bugün
- vincenzo montella'nın halen istifa etmemiş olması9
- platonik aşk5
- aç olmak ama ne yemek istediğini bilmemek3
- treni kaçırmak5
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı52
- kızın yanında güvercin avuçlayıp özgürsün demek3
- yuzırların süper güçleri4
- sözlük düşünce çalılıkları sıklığı2
- enteresan beddualar4
- termodinamiğin ikinci kanununu silkmek2
- maasların anormal yuksek olması4
- inek yalamış saç stili2
- haiti3
- iç anadolu ağzı3
- duş alıp yatağa çırılçıplak atlamak2
- kezo ile ilk buluşmada cümleye kısa 1 ara vermek2
- markette taze fasulye 100 tl köylü satıyor 100 tl3
- portföye eklenen mal varlığı olarak pipi2
- yaz gribi3
- sinekkaydı gezmenin bağımlılık yapması3
- erkeklere çekici gelen kadın meslekleri10
- sözlüğe aile armalı robdöşambırla gelmek2
- ankara mı istanbul mu10
- kütahya da inşaat iskelesi çökmesi2
- berberlere zam gelmesi7
- aşure günü2
- sersem gibi görünmek2
- katolik varoluşçu filozof herr ismet gürbüngen2
- 20 haziran 2026 hollanda isveç maçı3
- aylık 362 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- düşüncelerin gücü3
- tımarhanede akli dengeyi yitirerek ölmek2
- alkolü bırakmak2
- her gün tıraş olmak3
- türkiye'nin asla düzelemeyecek olmasının sebebi12
- amerika birleşik devletleri6
- muz cumhuriyeti2
- avustralya10
- dünyevi nihilizm3
- derin devlet2
- suavi nin konyalı olması3
- sabah 5de uyananı ziksinler3
- vagus siniri2
- ahıra giriş2
- erkeklerin akılsızlıkları9
- deniz gül2
- tek başına tatile giden erkek2
- istanbul vapurları3
- destur zall hazretleri online3
- nuh tufanı olayı gerçek midir11
Powerage albümünde yer alan acdc parçası...
See it on television every day
Hear it on the radio
It ain't humid but it sure is hot
Down in Mexico
Boss man tryin' to tell me
Beginnin' of the end
Sayin' it'll bend me
Too late my friend
Riff raff
It's good for a laugh
Riff raff
Laugh yourself in half
Now I'm the kind of guy that keeps his big mouth shut
It don't bother me
Somebody kickin' me when I'm up
Leaves me in misery
I never shot nobody
Don't even carry a gun
I ain't doin' nothin' wrong
I'm just havin' fun
Riff raff
It's good for a laugh
Riff raff
Laugh yourself in half
See it on television every day
Hear it on the radio
It ain't humid but it sure is hot
Down in Mexico
Boss man tryin' to tell me
Beginnin' of the end
Sayin' it'll bend me
Too late my friend
Riff raff
It's good for a laugh
Riff raff
Laugh yourself in half
Now I'm the kind of guy that keeps his big mouth shut
It don't bother me
Somebody kickin' me when I'm up
Leaves me in misery
I never shot nobody
Don't even carry a gun
I ain't doin' nothin' wrong
I'm just havin' fun
Riff raff
It's good for a laugh
Riff raff
Laugh yourself in half
ingiliz ingilizcesi argosunda ayak takımı anlamına gelir.
heathcliff çizgi filminde ilk reklamdan sonra başlayan 2. bölümün başrol oyuncusu olan kedi, catillac cats isimli bir tayfası vardır, çöpte yaşar.
hector, wordsworth, mungo isimli 3 saz arkadaşıyla dolaşan, elinden bastonunu ve başından beyaz şapkasını eksik etmeyen, cleo isimli çok zarif bir sevgilisi olan karakter. arabada yaşıyorlardı. bana göre heathcliff den çok daha eğlenceliydi maceraları.
''tip toe wing in my jawwdinz'' şarkısı hoştur.
91 yapımı ken loach filmi. londra'daki inşaat işçilerinin hayatından bir kesit sunar. thatcher'ın neoliberal politikalarının yarattığı yıkımı, güvencesizleşen işçileri, budanan sosyal hakları, ve bu ortamda filizlenmeye çalışan bir aşk hikayesini ken loach'un o sade ve gerçek üslubuyla izleriz. uzun lafın kısası güzel filmdir, çok güzeldir.
''riff raff'' ingilizce 'ayak takımı' anlamına gelir. ve bu isimle çok güzel bir film vardır.
Sosyalist kimliğinden ödün vermeyen büyük usta Ken Loach’un 1991 yapımı Riff-Raff (Ayak Takımı) filmi; film gösterime girmeden hayatını kaybeden Bill Jesse adlı bir inşaat işcisinin anılarından senaryolaştırılmış. Öykü; 80’li yıllarda, neo-liberal ekonomi uygulamalarının zirve yaptığı Başbakan Margaret Teatcher dönemi ingiltere’sinde, Kuzey Londra’da geçiyor…
iskoç asıllı Stevie, hırsızlık suçundan girdiği hapisten yeni çıkmıştır. Londra’ya gelerek, son derece ilkel koşulları olan bir inşaatta çalışmaya başlar. inşaattaki diğer işçilerin yardımıyla terk edilmiş bir binaya yerleşir. Kısa bir süre sonra, işsiz ve yeteneksiz bir şarkıcı olan Susan’la tanışır…
Ken Loach’un kamerası, Londra’nın kenar mahallelerinde yaşayan yoksul insanların arasında dolaşarak bize belgesel tadında bir film sunuyor. Uyuşturucu, sosyal haklar, kadın-erkek ilişkileri gibi birçok konu, dozu kaçırılmadan uyum içerisinde aktarılıyor…(politikfilm adlı siteden alındı bu kısım)
şimdi film ile ilgili öznel paylaşımda bulunursam, filmde işçi sınıfının sermayedarlar tarafından nasıl sömürüldüğü, hayatlarının hiçbir öneminin olmadığı, hastalanır veya ölürlerse kimse tarafından sahip çıkılmayacağını, farkındalık sahibi bir işçinin ise işine nasıl son verip sorunu çözdüklerini çok güzel gösteriyor.
bunun yanında işçilerinde kendi içindeki durumlarını çok gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. yaşamlarını, kendi aralarında dayanaşma olmamasını, kendi küçük hırsızlıklarını, birbirlerini kandırmalarını, kazıklamalarını, lümpenliğini, boşvermişliğini, küçük ırkçı söylemlerini vs.
bazen bu tarz durumları gerçek hayatta da gördüğümde, marx'ın proleter hakkında fazla iyimser olduğunu düşünüyorum. herhangi bir sınıfsal bakış açısına kesinlikle sahip değilller, hepsinin hayali bir gün burjuva olabilmek. yine de filmin sonunda çalıştıkları inşaatı ateşe vermeleri bana sonunda akıllanıp 'devrim' yapabilecekleri ile ilgili bir sembol olarak geldi nedense. yönetmen sonunda umut aşılamak istemiş her şeye rağmen.
filmde en sevdiğim diyalog ise;
susan: sen hiç depresyona girmez misin?
stevie: depresyon burjuvalar içindir, geriye kalanımız sabah erkenden işe koyulmak zorunda.
iyi seyirler.
Sosyalist kimliğinden ödün vermeyen büyük usta Ken Loach’un 1991 yapımı Riff-Raff (Ayak Takımı) filmi; film gösterime girmeden hayatını kaybeden Bill Jesse adlı bir inşaat işcisinin anılarından senaryolaştırılmış. Öykü; 80’li yıllarda, neo-liberal ekonomi uygulamalarının zirve yaptığı Başbakan Margaret Teatcher dönemi ingiltere’sinde, Kuzey Londra’da geçiyor…
iskoç asıllı Stevie, hırsızlık suçundan girdiği hapisten yeni çıkmıştır. Londra’ya gelerek, son derece ilkel koşulları olan bir inşaatta çalışmaya başlar. inşaattaki diğer işçilerin yardımıyla terk edilmiş bir binaya yerleşir. Kısa bir süre sonra, işsiz ve yeteneksiz bir şarkıcı olan Susan’la tanışır…
Ken Loach’un kamerası, Londra’nın kenar mahallelerinde yaşayan yoksul insanların arasında dolaşarak bize belgesel tadında bir film sunuyor. Uyuşturucu, sosyal haklar, kadın-erkek ilişkileri gibi birçok konu, dozu kaçırılmadan uyum içerisinde aktarılıyor…(politikfilm adlı siteden alındı bu kısım)
şimdi film ile ilgili öznel paylaşımda bulunursam, filmde işçi sınıfının sermayedarlar tarafından nasıl sömürüldüğü, hayatlarının hiçbir öneminin olmadığı, hastalanır veya ölürlerse kimse tarafından sahip çıkılmayacağını, farkındalık sahibi bir işçinin ise işine nasıl son verip sorunu çözdüklerini çok güzel gösteriyor.
bunun yanında işçilerinde kendi içindeki durumlarını çok gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. yaşamlarını, kendi aralarında dayanaşma olmamasını, kendi küçük hırsızlıklarını, birbirlerini kandırmalarını, kazıklamalarını, lümpenliğini, boşvermişliğini, küçük ırkçı söylemlerini vs.
bazen bu tarz durumları gerçek hayatta da gördüğümde, marx'ın proleter hakkında fazla iyimser olduğunu düşünüyorum. herhangi bir sınıfsal bakış açısına kesinlikle sahip değilller, hepsinin hayali bir gün burjuva olabilmek. yine de filmin sonunda çalıştıkları inşaatı ateşe vermeleri bana sonunda akıllanıp 'devrim' yapabilecekleri ile ilgili bir sembol olarak geldi nedense. yönetmen sonunda umut aşılamak istemiş her şeye rağmen.
filmde en sevdiğim diyalog ise;
susan: sen hiç depresyona girmez misin?
stevie: depresyon burjuvalar içindir, geriye kalanımız sabah erkenden işe koyulmak zorunda.
iyi seyirler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar