bugün
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı40
- gocu51
- yarın kpssye girecek yazarlar10
- enayimiknatisii36
- iş kazasında ölen işçiye tali kusur3
- ölüm9
- dansöz izleme keyfi12
- kumral erkek3
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- aziz yıldırım12
- insan olmaya ceyrek kala26
- hangi renksiniz17
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı13
- serhat kılıç13
- güneş kremimi yenilemem lazım diyen erkek12
- amerikada hasidik yahudi avı başlaması8
- flört uygulaması eşleşme algoritması2
- açık oylayan yazar ne demek istiyor13
- 05 09 2026 silvermist'e ciğer ısmarlamam14
- ne yazarsanız yazın anında gerçeğe dönüşseydi8
- ismail kartal9
- reis2
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu21
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- özledim mesajına verilecek cevaplar13
- ölümün delilinin olmadığı gerçeği4
- online listesinden manita beğenmek7
- kerem aktürkoğlu8
- tai lung42
- fusya semsiyeli yabanci8
- sözlükteki şer çetesi12
- uzak durulası insan modelleri5
- geleneksel ciğer ısrmarlama şenlikleri9
- geceye bir söz bırak8
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak6
- bik bik dondurma yapsın da görelim6
- sözlükte herkesin avcı olması12
- sözlükteki zorbalar12
- saraca finch house2
- anın görüntüsü24
- s'i l v'e r m'i s t29
- öylesine bir şeyler yaz3
- evde dondurma yapmak5
- sözlükteki fenerbahçeliler6
- yeğen4
- 5 eylül 2026 köprülerin özelleştirilmesi13
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi28
- flat white4
- sürekli ilgi bekleyen erkek9
- milan skriniar5
bir ozanla tanıştım. hasan adında. ergani doğumlu. harput'ta bulunmuş. ankara'ya sinop'tan gelmiş. Neyse şimdi memleket saptamasıyla uğraşırsak altından kalkamayız. ülkeleri olmaz onların. ozan dedik ya. dar ve değişkendir coğrafyaları.
kış günü duymuştum sesini. sakarya meydanı'nda dolaşırken, taa uzaklardan gırtlağı beni olduğum yerde yakalayıp, sokakları aştırarak, başucuna götürdü. ince, kısa, zayıf bir adam. elleri sazının bağrında ezbere gidip geliyor. onu çok iyi tanıdığı besbelli...
''yüksek minarede kandiller yanar'' gibi zor bir harput uzun havası çekiyor. ara sıra göz ucuyla başındaki kalabalığı taramak için yalancıktan gök yüzüne bakıyor..
bir kaç bozukluk düşüyor önündeki mendile. bu ona daha bir heyecan veriyor,''kandilin şavkına canım'' türküsü son hız ilerliyor.. hemen ısınıyorum ona ve kirli yüzünü öpüyorum.. diyarbakır'ın, harput'un, ankara'nın, sinop'un toprağı bulaşıyor ağzıma yüzüme..bir de diğer yanağından; adana, siverek, izmir, istanbul... ilk türküsünü bitiriyor, ağlıyor. kireçlenmiş dizlerini ters yönde altına alıyor. mendilini düzeltiyor. şarabından bir fırt çekiyor. ateş istiyor. ama iyi içine çekemediğinden sönen sigarasını yakmam için bana uzatıyor. yakıp veriyorum. yanıp duruyorum. birlikte yanıyoruz. ''aç mısın?'' diyorum. ''hayır'' diyor. rahatlıyorum. zira son kuruşuma kadar biraz önce ona vermiştim. pişman değilim. sazın telleri ellerinin altıda cilvelenip inliyor.''baba bugün dağda duman yeri var''bitiyorum... çantamı altıma, kafamı dizlerimin altına alıp bi cıgara da ben yakıyorum. yanıyorlar.. kalabalık artıyor. bütün ülkem başıma birikti. ''öff ülen..'' diyor biriler. bazısı ''gadan cannıma keko'' diyor..
biz kardeşiz. hepimiz. canız biz. işte aynı gemideyiz. sular ne olursa olsun, aynı gemideyiz. birbirimizi sevmek zorundayız diye haykırıyorum... ''he gardaş'' diye onaylıyorlar. hasan abi susuyor. medeniyet sallanıyor. eyvah kopacağız... susma hasan abi. hadi coştur bizi.
birbirimizi sevmesini öğret. tutkalsın sen, yakala çatlaklarımızdan. yapıştır bizi. sonsuza dek. hadi kurban olurum, türkülerin susmasın. ayırma bizi. vur teline, mızrabın olayım, bak üşütmüyor bu soğuk bile...
kalabalık dağılınca ona nasıl geçindiğini soruyorum. ''karnım acıkınca lokantanın önünde tınlatıp döneri kapıyorum, susayınca birahanenin, ayakkabım yırtılınca...''
''ya sevince,sevince?'' deyip, sevdiğime koşuyorum..
peşimden yanık bir ses kovalıyor uzaklaşıncaya dek:
''el vurup yaramı incitme tabib...''
tanım: ''yağmur getiren fırtına'' isimli romanıyla 90'lı yıllarda ünlenen bülent akyürek'in 1998 tarihli bir yazısıdır.
kış günü duymuştum sesini. sakarya meydanı'nda dolaşırken, taa uzaklardan gırtlağı beni olduğum yerde yakalayıp, sokakları aştırarak, başucuna götürdü. ince, kısa, zayıf bir adam. elleri sazının bağrında ezbere gidip geliyor. onu çok iyi tanıdığı besbelli...
''yüksek minarede kandiller yanar'' gibi zor bir harput uzun havası çekiyor. ara sıra göz ucuyla başındaki kalabalığı taramak için yalancıktan gök yüzüne bakıyor..
bir kaç bozukluk düşüyor önündeki mendile. bu ona daha bir heyecan veriyor,''kandilin şavkına canım'' türküsü son hız ilerliyor.. hemen ısınıyorum ona ve kirli yüzünü öpüyorum.. diyarbakır'ın, harput'un, ankara'nın, sinop'un toprağı bulaşıyor ağzıma yüzüme..bir de diğer yanağından; adana, siverek, izmir, istanbul... ilk türküsünü bitiriyor, ağlıyor. kireçlenmiş dizlerini ters yönde altına alıyor. mendilini düzeltiyor. şarabından bir fırt çekiyor. ateş istiyor. ama iyi içine çekemediğinden sönen sigarasını yakmam için bana uzatıyor. yakıp veriyorum. yanıp duruyorum. birlikte yanıyoruz. ''aç mısın?'' diyorum. ''hayır'' diyor. rahatlıyorum. zira son kuruşuma kadar biraz önce ona vermiştim. pişman değilim. sazın telleri ellerinin altıda cilvelenip inliyor.''baba bugün dağda duman yeri var''bitiyorum... çantamı altıma, kafamı dizlerimin altına alıp bi cıgara da ben yakıyorum. yanıyorlar.. kalabalık artıyor. bütün ülkem başıma birikti. ''öff ülen..'' diyor biriler. bazısı ''gadan cannıma keko'' diyor..
biz kardeşiz. hepimiz. canız biz. işte aynı gemideyiz. sular ne olursa olsun, aynı gemideyiz. birbirimizi sevmek zorundayız diye haykırıyorum... ''he gardaş'' diye onaylıyorlar. hasan abi susuyor. medeniyet sallanıyor. eyvah kopacağız... susma hasan abi. hadi coştur bizi.
birbirimizi sevmesini öğret. tutkalsın sen, yakala çatlaklarımızdan. yapıştır bizi. sonsuza dek. hadi kurban olurum, türkülerin susmasın. ayırma bizi. vur teline, mızrabın olayım, bak üşütmüyor bu soğuk bile...
kalabalık dağılınca ona nasıl geçindiğini soruyorum. ''karnım acıkınca lokantanın önünde tınlatıp döneri kapıyorum, susayınca birahanenin, ayakkabım yırtılınca...''
''ya sevince,sevince?'' deyip, sevdiğime koşuyorum..
peşimden yanık bir ses kovalıyor uzaklaşıncaya dek:
''el vurup yaramı incitme tabib...''
tanım: ''yağmur getiren fırtına'' isimli romanıyla 90'lı yıllarda ünlenen bülent akyürek'in 1998 tarihli bir yazısıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar