bugün
- altındaki 45 tl zararımı kim ödeyecek sorunsalı6
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı4
- eline krem süren erkek5
- renault 96
- yapay zekadan akıl almak5
- puro içen kıro3
- çarşaf peçe türbanın hıristiyan kıyafeti olması5
- yani kısaca deriz ki4
- dindar nesil4
- sebahattin şirin16
- hoşlanılan kızla soğuk hava deposunda buluşmak2
- suhoy su 352
- irak başbakanı zeydi den silah yasası talimatı2
- arabada sigara içilir mi3
- o senden daha çok korkuyor2
- whatsapp ta profil fotoğrafı koymayan insan2
- sözlük kızı ile kavga etmek3
- hiçbir servet zamanı satın alamaz15
- uzmanı olunmayan konuda susmamak2
- cin3
- ortanca çocuk günü2
- aç karnına kahve içmek2
- ciddi ilişki yaşayamamak3
- zorunlu eğitim12
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle15
- anderson talisca4
- havanın bir milyon derece olması3
- beşer esad kardeşi ve kuzeninin ölüm cezası4
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz6
- imam malik2
- 6 aylık ev kiralamak2
- balık etli kızların zayıflardan daha çekici olması3
- reenkarnasyon gerçek olsaydı intihar oranları2
- çerçeve yasa22
- bir şeyler söyle3
- pınar altuğ'un prime döneminin bitmesi2
- şeyh galip2
- toprağı bol olsun2
- apo piçtir piç kalacak12
- çalışmak özgürlük müdür5
- 1 milyon dolar ama sözlükte nude'un dolaşacak7
- bir erkeği yakışıklı gösteren 3 şey6
- esrar içip müzik eşliğinde sevişmek8
- sözlük yakışıklıların fotoğrafları9
- cıvık çift5
- sözlüğün en tipsiz kız yazarı8
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu12
- blackberry6
- kalp krizi8
- ekşi sözlük referans18
bir ozanla tanıştım. hasan adında. ergani doğumlu. harput'ta bulunmuş. ankara'ya sinop'tan gelmiş. Neyse şimdi memleket saptamasıyla uğraşırsak altından kalkamayız. ülkeleri olmaz onların. ozan dedik ya. dar ve değişkendir coğrafyaları.
kış günü duymuştum sesini. sakarya meydanı'nda dolaşırken, taa uzaklardan gırtlağı beni olduğum yerde yakalayıp, sokakları aştırarak, başucuna götürdü. ince, kısa, zayıf bir adam. elleri sazının bağrında ezbere gidip geliyor. onu çok iyi tanıdığı besbelli...
''yüksek minarede kandiller yanar'' gibi zor bir harput uzun havası çekiyor. ara sıra göz ucuyla başındaki kalabalığı taramak için yalancıktan gök yüzüne bakıyor..
bir kaç bozukluk düşüyor önündeki mendile. bu ona daha bir heyecan veriyor,''kandilin şavkına canım'' türküsü son hız ilerliyor.. hemen ısınıyorum ona ve kirli yüzünü öpüyorum.. diyarbakır'ın, harput'un, ankara'nın, sinop'un toprağı bulaşıyor ağzıma yüzüme..bir de diğer yanağından; adana, siverek, izmir, istanbul... ilk türküsünü bitiriyor, ağlıyor. kireçlenmiş dizlerini ters yönde altına alıyor. mendilini düzeltiyor. şarabından bir fırt çekiyor. ateş istiyor. ama iyi içine çekemediğinden sönen sigarasını yakmam için bana uzatıyor. yakıp veriyorum. yanıp duruyorum. birlikte yanıyoruz. ''aç mısın?'' diyorum. ''hayır'' diyor. rahatlıyorum. zira son kuruşuma kadar biraz önce ona vermiştim. pişman değilim. sazın telleri ellerinin altıda cilvelenip inliyor.''baba bugün dağda duman yeri var''bitiyorum... çantamı altıma, kafamı dizlerimin altına alıp bi cıgara da ben yakıyorum. yanıyorlar.. kalabalık artıyor. bütün ülkem başıma birikti. ''öff ülen..'' diyor biriler. bazısı ''gadan cannıma keko'' diyor..
biz kardeşiz. hepimiz. canız biz. işte aynı gemideyiz. sular ne olursa olsun, aynı gemideyiz. birbirimizi sevmek zorundayız diye haykırıyorum... ''he gardaş'' diye onaylıyorlar. hasan abi susuyor. medeniyet sallanıyor. eyvah kopacağız... susma hasan abi. hadi coştur bizi.
birbirimizi sevmesini öğret. tutkalsın sen, yakala çatlaklarımızdan. yapıştır bizi. sonsuza dek. hadi kurban olurum, türkülerin susmasın. ayırma bizi. vur teline, mızrabın olayım, bak üşütmüyor bu soğuk bile...
kalabalık dağılınca ona nasıl geçindiğini soruyorum. ''karnım acıkınca lokantanın önünde tınlatıp döneri kapıyorum, susayınca birahanenin, ayakkabım yırtılınca...''
''ya sevince,sevince?'' deyip, sevdiğime koşuyorum..
peşimden yanık bir ses kovalıyor uzaklaşıncaya dek:
''el vurup yaramı incitme tabib...''
tanım: ''yağmur getiren fırtına'' isimli romanıyla 90'lı yıllarda ünlenen bülent akyürek'in 1998 tarihli bir yazısıdır.
kış günü duymuştum sesini. sakarya meydanı'nda dolaşırken, taa uzaklardan gırtlağı beni olduğum yerde yakalayıp, sokakları aştırarak, başucuna götürdü. ince, kısa, zayıf bir adam. elleri sazının bağrında ezbere gidip geliyor. onu çok iyi tanıdığı besbelli...
''yüksek minarede kandiller yanar'' gibi zor bir harput uzun havası çekiyor. ara sıra göz ucuyla başındaki kalabalığı taramak için yalancıktan gök yüzüne bakıyor..
bir kaç bozukluk düşüyor önündeki mendile. bu ona daha bir heyecan veriyor,''kandilin şavkına canım'' türküsü son hız ilerliyor.. hemen ısınıyorum ona ve kirli yüzünü öpüyorum.. diyarbakır'ın, harput'un, ankara'nın, sinop'un toprağı bulaşıyor ağzıma yüzüme..bir de diğer yanağından; adana, siverek, izmir, istanbul... ilk türküsünü bitiriyor, ağlıyor. kireçlenmiş dizlerini ters yönde altına alıyor. mendilini düzeltiyor. şarabından bir fırt çekiyor. ateş istiyor. ama iyi içine çekemediğinden sönen sigarasını yakmam için bana uzatıyor. yakıp veriyorum. yanıp duruyorum. birlikte yanıyoruz. ''aç mısın?'' diyorum. ''hayır'' diyor. rahatlıyorum. zira son kuruşuma kadar biraz önce ona vermiştim. pişman değilim. sazın telleri ellerinin altıda cilvelenip inliyor.''baba bugün dağda duman yeri var''bitiyorum... çantamı altıma, kafamı dizlerimin altına alıp bi cıgara da ben yakıyorum. yanıyorlar.. kalabalık artıyor. bütün ülkem başıma birikti. ''öff ülen..'' diyor biriler. bazısı ''gadan cannıma keko'' diyor..
biz kardeşiz. hepimiz. canız biz. işte aynı gemideyiz. sular ne olursa olsun, aynı gemideyiz. birbirimizi sevmek zorundayız diye haykırıyorum... ''he gardaş'' diye onaylıyorlar. hasan abi susuyor. medeniyet sallanıyor. eyvah kopacağız... susma hasan abi. hadi coştur bizi.
birbirimizi sevmesini öğret. tutkalsın sen, yakala çatlaklarımızdan. yapıştır bizi. sonsuza dek. hadi kurban olurum, türkülerin susmasın. ayırma bizi. vur teline, mızrabın olayım, bak üşütmüyor bu soğuk bile...
kalabalık dağılınca ona nasıl geçindiğini soruyorum. ''karnım acıkınca lokantanın önünde tınlatıp döneri kapıyorum, susayınca birahanenin, ayakkabım yırtılınca...''
''ya sevince,sevince?'' deyip, sevdiğime koşuyorum..
peşimden yanık bir ses kovalıyor uzaklaşıncaya dek:
''el vurup yaramı incitme tabib...''
tanım: ''yağmur getiren fırtına'' isimli romanıyla 90'lı yıllarda ünlenen bülent akyürek'in 1998 tarihli bir yazısıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar