bugün

feminizmin cinsiyeti tanımlamak için yetersiz kalması sonucunda ortaya çıkmış kuram. bütün toplumsal cinsiyet sınıflandırılmalarını reddeder ve iktidarın oluşturduğu söylemlere savaş açar.
ilk kez farklılıklar dergisinin 1991 yılında yayınlanan lezbiyen ve gay cinselliği konulu sayısının teresa de lauretis tarafından yazılan ön sözünde kullanılmıştır. bu zamana dek çok sayıda çalışma ve kitap bu tanım çerçevesinde adlandırılmıştır.

kısaca tanımlamak gerekirse;

queer teorisi, feminist ve gay-lezbiyen çalışmalardan türemiş eleştirel teori alanına ait olup 1990larda ortaya çıkmıştır. metinlerin queer bakış açısıyla okunmasına yoğunlaşmış bir yorumsamacı yaklaşımdır. michel foucault'un çalışmalarından çok etkilenmiş olup toplum ile yakından ilgilidir, bu açıdan bakıldığında quuer teorisi dar anlamda toplumsal cinsiyet ve cinsel kimlik politikaları ile ilişkili bir çalışma alanıdır. ancak bazı yorumlar ve alandaki yeni eğilimler çok daha geniş ve kapsayıcı niteliği ile öne çıkmakta ve çalışma alanını genel eleştirel çalışmalarla iç içe geçirmektedir. cinsiyet kimliklerinin ötekileştirilmesinin politik yöntemlerle yapıldığı konusunda tezler dikkat çeker.
"Queer" sözcüğü ingilizcede, "garip" ya da "tuhaf" anlamına gelmekle birlikte, 19. yüzyıldan 1980'lerin başına kadar, eşcinsel bireyleri aşağılayıcı bir hakaret olarak, tam Türkçe çevirisiyle "ibne" anlamında kullanılmıştır. Ancak 1980'lerde ve 1990'larda sosyal adalet savunucusu, topluma hiçbir faydası olmayan işsiz aktivistler, bu kelimeyi normal, makul ve mantıklı bireyleri provoke ederek dikkat çekmek amacıyla art niyetli ve bilinçli olarak kullanmaya başladılar.

Açık olmak gerekirse, cinsiyet kuramları gibi konuların üzerine düşünülüp zaman harcanacak kadar önemli olduğunu düşünmüyorum. Bununla birlikte, günümüzdeki feminist wokeist söylem, sıklıkla sözde bir cinsiyet spektrumu iddiasında bulunuyor. Bu temelsiz iddiada beni ilgilendiren konu, henüz hiçbir entitenin böyle bir spektrumun varlığını kanıtlayacak ampirik kanıt sunamamış olmasıdır.

Cinsiyet spektrumu kavramı, öncelikle 20. yüzyılın ortalarında, şiddet içeren terör eylemlerini de gerekçelendirmeye çalışan radikal feminist entiteler tarafından ortaya atılmıştır. Entite Simone de Beauvoir, mavi haplı cuckold beta simp Michel Foucault tarafından dile getirilen postmodernist teorileri taklit ederek bu safsatalara ulaşmıştır. Foucault'nun konumu, temelde toplumsal yapıların güç dinamiklerine hizmet etmek için kullanıldığı fikrine dayanıyordu ve bu da cinsiyete kadar uzanıyordu; ancak bu argüman, erkekler ve kadınlar arasındaki biyolojik ayrımları doğrudan göz ardı ediyordu. Dahası, bu söyleme dahil olan tüm bireylerin komünist ideolojiyle tarihsel bağları vardı.

Tekrarlamak gerekirse, cinsiyet spektrumu kavramı, ana akım düşünceden ayrılan radikal bir fraksiyondan ortaya çıkmış, temelde komünizmle bağlantılı bir hareketten doğmuş ve tarihsel olarak da sıklıkla eleştirilen bir teoridir. ilgili entitelerden hiçbiri cinsiyet üzerine bilimsel çalışmalar veya derinlemesine araştırmalar yapmamıştır. Hem yukarıda ismi zikredilen entite hem de Foucault, öncelikle edebî analize dayanan geleneklerden kaynaklanan belirli ideolojik hedeflerin demagoglarıydı. Bu şahısların sözde teorilerini oluştururken, cinsiyetler arasındaki biyolojik farklılıklara ilişkin antropoloji veya bilim dallarından elde edilen ampirik kanıtları tamamen görmezden geldiklerini anlamak son derece önemlidir.

Ampirik kanıtlardan tamamen yoksun, canı sıkılmış bir entitenin eğlenmek için yazdığı bu edebi teoriler, daha sonra ibne kuramına¹ dönüştü. ibne kuramının metodolojisi, gerçekliğin belirli yönlerini yok saymak için argümanları parçalara ayırmayı içerir. ibne analizi², iktidar konumundakilerin kendi çıkarlarına hizmet etmek için kültürü nasıl inşa ettiklerini inceleyen bir edebi eleştiri işlevi görür. Bunun biyolojik bilimler, deneysel araştırmalar veya insanlık tarihi çalışmalarıyla doğrudan bir bağlantısı olmayan bir edebiyat okulu, bir kadın edebiyatı olduğunu anlamak önemlidir. Temel metodu, toplumsal bir gerçeğin içsel çelişkilerini ortaya çıkarmak ve yanlışlıklarını göstermek için toplumsal gerçekleri yapıbozuma uğratmaktır. Bu analitik yaklaşım, ağırlıklı olarak güç dinamiklerine odaklanan ve cımbızlanmış güç dinamikleri dışında hiçbir olgunun gerçek olmadığını iddia eden Marksist dünya görüşüyle uyumludur. Gerçekte insan kültürü, güçlülerin zayıfları ezmek için kurduğu komplocu bir yapı olmadığından, ibne kuramı analizi karşıt görüşleri dışlar ve güruhlarına yöneltilen herhangi bir muhalefetin, baskıcı yönetim yapılarıyla beraber ve onlar için çalıştığını iddia eder. ibne kuramına göre, cinsiyeti eleştirebilme yeteneği, cinsiyetin kendi başına var olmadığı anlamına gelir.

(1) ya da queer kuramı
(2) ya da queer analizi
---
Yetmiş küsur cinsiyetin var olduğu iddiasının kökeni olarak sıklıkla ibne Kuramı gösterilir. Öncelikle bu iddianın kökeni ibne kuramı değildir. Belirli bir sayıda cinsiyet olduğu iddiası, ibne Kuramı safsatasından çok, 2010'lu yıllarda Reddit, Tumblr veya internet sözlüklerinde çeşitli kimlikleri tanımlamak için üretilen terim listelerinden peydahlanmıştır. Çok bildiğini iddia eden, hatta sormadan size ders vermeye çalışan bir entiteye çekebileceğiniz bir şit test de, bu konuları hiç bilmediğinizi söyleyerek 62 cinsiyetin ibne kuramındaki yerini ve açıklamasını sormak olacaktır.

ikincisi, ibne Kuramı safsatası tarihsel bir emsal teşkil etmez ve bilimsel gerekçeden yoksundur. Bilimsel yöntem, reddedilemeyecek kanıtlara dayanan ampirik verilere ulaşana kadar argümanları incelemeyi içerir. Ancak her ne hikmetse, bu safsatayı savunan güruhlar, cinsiyet kimliklerinin varlığını "kendiliğinden" ve "öyle olduğu için" kabul ederler; savundukları safsata temelde dogmatik olduğu için bu konuda tartışmaya açık değillerdir.

Aksine, bu güruhlara kamuoyunda geniş bir konuşma hakkı ve ayrıcalıklar sağlandığınızda karşılaşacağınız manzara, yetmiş küsur cinsiyetin var olduğu yönünde hatalı iddialarda bulunan entiteleri içerir. Bu iddialara itiraz ettiğinizde ya da safsatalarını rahatsız edecek sorular¹ sorduğunuzda, tüm bunları iyi niyetle ve entelektüel bir dürüstlükle yapsanız bile, herkesin kabul ettiği bir gerçeği sorguladığınız gerekçesiyle sosyal dışlanma ve özellikle de dijital mecralarda yasaklanma ile karşılaşırsınız.

(1) "Kadın nedir?" ya da "Bir erkek hamile kalabilir mi?" gibi sorular.
---
Çünkü bu güruh, tüm karşıt görüşlerin egemen sınıflar tarafından düzenlenen bir komplonun parçası olduğunu iddia ederek kendilerine karşıt argümanların doğası gereği kusurlu olduğu dogmasına inanır. iddialarını sorgulayarak bilimsel olarak açıkça kusurlu olduğu yönlerini gösterdiğinizde, tüm bu eleştirilerin mantıksal bir kaynaktan değil, duygusal ve cinsel bir bastırmadan geldiğini iddia ederek kendilerine bir saldırı yapıldığını ve bunun da aslında ne kadar güçlü olduklarının bir kanıtı olduğunu ileri sürerler. Bu dinamik; eleştirinin her zaman dışarıya, yani ötekine yöneltildiği, kendi argümanlarının ise incelemeye tabi tutulmasının bile, görüşlerine muhalif olanların duygusal veya cinsel bir kusuru olduğunu iddia eden bir senaryoya yol açar.

Bu bakış açısının altında yatan postmodernist mantık, tüm ideolojilerin, anlatıların ve güç yapılarının özünde yozlaşmış olduğunu ve daha fazla güç elde etmenin araçları olarak hizmet ettiğini öne sürer. Ancak aynı zamanda, her ne hikmetse, belirtilmeyen nedenlerle, kendi postmodernist ideolojileri daha fazla güç elde etmenin araçları olarak hizmet etmeye karşı bağışıklıdır ve yozlaştırılamaz.

Jordan Peterson ve Alexander Grace gibi önde gelen muhafazakâr entelektüellerin, yalnızca cinsiyet spektrumu kavramını bilimsel kanıtlarla eleştirdikleri için Twitter'dan yasaklanarak susturulmaları, bu güruhların ne kadar baskıcı ve totaliter olabileceklerini göstermesi açısından asla hafife alınmamalıdır. Muhafazakâr özgür yayıncıların susturulmaları, bu grupların ibne kuramını; özellikle de cinsiyet spektrumu safsatasını son derece önemli ve dokunulmaz gördüklerini göstermesi açısından önemlidir.

Bilimsel gerçekler, XY ve bunun daha az çeşitlilik barındıran, dolayısıyla daha ilkel bir formu olan XX kromozomlarına bağlı olarak önemli içsel farklılıklar gösteren yalnızca iki (-yazıyla yalnızca iki-) adet biyolojik cinsiyetin olduğunu göstermektedir. Bir kadının kendisini erkek gibi hissetmesi, estetik cerrahi yoluyla erkek gibi görünmeye çalışması, erkek kıyafetleri giyerek erkeksi bir yaşam tarzı edinmesi, onun genetik düzeyde XX genleri taşıdığı ve kemik yoğunluğunun erkeklerden daha düşük olduğu; kısaca aslında hâlâ kadın olduğu gerçeğini değiştirmez. Bununla birlikte, bazı kişilik özellikleri bir cinsiyette daha baskın olma eğilimindedir; örneğin, kadınlar daha yüksek uyumluluk, nevrotik ve histerik eğilimler sergiler, ancak bireysel düzeyde bazı kadınlar diğer kadınlardan daha erkeksi davranışlar sergileme eğiliminde olması beklenmeli ve normal karşılanmalıdır.

Benzer şekilde, erkeklerde önemli ölçüde daha yüksek miktarlarda bulunan testosteron seviyeleriyle ilgili önemli farklılıklar vardır ve testosteron oranlarıyla yaratıcılık, mantıklı düşünme, bölgesini sahiplenme ve risk alma arasında güçlü korelasyonlar gözlemlenmektedir. Dahası, erkekler üstün mekânsal yeteneklere sahipken ve genellikle nesnelere daha fazla ilgi gösterirken, fiziksel, duygusal ve mental olarak dezavantajlı olan ve aslında tek numarası çocuk doğurmak olan kadınlar sözel beceriler, renk algısı ve bağlantısal düşünme gibi sınırlı alanlarda faaliyet gösterir.

Oldukça önemli bulduğum ve vurgulamak istediğim bir nokta da, tarihte cinsiyetler arasında hiçbir ayrım olmadığını iddia eden tek toplumun modern toplum olmasıdır. Tarih boyunca her toplum, temel biyolojik farklılıklara dayanan, erkekler ve kadınlar için tanımlanmış sosyal rollerin varlığını kabul etmiştir. Erkekler doğuştan fiziksel mücadelede, mekanik, sanatsal ve entelektüel yaratıcılıkta daha yetenekliyken, kadınlar çocuk doğurmaya uygundur. Dahası, kadınlar hamilelik sırasında biyolojik olarak savunmasızdır ve bu nedenle topluluk desteğine ihtiyaç duyarlar.

Burada yazdıklarımın feministleri, entiteleri ve bir grup kadını çileden çıkardığını biliyorum. Elbette ki tarihte sanatsal ve entelektüel yaratıcılıkta, hatta bölge sahiplenme konusunda diğer kadınlardan daha yetenekli kadınlar olduğu gibi, savunmasız ve topluluk desteğine ihtiyaç duyan erkekler de olmuştur. Ancak tarihteki genel ortak toplumsal erkek ve kadın davranış paternlerini incelediğinizde, burada belirttiğim tarihî gerçeklerin, samimiyetimin ve entelektüel dürüstlüğümün alçakgönüllü bir nişanı olduğunu fark edersiniz. Ancak gerçeklikle ilgili şahsi sorunlarınızın kaynağı ya da çözüm mercii olmadığımı da kendinize karşı dürüst bir yaklaşımla kabul etmeniz gerektiğini düşündüğümü bilmenizi isterim. Duygularınızdan sıyrılarak, çocuk doğurmak gibi kadınlığın en belirgin özelliğinin vurgulanmasının sizde neden kin ve öfke uyandırdığını; bu yolla gerçek kadın düşmanının kendiniz mi yoksa kadınlığın bu en önemli özelliğini vurgulayanlar mı olduğu sorusunun yanıtıyla sizi baş başa bırakıyorum.

Sosyal adalet tartışmalarında, Meksika veya Güneydoğu Asya'daki yerli halklar arasında üçüncü cinsiyet kültürlerinin varlığı gibi argümanlar sıklıkla dile getirilmektedir. Bu örnekler, günümüzdeki ibne kuramına ve bununla bağlantılı olan cinsiyet spektrumuna değil, bahsi geçen kabilelerin ruhsal güçler elde etmek için eril veya dişil psikolojilerini yönlendirdikleri ruhani veya şamanik uygulamalara atıfta bulunur. Daha dikkatli bakarsanız, bu kabilelerin ibne kuramından tamamen farklı kökenlere dayanan şamanik uygulamalarını alıp, bunu varmak istediğiniz sonucu destekleyen bir argüman olarak sunmak, günümüzde antik astronot teorisi ya da düz dünya gibi gerçek dışı komplo teorilerini desteklemekten hiçbir farkı yoktur. Günümüzde ibne Kuramı savunucusu veya feminist olmak, düz dünyacı olmak gibidir.

Bununla birlikte, bu tür şamanik roller insan türü için varlığı yadsınamaz bir gerçek olsaydı, neredeyse tüm ilkel toplumlarda gözlemlenerek günümüzde kimsenin tartışmadığı bir norm olarak kabul edilirdi. Ayrıca, ibne Kuramı'na atfedilen yerli halkların üçüncü cinsiyet kavramının tüm kabileyi ilgilendiren bir kavram olmadığını, sadece şaman ve potansiyel şaman adaylarının sınırlı ruhsal¹ pratikleriyle bağlantılı olduğunu anlamak oldukça önemlidir. Bu toplumlar, erkeklerin ve kadınların üremesi için biyolojik bir gereklilik olan cinsiyet ayrımının gerçekliğini ve cinsiyet rollerinin önemini kabul etmeye devam etmiş; atıfta bulunulan şamanik uygulamalar daha geniş kabile normlarını önemli ölçüde etkilememiştir. Türün devamlılığı için birbirine bağımlı, farklı yeteneklere sahip iki biyolojik cinsiyetin varlığı tartışılmazdır.

(1) bedensel değil
---
Ancak sosyal adalet safsataları savunucularının, ampirik kanıt eksikliğine rağmen cinsiyet spektrumu kavramını bu kadar şiddetle savunmalarının nedeni, doktrinlerine duyulacak sadakatsizliği askıya almayı gerektiren bir tür irrasyonel inancı dayatma isteğidir. Takipçileri, bir kez bu tür inançsızlığı askıya almayı gerektiren kavramları kabul etmeye ikna edildiğinde, bu onların davaya bağlılıklarının bir göstergesi olarak hizmet eder ve dünya görüşlerini korumak için duygusal gerekçeler geliştirmeye zorlar. Sosyal adalet bağlamında, bireyler yetmiş küsur cinsiyet bulunduğuna ikna olduktan sonra, kamuoyunu herhangi bir önermeyi kabul etmeye ikna etmek mümkün hâle gelir, çünkü ilkeleri mantıksal akıl yürütme yoluyla değil, inanç yoluyla zaten kabul edilmiştir.

Bitirirken, anlamanız gereken bir gerçek, toplumun bu gibi durumlarda kimin haklı olduğuna değil, ilgili konuda hangi eylemlerin gerçekleştirileceğine odaklanacağıdır. Kişisel görüşüm, tüm bu cinsiyet tartışmalarında, karşı tarafı hiçbir şekilde ikna edici bulmasam da, toplumun bireyleri belirli bir ideolojiyi takip etmeye, bir parti çizgisinde kalmaya veya belirli beklentilere uymaya zorlamaması gerektiğidir. Birinin cinsiyet kimliğini değiştirerek mutluluk bulması takdire şayandır; hayat doğası gereği zor ve onlara içtenlikle iyi dileklerimi sunarım. Aynı zamanda, genel nüfusta çok küçük bir yüzdeyi oluşturan bir grup için toplumun en temel ve ilkel yönü olan cinsiyeti tamamen yeniden yapılandırmanın neden gerekli olduğunu anlamıyorum ve bunun art niyetle yapıldığını düşünüyorum. Sol ideolojilere ve egaliteryen bürokrasilere yönelttiğim keskin muhalefetin aksine, bu meselede her zaman sağduyuya bağlı kalmayı hedefledim. Bireylerin kişisel tercihlerini yaşayabilmelerini önemli buluyorum, ancak daha geniş toplum kesimleri için kural veya davranış dayatma haklarının da olmadığını düşünüyorum.

Eylül 21, 2026
© copyright 2005 - 2026