bugün
- en gıcık olunan şoför tipleri13
- dinci ve müslüman kavramları8
- anne pizzası10
- sözlükteki kankacı yazarlar3
- iyi bir insanın kötü bir insana dönüşme süreci15
- kadınsızlıkla nasıl baş ediyorsunuz11
- sözlük kızı ile iletişim kurmak10
- yenilgisiz tek şampiyon3
- hiçbir kadının sevgisine ihtiyaç duymayan erkek5
- game of thrones taki kerhaneci2
- şoförün yan koltuğu2
- nervio hamferdi12
- çağla idi4
- motoru olan kaslı çocuk3
- çerkesler2
- popkek yiyen erkeğin namusu5
- sporcu motorcu müzisyen uzun boylu olmayan erkek3
- trileçe7
- pkk övücülerinin hadlerini fazla fazla aşması2
- putin türkmüş11
- giysi fiyatlarının uçması8
- temel reis2
- 2008 bütçe görüşmeleri2
- osuruktan şiirler41
- nevşehir merkezli sahte mehdi operasyonu4
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı22
- herkes ülkeden şikayetçi ise sorunlu kim8
- diyanet'in japonya da ne işi var6
- türk vatandaşları türktür9
- aşık olduğunuz yazarın başkasını artılaması2
- dilim ekmek pizzası3
- true'nin libidosu neden yüksek7
- true'nin acile kaldırılması9
- şeriatçıların başarılı olduğu şeyler7
- serin günde balkonda kahve içip dağları izlemek2
- ibadethanelerin ürkünç olması10
- stonehengede kimsenin farketmediği tasarım hatası3
- kendine sarılmak3
- ayakları çirkin kadının ortopedi doktoruna gitmesi2
- geceleri bir kadına sarılıp uyuyamamak4
- ciguli2
- usual bay birader bey2
- sözlük yazarlarının kombinleri8
- canımın yubari kavunu çekmesi8
- kızlar bu kadar parayı nereden buluyor2
- selam sözlük2
- yaşlılar2
- bencillik3
- akşam yemeği2
- tulumba tatlısı8
bugün izlemeye fırsatım olan, 2014 yapımı olağanüstü bir film. 1980' lerde eşcinsel bir oluşum ve bu oluşumun içindeki bireylerin yaşamı ve ilişkileri üzerine kurulu müthiş bir film. Ned Weeks öncülüğünde başlayan AIDS e karşı tepkinin oluşumunu konu alan film çok akıcı,bir anda başlıyor ve bitiyor.
ned weeks rolünde (bkz: mark ruffalo) adeta döktürmüştür denilse yalan olmaz.
ned weeks' in sevgilisi felix rolünde matt bomer 'ın ise ondan kalır yanı yoktu.
filmin şüphesiz parlayan en önemli yıldızlarından biri julia roberts. tekerlekli sandalyedeki idealist doktor rolünde deyim yerindeyse oyunculuğun kitabını yazmış.
film 1980 gibi gay' lerin anlaşılmadığı, hoşgörüyle karşılanmadığı bir dönemde,amerika' da geçmekte. eşcinseller( homoseksüeller ) arasında AIDS,HIV virüsünün yayılması ve bu insanların resmen ölüme terk edilişini çarpıcı bir dille anlatmış. filmde cinsel özgürlük, istediğinle sevişebilme kavramları üzerinde durulmuş ve cinsel özgürlüğün bu bireylerin hayatındaki önemi çok çarpıcı bir şekilde anlatılmış.özellikle ned weeks ve felix arasındaki aşk, hiç tahmin bile edilmeyecek bireyleri ağlatacak düzeyde iyi işlenmişti. ( yazar da burada ağladığını itiraf ediyor )
filmde en güzel detaylardan biri ölenlerin isminin yazılı olduğu kartlardı. simgesel anlatımla çarpıcı bir duygu yoğunluğu oluşturulmuş. müziklerin şahaneliğinin yanı sıra çamaşırhanedeki çaresizlik sahnesi filmin tavan sahnelerindendir bana göre. felix ve ned' in kavga ettiği sahne de duygu temposu yüksek sahnelerden.
özellikle bizim ülkemizde de ötekileştirilen ' lgbt ' grupları ve bu gruba mensup insanları daha iyi anlamamızı sağlayacak çok sağlam bir film olduğunu düşünmekteyim. kanser gibi bir konunun da başlangıç aşamasından son aşamasına kadar sağlam bir biçimde işlenmiş oluşu filmde herkesin kendiyle ilgili bir parça bulmasına sebep olacaktır diye düşünmekteyim. özellikle yardım fonu isterken ki ' heteroseksüel- homoseksüel muhabbeti ' kendimizden olmayana,kendimiz gibi olmayana ne kadar az tahammülümüz olduğunu güzel yansıtmıştır. bu bireylerin de anlaşılması anlatılmasını her zaman desteklemişimdir, sinemasal açıdan çok güzel bir anlatım da yakalamıştır bu film.
bunu beğenenler sanıyorum bunları da beğenir: prayers for bobby, yerli bir alternatif olarak: zenne
ned weeks rolünde (bkz: mark ruffalo) adeta döktürmüştür denilse yalan olmaz.
ned weeks' in sevgilisi felix rolünde matt bomer 'ın ise ondan kalır yanı yoktu.
filmin şüphesiz parlayan en önemli yıldızlarından biri julia roberts. tekerlekli sandalyedeki idealist doktor rolünde deyim yerindeyse oyunculuğun kitabını yazmış.
film 1980 gibi gay' lerin anlaşılmadığı, hoşgörüyle karşılanmadığı bir dönemde,amerika' da geçmekte. eşcinseller( homoseksüeller ) arasında AIDS,HIV virüsünün yayılması ve bu insanların resmen ölüme terk edilişini çarpıcı bir dille anlatmış. filmde cinsel özgürlük, istediğinle sevişebilme kavramları üzerinde durulmuş ve cinsel özgürlüğün bu bireylerin hayatındaki önemi çok çarpıcı bir şekilde anlatılmış.özellikle ned weeks ve felix arasındaki aşk, hiç tahmin bile edilmeyecek bireyleri ağlatacak düzeyde iyi işlenmişti. ( yazar da burada ağladığını itiraf ediyor )
filmde en güzel detaylardan biri ölenlerin isminin yazılı olduğu kartlardı. simgesel anlatımla çarpıcı bir duygu yoğunluğu oluşturulmuş. müziklerin şahaneliğinin yanı sıra çamaşırhanedeki çaresizlik sahnesi filmin tavan sahnelerindendir bana göre. felix ve ned' in kavga ettiği sahne de duygu temposu yüksek sahnelerden.
özellikle bizim ülkemizde de ötekileştirilen ' lgbt ' grupları ve bu gruba mensup insanları daha iyi anlamamızı sağlayacak çok sağlam bir film olduğunu düşünmekteyim. kanser gibi bir konunun da başlangıç aşamasından son aşamasına kadar sağlam bir biçimde işlenmiş oluşu filmde herkesin kendiyle ilgili bir parça bulmasına sebep olacaktır diye düşünmekteyim. özellikle yardım fonu isterken ki ' heteroseksüel- homoseksüel muhabbeti ' kendimizden olmayana,kendimiz gibi olmayana ne kadar az tahammülümüz olduğunu güzel yansıtmıştır. bu bireylerin de anlaşılması anlatılmasını her zaman desteklemişimdir, sinemasal açıdan çok güzel bir anlatım da yakalamıştır bu film.
bunu beğenenler sanıyorum bunları da beğenir: prayers for bobby, yerli bir alternatif olarak: zenne
az önce izlemeyi bitirdiğim filmdir. yine sıcağı sıcağına yazmak istedim*. Öncelikle film, bir televizyon filmi ve hbo da yayınlanmış. keşke vizyona girseydi de insanlar bu hastalık ve hastalığın geçmişi hakkında daha çok şey öğrenip bilinçlenebilselerdi.
Neyse filmde oldukça fazla yıldız oyuncu var ve bildiğim kadarıyla filmde oynayan tüm oyuncular gay ve o yüzden bu kadar iyi oynayabilmişler diye düşündüm.
<spoiler>
Son sahnelerde Jim Parsonın kartlarından, bir kadına da bulaştığını göstermeleri ve ondan sonra mücadelenin başlaması da ayrıca acıklıydı, sadece insan olmanın hiç bir ifade etmediğini gösteriyorlar, onların istediği gibi bir insan olman lazım hak sahibi olabilmek için.
</spoiler>
Neyse filmde oldukça fazla yıldız oyuncu var ve bildiğim kadarıyla filmde oynayan tüm oyuncular gay ve o yüzden bu kadar iyi oynayabilmişler diye düşündüm.
<spoiler>
Son sahnelerde Jim Parsonın kartlarından, bir kadına da bulaştığını göstermeleri ve ondan sonra mücadelenin başlaması da ayrıca acıklıydı, sadece insan olmanın hiç bir ifade etmediğini gösteriyorlar, onların istediği gibi bir insan olman lazım hak sahibi olabilmek için.
</spoiler>
gece gece pek iyi bir mooddayken izlenmediğinde insanı fena dağıtan filmdir. ağlattınız ibneler *
mark ruffalo'nun oscarlık manada döktürdüğü, film başlarken bu ne yaa dediğim ama bittiğinde boğazıma yumru oturan, fazlasıyla gerçekçi,şu güne kadar izlediğim en sarsıcı filmlerin başında.giyim,dekor,makyajlar o kadar gerçekçi ve film o kadar kayıp gidiyor ki insanı içine çekip yaşatıyor.çok üzdü,çok ağlattı,çok düşündürdü bu film beni.insana diyecek söz bırakmıyor,tek kelime ile muhteşem.
Ağlatan, fena sarsan, insanı parçalara ayıran bir film. Bir kere bu kadar yıldızı bir arada zor görürüz. Matt Bomer resmen döktürmüş. Mark ruffalo ise öyle bir iş yapmış ki üstüne çıkması zor. Özellikle (bkz: lgbt onur haftası) için izleyin.
psikolojimi bir geceliğine de olsa dağıtmış filmdir. tabi mark ruffalo etkisi de yok sayılamaz, yaşamış adam. en ufak bir homofobiniz varsa kesinlikle izlemeyin derim, zaten izleseniz bile kapatacaksınız da ben önceden uyarayım.
--spoiler--
virüsle ilgili abd başkanlığındaki o önemli kişiyle görüşüldüğünde ki '' şu an heteroseksüellerde görülmüş bir vaka var mı ? yok o zaman konuşma bitmiştir '' temalı sahne bayağı acıtmıştı özellikle. ulen sen o kadar yıl yırtın önemli birinden randevuyu kap sonra adam sana böyle desin...
--spoiler--
--spoiler--
virüsle ilgili abd başkanlığındaki o önemli kişiyle görüşüldüğünde ki '' şu an heteroseksüellerde görülmüş bir vaka var mı ? yok o zaman konuşma bitmiştir '' temalı sahne bayağı acıtmıştı özellikle. ulen sen o kadar yıl yırtın önemli birinden randevuyu kap sonra adam sana böyle desin...
--spoiler--
Mark ruffalo, matt bomer, Julia Roberts, Jim parsons gibi oyuncuların yardırdığı bol mesajlı, bol duygusal film.
Konusu:
Tiyatro oyunu The Normal Heart'ın tv filmi uyarlaması olan yapıtta 80'li yıllarda salgın şeklinde yayılan AIDS virüsüne karşı başlattığı kampanyayla dikkat çeken aktivist yazar Ned Weeks'in hikayesini konu ediniyor. Ned Weeks, erkek arkadaşı Felix ile birlikte bu virüse ve insanların kafalarındaki AIDS imajına karşı esaslı bir başkaldırış öyküsünü ortaya çıkarırlar.
Dünyaya göstermeye çalıştıkları şeylerden biri de insanların zannettiğinin aksine AIDS'in eşcinsel birliktelikten doğan bir hastalık olmadığı gerçeğidir. Ned Weeks, kendi adımlarıyla başlattığı bu mücadelede, hastalığa karşı savaşan bir grubu da kurarak önemli bir figüre dönüşür.
--spoiler--
Evet filmin belki de yarısının, fazla cesurca sahneleri var lakin sabırla beklerseniz, ilerleyen zamanlarda film akıyor. Çok etkileyici dram dolu bir filmdi. Mark Ruffalo gerçek hayatında gay olmamasına rağmen filmde rolünü çok iyi canlandırmış. AIDS virüsüyle birlikte eşcinselliğe dikkat çeken ve olayları dramatik bir şekilde ele alan film son derece etkileyiciydi. Şahsen ben filmin sonunda tedavinin bulunup güzel bir sona bağlanmasını beklerdim fakat film daha çok eşcinsel aşıkların hastalık yüzünden ölmelerine, sevgililerini kaybetmelerine yoğunlaşmış. Yani hastalığın bilimsel tarafından çok dramatik yönüne dikkat çekmiş. Son sahneler gözleri doldurtan bir sahnelerdi. Bence başarılı bir film olmuş. Ayrıca filmin üzerinde durduğu konu, hastalığın eşcinseller arasında ortaya çıkması, dolayısıyla eşcinsellerin ölmesi ve devletin sırf ölenler eşcinsel diye olayı görmezden gelmesi-maddi-manevi her türlü desteği esirgemesi.
--spoiler--
Konusu:
Tiyatro oyunu The Normal Heart'ın tv filmi uyarlaması olan yapıtta 80'li yıllarda salgın şeklinde yayılan AIDS virüsüne karşı başlattığı kampanyayla dikkat çeken aktivist yazar Ned Weeks'in hikayesini konu ediniyor. Ned Weeks, erkek arkadaşı Felix ile birlikte bu virüse ve insanların kafalarındaki AIDS imajına karşı esaslı bir başkaldırış öyküsünü ortaya çıkarırlar.
Dünyaya göstermeye çalıştıkları şeylerden biri de insanların zannettiğinin aksine AIDS'in eşcinsel birliktelikten doğan bir hastalık olmadığı gerçeğidir. Ned Weeks, kendi adımlarıyla başlattığı bu mücadelede, hastalığa karşı savaşan bir grubu da kurarak önemli bir figüre dönüşür.
--spoiler--
Evet filmin belki de yarısının, fazla cesurca sahneleri var lakin sabırla beklerseniz, ilerleyen zamanlarda film akıyor. Çok etkileyici dram dolu bir filmdi. Mark Ruffalo gerçek hayatında gay olmamasına rağmen filmde rolünü çok iyi canlandırmış. AIDS virüsüyle birlikte eşcinselliğe dikkat çeken ve olayları dramatik bir şekilde ele alan film son derece etkileyiciydi. Şahsen ben filmin sonunda tedavinin bulunup güzel bir sona bağlanmasını beklerdim fakat film daha çok eşcinsel aşıkların hastalık yüzünden ölmelerine, sevgililerini kaybetmelerine yoğunlaşmış. Yani hastalığın bilimsel tarafından çok dramatik yönüne dikkat çekmiş. Son sahneler gözleri doldurtan bir sahnelerdi. Bence başarılı bir film olmuş. Ayrıca filmin üzerinde durduğu konu, hastalığın eşcinseller arasında ortaya çıkması, dolayısıyla eşcinsellerin ölmesi ve devletin sırf ölenler eşcinsel diye olayı görmezden gelmesi-maddi-manevi her türlü desteği esirgemesi.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar