bugün
- hiçbir servet zamanı satın alamaz10
- 1 milyon dolar ama sözlükte nude'un dolaşacak5
- romelu lukaku5
- türk milletine kurulan pusu10
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı5
- terörist mecliste konuşma mı yapar3
- çerçeve yasa19
- sebahattin şirin4
- allah'ın delili hazreti mehdi3
- ümmetçilerin vatan sevgisi3
- profilini gizli tutma nedeni9
- en sevdiğin eşofmana çamaşır suyu dökülmesi5
- apo piçtir piç kalacak10
- kalp krizi2
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle3
- true'nun sözlüğe küsmesi6
- sözlük yakışıklıların fotoğrafları4
- en namuslu kadın bile dudaktan öpüşmüştür5
- eski türkiye2
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu13
- mel melin palavra sıkması9
- akp iktidarının yaptığı en önemli hizmet7
- ismet'in domuz çukulatası getirmesi8
- nihavent kardeşimizin sözlüğe teşrif etmesi4
- sözlüğe taze kan ihtiyacı5
- büyük oyunu görmek4
- intihar edenler hiç korkmuyor mu5
- poğaca ile kahvaltı yapmak8
- ihtiyar yazar6
- suudi arabistan'a saldırılırsa türkiye de savaşta3
- türkiyeye gelmiş en iyi yabancı kaleci6
- güzel kızlara bakmanın mutluluk vermesi2
- mantıklı mantıklı konuşup can sıkmak5
- en güzel reçel6
- abdullah öcalan'ı paşa yapmak6
- güzel kızlara kötü davranmak3
- galatasaray ın yeni transferi2
- bugün çok felsefik ve derin şeyler söylemem2
- herkesle iyi geçinmek6
- türkiyeye gelmiş en büyük yıldız5
- nihavent gerizekalısı3
- abdullah öcalan'ın paşa olmasını isteyen akp li4
- nihoş4
- ifşalanmak2
- israil den lübnan'a yoğun saldırılar2
- tai lung13
- kapak yapmak2
- seri gizli artı oy veren melek5
- kaynak götüm2
- yazilimcilarin flort sorunu3
''riff raff'' ingilizce 'ayak takımı' anlamına gelir. ve bu isimle çok güzel bir film vardır.
Sosyalist kimliğinden ödün vermeyen büyük usta Ken Loach’un 1991 yapımı Riff-Raff (Ayak Takımı) filmi; film gösterime girmeden hayatını kaybeden Bill Jesse adlı bir inşaat işcisinin anılarından senaryolaştırılmış. Öykü; 80’li yıllarda, neo-liberal ekonomi uygulamalarının zirve yaptığı Başbakan Margaret Teatcher dönemi ingiltere’sinde, Kuzey Londra’da geçiyor…
iskoç asıllı Stevie, hırsızlık suçundan girdiği hapisten yeni çıkmıştır. Londra’ya gelerek, son derece ilkel koşulları olan bir inşaatta çalışmaya başlar. inşaattaki diğer işçilerin yardımıyla terk edilmiş bir binaya yerleşir. Kısa bir süre sonra, işsiz ve yeteneksiz bir şarkıcı olan Susan’la tanışır…
Ken Loach’un kamerası, Londra’nın kenar mahallelerinde yaşayan yoksul insanların arasında dolaşarak bize belgesel tadında bir film sunuyor. Uyuşturucu, sosyal haklar, kadın-erkek ilişkileri gibi birçok konu, dozu kaçırılmadan uyum içerisinde aktarılıyor…(politikfilm adlı siteden alındı bu kısım)
şimdi film ile ilgili öznel paylaşımda bulunursam, filmde işçi sınıfının sermayedarlar tarafından nasıl sömürüldüğü, hayatlarının hiçbir öneminin olmadığı, hastalanır veya ölürlerse kimse tarafından sahip çıkılmayacağını, farkındalık sahibi bir işçinin ise işine nasıl son verip sorunu çözdüklerini çok güzel gösteriyor.
bunun yanında işçilerinde kendi içindeki durumlarını çok gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. yaşamlarını, kendi aralarında dayanaşma olmamasını, kendi küçük hırsızlıklarını, birbirlerini kandırmalarını, kazıklamalarını, lümpenliğini, boşvermişliğini, küçük ırkçı söylemlerini vs.
bazen bu tarz durumları gerçek hayatta da gördüğümde, marx'ın proleter hakkında fazla iyimser olduğunu düşünüyorum. herhangi bir sınıfsal bakış açısına kesinlikle sahip değilller, hepsinin hayali bir gün burjuva olabilmek. yine de filmin sonunda çalıştıkları inşaatı ateşe vermeleri bana sonunda akıllanıp 'devrim' yapabilecekleri ile ilgili bir sembol olarak geldi nedense. yönetmen sonunda umut aşılamak istemiş her şeye rağmen.
filmde en sevdiğim diyalog ise;
susan: sen hiç depresyona girmez misin?
stevie: depresyon burjuvalar içindir, geriye kalanımız sabah erkenden işe koyulmak zorunda.
iyi seyirler.
Sosyalist kimliğinden ödün vermeyen büyük usta Ken Loach’un 1991 yapımı Riff-Raff (Ayak Takımı) filmi; film gösterime girmeden hayatını kaybeden Bill Jesse adlı bir inşaat işcisinin anılarından senaryolaştırılmış. Öykü; 80’li yıllarda, neo-liberal ekonomi uygulamalarının zirve yaptığı Başbakan Margaret Teatcher dönemi ingiltere’sinde, Kuzey Londra’da geçiyor…
iskoç asıllı Stevie, hırsızlık suçundan girdiği hapisten yeni çıkmıştır. Londra’ya gelerek, son derece ilkel koşulları olan bir inşaatta çalışmaya başlar. inşaattaki diğer işçilerin yardımıyla terk edilmiş bir binaya yerleşir. Kısa bir süre sonra, işsiz ve yeteneksiz bir şarkıcı olan Susan’la tanışır…
Ken Loach’un kamerası, Londra’nın kenar mahallelerinde yaşayan yoksul insanların arasında dolaşarak bize belgesel tadında bir film sunuyor. Uyuşturucu, sosyal haklar, kadın-erkek ilişkileri gibi birçok konu, dozu kaçırılmadan uyum içerisinde aktarılıyor…(politikfilm adlı siteden alındı bu kısım)
şimdi film ile ilgili öznel paylaşımda bulunursam, filmde işçi sınıfının sermayedarlar tarafından nasıl sömürüldüğü, hayatlarının hiçbir öneminin olmadığı, hastalanır veya ölürlerse kimse tarafından sahip çıkılmayacağını, farkındalık sahibi bir işçinin ise işine nasıl son verip sorunu çözdüklerini çok güzel gösteriyor.
bunun yanında işçilerinde kendi içindeki durumlarını çok gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. yaşamlarını, kendi aralarında dayanaşma olmamasını, kendi küçük hırsızlıklarını, birbirlerini kandırmalarını, kazıklamalarını, lümpenliğini, boşvermişliğini, küçük ırkçı söylemlerini vs.
bazen bu tarz durumları gerçek hayatta da gördüğümde, marx'ın proleter hakkında fazla iyimser olduğunu düşünüyorum. herhangi bir sınıfsal bakış açısına kesinlikle sahip değilller, hepsinin hayali bir gün burjuva olabilmek. yine de filmin sonunda çalıştıkları inşaatı ateşe vermeleri bana sonunda akıllanıp 'devrim' yapabilecekleri ile ilgili bir sembol olarak geldi nedense. yönetmen sonunda umut aşılamak istemiş her şeye rağmen.
filmde en sevdiğim diyalog ise;
susan: sen hiç depresyona girmez misin?
stevie: depresyon burjuvalar içindir, geriye kalanımız sabah erkenden işe koyulmak zorunda.
iyi seyirler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar