bugün
- laik ülkeyi dinciler yönetirse11
- hayatın çok sıkıcı olması4
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı7
- türk düşmanı piçler6
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi4
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri53
- evrene enerji gönderen müslüman6
- müslüman vikingler3
- trakya'dan slovakya'ya gitmek4
- keşke yunan galip gelseydi diyen adamı savunmak4
- arkadaşlar bi bakar mısınız2
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile6
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı31
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi3
- barça bu galatasaray'a kaç atar4
- fener şampihahahaha3
- futbolun barbarca bir oyun olması4
- 0 0 713
- osimhensiz galatasaray5
- ceketimizi koysak kazanırız zaten2
- istanbul'dan izmit'e yürümek3
- islami nato2
- claudian clouds33
- atatürk diyor ki2
- iltica16
- çöpe atılan erik2
- turkanime tv2
- gece sokak kedileri tarafından saldırılmak5
- sözlük kızlarının kekleri24
- anneanne4
- yüz milyonluk ülke on milyona karşı3
- 19 eylül 2026 başakşehir gençlerbirliği maçı2
- ankara da yeni nesil suç örgütleri operasyonu3
- sanat2
- rafael leao4
- okan buruk8
- enerji bakanı alparslan bayraktar portresi3
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı2
- pazar sabahı 08 00 da uyanmak2
- insan ne ister6
- 20 eylül 20262
- kadınlar8
- salah ne koydu ama2
- kuçukuçuokanınçükü2
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- yaşanmamışların yası6
- anın görüntüsü24
- ilkay ve goollllll ts 4 gs 52
- islamda namaz yoktur29
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
kemal kılıçdaroğlu'na göre anaan ana ana diyip küfrü (güya) tamamlamamaktır.
siyasetin her telinde pislik vardır, yalan vardır, kin vardır, özetle müslümanlığa sığmayan her türlü pislik vardır. bu mevzu küçümsenmeyecek, gözardı edilmeyecek kadar önemlidir, öyle ki büyük alimler de allah'Im siyasetin şerrinden sana sığınırım demişlerdir.
bugün ülke yönetmiş, devlet yönetmiş, bu milleti temsil etmiş koca koca insanların ahlaksız kasetleri çıkıyor yada aynı kişiler kasetini çıkarrız denilerek tehdit ediliyorlar. bu ne millet vicdanına ne de islam ahlakına sığar. rantının peşinde olanların siyasetin temizliğiyle ilgileneceğini düşünenler nasıl bir cehaletin ürünü olabilirler? buna yürekten inanmakla, desteklemek farklı şeylerdir elbet. ancak buna inanmanın da içinde olduğu gaflet deyim yerindeyse kabak gibi ortadadır.
bugün ülke yönetmiş, devlet yönetmiş, bu milleti temsil etmiş koca koca insanların ahlaksız kasetleri çıkıyor yada aynı kişiler kasetini çıkarrız denilerek tehdit ediliyorlar. bu ne millet vicdanına ne de islam ahlakına sığar. rantının peşinde olanların siyasetin temizliğiyle ilgileneceğini düşünenler nasıl bir cehaletin ürünü olabilirler? buna yürekten inanmakla, desteklemek farklı şeylerdir elbet. ancak buna inanmanın da içinde olduğu gaflet deyim yerindeyse kabak gibi ortadadır.
zaman zaman farklılık isteyen, birbirinden farksız eskimiş liderlerin diline doladığı terim. lakin doğa itibariyle iki zıt kelimenin, içerdiği anlam itibariyle birarada durması oldukça yapmacık durmaktadır.
mesela;
temiz balçık
sağlıklı sigara
alkolsüz bira
gibi...
mesela;
temiz balçık
sağlıklı sigara
alkolsüz bira
gibi...
temiz kelimesini, siyasetle kirletmemek gerektiğini düşünüyorum.
imkansız bir olaydır. zira siyaset türkiye de politikayla eşanlamlı kullanıldığı için çok yüzlülük demektir. çok yüzlülüğün de (pragmatizm de aynı anlama gelebilir bazen) temizi olamayacağına göre imkansızlıktır. olasılıksızlıktır.
ülkemizde hasret kalınan bir olgudur.
ancak din ırk dil milli değer kavramlarının siyasete alet edilmemesi siyasetçilere yasaklanması ile gerçekleşebilir.
bu gerçekleşmedikçe herkes birbirlerinin dini milli ırki değerlerine saldıracaktır.
bu gerçekleşmedikçe herkes birbirlerinin dini milli ırki değerlerine saldıracaktır.
gayet de mümkün olan siyasettir. hatta formülünü de vereyim, tek doğruyu kendi doğrusu zannetmeyen, kendi hayallerini başkalarına dayatmayan, kimlikçi değil; uzlaşmacı, akılcı, rasyonel siyaset temiz siyasettir.
siyaseti kirli bir iş olarak yorumlayıp çıkmak moda oldu bu günlerde. kenan evrenin yetiştirdiği bir neslin çocuklarından da tam olarak bu beklenirdi zaten. yani hata bizde değil, bize siyaseti öcü gibi gösterenlerde. ama bizim de okumamız, araştırmamız ve bu dar kalıpları artık aşmamız gerekiyor.
nedir siyaset? politika kelimesinin türkçedeki enteresan bir iz düşümüdür. çünkü bizde siyasetin kökü seyisle aynıdır. artık nasıl bir kafayla bunu "at bakıcılığı"yla ilişkilendirmişler bilemeyeceğim ama bu kelimenin yönetim olarak sınırlandırıcı bir anlam ihtiva ettiği ortadadır. kelimenin orijinali olan politika kelimesi ise taa, aristo, felatun döneminde bile kullanılan bir kelimedir. polis yani şehir kelimesiyle aynı kökten gelir. şehirle ilgili demektir kısaca.
eğer bunu günümüze uyarlarsak, ki uyarlanmıştır da zaten, siyasetin ülke ile ilgili her şeyi kapsadığı rahatlıkla iddia edilebilir. başbakana kafa tutan ana muhalefet liderinden tutun da, evde eşine bulaşıkları yıkamasını söyleyen adama kadar herkes siyasete girmiştir. evet, yanlış anlamadınız. bir adamın karısına "bulaşıkları yıka" demesi dahi siyasettir. siyasi bir anlam içerir. hatta bu sırf bu konuda, donanımlı bir feminist sayfalar dolusu bir makale yazabilir. bireysellikten çıkıp kollektifliğe kayan her şey siyasi anlam içerir. kaldı ki benim bu sözüm dahi, siyasetin en küçük biriminin birey olduğunu iddia edenler tarafından eleştirilebilir, haklılık payları da vardır. ama uzun sözün kısası, insanlığın olduğu her yerde siyaset vardır.
bu yüzden siyaset de biz insanlar ne kadar kirliysek, en fazla o kadar kirlidir.
temiz siyasetten herkesin farklı bir şey anlaması mümkün. zaten siyaset biliminin ortaya koyabileceği bir "temiz siyaset" kavramından bahsedebilmek pek mümkün görünmüyor. kimine göre temiz siyaset, küfür ve hakaret içermeyen siyaset olabilir. ama bana göre temiz siyaset, yukarıda da bahsettiğim gibi, kimliklere dayalı olmayan, dayatmacı olmayan, uzlaşmacı ve akılcı siyaset şeklidir.
bakıyorsunuz tarihe. naziler bir fikir atıyorlar ortaya. buna göre yeryüzündeki bütün geri kalmış ırkları yok edersek ve geriye sadece beyaz kafkas ırkını bırakırsak (onun bile tamamı değil) o zaman dünya muhteşem bir yer halini alır. hiç kimse bunun yüzde yüz yanlış bir şey olduğunu iddia edemez. çünkü öyle bir dünya şimdiye kadar hiç var olmadı. ancak milyonlarca insanın çoluk çocuk denilmeden öldürülmesinin vicdana sığan bir tarafının olmadığı da ortada.
stalinin de kafasında bir takım fikirler vardı. bunları uygulamak için o da milyonlarca insanın hayatını çalmakta beis görmedi. bazen dayatmacılık bu boyutlara ulaşmayabiliyor. sadece yandaşı kayırıp, muhalefeti susturmak ve sindirmek boyutuna indirgenebiliyor mesela. yada sadece insanları belli kıyafetleri giymeye veya giymemeye zorlamak şeklinde de tezahür edebiliyor. ama neticede bunların hepsi kirli siyasettir bana göre. dayatmacıdır. insanları kimliklere ayırır, stereotipler oluşturarak sağlıksız analizlerde bulunur. adaletsizlik yaratarak toplumun bir kesimini dışlayarak bezdirir, bir kısmını da hak ettikleri yerlerden daha yüksek yerlere getirerek şımartır. bu şekilde bir düzenin fazla uzun yaşama olanağı yoktur. çünkü dışlanan insanlar hep bir yolunu bulur ve bu rejimi yıkarlar. aydınlanma çağında olan da budur. bugün abdde siyahların hak mücadeleleri de buna örnektir. akpnin iktidara gelişi de örnektir. iktidardan düşüşü de bunun bir örneği olacaktır. çünkü dayatmacı sistemlerde devlet kudretini elinde bulunduran kesim, sadece bunu korumakla mükellef görür kendisini. sistemin hatalarını düzeltmek için efor sarf etmez. zaten bunu istese de yapamaz, çünkü sisteme eleştiri getirdikleri an, aynı zamanda kendilerine de muhalefet etmiş olurlar. halbuki muhalif kanat eleştirilerinde hürdür ve sistem dışı düşünebilir. bu yaratıcılık farkı eninde sonunda gücün iktidardan muktedire, yani gücü tekeline almaya çalışandan, gücü kendi çabasıyla oluşturanlara geçer. zaten siyasi tarihte sürekli devinim yaşanması da bu sebeptendir.
kimlik siyasetinin en çirkin tarafı ise dışlayıcılığıdır. kendisinden olmayanı dışlar. ya dış mihrak olarak görür, ya da dış mihrakla işbirliği yapan bir hain olarak görür. kendisine yönelik en ufak eleştirileri bile büyük bir tehditmiş gibi algılar. tansiyonları gerer. insanların birbirlerine düşmesine sebep olur. ayrıca bu tarz bir siyaset anlayışının hakim olduğu ülkelerde iktidarlar arası geçişler de hep sancılı olmuştur.
bu yazının sırf akpye yönelik bir eleştiri olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? ancak burada bahsettiğim şeyleri bizler tarihimiz boyunca defaatle yaşadık. benzer şeyler türkiyedeki daha pek çok iktidar döneminde yaşanmıştır. emin olabilirsiniz. sadece türkiyede mi? elbette hayır. dünyanın çeşitli ülkelerinde de yaşanmıştır, yaşanmaktadır. anc
siyaseti kirli bir iş olarak yorumlayıp çıkmak moda oldu bu günlerde. kenan evrenin yetiştirdiği bir neslin çocuklarından da tam olarak bu beklenirdi zaten. yani hata bizde değil, bize siyaseti öcü gibi gösterenlerde. ama bizim de okumamız, araştırmamız ve bu dar kalıpları artık aşmamız gerekiyor.
nedir siyaset? politika kelimesinin türkçedeki enteresan bir iz düşümüdür. çünkü bizde siyasetin kökü seyisle aynıdır. artık nasıl bir kafayla bunu "at bakıcılığı"yla ilişkilendirmişler bilemeyeceğim ama bu kelimenin yönetim olarak sınırlandırıcı bir anlam ihtiva ettiği ortadadır. kelimenin orijinali olan politika kelimesi ise taa, aristo, felatun döneminde bile kullanılan bir kelimedir. polis yani şehir kelimesiyle aynı kökten gelir. şehirle ilgili demektir kısaca.
eğer bunu günümüze uyarlarsak, ki uyarlanmıştır da zaten, siyasetin ülke ile ilgili her şeyi kapsadığı rahatlıkla iddia edilebilir. başbakana kafa tutan ana muhalefet liderinden tutun da, evde eşine bulaşıkları yıkamasını söyleyen adama kadar herkes siyasete girmiştir. evet, yanlış anlamadınız. bir adamın karısına "bulaşıkları yıka" demesi dahi siyasettir. siyasi bir anlam içerir. hatta bu sırf bu konuda, donanımlı bir feminist sayfalar dolusu bir makale yazabilir. bireysellikten çıkıp kollektifliğe kayan her şey siyasi anlam içerir. kaldı ki benim bu sözüm dahi, siyasetin en küçük biriminin birey olduğunu iddia edenler tarafından eleştirilebilir, haklılık payları da vardır. ama uzun sözün kısası, insanlığın olduğu her yerde siyaset vardır.
bu yüzden siyaset de biz insanlar ne kadar kirliysek, en fazla o kadar kirlidir.
temiz siyasetten herkesin farklı bir şey anlaması mümkün. zaten siyaset biliminin ortaya koyabileceği bir "temiz siyaset" kavramından bahsedebilmek pek mümkün görünmüyor. kimine göre temiz siyaset, küfür ve hakaret içermeyen siyaset olabilir. ama bana göre temiz siyaset, yukarıda da bahsettiğim gibi, kimliklere dayalı olmayan, dayatmacı olmayan, uzlaşmacı ve akılcı siyaset şeklidir.
bakıyorsunuz tarihe. naziler bir fikir atıyorlar ortaya. buna göre yeryüzündeki bütün geri kalmış ırkları yok edersek ve geriye sadece beyaz kafkas ırkını bırakırsak (onun bile tamamı değil) o zaman dünya muhteşem bir yer halini alır. hiç kimse bunun yüzde yüz yanlış bir şey olduğunu iddia edemez. çünkü öyle bir dünya şimdiye kadar hiç var olmadı. ancak milyonlarca insanın çoluk çocuk denilmeden öldürülmesinin vicdana sığan bir tarafının olmadığı da ortada.
stalinin de kafasında bir takım fikirler vardı. bunları uygulamak için o da milyonlarca insanın hayatını çalmakta beis görmedi. bazen dayatmacılık bu boyutlara ulaşmayabiliyor. sadece yandaşı kayırıp, muhalefeti susturmak ve sindirmek boyutuna indirgenebiliyor mesela. yada sadece insanları belli kıyafetleri giymeye veya giymemeye zorlamak şeklinde de tezahür edebiliyor. ama neticede bunların hepsi kirli siyasettir bana göre. dayatmacıdır. insanları kimliklere ayırır, stereotipler oluşturarak sağlıksız analizlerde bulunur. adaletsizlik yaratarak toplumun bir kesimini dışlayarak bezdirir, bir kısmını da hak ettikleri yerlerden daha yüksek yerlere getirerek şımartır. bu şekilde bir düzenin fazla uzun yaşama olanağı yoktur. çünkü dışlanan insanlar hep bir yolunu bulur ve bu rejimi yıkarlar. aydınlanma çağında olan da budur. bugün abdde siyahların hak mücadeleleri de buna örnektir. akpnin iktidara gelişi de örnektir. iktidardan düşüşü de bunun bir örneği olacaktır. çünkü dayatmacı sistemlerde devlet kudretini elinde bulunduran kesim, sadece bunu korumakla mükellef görür kendisini. sistemin hatalarını düzeltmek için efor sarf etmez. zaten bunu istese de yapamaz, çünkü sisteme eleştiri getirdikleri an, aynı zamanda kendilerine de muhalefet etmiş olurlar. halbuki muhalif kanat eleştirilerinde hürdür ve sistem dışı düşünebilir. bu yaratıcılık farkı eninde sonunda gücün iktidardan muktedire, yani gücü tekeline almaya çalışandan, gücü kendi çabasıyla oluşturanlara geçer. zaten siyasi tarihte sürekli devinim yaşanması da bu sebeptendir.
kimlik siyasetinin en çirkin tarafı ise dışlayıcılığıdır. kendisinden olmayanı dışlar. ya dış mihrak olarak görür, ya da dış mihrakla işbirliği yapan bir hain olarak görür. kendisine yönelik en ufak eleştirileri bile büyük bir tehditmiş gibi algılar. tansiyonları gerer. insanların birbirlerine düşmesine sebep olur. ayrıca bu tarz bir siyaset anlayışının hakim olduğu ülkelerde iktidarlar arası geçişler de hep sancılı olmuştur.
bu yazının sırf akpye yönelik bir eleştiri olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? ancak burada bahsettiğim şeyleri bizler tarihimiz boyunca defaatle yaşadık. benzer şeyler türkiyedeki daha pek çok iktidar döneminde yaşanmıştır. emin olabilirsiniz. sadece türkiyede mi? elbette hayır. dünyanın çeşitli ülkelerinde de yaşanmıştır, yaşanmaktadır. anc
insan temiz olmadıkça hiç bir şey temiz olmayacaktır. Ne siyaset, ne diyanet, ne ticaret hiç bir şey.
kirlenen insan her şeyi kirletir.
kirlenen insan her şeyi kirletir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar