bugün
- meleğim diye hitap eden kova burcu erkeği9
- sözlüğün en güzel kadını24
- pis hissettiren şeyler6
- arkadaşlar ben saçımı hangi renge boyayacağım ya5
- öğrenci sorusunun felsefi ağırlığı2
- erdoğan'ın bm konuşmasına eşiyle el ele gitmesi4
- dacia striker'in türkiye de üretime başlaması3
- ghosting2
- özkanlar4
- kıymalı domatesli biberli soğanlı yumurta8
- patates kızartması ve ketçap ikilisi3
- dünya39
- kova burcunun bağımlılık yapıyor olması2
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı35
- menemen2
- instagram tedavisi olmayan hastalıktır2
- amerika birleşik devletleri29
- atatürk diyor ki13
- babası fakir olup evlenirken altın isteyen kezban2
- cenaze evinde yemek dağıtmak2
- ecevit denince akla gelen şeyler29
- bir kaç kişinin sözlüğü oyuncağı haline getirmesi2
- 80 bin entry girecek kadar işsiz olmak11
- intihar eden emekli polistn görüntü aldrmayn polis2
- cumartesi sabahlari2
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması30
- 25 eylül 2026 aym önünde intihar eden emekli12
- gece araba sürerken yan cama yapışan kanlı eller3
- kahrolsun sütyenler memelere özgürlük2
- insan olmaya ceyrek kala2
- israil10
- sarılmak istediğiniz sözlük yazarları8
- süper kahraman filmleri deccaliyeti aşılıyor3
- pornonun ne olduğunu unutmak3
- flört uygulamasında kod incelemesi yapmak2
- ali tarakcı hakkında soruşturma başlatılması3
- en güzel oyuncular2
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin35
- norveç9
- yahudilere hınç besleyip cinnet geçirmek7
- yazılımcıların flört edememesi9
- sabahları sevilen şeyler6
- mustafa kemal atatürk10
- geceleri aniden gelen acıkma hissi2
- evanjelist9
- en medeni ortadoğulular6
- sözlük kızları nerede sorunsalı6
- türk rock grupları8
- taş gibi kalçası olan kadın7
- hewal ebo12
Powerage albümünde yer alan acdc parçası...
See it on television every day
Hear it on the radio
It ain't humid but it sure is hot
Down in Mexico
Boss man tryin' to tell me
Beginnin' of the end
Sayin' it'll bend me
Too late my friend
Riff raff
It's good for a laugh
Riff raff
Laugh yourself in half
Now I'm the kind of guy that keeps his big mouth shut
It don't bother me
Somebody kickin' me when I'm up
Leaves me in misery
I never shot nobody
Don't even carry a gun
I ain't doin' nothin' wrong
I'm just havin' fun
Riff raff
It's good for a laugh
Riff raff
Laugh yourself in half
See it on television every day
Hear it on the radio
It ain't humid but it sure is hot
Down in Mexico
Boss man tryin' to tell me
Beginnin' of the end
Sayin' it'll bend me
Too late my friend
Riff raff
It's good for a laugh
Riff raff
Laugh yourself in half
Now I'm the kind of guy that keeps his big mouth shut
It don't bother me
Somebody kickin' me when I'm up
Leaves me in misery
I never shot nobody
Don't even carry a gun
I ain't doin' nothin' wrong
I'm just havin' fun
Riff raff
It's good for a laugh
Riff raff
Laugh yourself in half
ingiliz ingilizcesi argosunda ayak takımı anlamına gelir.
heathcliff çizgi filminde ilk reklamdan sonra başlayan 2. bölümün başrol oyuncusu olan kedi, catillac cats isimli bir tayfası vardır, çöpte yaşar.
hector, wordsworth, mungo isimli 3 saz arkadaşıyla dolaşan, elinden bastonunu ve başından beyaz şapkasını eksik etmeyen, cleo isimli çok zarif bir sevgilisi olan karakter. arabada yaşıyorlardı. bana göre heathcliff den çok daha eğlenceliydi maceraları.
''tip toe wing in my jawwdinz'' şarkısı hoştur.
91 yapımı ken loach filmi. londra'daki inşaat işçilerinin hayatından bir kesit sunar. thatcher'ın neoliberal politikalarının yarattığı yıkımı, güvencesizleşen işçileri, budanan sosyal hakları, ve bu ortamda filizlenmeye çalışan bir aşk hikayesini ken loach'un o sade ve gerçek üslubuyla izleriz. uzun lafın kısası güzel filmdir, çok güzeldir.
''riff raff'' ingilizce 'ayak takımı' anlamına gelir. ve bu isimle çok güzel bir film vardır.
Sosyalist kimliğinden ödün vermeyen büyük usta Ken Loach’un 1991 yapımı Riff-Raff (Ayak Takımı) filmi; film gösterime girmeden hayatını kaybeden Bill Jesse adlı bir inşaat işcisinin anılarından senaryolaştırılmış. Öykü; 80’li yıllarda, neo-liberal ekonomi uygulamalarının zirve yaptığı Başbakan Margaret Teatcher dönemi ingiltere’sinde, Kuzey Londra’da geçiyor…
iskoç asıllı Stevie, hırsızlık suçundan girdiği hapisten yeni çıkmıştır. Londra’ya gelerek, son derece ilkel koşulları olan bir inşaatta çalışmaya başlar. inşaattaki diğer işçilerin yardımıyla terk edilmiş bir binaya yerleşir. Kısa bir süre sonra, işsiz ve yeteneksiz bir şarkıcı olan Susan’la tanışır…
Ken Loach’un kamerası, Londra’nın kenar mahallelerinde yaşayan yoksul insanların arasında dolaşarak bize belgesel tadında bir film sunuyor. Uyuşturucu, sosyal haklar, kadın-erkek ilişkileri gibi birçok konu, dozu kaçırılmadan uyum içerisinde aktarılıyor…(politikfilm adlı siteden alındı bu kısım)
şimdi film ile ilgili öznel paylaşımda bulunursam, filmde işçi sınıfının sermayedarlar tarafından nasıl sömürüldüğü, hayatlarının hiçbir öneminin olmadığı, hastalanır veya ölürlerse kimse tarafından sahip çıkılmayacağını, farkındalık sahibi bir işçinin ise işine nasıl son verip sorunu çözdüklerini çok güzel gösteriyor.
bunun yanında işçilerinde kendi içindeki durumlarını çok gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. yaşamlarını, kendi aralarında dayanaşma olmamasını, kendi küçük hırsızlıklarını, birbirlerini kandırmalarını, kazıklamalarını, lümpenliğini, boşvermişliğini, küçük ırkçı söylemlerini vs.
bazen bu tarz durumları gerçek hayatta da gördüğümde, marx'ın proleter hakkında fazla iyimser olduğunu düşünüyorum. herhangi bir sınıfsal bakış açısına kesinlikle sahip değilller, hepsinin hayali bir gün burjuva olabilmek. yine de filmin sonunda çalıştıkları inşaatı ateşe vermeleri bana sonunda akıllanıp 'devrim' yapabilecekleri ile ilgili bir sembol olarak geldi nedense. yönetmen sonunda umut aşılamak istemiş her şeye rağmen.
filmde en sevdiğim diyalog ise;
susan: sen hiç depresyona girmez misin?
stevie: depresyon burjuvalar içindir, geriye kalanımız sabah erkenden işe koyulmak zorunda.
iyi seyirler.
Sosyalist kimliğinden ödün vermeyen büyük usta Ken Loach’un 1991 yapımı Riff-Raff (Ayak Takımı) filmi; film gösterime girmeden hayatını kaybeden Bill Jesse adlı bir inşaat işcisinin anılarından senaryolaştırılmış. Öykü; 80’li yıllarda, neo-liberal ekonomi uygulamalarının zirve yaptığı Başbakan Margaret Teatcher dönemi ingiltere’sinde, Kuzey Londra’da geçiyor…
iskoç asıllı Stevie, hırsızlık suçundan girdiği hapisten yeni çıkmıştır. Londra’ya gelerek, son derece ilkel koşulları olan bir inşaatta çalışmaya başlar. inşaattaki diğer işçilerin yardımıyla terk edilmiş bir binaya yerleşir. Kısa bir süre sonra, işsiz ve yeteneksiz bir şarkıcı olan Susan’la tanışır…
Ken Loach’un kamerası, Londra’nın kenar mahallelerinde yaşayan yoksul insanların arasında dolaşarak bize belgesel tadında bir film sunuyor. Uyuşturucu, sosyal haklar, kadın-erkek ilişkileri gibi birçok konu, dozu kaçırılmadan uyum içerisinde aktarılıyor…(politikfilm adlı siteden alındı bu kısım)
şimdi film ile ilgili öznel paylaşımda bulunursam, filmde işçi sınıfının sermayedarlar tarafından nasıl sömürüldüğü, hayatlarının hiçbir öneminin olmadığı, hastalanır veya ölürlerse kimse tarafından sahip çıkılmayacağını, farkındalık sahibi bir işçinin ise işine nasıl son verip sorunu çözdüklerini çok güzel gösteriyor.
bunun yanında işçilerinde kendi içindeki durumlarını çok gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. yaşamlarını, kendi aralarında dayanaşma olmamasını, kendi küçük hırsızlıklarını, birbirlerini kandırmalarını, kazıklamalarını, lümpenliğini, boşvermişliğini, küçük ırkçı söylemlerini vs.
bazen bu tarz durumları gerçek hayatta da gördüğümde, marx'ın proleter hakkında fazla iyimser olduğunu düşünüyorum. herhangi bir sınıfsal bakış açısına kesinlikle sahip değilller, hepsinin hayali bir gün burjuva olabilmek. yine de filmin sonunda çalıştıkları inşaatı ateşe vermeleri bana sonunda akıllanıp 'devrim' yapabilecekleri ile ilgili bir sembol olarak geldi nedense. yönetmen sonunda umut aşılamak istemiş her şeye rağmen.
filmde en sevdiğim diyalog ise;
susan: sen hiç depresyona girmez misin?
stevie: depresyon burjuvalar içindir, geriye kalanımız sabah erkenden işe koyulmak zorunda.
iyi seyirler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar