bugün
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı49
- sözlük erkeklerinin bicepsleri80
- kimsenin memleket takımı tutmaması9
- x de çinliler ve türklerin kavgası11
- berke özer6
- ibrahim tatlıses'in 24 yaşında sünnet olması5
- fotosu yarım saatte 1500 beğeni alan kız5
- ısparta da gece hayatı14
- benim bileğim yamuk mu10
- hiçbir şey yapmak istemediğinizde ne yapıyorsunuz5
- sözlükteki fenerbahçeliler5
- modacı erkeklerin top olması7
- vücut geliştirme ve eşcinsellik8
- akplisin yani27
- duanın bir şeye yaramaması28
- victor osimhen6
- işçileri köle gibi çalıştıran türk patronlar7
- ya aşkım senin neden bicepslerin yok diyen kız9
- nihat doğan2
- 20243
- türk tarihinden kim bu adam3
- bir tırcı sevmek6
- erzurum vs sivas6
- sevgili adayını önce traveler'a göstermek5
- anın görüntüsü23
- hiç uçağa binmemek7
- danca2
- eski sevgiliyle tinder da eşleşmek3
- fon vurgunu52
- düşün ki o bunu okuyor6
- bicepsiz fakir erkek6
- bir oturuşta yarım ekmek tost yiyen erkek10
- erecto bey birader birader beydir4
- sözlük erkeklerinin göğüs kasları12
- türkiye de israilli kadına saldıran yobazlar6
- gönlü zengin kalbi güzel erkek12
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı11
- terlikle döven anne14
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey6
- götü güzel cüzdanı zengin sözlük erkekleri9
- çok eşlilik büyük bir sapıklıktır7
- pıttığını diktiren sözlük yazarı3
- samsun gece hayatı3
- reddedilince öldürmek3
- devlet bahçeli2
- nişanlının gay çıkması3
- ismail arı3
- sudekiray3
- true nerede3
- avrupa fatihi galatasaray2
2003 venedik film festivalinde san marco ödülü kazanmış mükemmel film. kürt yönetmen hiner saleem tarafından çekilmiştir. afişinde kürt haritası vardır buna rağmen filmin hiçbir karesinde kürt propagandası sezilmez.ayrıyeten konu ermenistan ile ilgilidir.insanlar ısınmak için votka limon içerler.ayrıca dolmuş sahnesinde çalan müzik insanı hayran bırakır.önyargısı olanaların bile izlemesi gerektiği bir film.
2003 yapımı hineer salem filmi.
naif bir film. karlar altında sıcak bir film. mesafeli bir film ama çok tanıdık insanların olduğu. bizden bir film. sovyetler çöktükten sonra ne yapacağını bilmez, beş parasız insanların karlar altındaki bir köyde yaşamaya çalışmalarını anlatıyor. insanlar nasıl orospu olur onu anlatıyor. iletişim sorunu çeken insanlar nasıl aşk yaşar onu anlatıyor. içine kapanık ve tüm dünyadan soyutlanmış bir yerde sıkışmış insanlar nasıl aynılaşır onu anlatıyor. çıldırmamak için böyle bir yerde ufak ama çok ufak mutluluklar lazım gelir onu anlatıyor. minicik hikayesi ve görece kısa süresi ile çok şey anlatıyor. bakışlar, ufak jestler, hayal kırıklıkları, tombe la neige'yi söyleyen şöför, kocasına mezar taşından kızıp somurtan kadın, piyano çalan kız, karların içindeki sandalyeler, sağa sola amaçsızca koşturan atlı. minimalist sinemadan etkilenmiş bir aki kaurismaki filmi hissi veren karelerle az malzemeden çok şey çıkarıyor. o kadar tanıdık ezgiler var ki filmde, o kadar bizden adetler bizden tavırlar, huylar. bu kadar biribirne benzeyen iki millet nasıl bu hale gelmiş diye düşünmemek imkansız. aynı şarkıları dinliyoruz, hayatı aynı frekasnta yaşıyoruz, birbirimize çok benziyoruz. bir ermeni köyünü dilden arındırırsak eğer aradaki çizgiyi ayıt etmek çok zor onu görüyoruz.
menfi kısmı için çok fazla şey söylememek istemekle beraber kürt yönetmenin araya sıkıştırdığı kurdistan posterlerinin çokça sırıttığını, 1915'e yaptığı göndermelerin çok lüzumsuz durduğunu eklemek isterim. mesele bunları dile getirmek değil ama eğer tüm bunları filme yediremezseniz ve böyle sadece 'olmuş olsun diye' araya sıkıştırırsanız tüm o samimi havayı dağıtabilirsiniz. salem' in samimiyeti konusunda şüpheleri olan birisi olarak bu ufak bir kaç ayrıntıyı filmin genel masum, yumuşak havasını zedeledğini ve propoganda sularına girdiği için üzülerek seyrettim.
naif bir film. karlar altında sıcak bir film. mesafeli bir film ama çok tanıdık insanların olduğu. bizden bir film. sovyetler çöktükten sonra ne yapacağını bilmez, beş parasız insanların karlar altındaki bir köyde yaşamaya çalışmalarını anlatıyor. insanlar nasıl orospu olur onu anlatıyor. iletişim sorunu çeken insanlar nasıl aşk yaşar onu anlatıyor. içine kapanık ve tüm dünyadan soyutlanmış bir yerde sıkışmış insanlar nasıl aynılaşır onu anlatıyor. çıldırmamak için böyle bir yerde ufak ama çok ufak mutluluklar lazım gelir onu anlatıyor. minicik hikayesi ve görece kısa süresi ile çok şey anlatıyor. bakışlar, ufak jestler, hayal kırıklıkları, tombe la neige'yi söyleyen şöför, kocasına mezar taşından kızıp somurtan kadın, piyano çalan kız, karların içindeki sandalyeler, sağa sola amaçsızca koşturan atlı. minimalist sinemadan etkilenmiş bir aki kaurismaki filmi hissi veren karelerle az malzemeden çok şey çıkarıyor. o kadar tanıdık ezgiler var ki filmde, o kadar bizden adetler bizden tavırlar, huylar. bu kadar biribirne benzeyen iki millet nasıl bu hale gelmiş diye düşünmemek imkansız. aynı şarkıları dinliyoruz, hayatı aynı frekasnta yaşıyoruz, birbirimize çok benziyoruz. bir ermeni köyünü dilden arındırırsak eğer aradaki çizgiyi ayıt etmek çok zor onu görüyoruz.
menfi kısmı için çok fazla şey söylememek istemekle beraber kürt yönetmenin araya sıkıştırdığı kurdistan posterlerinin çokça sırıttığını, 1915'e yaptığı göndermelerin çok lüzumsuz durduğunu eklemek isterim. mesele bunları dile getirmek değil ama eğer tüm bunları filme yediremezseniz ve böyle sadece 'olmuş olsun diye' araya sıkıştırırsanız tüm o samimi havayı dağıtabilirsiniz. salem' in samimiyeti konusunda şüpheleri olan birisi olarak bu ufak bir kaç ayrıntıyı filmin genel masum, yumuşak havasını zedeledğini ve propoganda sularına girdiği için üzülerek seyrettim.
film şiir gibi bir film, ancak detaylarında propaganda akıyor. şarıl şarıl. izlenesi ancak böyle bi filmin içine giren siyaset de alenen sıçmıştır şiirselliğinin içine.
otobüs şoförünün ağzından dinlediğimiz tombe la neige ile karlarda ilerleyen o eski püskü otobüsün, cote d'azur da ilerleyen kırmızı bir alfa romeo giulia'ya dönüştüğü film.
sovyetlerin dağılmasından sonra ne yapacağını şaşırmış bir ermeni köyünde yaşananları konu alıyor.
aham şaham bir film değil. lakin dram türü film sevenler için seyretmelerini öneririm.
gereksiz yere çok fazla sahne uzatılmış. bitse de gitsek moduna giriyorsunuz bazı yerlerde. ama gidemiyorsunuz.
çünkü bazı sahneler kurtarıyor filmi.
görüntü kalitesi düşük bir şekilde izlediğim için teknik açıdan yorum yapamayacağım bu sefer filmle ilgili.
kürt yönetmen hiner saleem iyi iş çıkarmış, lakin filmin sonunu bir türlü bağlayamamış. o da kararsız kalmıştır eminim napsak napsak diye..
bazıları filmde dolaşan kürdistan haritasından oldukça rahatsız olmuş. bu eleştirilere katılmıyorum. bir propaganda sezinlemedim ben şahsen. (hele ki kimi ermeni soykırımıyla ilgili bir şeyler var yazında iyice sorguladım kendimi aynı filmi mi izledik acaba diye)
filmde konuşulan kürtçe, güneydoğu bölgesinde veya ırak kürdistanı'nda duyabileceğiniz kürtçe den farklı. (bkz: ermenistan kürtleri)
sürekli bembeyaz bir kar ve arkada bir dağ fonunda çekilen film sıcak evimde bile beni üşüttü lakin film içimizi ısıtmayı başardı. (demin yönetmen iyi iş çıkarmış derken bunu demek istemiştim aslında)
sovyetlerin dağılmasıyla ilgili konuya hakim olmaya gerek yok filmle ilgili. bunu da belirtelim.
pek tabi müziklerine değinmeden olmaz; otobüs şöförü abimizin tombe la neige ı söylediği sahne nemli gözlerle izlediğimiz bu filmde yüzümüze koca bir gülümseme yerleştirdi.
mutlaka izlenmesi gereken bir film diyorum özetle. bahman ghobadi filmi kadar ağlamaklı da değil hem.
aham şaham bir film değil. lakin dram türü film sevenler için seyretmelerini öneririm.
gereksiz yere çok fazla sahne uzatılmış. bitse de gitsek moduna giriyorsunuz bazı yerlerde. ama gidemiyorsunuz.
çünkü bazı sahneler kurtarıyor filmi.
görüntü kalitesi düşük bir şekilde izlediğim için teknik açıdan yorum yapamayacağım bu sefer filmle ilgili.
kürt yönetmen hiner saleem iyi iş çıkarmış, lakin filmin sonunu bir türlü bağlayamamış. o da kararsız kalmıştır eminim napsak napsak diye..
bazıları filmde dolaşan kürdistan haritasından oldukça rahatsız olmuş. bu eleştirilere katılmıyorum. bir propaganda sezinlemedim ben şahsen. (hele ki kimi ermeni soykırımıyla ilgili bir şeyler var yazında iyice sorguladım kendimi aynı filmi mi izledik acaba diye)
filmde konuşulan kürtçe, güneydoğu bölgesinde veya ırak kürdistanı'nda duyabileceğiniz kürtçe den farklı. (bkz: ermenistan kürtleri)
sürekli bembeyaz bir kar ve arkada bir dağ fonunda çekilen film sıcak evimde bile beni üşüttü lakin film içimizi ısıtmayı başardı. (demin yönetmen iyi iş çıkarmış derken bunu demek istemiştim aslında)
sovyetlerin dağılmasıyla ilgili konuya hakim olmaya gerek yok filmle ilgili. bunu da belirtelim.
pek tabi müziklerine değinmeden olmaz; otobüs şöförü abimizin tombe la neige ı söylediği sahne nemli gözlerle izlediğimiz bu filmde yüzümüze koca bir gülümseme yerleştirdi.
mutlaka izlenmesi gereken bir film diyorum özetle. bahman ghobadi filmi kadar ağlamaklı da değil hem.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar