bugün
- evrene bir mesaj bırak7
- kendinle sevgili olur muydun sorunsalı18
- karısını puanlayıp sosyal medyada paylaşan erkek14
- sözlük erkekleri kadın olsa nasıl görünürdü3
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj5
- yaş ilerledikçe anlaşılan şeyler9
- zeki ve cool biriyle sohbet etmek2
- muhafazeküler4
- izmir'in yıllar sonra chp den kurtulması2
- hocalı katliamı2
- kılıçdaroğlu'nun aradığı desteği bulamaması3
- işi düşünce aramak2
- islam düşmanlarına epstein şoku13
- sözluk kız ayarlama yeri değildir12
- izinli yazarın entry girebilmesi6
- sokak röportajı veren sıradan vatandaş3
- ismail kartal10
- kilo verdiren gıda4
- hiçbir kızın senden hoşlanmaması8
- 18 haziran 2026 yusuf ziya gümüşel'in tahliyesi4
- fenerbahçede dördüncü ismail kartal dönemi10
- çocuğuna dünyayı dar edip toruna dünyaları vermek2
- cemil tugayın chp den istifa etmesi2
- linkedin4
- eski eş2
- org vs synthesizer4
- sevgilinin arkadaşının daha yakışıklı olması2
- tripofobisi olanlar revani yemezler4
- iş verenlerin aç gözlü olması11
- samara morgan2
- yıllık yazısı3
- vedat muriqi3
- şu anda ne yapıyorsun19
- bugün ne yedin10
- 2026 dünya kupası13
- karakalpakistan2
- azizlik neden ispanyollara mahsus4
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı6
- koyun yoğurdu3
- beşar esad vs kemal kılıçdaroğlu3
- kemal derviş5
- böceği öldürmek yerine dışarı atan insaflı kişi8
- bir gün ölecek olmak6
- en iyi yanık kremi5
- en iyi terapi6
- kaslı erkeklerin gizli ruh hastası olması4
- sivas divriğiye yerleşmek2
- yanlışlıkla erkek sikmek8
- yanlış mesleği seçtim denilen an5
- sistem patlamış4
ingmar bergman ın 1968 çekimi ''kurtların saati'' isminde de çevrilebilecek filmidir. filmin ingilizcedeki ismi ''hour of the wolf'' fakat, ilk ismi bu değil. ilk ismi ''yamyamlar'' olarak da çevirebileciğimiz ''cannibals'' daha sonra ''hour of the wolf'' olmuştur. bu filmlerinde özellikle bir çok filminde de olduğu gibi -bilhassa ''passion of anna'' isimli filmde de- ana nokta ''kişilik parçalanması''dır. bu filmdeki son sahne olan max von sudov'un bir ileri bir geri gidip, kararsız bir şekilde delirmesi bu parçalanmayı mükemmel biçimde ifade etme yeterliliğine sahiptir.
bazı sahneler vardır ki insan varoluşuna derin atıfta bulunurrlar. özellikle max von sudov eşyalarını kayalarla kaplı bir sahilden çiftlikevi ne çıkarırken ki bulunduğu durum. açıkçası bana camus'nun sisfos'unu hatırlattı. bunu yanında ''passion of anna ''isimli filmde de bir arabayı çıkarmaya çalışajn insanların birlikte hareket ettiklerini görürüz..
filmin ilk herşey güzel gitmektedir ama işin ilginç noktasın ondan sonraki sahnelerde değişim birden gelir. bergman'ın yaşadığı ruhsal sıkıntılar onu bilhassa farklı bir yöne doğru itelemiştir. ''paradise island''isimli filminde umutludur, mutludur.. yaşam gücünden bahseder ama bunalımından sonra bu tip etkiler filmlerinde daha fazla hisedilmeye başlar. bu filmde de olduğu gibi..
karakterler genel analmda filmlerinde sanatçılardır. persona daki liv ullman tiyatro oyuncusudur, ''hour of the wolf'' gene bir ressamın etrafında geçer. funny och alexander'da alexander in babasının bir tiyatrosu vardır. ''passion of anna''da erland josepshon fotoğraf ile ilgilenir...
filmin başında ise sudov, ullman a resimler göstermektedir. bu resimler ise daha sonra karşısına çıkacaktır onun. sanatçı'in hem yaatıcılığını sağlayan hem de mücadele etmek zorunda olduğu canavarlarıdır bunlar. bu tip karakterler dikkate alındığında; ilk olarak yaşlı kadın çıkar ullman a görünür ve na günlükle alakalı şeyler söyler.. yine bu tür sahnelerden birinde-özellikle sudov'un çocukla boğuştuğu sahne-de bergman ın alman expresyonizminden etkilendiğini gösteriyor..
biyografik etkiler açısından;ise: bergman da liv ullman ile birlikte, faroe adalarında böyle bir dönem geçimişti. bu filmde de günlüğünden anladığmız kadarıyla, bir hastalık sonrası gelmiştir bu adaya. belki de rahatlamak amacıyla. bergman da böyle bir dönem geçirmiştir..
aslına bakılırsa bu filmde özellikle, gerçek ile düş pek ayırt edilemez gibidir. funny och alexander'in son sahnesinde, strindberg'den bir alıntısının yer aldığı gibi. gene strinberg'in fikirlerindne birisi olan ''evliliğin bir cehennem olduğu'' fikrini de bu filminde geniş çaplı olarak buluruz. bu filmi çektiği period ''death skin of the sneak period'' adı verilmiştir..
monster karakterlere bakıldığında ise, özellikle ''bird man''ın drakula figürüne sahip olduğu görülecektir. zaten tipii de bunu ele veriyor.. bu karakterlerin toplanıp ressam ve karısına sözlü saldrırıda bulunmaları kişilik parçalanmasına itmektedir onları. ressam da bu noktada iki arada bir derededir, hayatı ve sanatı arasında aslında.. yine bu konuda karısı da bu ikisi arsında bir tercih yapması gerekecekir.. ve anlayıp öyle diyecektir: ''onlar seni benden koparmaya çalışıyorlar''(bunun söylendiği zaman dikkat çekicidir.. ''hour of the wolf'' zamanıdır) yine bu noktadai sanatçıya sanatını sağlayan da bu yaratıklardır.. içersinde taşıdığı anarşidir, kişilik bölünmesidir ve iletişim sorunudur.. bu filmin son sahnelerinden birinde de (ingrid thulin ile olan sahnede; aynaların parçalanması ve bunun ne gösterdiğini sormasıyla, kiişilik bölünmesini ve yansımalarını max von sudov'un suratınde tekrar göreceğiz tekrar yaşayacaktır.
yine bu filmde biyografi etkilerden olan, ressamın bir sahnede çocukken yediği dayağı anlatmaktadır; fikrimce bu direk bergman'ın günlüpünden alıntıdır. diğer filmlerinde de bu tür gerçeklilere rastlanabilir özellikle funny och alexander'da. babası lutheryan bir papaz olduğu için, filmlerinde bu tip atıflar çok. genelde dayak yeme ve yapılan hatadan dolayı da affedilmeyi dileme edimi..tabi bu edim dayaktan ziyade aşağılanma taşır asına bakılırsa bergman ın asııl korktuğu da budur.. ''aşağıanma''. hour of the wolf un sonlardaki sahnesi; daha doğrusu ressama seksüel oarak eksikliğinden dolayı gülünmesi başlı başına bir aşağılamadır.(passion of anna'da da erland josepshon un winkelman'a uyguladığı borç verme davranışında yüzünü fotoğraf makinesine doğru çevirmesi de bir tip aşağılamadır)
son olarak filmdeki önemli noktalardan birisi de;, freud insan varoluşuna yönelik olarak delilik johannın davranışlarında gelgitlerle seksüel olarak dışa vurulmaktadır.
bazı sahneler vardır ki insan varoluşuna derin atıfta bulunurrlar. özellikle max von sudov eşyalarını kayalarla kaplı bir sahilden çiftlikevi ne çıkarırken ki bulunduğu durum. açıkçası bana camus'nun sisfos'unu hatırlattı. bunu yanında ''passion of anna ''isimli filmde de bir arabayı çıkarmaya çalışajn insanların birlikte hareket ettiklerini görürüz..
filmin ilk herşey güzel gitmektedir ama işin ilginç noktasın ondan sonraki sahnelerde değişim birden gelir. bergman'ın yaşadığı ruhsal sıkıntılar onu bilhassa farklı bir yöne doğru itelemiştir. ''paradise island''isimli filminde umutludur, mutludur.. yaşam gücünden bahseder ama bunalımından sonra bu tip etkiler filmlerinde daha fazla hisedilmeye başlar. bu filmde de olduğu gibi..
karakterler genel analmda filmlerinde sanatçılardır. persona daki liv ullman tiyatro oyuncusudur, ''hour of the wolf'' gene bir ressamın etrafında geçer. funny och alexander'da alexander in babasının bir tiyatrosu vardır. ''passion of anna''da erland josepshon fotoğraf ile ilgilenir...
filmin başında ise sudov, ullman a resimler göstermektedir. bu resimler ise daha sonra karşısına çıkacaktır onun. sanatçı'in hem yaatıcılığını sağlayan hem de mücadele etmek zorunda olduğu canavarlarıdır bunlar. bu tip karakterler dikkate alındığında; ilk olarak yaşlı kadın çıkar ullman a görünür ve na günlükle alakalı şeyler söyler.. yine bu tür sahnelerden birinde-özellikle sudov'un çocukla boğuştuğu sahne-de bergman ın alman expresyonizminden etkilendiğini gösteriyor..
biyografik etkiler açısından;ise: bergman da liv ullman ile birlikte, faroe adalarında böyle bir dönem geçimişti. bu filmde de günlüğünden anladığmız kadarıyla, bir hastalık sonrası gelmiştir bu adaya. belki de rahatlamak amacıyla. bergman da böyle bir dönem geçirmiştir..
aslına bakılırsa bu filmde özellikle, gerçek ile düş pek ayırt edilemez gibidir. funny och alexander'in son sahnesinde, strindberg'den bir alıntısının yer aldığı gibi. gene strinberg'in fikirlerindne birisi olan ''evliliğin bir cehennem olduğu'' fikrini de bu filminde geniş çaplı olarak buluruz. bu filmi çektiği period ''death skin of the sneak period'' adı verilmiştir..
monster karakterlere bakıldığında ise, özellikle ''bird man''ın drakula figürüne sahip olduğu görülecektir. zaten tipii de bunu ele veriyor.. bu karakterlerin toplanıp ressam ve karısına sözlü saldrırıda bulunmaları kişilik parçalanmasına itmektedir onları. ressam da bu noktada iki arada bir derededir, hayatı ve sanatı arasında aslında.. yine bu konuda karısı da bu ikisi arsında bir tercih yapması gerekecekir.. ve anlayıp öyle diyecektir: ''onlar seni benden koparmaya çalışıyorlar''(bunun söylendiği zaman dikkat çekicidir.. ''hour of the wolf'' zamanıdır) yine bu noktadai sanatçıya sanatını sağlayan da bu yaratıklardır.. içersinde taşıdığı anarşidir, kişilik bölünmesidir ve iletişim sorunudur.. bu filmin son sahnelerinden birinde de (ingrid thulin ile olan sahnede; aynaların parçalanması ve bunun ne gösterdiğini sormasıyla, kiişilik bölünmesini ve yansımalarını max von sudov'un suratınde tekrar göreceğiz tekrar yaşayacaktır.
yine bu filmde biyografi etkilerden olan, ressamın bir sahnede çocukken yediği dayağı anlatmaktadır; fikrimce bu direk bergman'ın günlüpünden alıntıdır. diğer filmlerinde de bu tür gerçeklilere rastlanabilir özellikle funny och alexander'da. babası lutheryan bir papaz olduğu için, filmlerinde bu tip atıflar çok. genelde dayak yeme ve yapılan hatadan dolayı da affedilmeyi dileme edimi..tabi bu edim dayaktan ziyade aşağılanma taşır asına bakılırsa bergman ın asııl korktuğu da budur.. ''aşağıanma''. hour of the wolf un sonlardaki sahnesi; daha doğrusu ressama seksüel oarak eksikliğinden dolayı gülünmesi başlı başına bir aşağılamadır.(passion of anna'da da erland josepshon un winkelman'a uyguladığı borç verme davranışında yüzünü fotoğraf makinesine doğru çevirmesi de bir tip aşağılamadır)
son olarak filmdeki önemli noktalardan birisi de;, freud insan varoluşuna yönelik olarak delilik johannın davranışlarında gelgitlerle seksüel olarak dışa vurulmaktadır.
Kurdun Saati.
ıngmar Bergman filmlerine bakarsak hep aynı kaynaktan beslendiğini farkederiz. O kaynak ise yönetmenin kendi hayatı. Diğer çoğu filminde olduğu gibi; bir sanatçının düşleri, korkuları, hayalleri üzerine kurgulanmış leziz bir film bu da.
1968 yılına ait filmde ustanın favori oyuncuları olan Max von Sydow ve Liv Ullmann başrollerde, Ingrid Thulin'i de görüyoruz çok olmasa da. Görüntü yönetmenliğini de yine -efsane- Sven Nykvist yapmış, belirtmek gerek ki film siyah-beyaz.
Filmin bir başka özelliği de, ilerlemesinin atıfta bulunulan "kurdun zamanı" gibi aheste aheste olması, ya da ben sıkıldım.
ıngmar Bergman filmlerine bakarsak hep aynı kaynaktan beslendiğini farkederiz. O kaynak ise yönetmenin kendi hayatı. Diğer çoğu filminde olduğu gibi; bir sanatçının düşleri, korkuları, hayalleri üzerine kurgulanmış leziz bir film bu da.
1968 yılına ait filmde ustanın favori oyuncuları olan Max von Sydow ve Liv Ullmann başrollerde, Ingrid Thulin'i de görüyoruz çok olmasa da. Görüntü yönetmenliğini de yine -efsane- Sven Nykvist yapmış, belirtmek gerek ki film siyah-beyaz.
Filmin bir başka özelliği de, ilerlemesinin atıfta bulunulan "kurdun zamanı" gibi aheste aheste olması, ya da ben sıkıldım.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar