bugün
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları8
- filtreli fotoğraf paylaşan erkek6
- burunla blok flüt çalabilmek6
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim4
- kadın yazar çekme başlıkları6
- efesle tuborgu karıştırıp içmek5
- mesajlara hızlı cevap vermek9
- tai lung12
- geldimgittim5
- çaylaktan dönüp geri çaylak olmak2
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron5
- kiraz vs vişne4
- sözlüğü anı defteri gibi kullanmak6
- sinek sokması3
- üniversiteye kızlar cinsellik yaşamak için gidiyor10
- dünyada her saniye iki kişinin ölmesi3
- sineklik olmasına rağmen giren sinek2
- hegelci giremez2
- trafikte hanımının yanında artistlik yapsalar6
- kafaya kuş sıçması5
- ortega sedat2
- sözlükte kavga oluyor hissi3
- tak tak sedat2
- kısa aralıklarla kaka yapmak2
- üniversitede kızlara para yedirmek6
- yazın çorap giyen insan3
- yeşil nohut3
- sporcu motorcu müzisyen ve uzun boylu olmak3
- seri gizli artı oy veren melek5
- şenay gürler2
- çarşının orta yerine sıçmak2
- semih saygıner'in yaşlanması2
- her sabah mutlu uyanan insan2
- kadınların çok tacizci olması2
- hiçbir erkek için çabalamayan erkek2
- ışın kılıcı ile döner kesmek2
- sınıfın en uzun boylusu olmak2
- hiçbir kız için çabalamayan erkek2
- taşak sütyeni3
- kulaklarından tavana çivilemek2
- elektronik devre elemanları2
- gece çiğ köfteci aramak2
- 40 hadis4
- galatasaray8
- aşk acısı çekiyorum sözlük21
- sabah kahvesi2
- velvet'in elleri nimettir3
- esnerken çene altındaki damarların üstüste binmesi2
- işerken hapşırmak2
- manifest dinleyen erkek11
Hızlı ışıklar, uçar gider gecede. Bin kuyu çıkrığı birden çalışır hiçliğin kuyusunda; hiçbir sözlükte yazılı olmayan sesli bir dudak tikini, boşluğa armağan etmek için:
- Pift...
***
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun uzanmış bir kadının güneşlerinden, habersizdir uçup giden ışıklar. Nasıl ki hangi yıldıza kaç insan gözünün değmiş olduğunu da, kör bir saksağandan başka düşünen olmamıştır.
Yahut kör saksağan bile düşünmemiştir bir yıldıza değmiş insan gözlerinin sayısını.
***
Neden deniz, o pazar akşamı o kadar suratsızdı ve yosun kokulu bir yalnızlıkla vuruyordu rıhtıma? Parmak kadar bir çocuk, uçları sivri parmaklıklara dayanmış, bükük boynuyla dalıp gitmişti denize... Hâlâ yüzer sıska çelimsiz cesedi o sularda. Ve açık gözleri mıhlı kalmıştır hiç bakılmamış bir yıldıza.
Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın birden çektiği, dünya dillerinin tüm sözcüklerine nanik yapan, sesli bir dudak tiki:
- Pift...
***
Baharın başlarında bir hayli soğuk olur Amsterdam akşamları. Kanal köprülerinin kemerlerini donatan dizi dizi ampul kavisleri; sulara vuran şavklarıyla, peri kızlarını anlatan öykülerin düşsel gerdanlıklarını, iç içe uzanan çemberlerde, yokluğa iletirler.
Üstü beyaz boyalı bir ırmak salapuryasının penceresinden, boynu papyon kurdeleli toraman bir kedi; bir haminne sevimliliğiyle, sulara bakar.
Çok uzak kıyılardaki bir pazar gecesinin ilk yalnızlığında, yosun kokulu, renksiz ve kimsesiz bir deniz dalgasıyla boğulan cılız çocuğun cesedi; gözleri hiç bakılmamış bir yıldıza dikili, sözcüklerin bilmediği sesli bir dudak tiki gönderir papyon kurdeleli kediye:
- Pift...
***
Gecede kayıp giden ışıklar peş peşedir. Hiçliğin kuyusundan pift çeken bin çıkrık...
insan kulağının biçimi, anne karnında yatan bir cenin biçimindedir. Hangi ressam benzetmiş ki ikisini birbirine...
Bunu düşünmek saçmadır, yahut da değildir. Bütün yaşayanların filmi birden tersine çevrilse. Hepsi yeniden dönse kulak biçiminde annelerinin karnına. Sonra anneleri de, dönse kendi annelerinin karnına; sonra o anneler de, kendi annelerinin karnına...
***
Oğuz Han'ı doğuracak anne de henüz doğmamıştır.
2050'lerde çocuğunu doğuracak annenin annesi de, henüz doğmamıştır.
Henüz doğmamış bir annenin doğuracağı anne, hiç bakılmamış bir yıldızdadır. Sularda yüzen sıska bir çocuk cesedinin gözleri, hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sesli bir dudak tikini gönderir ona:
- Pift...
***
Geçen yüzyılda Sibirya'ya giden bir ingiliz misyoneri çevirir başını. Kibarca sorar:
- Beni mi çağırdınız?
Üstündeki otoları, kamyonları, otobüsleri, kamyonetleri ve minibüsleriyle birden ayağa dikilen Boğaz Köprüsü:
- Hayır sizi çağırmadık, siz lütfen işinize bakın, der.
ingiliz misyoneri:
- Özür dilerim, der, bana pift dediniz gibi geldi de...
***
Pift, diyen; ayağa dikilmiş köprünün ta tepesinden sulara bakan gözlüklü bir ozandır. Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sözcüklere girmemiş bir dudak tikini, kandil kandil serpmektedir zamanın takvimsiz gölgesine...
***
Boston'daki bir büyük otelde, hızı bitmiş bir atlıkarınca gibi, ağır ağır dönmekte olan amerikan barda, gözlüksüz bir içkici, başını çevirip sorar ozana:
- Beni mi çağırdınız?
Ozan güler:
- Kim bilir...
içkici de güler:
- Beni çağırdığınızdan kuşku yok, çünkü pift dediniz...
***
Tayland bataklıklarından tuz çıkartan, yıktık hasır şapkalı ve çıplak ayaklı bir köylü de, kendisinin çağrıldığı kanısındadır.
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun çırılçıplak uzanmış kadın, gönül kepçesinde biriktirir kandil kandil dökülen piftleri.
***
Tüm yaşamış canlılar, yaşayan canlılar ve yaşayacak canlılarla; zamanın takvimsiz gölgesindeki aşklar ve dört bir yanından kan sızan unutulmuş tarihler, boyunlarını uzatarak kabartır kulaklarını. Kandil kandil dökülen tek heceli bir senfoniyi dinlerler:
- Pift pift pift...
***
Kimsenin bakmadığı bir yıldızla doğmamış bir anneden doğacak olan anne de dinler; papyon kurdeleli toraman kedi de; gözleri kimsenin bakmadığı yıldıza dikili, sularda yüzen çelimsiz çocuk cesedi de... Ve usulca onlar da katılırlar senfoniye:
- Pift pift pift...
Hızlı ışıklar uçar gider gecede...
çetin altan
- Pift...
***
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun uzanmış bir kadının güneşlerinden, habersizdir uçup giden ışıklar. Nasıl ki hangi yıldıza kaç insan gözünün değmiş olduğunu da, kör bir saksağandan başka düşünen olmamıştır.
Yahut kör saksağan bile düşünmemiştir bir yıldıza değmiş insan gözlerinin sayısını.
***
Neden deniz, o pazar akşamı o kadar suratsızdı ve yosun kokulu bir yalnızlıkla vuruyordu rıhtıma? Parmak kadar bir çocuk, uçları sivri parmaklıklara dayanmış, bükük boynuyla dalıp gitmişti denize... Hâlâ yüzer sıska çelimsiz cesedi o sularda. Ve açık gözleri mıhlı kalmıştır hiç bakılmamış bir yıldıza.
Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın birden çektiği, dünya dillerinin tüm sözcüklerine nanik yapan, sesli bir dudak tiki:
- Pift...
***
Baharın başlarında bir hayli soğuk olur Amsterdam akşamları. Kanal köprülerinin kemerlerini donatan dizi dizi ampul kavisleri; sulara vuran şavklarıyla, peri kızlarını anlatan öykülerin düşsel gerdanlıklarını, iç içe uzanan çemberlerde, yokluğa iletirler.
Üstü beyaz boyalı bir ırmak salapuryasının penceresinden, boynu papyon kurdeleli toraman bir kedi; bir haminne sevimliliğiyle, sulara bakar.
Çok uzak kıyılardaki bir pazar gecesinin ilk yalnızlığında, yosun kokulu, renksiz ve kimsesiz bir deniz dalgasıyla boğulan cılız çocuğun cesedi; gözleri hiç bakılmamış bir yıldıza dikili, sözcüklerin bilmediği sesli bir dudak tiki gönderir papyon kurdeleli kediye:
- Pift...
***
Gecede kayıp giden ışıklar peş peşedir. Hiçliğin kuyusundan pift çeken bin çıkrık...
insan kulağının biçimi, anne karnında yatan bir cenin biçimindedir. Hangi ressam benzetmiş ki ikisini birbirine...
Bunu düşünmek saçmadır, yahut da değildir. Bütün yaşayanların filmi birden tersine çevrilse. Hepsi yeniden dönse kulak biçiminde annelerinin karnına. Sonra anneleri de, dönse kendi annelerinin karnına; sonra o anneler de, kendi annelerinin karnına...
***
Oğuz Han'ı doğuracak anne de henüz doğmamıştır.
2050'lerde çocuğunu doğuracak annenin annesi de, henüz doğmamıştır.
Henüz doğmamış bir annenin doğuracağı anne, hiç bakılmamış bir yıldızdadır. Sularda yüzen sıska bir çocuk cesedinin gözleri, hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sesli bir dudak tikini gönderir ona:
- Pift...
***
Geçen yüzyılda Sibirya'ya giden bir ingiliz misyoneri çevirir başını. Kibarca sorar:
- Beni mi çağırdınız?
Üstündeki otoları, kamyonları, otobüsleri, kamyonetleri ve minibüsleriyle birden ayağa dikilen Boğaz Köprüsü:
- Hayır sizi çağırmadık, siz lütfen işinize bakın, der.
ingiliz misyoneri:
- Özür dilerim, der, bana pift dediniz gibi geldi de...
***
Pift, diyen; ayağa dikilmiş köprünün ta tepesinden sulara bakan gözlüklü bir ozandır. Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sözcüklere girmemiş bir dudak tikini, kandil kandil serpmektedir zamanın takvimsiz gölgesine...
***
Boston'daki bir büyük otelde, hızı bitmiş bir atlıkarınca gibi, ağır ağır dönmekte olan amerikan barda, gözlüksüz bir içkici, başını çevirip sorar ozana:
- Beni mi çağırdınız?
Ozan güler:
- Kim bilir...
içkici de güler:
- Beni çağırdığınızdan kuşku yok, çünkü pift dediniz...
***
Tayland bataklıklarından tuz çıkartan, yıktık hasır şapkalı ve çıplak ayaklı bir köylü de, kendisinin çağrıldığı kanısındadır.
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun çırılçıplak uzanmış kadın, gönül kepçesinde biriktirir kandil kandil dökülen piftleri.
***
Tüm yaşamış canlılar, yaşayan canlılar ve yaşayacak canlılarla; zamanın takvimsiz gölgesindeki aşklar ve dört bir yanından kan sızan unutulmuş tarihler, boyunlarını uzatarak kabartır kulaklarını. Kandil kandil dökülen tek heceli bir senfoniyi dinlerler:
- Pift pift pift...
***
Kimsenin bakmadığı bir yıldızla doğmamış bir anneden doğacak olan anne de dinler; papyon kurdeleli toraman kedi de; gözleri kimsenin bakmadığı yıldıza dikili, sularda yüzen çelimsiz çocuk cesedi de... Ve usulca onlar da katılırlar senfoniye:
- Pift pift pift...
Hızlı ışıklar uçar gider gecede...
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar