bugün
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı11
- deli bakışlı erkekler5
- çalışmak istemek ama engellerin çıkması8
- queen ravennadan mesaj var11
- damarsız tüysüz manisa yaprağı20
- birinin altında çalışmak4
- yeralti edebiyatcisi7
- uludağ günlük3
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı23
- üzülünce vücudun verdiği tepkiler2
- gocu35
- 3 yaşındaki elif'i göz göre göre ezen kadın sürücü9
- mış gibi yapmak2
- bir sözlük yazarına çıkma teklif etmek2
- kız düşürmenin kısa yolu19
- fakir ekeği annesi sevsin8
- uludağ sözlük size ne kattı27
- nervio hamferdi9
- günlük 935 lira6
- al sözlükteki bütün amlar senin olsun8
- follow the cops back home3
- yıllardır hep 30 yaşında olan yazar2
- ona bir şeyler söyle2
- işi bırakıp minik ve şirin bir kafe açmak2
- dünya her alanda ilerleyecek5
- karı kıza para yedirir misiniz6
- köprü ve otoyolların özelleştirilmesi2
- s'i l v'e r m'i s t35
- tek ayak üstünde durabilen kadın5
- ansızın gelen benim burada ne işim var hissi4
- sınırsız nafaka kaldırımı insan hakları ihlalidir2
- bu daha büyümüyor mu diyen kız6
- vanlı kara haydar3
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i15
- jar jar binks bir sith lordu mu2
- yedekte feyk hesap tutmak5
- veli toplantisi4
- sözlük çeteleri3
- entry girerken kendini frenlemek3
- 3po2
- kendine yabancılaşmanın sonucu kendinle tanışmak3
- özlem gürses'in gta 6 yorumu3
- türkçe 25000 kelimeden oluşan kısıtlı bir dildir10
- r2d22
- seyfi mafiayı olimpiyatlara hazırlıyorum dedi2
- kademeli emeklilik sistemi3
- galatasaray'ın sporting maçı kamp kadrosu4
- true askerliğini nerede yaptı sorunsalı3
- istanbul da yasa dışı bahis operasyonu4
- askerde starbucks bardağıyla komutana selam vermek4
Hızlı ışıklar, uçar gider gecede. Bin kuyu çıkrığı birden çalışır hiçliğin kuyusunda; hiçbir sözlükte yazılı olmayan sesli bir dudak tikini, boşluğa armağan etmek için:
- Pift...
***
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun uzanmış bir kadının güneşlerinden, habersizdir uçup giden ışıklar. Nasıl ki hangi yıldıza kaç insan gözünün değmiş olduğunu da, kör bir saksağandan başka düşünen olmamıştır.
Yahut kör saksağan bile düşünmemiştir bir yıldıza değmiş insan gözlerinin sayısını.
***
Neden deniz, o pazar akşamı o kadar suratsızdı ve yosun kokulu bir yalnızlıkla vuruyordu rıhtıma? Parmak kadar bir çocuk, uçları sivri parmaklıklara dayanmış, bükük boynuyla dalıp gitmişti denize... Hâlâ yüzer sıska çelimsiz cesedi o sularda. Ve açık gözleri mıhlı kalmıştır hiç bakılmamış bir yıldıza.
Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın birden çektiği, dünya dillerinin tüm sözcüklerine nanik yapan, sesli bir dudak tiki:
- Pift...
***
Baharın başlarında bir hayli soğuk olur Amsterdam akşamları. Kanal köprülerinin kemerlerini donatan dizi dizi ampul kavisleri; sulara vuran şavklarıyla, peri kızlarını anlatan öykülerin düşsel gerdanlıklarını, iç içe uzanan çemberlerde, yokluğa iletirler.
Üstü beyaz boyalı bir ırmak salapuryasının penceresinden, boynu papyon kurdeleli toraman bir kedi; bir haminne sevimliliğiyle, sulara bakar.
Çok uzak kıyılardaki bir pazar gecesinin ilk yalnızlığında, yosun kokulu, renksiz ve kimsesiz bir deniz dalgasıyla boğulan cılız çocuğun cesedi; gözleri hiç bakılmamış bir yıldıza dikili, sözcüklerin bilmediği sesli bir dudak tiki gönderir papyon kurdeleli kediye:
- Pift...
***
Gecede kayıp giden ışıklar peş peşedir. Hiçliğin kuyusundan pift çeken bin çıkrık...
insan kulağının biçimi, anne karnında yatan bir cenin biçimindedir. Hangi ressam benzetmiş ki ikisini birbirine...
Bunu düşünmek saçmadır, yahut da değildir. Bütün yaşayanların filmi birden tersine çevrilse. Hepsi yeniden dönse kulak biçiminde annelerinin karnına. Sonra anneleri de, dönse kendi annelerinin karnına; sonra o anneler de, kendi annelerinin karnına...
***
Oğuz Han'ı doğuracak anne de henüz doğmamıştır.
2050'lerde çocuğunu doğuracak annenin annesi de, henüz doğmamıştır.
Henüz doğmamış bir annenin doğuracağı anne, hiç bakılmamış bir yıldızdadır. Sularda yüzen sıska bir çocuk cesedinin gözleri, hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sesli bir dudak tikini gönderir ona:
- Pift...
***
Geçen yüzyılda Sibirya'ya giden bir ingiliz misyoneri çevirir başını. Kibarca sorar:
- Beni mi çağırdınız?
Üstündeki otoları, kamyonları, otobüsleri, kamyonetleri ve minibüsleriyle birden ayağa dikilen Boğaz Köprüsü:
- Hayır sizi çağırmadık, siz lütfen işinize bakın, der.
ingiliz misyoneri:
- Özür dilerim, der, bana pift dediniz gibi geldi de...
***
Pift, diyen; ayağa dikilmiş köprünün ta tepesinden sulara bakan gözlüklü bir ozandır. Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sözcüklere girmemiş bir dudak tikini, kandil kandil serpmektedir zamanın takvimsiz gölgesine...
***
Boston'daki bir büyük otelde, hızı bitmiş bir atlıkarınca gibi, ağır ağır dönmekte olan amerikan barda, gözlüksüz bir içkici, başını çevirip sorar ozana:
- Beni mi çağırdınız?
Ozan güler:
- Kim bilir...
içkici de güler:
- Beni çağırdığınızdan kuşku yok, çünkü pift dediniz...
***
Tayland bataklıklarından tuz çıkartan, yıktık hasır şapkalı ve çıplak ayaklı bir köylü de, kendisinin çağrıldığı kanısındadır.
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun çırılçıplak uzanmış kadın, gönül kepçesinde biriktirir kandil kandil dökülen piftleri.
***
Tüm yaşamış canlılar, yaşayan canlılar ve yaşayacak canlılarla; zamanın takvimsiz gölgesindeki aşklar ve dört bir yanından kan sızan unutulmuş tarihler, boyunlarını uzatarak kabartır kulaklarını. Kandil kandil dökülen tek heceli bir senfoniyi dinlerler:
- Pift pift pift...
***
Kimsenin bakmadığı bir yıldızla doğmamış bir anneden doğacak olan anne de dinler; papyon kurdeleli toraman kedi de; gözleri kimsenin bakmadığı yıldıza dikili, sularda yüzen çelimsiz çocuk cesedi de... Ve usulca onlar da katılırlar senfoniye:
- Pift pift pift...
Hızlı ışıklar uçar gider gecede...
çetin altan
- Pift...
***
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun uzanmış bir kadının güneşlerinden, habersizdir uçup giden ışıklar. Nasıl ki hangi yıldıza kaç insan gözünün değmiş olduğunu da, kör bir saksağandan başka düşünen olmamıştır.
Yahut kör saksağan bile düşünmemiştir bir yıldıza değmiş insan gözlerinin sayısını.
***
Neden deniz, o pazar akşamı o kadar suratsızdı ve yosun kokulu bir yalnızlıkla vuruyordu rıhtıma? Parmak kadar bir çocuk, uçları sivri parmaklıklara dayanmış, bükük boynuyla dalıp gitmişti denize... Hâlâ yüzer sıska çelimsiz cesedi o sularda. Ve açık gözleri mıhlı kalmıştır hiç bakılmamış bir yıldıza.
Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın birden çektiği, dünya dillerinin tüm sözcüklerine nanik yapan, sesli bir dudak tiki:
- Pift...
***
Baharın başlarında bir hayli soğuk olur Amsterdam akşamları. Kanal köprülerinin kemerlerini donatan dizi dizi ampul kavisleri; sulara vuran şavklarıyla, peri kızlarını anlatan öykülerin düşsel gerdanlıklarını, iç içe uzanan çemberlerde, yokluğa iletirler.
Üstü beyaz boyalı bir ırmak salapuryasının penceresinden, boynu papyon kurdeleli toraman bir kedi; bir haminne sevimliliğiyle, sulara bakar.
Çok uzak kıyılardaki bir pazar gecesinin ilk yalnızlığında, yosun kokulu, renksiz ve kimsesiz bir deniz dalgasıyla boğulan cılız çocuğun cesedi; gözleri hiç bakılmamış bir yıldıza dikili, sözcüklerin bilmediği sesli bir dudak tiki gönderir papyon kurdeleli kediye:
- Pift...
***
Gecede kayıp giden ışıklar peş peşedir. Hiçliğin kuyusundan pift çeken bin çıkrık...
insan kulağının biçimi, anne karnında yatan bir cenin biçimindedir. Hangi ressam benzetmiş ki ikisini birbirine...
Bunu düşünmek saçmadır, yahut da değildir. Bütün yaşayanların filmi birden tersine çevrilse. Hepsi yeniden dönse kulak biçiminde annelerinin karnına. Sonra anneleri de, dönse kendi annelerinin karnına; sonra o anneler de, kendi annelerinin karnına...
***
Oğuz Han'ı doğuracak anne de henüz doğmamıştır.
2050'lerde çocuğunu doğuracak annenin annesi de, henüz doğmamıştır.
Henüz doğmamış bir annenin doğuracağı anne, hiç bakılmamış bir yıldızdadır. Sularda yüzen sıska bir çocuk cesedinin gözleri, hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sesli bir dudak tikini gönderir ona:
- Pift...
***
Geçen yüzyılda Sibirya'ya giden bir ingiliz misyoneri çevirir başını. Kibarca sorar:
- Beni mi çağırdınız?
Üstündeki otoları, kamyonları, otobüsleri, kamyonetleri ve minibüsleriyle birden ayağa dikilen Boğaz Köprüsü:
- Hayır sizi çağırmadık, siz lütfen işinize bakın, der.
ingiliz misyoneri:
- Özür dilerim, der, bana pift dediniz gibi geldi de...
***
Pift, diyen; ayağa dikilmiş köprünün ta tepesinden sulara bakan gözlüklü bir ozandır. Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sözcüklere girmemiş bir dudak tikini, kandil kandil serpmektedir zamanın takvimsiz gölgesine...
***
Boston'daki bir büyük otelde, hızı bitmiş bir atlıkarınca gibi, ağır ağır dönmekte olan amerikan barda, gözlüksüz bir içkici, başını çevirip sorar ozana:
- Beni mi çağırdınız?
Ozan güler:
- Kim bilir...
içkici de güler:
- Beni çağırdığınızdan kuşku yok, çünkü pift dediniz...
***
Tayland bataklıklarından tuz çıkartan, yıktık hasır şapkalı ve çıplak ayaklı bir köylü de, kendisinin çağrıldığı kanısındadır.
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun çırılçıplak uzanmış kadın, gönül kepçesinde biriktirir kandil kandil dökülen piftleri.
***
Tüm yaşamış canlılar, yaşayan canlılar ve yaşayacak canlılarla; zamanın takvimsiz gölgesindeki aşklar ve dört bir yanından kan sızan unutulmuş tarihler, boyunlarını uzatarak kabartır kulaklarını. Kandil kandil dökülen tek heceli bir senfoniyi dinlerler:
- Pift pift pift...
***
Kimsenin bakmadığı bir yıldızla doğmamış bir anneden doğacak olan anne de dinler; papyon kurdeleli toraman kedi de; gözleri kimsenin bakmadığı yıldıza dikili, sularda yüzen çelimsiz çocuk cesedi de... Ve usulca onlar da katılırlar senfoniye:
- Pift pift pift...
Hızlı ışıklar uçar gider gecede...
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar