bugün
- isteklerinize nasıl sınır koyuyorsunuz5
- nickten isim tahmini yapmak10
- aşk acısı çekiyorum sözlük7
- muşlettin amca3
- trabzon büyükşehir belediyesi21
- sözlüğün şizofren ve sapık dolu olduğu gerçeği15
- büyük filmlerden büyük replikler3
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı17
- haramidere de haramilik yapmak5
- arkadaşlar pizza yer miyiz4
- guinness birası3
- izmirli kızlar neden kıçı açık geziyor sorunsalı12
- mohamed salah'ın trabzonspor'a transferi26
- masklavi'yi şeriatla yönetilen ülkeye göndermek13
- full metal jacket vs the thin red line2
- otobüsteki en iyi koltuk hangisidir sorunsalı16
- sözlükte entrylerini anlamadiginiz kişi15
- içinizde bomba atmasını bilmeyen hayvanlar var2
- sinem dedetaş11
- yürüyen bok4
- gerçek sözlük yazarı uzun saçlı sakallı obez olur3
- kilolu olmak5
- sözlükte olgun insanların sorunlarını konuşmak2
- akrabalarla ilişkiyi kes17
- kedin mi var derdin var4
- kemalistler yunanistan'a defolsun8
- ölümü gösterip sıtmaya razı etmek2
- caddebostan da bostan yetiştirmek3
- başlarım böyle hayata deyip akp'ye üye olmak4
- şaka maka 40'a yaklaşmak6
- sözlüğü doğru kullanmak2
- zall adlı yazar4
- çerçeve yasa7
- mason greenwood11
- her gün tuvalete çıkmak2
- fetönün siyasi ayağı araştırlsın önergesinin reddi8
- apo hapisten çıkınca ak partililerin tepkisi8
- oral süspansiyon3
- cabrio tigra süren kadının arabasına atlatmak2
- yeğen yerine yiğen diyen insanlar2
- amerikaya taşınmak2
- 5 ağustos 2026 fenerbahçe sturm graz maçı18
- sözlüğün en yakışıklı yazarı olmak2
- batıl inançlar6
- velvet hanım ile kahve içmek8
- 15 temmuz tiyatro mu7
- renault 9 broadway12
- allah 1 metin 2 rte 33
- sozluk yazarlarinin zengin olmasi2
- erdogan'a suikast timi itirafı8
Tarihimizi pek severiz.
tarihimizi hiç bilmeden severiz üstelik.
tarihimizi "fikir olarak" severiz, aslında tarihe "meraklı" olduğumuz da söylenemez, liseyi bitirince yaptığımız ilk iş oturup bir güzel tarih kitabımızı yakmak yada çöpe atmaktır.
o kitap da, pek saklanacak gibi değildi hani. kemal Kara'nın o paspal eserinden söz ediyorum, sanırım şimdi çok daha beteri okutuluyordur.
benim zamanımda iki "standart" ders kitabı vardı, ikisi de birbirinden beter. kemal Kara'nın tarih kitabıyla, nihat Sami'nin edebiyat kitabı.
al birini, vur ötekine. kemal Kara'ya bakarsanız, "Almanya'da karl marx adında bir Yahudi, komünizmin esaslarını tesbit edip" geçmişti. nihat sami de, beyni pırıl pırıl genç insanı edebiyattan nefret ettirmek için elinden geleni yapardı, "hay şiirine de, romanına da öyküsüne de lanet olsun" diyerek çıkılırdı dersten. canımızı sıkılıp yavuz selim'le, Abdülhak Hamit'e falan gözlük takıp sakal yapmaya çalıştığımız zaman da kendimizi disiplin kurulunda bulurduk.
kemal kara, Osmanlı imparatorluğu'nda köylünün çiftçinin kendi toprağına sahip olduğunu, mülkiyetinin kendisinde bulunduğunu yazacak kadar da şapşaldı.
nihat Sami'den de, yaşar Kemal'i, orhan Kemal'i falan anlatmasını boşuna beklerdik. rahmetli sait faik, orhan veli'yi yazardan saymıyordu hayvanoğlu hayvan. nazım zaten tu kaka, cıs!
sonunda "parlemento dışı muhalefet" misali, "okul dışı, ders dışı okumalara" vurduk kendimizi. altından 12 mart çıkıverdi.
tarihimizi çok severiz. onu hiç bilmeden. kimse öğretmez. biz kendimiz de öğrenmeye kalkışmayız. öğrenmeye kalkışacak lezzet mi kalmıştır damağımızda, bu kadar bıktırdıktan sonra hem?
edebiyata, tarihe meraklı arkadaşlarımıza da azıcık tepeden bakar, dalgamızı geçeriz "profesör" falan diye isim takarız onlara.
Biz "büyüyünce" mühendis, avukat, doktor olacağızdır, en kısa zamanda bir kat, bir araba alıp köşeyi döneceğizdir. onlar hayatları boyunca üç-otuz paraya sürünmeye mahkum kalacak enayilerdir. "edebiyatçı" işte alt tarafı!
sonra da "büyüyünce", yahu bu memlekette neden on yılda bir ihtilal oluyor diye pek şaşarız. hayret bişiydir yaa...
neden cumhuriyet halk partisi iktidara gelemiyor diye de şaşarız. neden gelemediğini yazana da çok kızarız(örneğin ben), canım belli bir şey işte, okulda tarihle marihle uğraşmış, edebiyat düşkünü, zaten daha ilkokul beşinci sınıfta gözlük takmıştı, "profesör"...
katı da yok, arabası da üstelik, Allah'ın kerizinin!
Çemişkezek ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun bilmem kaçıncı yıldönümünü kutlamaya da pek meraklıyızdır mesela.
ama hiç aklımıza, viyana önlerinde rezil kepaze oluşumuzun bilmem kaç yüzüncü yıldönümünü anmak aklımıza gelmez. viyana önlerine dayanmış olmakla çok övünürüz de, orada nasıl bir tokat yiyip gerisin geri döndüğümüzü hatırlamak işimizi gelmez çünkü...
daha da önemlisi, nasılından çok, neden oradan geri geldiğimizi araştırmak aklımızın köşesinden geçmez.
hele "gavurlar" bunu bir kutlamaya kalksın, yanmıştır, ortalığı birbirine katar, yeri göğü inletiriz, vay, bu ne küstahlık, haçlı zihniyeti hortladı!
ama biz her yıl 29 mayıs günü kıçlarına yeniçeri donu giydirilmiş şopar kılıklı herifleri Topkapı surlarına çıkarıp üzerine iki ok atmasını biliriz pek güzel. gerekli mercilere resmi yazı gönderilip mehter takımı da getirtir, bu arada Topkapı dolaylarında icrayı sanat eyleyen işportacı, hotdog satıcısını, abonman biletçisini, mızraklı ilmihal satıcısını da susturmak elimizden gelmediğinden, birisinin kösü ziliyle ötekisinin böğürtüsünü bir güzel harman ederiz.
bu arada, kaç padişahın kaç oğlan götürdüğü aklımızın ucundan geçmez mesela.
Osmanlı tarihi üzerine televizyon dizisi yapmaya kalkar, 1550 yılında kanuni sultan Süleyman'a kapı kolu tutturur, camlı pencere açtırır kapatırız.
neyse, hiç olmazsa daha ileri gidip, başka boktan diziler de çevirip, fatih sultan Mehmet'i kolunda "seiko" marka saat ile gösterip, dördüncü Murat'ın çerilerini bağdat kalesi niyetine Rumelihisarı'na saldırtmadık, askerleri allah allah nidalarıyla beton elektrik direklerinin arasında koşturtmadık, arkalarından bir yerlerden de şehir hatları vapuru ya da rus tankeri geçirtmedik...
bu da bir gelişme...
tarihimizi hiç bilmeden severiz üstelik.
tarihimizi "fikir olarak" severiz, aslında tarihe "meraklı" olduğumuz da söylenemez, liseyi bitirince yaptığımız ilk iş oturup bir güzel tarih kitabımızı yakmak yada çöpe atmaktır.
o kitap da, pek saklanacak gibi değildi hani. kemal Kara'nın o paspal eserinden söz ediyorum, sanırım şimdi çok daha beteri okutuluyordur.
benim zamanımda iki "standart" ders kitabı vardı, ikisi de birbirinden beter. kemal Kara'nın tarih kitabıyla, nihat Sami'nin edebiyat kitabı.
al birini, vur ötekine. kemal Kara'ya bakarsanız, "Almanya'da karl marx adında bir Yahudi, komünizmin esaslarını tesbit edip" geçmişti. nihat sami de, beyni pırıl pırıl genç insanı edebiyattan nefret ettirmek için elinden geleni yapardı, "hay şiirine de, romanına da öyküsüne de lanet olsun" diyerek çıkılırdı dersten. canımızı sıkılıp yavuz selim'le, Abdülhak Hamit'e falan gözlük takıp sakal yapmaya çalıştığımız zaman da kendimizi disiplin kurulunda bulurduk.
kemal kara, Osmanlı imparatorluğu'nda köylünün çiftçinin kendi toprağına sahip olduğunu, mülkiyetinin kendisinde bulunduğunu yazacak kadar da şapşaldı.
nihat Sami'den de, yaşar Kemal'i, orhan Kemal'i falan anlatmasını boşuna beklerdik. rahmetli sait faik, orhan veli'yi yazardan saymıyordu hayvanoğlu hayvan. nazım zaten tu kaka, cıs!
sonunda "parlemento dışı muhalefet" misali, "okul dışı, ders dışı okumalara" vurduk kendimizi. altından 12 mart çıkıverdi.
tarihimizi çok severiz. onu hiç bilmeden. kimse öğretmez. biz kendimiz de öğrenmeye kalkışmayız. öğrenmeye kalkışacak lezzet mi kalmıştır damağımızda, bu kadar bıktırdıktan sonra hem?
edebiyata, tarihe meraklı arkadaşlarımıza da azıcık tepeden bakar, dalgamızı geçeriz "profesör" falan diye isim takarız onlara.
Biz "büyüyünce" mühendis, avukat, doktor olacağızdır, en kısa zamanda bir kat, bir araba alıp köşeyi döneceğizdir. onlar hayatları boyunca üç-otuz paraya sürünmeye mahkum kalacak enayilerdir. "edebiyatçı" işte alt tarafı!
sonra da "büyüyünce", yahu bu memlekette neden on yılda bir ihtilal oluyor diye pek şaşarız. hayret bişiydir yaa...
neden cumhuriyet halk partisi iktidara gelemiyor diye de şaşarız. neden gelemediğini yazana da çok kızarız(örneğin ben), canım belli bir şey işte, okulda tarihle marihle uğraşmış, edebiyat düşkünü, zaten daha ilkokul beşinci sınıfta gözlük takmıştı, "profesör"...
katı da yok, arabası da üstelik, Allah'ın kerizinin!
Çemişkezek ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun bilmem kaçıncı yıldönümünü kutlamaya da pek meraklıyızdır mesela.
ama hiç aklımıza, viyana önlerinde rezil kepaze oluşumuzun bilmem kaç yüzüncü yıldönümünü anmak aklımıza gelmez. viyana önlerine dayanmış olmakla çok övünürüz de, orada nasıl bir tokat yiyip gerisin geri döndüğümüzü hatırlamak işimizi gelmez çünkü...
daha da önemlisi, nasılından çok, neden oradan geri geldiğimizi araştırmak aklımızın köşesinden geçmez.
hele "gavurlar" bunu bir kutlamaya kalksın, yanmıştır, ortalığı birbirine katar, yeri göğü inletiriz, vay, bu ne küstahlık, haçlı zihniyeti hortladı!
ama biz her yıl 29 mayıs günü kıçlarına yeniçeri donu giydirilmiş şopar kılıklı herifleri Topkapı surlarına çıkarıp üzerine iki ok atmasını biliriz pek güzel. gerekli mercilere resmi yazı gönderilip mehter takımı da getirtir, bu arada Topkapı dolaylarında icrayı sanat eyleyen işportacı, hotdog satıcısını, abonman biletçisini, mızraklı ilmihal satıcısını da susturmak elimizden gelmediğinden, birisinin kösü ziliyle ötekisinin böğürtüsünü bir güzel harman ederiz.
bu arada, kaç padişahın kaç oğlan götürdüğü aklımızın ucundan geçmez mesela.
Osmanlı tarihi üzerine televizyon dizisi yapmaya kalkar, 1550 yılında kanuni sultan Süleyman'a kapı kolu tutturur, camlı pencere açtırır kapatırız.
neyse, hiç olmazsa daha ileri gidip, başka boktan diziler de çevirip, fatih sultan Mehmet'i kolunda "seiko" marka saat ile gösterip, dördüncü Murat'ın çerilerini bağdat kalesi niyetine Rumelihisarı'na saldırtmadık, askerleri allah allah nidalarıyla beton elektrik direklerinin arasında koşturtmadık, arkalarından bir yerlerden de şehir hatları vapuru ya da rus tankeri geçirtmedik...
bu da bir gelişme...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar