bugün
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- ya şeytan haklıysa4
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek7
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- bana aşık olan var mı3
- 15 kasım 20264
- duygu özaslan3
- 90lar türkçe pop5
- bir kadın olarak dünyaya fırlatılmak4
- helin kandemir3
- xiaomi iphone samsung huawei oppo vivo realme4
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi2
- başkalarının hayatı dizisi3
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı3
- askerde özlenen şeyler9
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi19
- 1990 1995 arası beşiktaş2
- sevgilimin babasıyla cinsel ilişki yaşadım2
- 1997 2002 arası galatasaray2
- 8 kasım 2026 rizespor erzurumspor maçı3
- hatay usülü soslu döner3
- düzenli beyaz ekmek yemek gerizekalı yapıyor5
- izmir de poposundan bıçaklanan trans birey7
- gençler sakın büyümeyin3
- kanser2
- parmak kütletmek2
- centilmen dizisi3
- kim daha cok seviyor2
- kalbine acı veren birini sevmek2
- rüyada ilkokul derslerini alttan almak6
- gzt tv2
- inci sözlük2
- starbucks'a giden adamın zeka seviyesi2
- ceren ayruk3
- kan şekerini aşırı yükselten yiyecekler6
- bu koyden olsam ne olacak2
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz21
- yörük kızı dizisi2
- türk dizilerinin en büyük sorunu3
- hiç bana sordun mu2
- 30 kasım 2026 beşiktaş galatasaray maçı4
- yazarların işlediği günahlar15
- rüyada hala askerde olduğunu görmek5
- okan buruk5
- kuantum fiziğine sahip kadın5
- kocasının fotosunu paylaşan kadın yazar5
- terhis oluyorum sözlük25
- çok güzel bir kızın sizi kesmesi4
- kız bulmak için scout ekibi kurmak2
- burun karıştırmak5
gayet de mümkün olan siyasettir. hatta formülünü de vereyim, tek doğruyu kendi doğrusu zannetmeyen, kendi hayallerini başkalarına dayatmayan, kimlikçi değil; uzlaşmacı, akılcı, rasyonel siyaset temiz siyasettir.
siyaseti kirli bir iş olarak yorumlayıp çıkmak moda oldu bu günlerde. kenan evrenin yetiştirdiği bir neslin çocuklarından da tam olarak bu beklenirdi zaten. yani hata bizde değil, bize siyaseti öcü gibi gösterenlerde. ama bizim de okumamız, araştırmamız ve bu dar kalıpları artık aşmamız gerekiyor.
nedir siyaset? politika kelimesinin türkçedeki enteresan bir iz düşümüdür. çünkü bizde siyasetin kökü seyisle aynıdır. artık nasıl bir kafayla bunu "at bakıcılığı"yla ilişkilendirmişler bilemeyeceğim ama bu kelimenin yönetim olarak sınırlandırıcı bir anlam ihtiva ettiği ortadadır. kelimenin orijinali olan politika kelimesi ise taa, aristo, felatun döneminde bile kullanılan bir kelimedir. polis yani şehir kelimesiyle aynı kökten gelir. şehirle ilgili demektir kısaca.
eğer bunu günümüze uyarlarsak, ki uyarlanmıştır da zaten, siyasetin ülke ile ilgili her şeyi kapsadığı rahatlıkla iddia edilebilir. başbakana kafa tutan ana muhalefet liderinden tutun da, evde eşine bulaşıkları yıkamasını söyleyen adama kadar herkes siyasete girmiştir. evet, yanlış anlamadınız. bir adamın karısına "bulaşıkları yıka" demesi dahi siyasettir. siyasi bir anlam içerir. hatta bu sırf bu konuda, donanımlı bir feminist sayfalar dolusu bir makale yazabilir. bireysellikten çıkıp kollektifliğe kayan her şey siyasi anlam içerir. kaldı ki benim bu sözüm dahi, siyasetin en küçük biriminin birey olduğunu iddia edenler tarafından eleştirilebilir, haklılık payları da vardır. ama uzun sözün kısası, insanlığın olduğu her yerde siyaset vardır.
bu yüzden siyaset de biz insanlar ne kadar kirliysek, en fazla o kadar kirlidir.
temiz siyasetten herkesin farklı bir şey anlaması mümkün. zaten siyaset biliminin ortaya koyabileceği bir "temiz siyaset" kavramından bahsedebilmek pek mümkün görünmüyor. kimine göre temiz siyaset, küfür ve hakaret içermeyen siyaset olabilir. ama bana göre temiz siyaset, yukarıda da bahsettiğim gibi, kimliklere dayalı olmayan, dayatmacı olmayan, uzlaşmacı ve akılcı siyaset şeklidir.
bakıyorsunuz tarihe. naziler bir fikir atıyorlar ortaya. buna göre yeryüzündeki bütün geri kalmış ırkları yok edersek ve geriye sadece beyaz kafkas ırkını bırakırsak (onun bile tamamı değil) o zaman dünya muhteşem bir yer halini alır. hiç kimse bunun yüzde yüz yanlış bir şey olduğunu iddia edemez. çünkü öyle bir dünya şimdiye kadar hiç var olmadı. ancak milyonlarca insanın çoluk çocuk denilmeden öldürülmesinin vicdana sığan bir tarafının olmadığı da ortada.
stalinin de kafasında bir takım fikirler vardı. bunları uygulamak için o da milyonlarca insanın hayatını çalmakta beis görmedi. bazen dayatmacılık bu boyutlara ulaşmayabiliyor. sadece yandaşı kayırıp, muhalefeti susturmak ve sindirmek boyutuna indirgenebiliyor mesela. yada sadece insanları belli kıyafetleri giymeye veya giymemeye zorlamak şeklinde de tezahür edebiliyor. ama neticede bunların hepsi kirli siyasettir bana göre. dayatmacıdır. insanları kimliklere ayırır, stereotipler oluşturarak sağlıksız analizlerde bulunur. adaletsizlik yaratarak toplumun bir kesimini dışlayarak bezdirir, bir kısmını da hak ettikleri yerlerden daha yüksek yerlere getirerek şımartır. bu şekilde bir düzenin fazla uzun yaşama olanağı yoktur. çünkü dışlanan insanlar hep bir yolunu bulur ve bu rejimi yıkarlar. aydınlanma çağında olan da budur. bugün abdde siyahların hak mücadeleleri de buna örnektir. akpnin iktidara gelişi de örnektir. iktidardan düşüşü de bunun bir örneği olacaktır. çünkü dayatmacı sistemlerde devlet kudretini elinde bulunduran kesim, sadece bunu korumakla mükellef görür kendisini. sistemin hatalarını düzeltmek için efor sarf etmez. zaten bunu istese de yapamaz, çünkü sisteme eleştiri getirdikleri an, aynı zamanda kendilerine de muhalefet etmiş olurlar. halbuki muhalif kanat eleştirilerinde hürdür ve sistem dışı düşünebilir. bu yaratıcılık farkı eninde sonunda gücün iktidardan muktedire, yani gücü tekeline almaya çalışandan, gücü kendi çabasıyla oluşturanlara geçer. zaten siyasi tarihte sürekli devinim yaşanması da bu sebeptendir.
kimlik siyasetinin en çirkin tarafı ise dışlayıcılığıdır. kendisinden olmayanı dışlar. ya dış mihrak olarak görür, ya da dış mihrakla işbirliği yapan bir hain olarak görür. kendisine yönelik en ufak eleştirileri bile büyük bir tehditmiş gibi algılar. tansiyonları gerer. insanların birbirlerine düşmesine sebep olur. ayrıca bu tarz bir siyaset anlayışının hakim olduğu ülkelerde iktidarlar arası geçişler de hep sancılı olmuştur.
bu yazının sırf akpye yönelik bir eleştiri olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? ancak burada bahsettiğim şeyleri bizler tarihimiz boyunca defaatle yaşadık. benzer şeyler türkiyedeki daha pek çok iktidar döneminde yaşanmıştır. emin olabilirsiniz. sadece türkiyede mi? elbette hayır. dünyanın çeşitli ülkelerinde de yaşanmıştır, yaşanmaktadır. anc
siyaseti kirli bir iş olarak yorumlayıp çıkmak moda oldu bu günlerde. kenan evrenin yetiştirdiği bir neslin çocuklarından da tam olarak bu beklenirdi zaten. yani hata bizde değil, bize siyaseti öcü gibi gösterenlerde. ama bizim de okumamız, araştırmamız ve bu dar kalıpları artık aşmamız gerekiyor.
nedir siyaset? politika kelimesinin türkçedeki enteresan bir iz düşümüdür. çünkü bizde siyasetin kökü seyisle aynıdır. artık nasıl bir kafayla bunu "at bakıcılığı"yla ilişkilendirmişler bilemeyeceğim ama bu kelimenin yönetim olarak sınırlandırıcı bir anlam ihtiva ettiği ortadadır. kelimenin orijinali olan politika kelimesi ise taa, aristo, felatun döneminde bile kullanılan bir kelimedir. polis yani şehir kelimesiyle aynı kökten gelir. şehirle ilgili demektir kısaca.
eğer bunu günümüze uyarlarsak, ki uyarlanmıştır da zaten, siyasetin ülke ile ilgili her şeyi kapsadığı rahatlıkla iddia edilebilir. başbakana kafa tutan ana muhalefet liderinden tutun da, evde eşine bulaşıkları yıkamasını söyleyen adama kadar herkes siyasete girmiştir. evet, yanlış anlamadınız. bir adamın karısına "bulaşıkları yıka" demesi dahi siyasettir. siyasi bir anlam içerir. hatta bu sırf bu konuda, donanımlı bir feminist sayfalar dolusu bir makale yazabilir. bireysellikten çıkıp kollektifliğe kayan her şey siyasi anlam içerir. kaldı ki benim bu sözüm dahi, siyasetin en küçük biriminin birey olduğunu iddia edenler tarafından eleştirilebilir, haklılık payları da vardır. ama uzun sözün kısası, insanlığın olduğu her yerde siyaset vardır.
bu yüzden siyaset de biz insanlar ne kadar kirliysek, en fazla o kadar kirlidir.
temiz siyasetten herkesin farklı bir şey anlaması mümkün. zaten siyaset biliminin ortaya koyabileceği bir "temiz siyaset" kavramından bahsedebilmek pek mümkün görünmüyor. kimine göre temiz siyaset, küfür ve hakaret içermeyen siyaset olabilir. ama bana göre temiz siyaset, yukarıda da bahsettiğim gibi, kimliklere dayalı olmayan, dayatmacı olmayan, uzlaşmacı ve akılcı siyaset şeklidir.
bakıyorsunuz tarihe. naziler bir fikir atıyorlar ortaya. buna göre yeryüzündeki bütün geri kalmış ırkları yok edersek ve geriye sadece beyaz kafkas ırkını bırakırsak (onun bile tamamı değil) o zaman dünya muhteşem bir yer halini alır. hiç kimse bunun yüzde yüz yanlış bir şey olduğunu iddia edemez. çünkü öyle bir dünya şimdiye kadar hiç var olmadı. ancak milyonlarca insanın çoluk çocuk denilmeden öldürülmesinin vicdana sığan bir tarafının olmadığı da ortada.
stalinin de kafasında bir takım fikirler vardı. bunları uygulamak için o da milyonlarca insanın hayatını çalmakta beis görmedi. bazen dayatmacılık bu boyutlara ulaşmayabiliyor. sadece yandaşı kayırıp, muhalefeti susturmak ve sindirmek boyutuna indirgenebiliyor mesela. yada sadece insanları belli kıyafetleri giymeye veya giymemeye zorlamak şeklinde de tezahür edebiliyor. ama neticede bunların hepsi kirli siyasettir bana göre. dayatmacıdır. insanları kimliklere ayırır, stereotipler oluşturarak sağlıksız analizlerde bulunur. adaletsizlik yaratarak toplumun bir kesimini dışlayarak bezdirir, bir kısmını da hak ettikleri yerlerden daha yüksek yerlere getirerek şımartır. bu şekilde bir düzenin fazla uzun yaşama olanağı yoktur. çünkü dışlanan insanlar hep bir yolunu bulur ve bu rejimi yıkarlar. aydınlanma çağında olan da budur. bugün abdde siyahların hak mücadeleleri de buna örnektir. akpnin iktidara gelişi de örnektir. iktidardan düşüşü de bunun bir örneği olacaktır. çünkü dayatmacı sistemlerde devlet kudretini elinde bulunduran kesim, sadece bunu korumakla mükellef görür kendisini. sistemin hatalarını düzeltmek için efor sarf etmez. zaten bunu istese de yapamaz, çünkü sisteme eleştiri getirdikleri an, aynı zamanda kendilerine de muhalefet etmiş olurlar. halbuki muhalif kanat eleştirilerinde hürdür ve sistem dışı düşünebilir. bu yaratıcılık farkı eninde sonunda gücün iktidardan muktedire, yani gücü tekeline almaya çalışandan, gücü kendi çabasıyla oluşturanlara geçer. zaten siyasi tarihte sürekli devinim yaşanması da bu sebeptendir.
kimlik siyasetinin en çirkin tarafı ise dışlayıcılığıdır. kendisinden olmayanı dışlar. ya dış mihrak olarak görür, ya da dış mihrakla işbirliği yapan bir hain olarak görür. kendisine yönelik en ufak eleştirileri bile büyük bir tehditmiş gibi algılar. tansiyonları gerer. insanların birbirlerine düşmesine sebep olur. ayrıca bu tarz bir siyaset anlayışının hakim olduğu ülkelerde iktidarlar arası geçişler de hep sancılı olmuştur.
bu yazının sırf akpye yönelik bir eleştiri olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? ancak burada bahsettiğim şeyleri bizler tarihimiz boyunca defaatle yaşadık. benzer şeyler türkiyedeki daha pek çok iktidar döneminde yaşanmıştır. emin olabilirsiniz. sadece türkiyede mi? elbette hayır. dünyanın çeşitli ülkelerinde de yaşanmıştır, yaşanmaktadır. anc
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com