bugün
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur10
- güncelleme sonrası oluşan gif yükleme hatası3
- keyif kaçıran şeyler6
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey12
- akp'nin kemalistleşmesi5
- polo ralph lauren vs us polo assn3
- kemal kılıçdaroğlu vs bülent ecevit3
- günün sözü3
- sözlüğün en ılık yazarı5
- cennet çamuru3
- rothschildin hayat bir anda değişebilir twiti2
- anın görüntüsü25
- sözlüğün yeni tasarımı22
- samsak döveci9
- cenneti arzulayan örnek yaşam sürer5
- ucuz atlatmak3
- barbunya pilakisi seven bokkefali4
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- ne bu fon vurgunu5
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- aşk17
- tinto brass12
- aponun villası9
- opel vectra b4
- masterchef 20263
- galatasaray amed operasyonu4
- italyan arabaları3
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- kimseye ihtiyaç duymamak5
- hoca2
- paranın mutluluk getirmemesi7
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- kötü bir insan mıyım ben5
- rüyada hiç gitmediğin mekanı görmek4
- konuşurken anladın mı deyip duran tip6
- holocaust2
- pforzheim toplum mürşidi piizci ismed efendi2
- uludede ile hacca gitmek3
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- terhis oluyorum sözlük21
- hayal garip2
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri4
- fatma betül sayan kaya28
- sense and sensibility2
- bik bik'in gerçek yüzü2
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
hikaye Ediz Bahtiyaroğlu'nun gerçek yaşam öyküsünün, babasının ağzından anlatılışıdır. * *
--spoiler--
Babam gidiyoruz dediğinde 13 yaşındaydım.
Evim diye bildiğim toprakları bırakıp, Türkiye'ye doğru yola çıktık. "Türkçe bilmiyorum ki, okula nasıl gideceğim" diye düşünüyordum. Babamın çok fazla parası da yoktu. Okula gitmek yerine bir fabrikaya girdim. Artık işçiydim.
Yıllar geçti. Ayten'i tanıdım. Hala işçiydim, hayat hala zordu. Evlendik ve üç çocuğumuz oldu. Çocukların hepsi güzel olur da, nedense en küçük olan hep daha farklı bir yere konur ya, işte bizim ufaklık da bir başkaydı. Daha annesinin karnındayken bile rahat durmuyordu. Benim diyen forvet öyle tekme yememiştir, Ayten'in yediği kadar. Yani 9 ay boyunca bir hakem olsa yanımızda, her gün çift sarıdan kırmızıyı yerdi. "Bak hanım, senin oğlun bu gidişle futbolcu olur" demiştim.
Ayten'i doğum için SSK'ya götürdüm. Bembeyaz tenli, renkli gözlü, 4 kilodan ağır bir bebek olarak dünyaya geldi. Ayten de yediği tüm tekmeleri unuttu gitti.
Okul çağı gelince, okula gönderdik ama aklı fikri topta. Ben de gençken futbol oynadım ama bu bir başka. Gözü futbol topundan başka hiçbir şey görmüyor. Mahalle arasında futbol oynuyor, gürültüden dolayı komşulardan hep şikayet alıyoruz. Mahallenin gençlerinin oluşturduğu bir futbol takımı varmış. Gitmiş o kulübe girmiş. Akşam eve geliyorum, oğlan kanter içinde, su gibi olmuş, sobanın yanında ısınıyor. Annesi tuvalette çamurlu ayakkabılarını yıkıyor. Diğer çocuklarıma bakıyorum, hep ders çalışıyorlar. Bu daha kitaplarının kapağını açmamış. Kitaplar kullanılmadığı için öylesine yeni gibi duruyor ki, her senenin sonunda o kitapları satıp, kendisine harçlık yapıyor.
10 yaşına gelince tutturdu beni seçmelere götürün diye. Ayten ona zaten hiç kıyamaz. O ne isterse yapar. Ertesi gün dolmuşa binip, şehrin süper ligde oynayan takımının seçmelerine gittiler. Annesi anlattı, binlerce çocuk varmış. Onların arasından bizimkini seçmişler.
-ismail görmeliydin halini. Dolmuşa bindik eve geri dönüyoruz, sevinçten yerinde duramıyordu. "Anneciğim sana söz veriyorum. Seni saraylarda yaşatacağım" dedi bana.
+Altyapıda para da vermiyorlar. Nasıl göndereceğiz, forması, eşofmanı, dolmuş parası.
-Ses etme ismail. Allah büyük, yaparız bir şeyler.
Benden gizli gizli annesiyle gidip, taksitle krampon almışlar. Ev ile antrenman yapılan yer arası 10 km mesafe var. Her gün yürüyerek gidiyor. Soğukta elleri, yüzü morarmış biçimde geri geliyor. Çocuk sıcak bir banyo yapacak, tüp bitecek diye şofbeni bile açmıyorlar. Diğer taraftan, Ebru ile Engin'in dershanelerine para yetiştirmeye çalışıyoruz. Ayten her akşam, onun kıyafetlerini yıkayıp, sobanın yanında kurutuyor ki, sabaha hazır olsun. Bu çile 5 sene boyunca sürdü.
Erkek Lisesi'ne giderken bir gün Tarih öğretmeni annesini çağırdı. "Hanımefendi, bu çocuğun kafası boş, bundan bir şey olmaz" dedi. Hepimiz biliyorduk onun futboldan başka hiçbir şeye ilgisinin olmadığını. Zaten o yılın sonunda ilk profesyonel imzasını da attı. 100 milyon lira verdiler. 10 lirasını cebine koymuş, 90 lirasını annesine vermiş. Ayten de gitmiş, 90 lirayla oğlu güçlensin, toplara daha iyi vursun diye et almış, muz almış. Nerede pahalı şey var, gidip almış, gelmiş mübarek.
Bir süre sonra Ankara'dan transfer teklifi geldi. Annesi ağladı etti ama kendisiyle aynı kulüpteki iki arkadaşıyla birlikte Ankara'ya gittiler. Daha 16 yaşındaydı. iki arkadaşı yapamamışlar dönmüşler. Bizimki her akşam yorganın altına girip, anneciğim, babacığım diye ağlıyormuş. Annesiyle telefonda konuşmuş. Annesi "istersen dön yavrum" demiş. "Sizin için kalıyorum. Para kazanmam, sizi rahat yaşatmam lazım" diye cevap vermiş.
O sene 2 milyar para kazandı. Hepsini bize gönderdi. Tıpkı öldüğü güne kadar yaptığı gibi. Ve bugün, sahip olduğumuz herşeyi ona borçluyuz. En son aldığı arabayı bile annesinin üzerine yapmış. Evladın hayırlısını yetiştirmişiz.
O gidiyorum dediğinde 26 yaşındaydı. Onu transferin son günü, cennete transfer ettik.
Umarım oralarda bir yerlerde, taksitle krampon satılıyordur...
--spoiler--
***
Bu kirli futbol dünyasında çok temiz kalmışsın be Ediz... Bir kez daha, mekanın cennet olsun...
--spoiler--
Babam gidiyoruz dediğinde 13 yaşındaydım.
Evim diye bildiğim toprakları bırakıp, Türkiye'ye doğru yola çıktık. "Türkçe bilmiyorum ki, okula nasıl gideceğim" diye düşünüyordum. Babamın çok fazla parası da yoktu. Okula gitmek yerine bir fabrikaya girdim. Artık işçiydim.
Yıllar geçti. Ayten'i tanıdım. Hala işçiydim, hayat hala zordu. Evlendik ve üç çocuğumuz oldu. Çocukların hepsi güzel olur da, nedense en küçük olan hep daha farklı bir yere konur ya, işte bizim ufaklık da bir başkaydı. Daha annesinin karnındayken bile rahat durmuyordu. Benim diyen forvet öyle tekme yememiştir, Ayten'in yediği kadar. Yani 9 ay boyunca bir hakem olsa yanımızda, her gün çift sarıdan kırmızıyı yerdi. "Bak hanım, senin oğlun bu gidişle futbolcu olur" demiştim.
Ayten'i doğum için SSK'ya götürdüm. Bembeyaz tenli, renkli gözlü, 4 kilodan ağır bir bebek olarak dünyaya geldi. Ayten de yediği tüm tekmeleri unuttu gitti.
Okul çağı gelince, okula gönderdik ama aklı fikri topta. Ben de gençken futbol oynadım ama bu bir başka. Gözü futbol topundan başka hiçbir şey görmüyor. Mahalle arasında futbol oynuyor, gürültüden dolayı komşulardan hep şikayet alıyoruz. Mahallenin gençlerinin oluşturduğu bir futbol takımı varmış. Gitmiş o kulübe girmiş. Akşam eve geliyorum, oğlan kanter içinde, su gibi olmuş, sobanın yanında ısınıyor. Annesi tuvalette çamurlu ayakkabılarını yıkıyor. Diğer çocuklarıma bakıyorum, hep ders çalışıyorlar. Bu daha kitaplarının kapağını açmamış. Kitaplar kullanılmadığı için öylesine yeni gibi duruyor ki, her senenin sonunda o kitapları satıp, kendisine harçlık yapıyor.
10 yaşına gelince tutturdu beni seçmelere götürün diye. Ayten ona zaten hiç kıyamaz. O ne isterse yapar. Ertesi gün dolmuşa binip, şehrin süper ligde oynayan takımının seçmelerine gittiler. Annesi anlattı, binlerce çocuk varmış. Onların arasından bizimkini seçmişler.
-ismail görmeliydin halini. Dolmuşa bindik eve geri dönüyoruz, sevinçten yerinde duramıyordu. "Anneciğim sana söz veriyorum. Seni saraylarda yaşatacağım" dedi bana.
+Altyapıda para da vermiyorlar. Nasıl göndereceğiz, forması, eşofmanı, dolmuş parası.
-Ses etme ismail. Allah büyük, yaparız bir şeyler.
Benden gizli gizli annesiyle gidip, taksitle krampon almışlar. Ev ile antrenman yapılan yer arası 10 km mesafe var. Her gün yürüyerek gidiyor. Soğukta elleri, yüzü morarmış biçimde geri geliyor. Çocuk sıcak bir banyo yapacak, tüp bitecek diye şofbeni bile açmıyorlar. Diğer taraftan, Ebru ile Engin'in dershanelerine para yetiştirmeye çalışıyoruz. Ayten her akşam, onun kıyafetlerini yıkayıp, sobanın yanında kurutuyor ki, sabaha hazır olsun. Bu çile 5 sene boyunca sürdü.
Erkek Lisesi'ne giderken bir gün Tarih öğretmeni annesini çağırdı. "Hanımefendi, bu çocuğun kafası boş, bundan bir şey olmaz" dedi. Hepimiz biliyorduk onun futboldan başka hiçbir şeye ilgisinin olmadığını. Zaten o yılın sonunda ilk profesyonel imzasını da attı. 100 milyon lira verdiler. 10 lirasını cebine koymuş, 90 lirasını annesine vermiş. Ayten de gitmiş, 90 lirayla oğlu güçlensin, toplara daha iyi vursun diye et almış, muz almış. Nerede pahalı şey var, gidip almış, gelmiş mübarek.
Bir süre sonra Ankara'dan transfer teklifi geldi. Annesi ağladı etti ama kendisiyle aynı kulüpteki iki arkadaşıyla birlikte Ankara'ya gittiler. Daha 16 yaşındaydı. iki arkadaşı yapamamışlar dönmüşler. Bizimki her akşam yorganın altına girip, anneciğim, babacığım diye ağlıyormuş. Annesiyle telefonda konuşmuş. Annesi "istersen dön yavrum" demiş. "Sizin için kalıyorum. Para kazanmam, sizi rahat yaşatmam lazım" diye cevap vermiş.
O sene 2 milyar para kazandı. Hepsini bize gönderdi. Tıpkı öldüğü güne kadar yaptığı gibi. Ve bugün, sahip olduğumuz herşeyi ona borçluyuz. En son aldığı arabayı bile annesinin üzerine yapmış. Evladın hayırlısını yetiştirmişiz.
O gidiyorum dediğinde 26 yaşındaydı. Onu transferin son günü, cennete transfer ettik.
Umarım oralarda bir yerlerde, taksitle krampon satılıyordur...
--spoiler--
***
Bu kirli futbol dünyasında çok temiz kalmışsın be Ediz... Bir kez daha, mekanın cennet olsun...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com