilk gelen takım2
- royal starla kuş pazarına gitmek2
- şikayet et butonunun çalışmaması2
- belediye ruhsat birimi3
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri4
- sözlüğün en ılık yazarı3
- hababam sınıfı3
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- terhis oluyorum sözlük21
- açık beğen2
- küfürlü atasözleri4
- kaçak akım rölesi3
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- günaydın kızlar4
- kendi yanağından makas almak3
- kafayı kıran geliyor3
- fatma betül sayan kaya28
- yaban arılarının ekstra stok yapması2
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- aşk16
Tarihimizi pek severiz.
tarihimizi hiç bilmeden severiz üstelik.
tarihimizi "fikir olarak" severiz, aslında tarihe "meraklı" olduğumuz da söylenemez, liseyi bitirince yaptığımız ilk iş oturup bir güzel tarih kitabımızı yakmak yada çöpe atmaktır.
o kitap da, pek saklanacak gibi değildi hani. kemal Kara'nın o paspal eserinden söz ediyorum, sanırım şimdi çok daha beteri okutuluyordur.
benim zamanımda iki "standart" ders kitabı vardı, ikisi de birbirinden beter. kemal Kara'nın tarih kitabıyla, nihat Sami'nin edebiyat kitabı.
al birini, vur ötekine. kemal Kara'ya bakarsanız, "Almanya'da karl marx adında bir Yahudi, komünizmin esaslarını tesbit edip" geçmişti. nihat sami de, beyni pırıl pırıl genç insanı edebiyattan nefret ettirmek için elinden geleni yapardı, "hay şiirine de, romanına da öyküsüne de lanet olsun" diyerek çıkılırdı dersten. canımızı sıkılıp yavuz selim'le, Abdülhak Hamit'e falan gözlük takıp sakal yapmaya çalıştığımız zaman da kendimizi disiplin kurulunda bulurduk.
kemal kara, Osmanlı imparatorluğu'nda köylünün çiftçinin kendi toprağına sahip olduğunu, mülkiyetinin kendisinde bulunduğunu yazacak kadar da şapşaldı.
nihat Sami'den de, yaşar Kemal'i, orhan Kemal'i falan anlatmasını boşuna beklerdik. rahmetli sait faik, orhan veli'yi yazardan saymıyordu hayvanoğlu hayvan. nazım zaten tu kaka, cıs!
sonunda "parlemento dışı muhalefet" misali, "okul dışı, ders dışı okumalara" vurduk kendimizi. altından 12 mart çıkıverdi.
tarihimizi çok severiz. onu hiç bilmeden. kimse öğretmez. biz kendimiz de öğrenmeye kalkışmayız. öğrenmeye kalkışacak lezzet mi kalmıştır damağımızda, bu kadar bıktırdıktan sonra hem?
edebiyata, tarihe meraklı arkadaşlarımıza da azıcık tepeden bakar, dalgamızı geçeriz "profesör" falan diye isim takarız onlara.
Biz "büyüyünce" mühendis, avukat, doktor olacağızdır, en kısa zamanda bir kat, bir araba alıp köşeyi döneceğizdir. onlar hayatları boyunca üç-otuz paraya sürünmeye mahkum kalacak enayilerdir. "edebiyatçı" işte alt tarafı!
sonra da "büyüyünce", yahu bu memlekette neden on yılda bir ihtilal oluyor diye pek şaşarız. hayret bişiydir yaa...
neden cumhuriyet halk partisi iktidara gelemiyor diye de şaşarız. neden gelemediğini yazana da çok kızarız(örneğin ben), canım belli bir şey işte, okulda tarihle marihle uğraşmış, edebiyat düşkünü, zaten daha ilkokul beşinci sınıfta gözlük takmıştı, "profesör"...
katı da yok, arabası da üstelik, Allah'ın kerizinin!
Çemişkezek ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun bilmem kaçıncı yıldönümünü kutlamaya da pek meraklıyızdır mesela.
ama hiç aklımıza, viyana önlerinde rezil kepaze oluşumuzun bilmem kaç yüzüncü yıldönümünü anmak aklımıza gelmez. viyana önlerine dayanmış olmakla çok övünürüz de, orada nasıl bir tokat yiyip gerisin geri döndüğümüzü hatırlamak işimizi gelmez çünkü...
daha da önemlisi, nasılından çok, neden oradan geri geldiğimizi araştırmak aklımızın köşesinden geçmez.
hele "gavurlar" bunu bir kutlamaya kalksın, yanmıştır, ortalığı birbirine katar, yeri göğü inletiriz, vay, bu ne küstahlık, haçlı zihniyeti hortladı!
ama biz her yıl 29 mayıs günü kıçlarına yeniçeri donu giydirilmiş şopar kılıklı herifleri Topkapı surlarına çıkarıp üzerine iki ok atmasını biliriz pek güzel. gerekli mercilere resmi yazı gönderilip mehter takımı da getirtir, bu arada Topkapı dolaylarında icrayı sanat eyleyen işportacı, hotdog satıcısını, abonman biletçisini, mızraklı ilmihal satıcısını da susturmak elimizden gelmediğinden, birisinin kösü ziliyle ötekisinin böğürtüsünü bir güzel harman ederiz.
bu arada, kaç padişahın kaç oğlan götürdüğü aklımızın ucundan geçmez mesela.
Osmanlı tarihi üzerine televizyon dizisi yapmaya kalkar, 1550 yılında kanuni sultan Süleyman'a kapı kolu tutturur, camlı pencere açtırır kapatırız.
neyse, hiç olmazsa daha ileri gidip, başka boktan diziler de çevirip, fatih sultan Mehmet'i kolunda "seiko" marka saat ile gösterip, dördüncü Murat'ın çerilerini bağdat kalesi niyetine Rumelihisarı'na saldırtmadık, askerleri allah allah nidalarıyla beton elektrik direklerinin arasında koşturtmadık, arkalarından bir yerlerden de şehir hatları vapuru ya da rus tankeri geçirtmedik...
bu da bir gelişme...
tarihimizi hiç bilmeden severiz üstelik.
tarihimizi "fikir olarak" severiz, aslında tarihe "meraklı" olduğumuz da söylenemez, liseyi bitirince yaptığımız ilk iş oturup bir güzel tarih kitabımızı yakmak yada çöpe atmaktır.
o kitap da, pek saklanacak gibi değildi hani. kemal Kara'nın o paspal eserinden söz ediyorum, sanırım şimdi çok daha beteri okutuluyordur.
benim zamanımda iki "standart" ders kitabı vardı, ikisi de birbirinden beter. kemal Kara'nın tarih kitabıyla, nihat Sami'nin edebiyat kitabı.
al birini, vur ötekine. kemal Kara'ya bakarsanız, "Almanya'da karl marx adında bir Yahudi, komünizmin esaslarını tesbit edip" geçmişti. nihat sami de, beyni pırıl pırıl genç insanı edebiyattan nefret ettirmek için elinden geleni yapardı, "hay şiirine de, romanına da öyküsüne de lanet olsun" diyerek çıkılırdı dersten. canımızı sıkılıp yavuz selim'le, Abdülhak Hamit'e falan gözlük takıp sakal yapmaya çalıştığımız zaman da kendimizi disiplin kurulunda bulurduk.
kemal kara, Osmanlı imparatorluğu'nda köylünün çiftçinin kendi toprağına sahip olduğunu, mülkiyetinin kendisinde bulunduğunu yazacak kadar da şapşaldı.
nihat Sami'den de, yaşar Kemal'i, orhan Kemal'i falan anlatmasını boşuna beklerdik. rahmetli sait faik, orhan veli'yi yazardan saymıyordu hayvanoğlu hayvan. nazım zaten tu kaka, cıs!
sonunda "parlemento dışı muhalefet" misali, "okul dışı, ders dışı okumalara" vurduk kendimizi. altından 12 mart çıkıverdi.
tarihimizi çok severiz. onu hiç bilmeden. kimse öğretmez. biz kendimiz de öğrenmeye kalkışmayız. öğrenmeye kalkışacak lezzet mi kalmıştır damağımızda, bu kadar bıktırdıktan sonra hem?
edebiyata, tarihe meraklı arkadaşlarımıza da azıcık tepeden bakar, dalgamızı geçeriz "profesör" falan diye isim takarız onlara.
Biz "büyüyünce" mühendis, avukat, doktor olacağızdır, en kısa zamanda bir kat, bir araba alıp köşeyi döneceğizdir. onlar hayatları boyunca üç-otuz paraya sürünmeye mahkum kalacak enayilerdir. "edebiyatçı" işte alt tarafı!
sonra da "büyüyünce", yahu bu memlekette neden on yılda bir ihtilal oluyor diye pek şaşarız. hayret bişiydir yaa...
neden cumhuriyet halk partisi iktidara gelemiyor diye de şaşarız. neden gelemediğini yazana da çok kızarız(örneğin ben), canım belli bir şey işte, okulda tarihle marihle uğraşmış, edebiyat düşkünü, zaten daha ilkokul beşinci sınıfta gözlük takmıştı, "profesör"...
katı da yok, arabası da üstelik, Allah'ın kerizinin!
Çemişkezek ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun bilmem kaçıncı yıldönümünü kutlamaya da pek meraklıyızdır mesela.
ama hiç aklımıza, viyana önlerinde rezil kepaze oluşumuzun bilmem kaç yüzüncü yıldönümünü anmak aklımıza gelmez. viyana önlerine dayanmış olmakla çok övünürüz de, orada nasıl bir tokat yiyip gerisin geri döndüğümüzü hatırlamak işimizi gelmez çünkü...
daha da önemlisi, nasılından çok, neden oradan geri geldiğimizi araştırmak aklımızın köşesinden geçmez.
hele "gavurlar" bunu bir kutlamaya kalksın, yanmıştır, ortalığı birbirine katar, yeri göğü inletiriz, vay, bu ne küstahlık, haçlı zihniyeti hortladı!
ama biz her yıl 29 mayıs günü kıçlarına yeniçeri donu giydirilmiş şopar kılıklı herifleri Topkapı surlarına çıkarıp üzerine iki ok atmasını biliriz pek güzel. gerekli mercilere resmi yazı gönderilip mehter takımı da getirtir, bu arada Topkapı dolaylarında icrayı sanat eyleyen işportacı, hotdog satıcısını, abonman biletçisini, mızraklı ilmihal satıcısını da susturmak elimizden gelmediğinden, birisinin kösü ziliyle ötekisinin böğürtüsünü bir güzel harman ederiz.
bu arada, kaç padişahın kaç oğlan götürdüğü aklımızın ucundan geçmez mesela.
Osmanlı tarihi üzerine televizyon dizisi yapmaya kalkar, 1550 yılında kanuni sultan Süleyman'a kapı kolu tutturur, camlı pencere açtırır kapatırız.
neyse, hiç olmazsa daha ileri gidip, başka boktan diziler de çevirip, fatih sultan Mehmet'i kolunda "seiko" marka saat ile gösterip, dördüncü Murat'ın çerilerini bağdat kalesi niyetine Rumelihisarı'na saldırtmadık, askerleri allah allah nidalarıyla beton elektrik direklerinin arasında koşturtmadık, arkalarından bir yerlerden de şehir hatları vapuru ya da rus tankeri geçirtmedik...
bu da bir gelişme...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com