bugün

53. doğum gününde "doğum günün kutlu olsun doktor, ölümün ilk gününe hoş geldin" notu alan new york'lu bir psikanalistin hikayesini anlatan john katzenbach eseri. kitabın başında "freud ve jung bir araya gelse, daha iyisini yazamazdı" diyor. haksız sayılmaz. gerçekten inanılmaz bir kitap. çok sıradışı değil ama gene de sıradışı kurgulanmış bir kitap. okuyun, okutun.

'kötü şairler bile ölümü severler.'
bu kullanıcı adını almama yardımcı olan kitap. Gerçekten çok iyi kurgulanmıştır. Böyle bir konu kırk yıl düşünse gelmez insanın başına.

--spoiler--
Psikanalist Frederick Starks 53. doğum gününde ölüm tehditi içeren bir mektup alır. Mektubu Rumplestiltskin adıyla imzalayan şahıs Dr starks tan 15 gün içinde onun kim olduğunu bulmasını ister. Bulamazsa Dr starks ın kendisini öldürmesi gerekir. Bunu yapmazsa rumplestiltskin doktorun 52 akrabasını teker teker öldürecektir. bu konuda gayet ciddi olduğunu kanıtlamıştır.
Doktorun rumplestiltskin e onun kim olduğunu bulma yolunda new york times ilanları aracılığıyla 3 soru sorma hakkı vardır. Kahramanım rumplestiltskin in bütün bunları yapmak için bence çok haklı sebepleri vardır. O dünyada sevdiği 4 kişiden biri olan annesinin intikamını almaktadır.
ayrıca ilk bölümün sonunda doktorun öldüğünü düşünüp gözlerim yaşarmıştı; ama bu kitabın sonunda rumplestiltskin in vurulmasıyla duyduğum üzüntünün yanında hiç halır.
--spoiler--
gerilim temalı bir john katzenbach romanı.
kurgusuna hayran olunacak bir john katzenbach romanı. sizi şaşırtmayı her an başarabiliyor ve kitabın su gibi akıp gitmesini sağlıyor. türünün en iyisi diyemem belki ama en iyi örneklerinden biri olduğu şüphesiz.

--spoiler--

ama rahatsız edici yönleri de yok değil. bir kere en sinir olduğum konu, kitabın sonu. doktor starks, hayatını mahveden adamı bir anlamda affediyor. tabi bu beğenmeme durumu bana özgü de olabilir. çünkü kitap boyu sevgili doktorumuza yapılan öyle sinirimi bozdu ki belki de hırsımı alacak olan merlin,virgil ve rumplestiltskin'in topluca öldürülmesi olurdu. ha bu klas bir kitap sonu olur muydu? hayır. ama bu 've sonsuza kadar mutlu yaşadılar' tarzı sonlar da beni çıldırtıyor, nasıl yapalım.

bir de kitapta karakter sayısı oldukça az. bu türün devamlı takipçileri, kitap sonlarında katilin kurbanın çevresinden biri çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu bilir. ama doktorumuzun çevresindeki insan sayısı o kadar az ki, kitabın sonunda öğrendiğimiz zimmermann ismi bütün kitap boyunca aklımdaydı zaten. ama bir yandan da doktor kendini hayattan soyutladığı için belki doğru olan da buydu. bilinmez. yoruma açık şeyler bunlar.

--spoiler--

toplamda bakacak olursan katzenbach rahatça ve zevkle okunup bir kitap yazmış. olağanüstü bir fikir değil, ama çok başarılı bir fikir.

emeğine sağlık john.
yazar bu eserinde, gayet akıcı ve insanı sıkmadan merak içinde kitabı okuyup bitirmenizi sağlıyor.
harika bir kitaptir. Tavsiyemdir.
53. doğum gününde bambaşka bir hayata adım atan doktor starks'ı anlatan harika ötesi bir kitap.

hızlı başlayıp 90. sayfadan sonra biraz yavaşlasa da bırakmayın okuyun. pişman olmayacaksınız.
yazarı da sağlamdır.

dip not: allah belanı versin virgil.
30’un üzerinde okuduğum psikolojik gerilim kitaplarından en fazla aklımda kalanlardan biri. O kadar güzel kurgulanmış ki bay R’nin kim olduğunu ve neden bunları yaptığını deli gibi merak ediyorsunuz. Ama yine de annesini tedavi eden doktora bulaşacak kadar kötü bir şey gelmemiş yine de başına. Garip.

Yine de bütün kitap boyunca adama sinir olsam da sonunda vurulmasına hüzünlenmiştim.

Edit:spo olduğunu belirtmeyi unutmuşum özür diliyorum.
Nasıl spoiler yedim.

En güzel sabahlar spoiler ile başlar spoiler.

Bir psikoanaliz kitabı.
var olmayan kelimedir.

doğrusu: (bkz: psikanaliz)
içinde sik ve anal geçen kitap ismi.

okunmaz o kitap.
new york’lu o saygın psikanalist, yıllarca başkalarının en karanlık sırlarını dinleyip dururken bir anda kendi hayatının en sinsi oyunun ortasında buluyor kendini. kitap öyle akıcı ki sayfalar film şeridi gibi gidiyor, durmak bilmiyorsun.

gerilim dozu tam kıvamında, psikolojik derinlik de cabası. yazar karakterin iç dünyasını katman katman soyarken sen de ister istemez kendi küçük nevrozlarınla yüzleşiyorsun. “ulan ben de mi böyleyim” dedirten anlar eksik değil, trajikomik bir yanı da var işin. bir yandan gülüyor, bir yandan off be diyorsun.

başyapıt diye ortalığı inletmiyor tabii, edebi bir şaheser falan değil. ama amacına cuk oturuyor: seni sayfaların içine hapsediyor, biraz daha dedirtiyor, bitince de ruhum biraz örselendi ama iyi anlamda hissi bırakıyor. çevirisi eski baskılarda biraz pütürlü olabiliyor, o ayrı mesele, ama hikaye o kadar sarıyor ki dildeki o küçük pürüzleri de yutabiliyorsun. psikolojik gerilim sevenlere, akıl oyunlarına meraklı olanlara birebir. sevmeyenlere bile bi şans verin derim. okuyun oğlum, bilinçaltınızın kapısını bi’ tıklatın, o zaten sizi bekliyor.

(bkz: john katzenbach)
© copyright 2005 - 2026