bugün
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın7
- galatasaray neden transfer yapamıyor16
- sözlük yazarlarını evlendirmek12
- devalüasyon yakın mı9
- kadınların erkeklerde çok fazla kriter araması7
- mekke anlaşması6
- günlük tutan erkek9
- israil3
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları12
- sevgilisinin regl gunlerini hesaplayan erkek7
- hurdacılık2
- düğün dernekle evlenir kimseye duyurmadan boşanır11
- yemek yapmayı bilmeyen kadın5
- anın görüntüsü12
- velvet hanım çay içelim mi6
- kadın kocasının hizmetkarıdır4
- kotor5
- yavrum diye hitap eden erkek7
- sözlüğün en tipsiz kız yazarı2
- ülkücüleri ciddiye almak3
- ümmetçilerin azerbaycan düşmanlığı2
- filtreli fotoğraf paylaşan erkek8
- efesle tuborgu karıştırıp içmek8
- eğitiyorum ayağına işkence eden sensei4
- ortega sedat3
- bir günde 100 bayana merhaba demek3
- cedicader'i gsli yapıyoruz kampanyası2
- mesajlara hızlı cevap vermek9
- sezgin tanrıkulu2
- burunla blok flüt çalabilmek6
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması13
- cersei lannister'in dincileri patlatması3
- fenerbahçe de romelu lukaku gelişmesi2
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim5
- kadın yazar çekme başlıkları6
- üniversiteye kızlar cinsellik yaşamak için gidiyor10
- mohamed salah ghaly14
- artı oy veren kişinin erkek yazar olması3
- sözlüğü anı defteri gibi kullanmak6
- geldimgittim5
- sözlük yazarlarından aforizmalar3
- şeyhine karısını sunarak evliya olmak2
- başka sözlükten yazarlık teklifi gelmesi2
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron5
- sevgilim popomun arasından kredi kartı çekti3
- dar kot pantolon ile uyumak3
- türk türk olduğu için soyludur2
- trafikte hanımının yanında artistlik yapsalar6
- kale3112 entry ni beğendi3
- opel astra2
Hızlı ışıklar, uçar gider gecede. Bin kuyu çıkrığı birden çalışır hiçliğin kuyusunda; hiçbir sözlükte yazılı olmayan sesli bir dudak tikini, boşluğa armağan etmek için:
- Pift...
***
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun uzanmış bir kadının güneşlerinden, habersizdir uçup giden ışıklar. Nasıl ki hangi yıldıza kaç insan gözünün değmiş olduğunu da, kör bir saksağandan başka düşünen olmamıştır.
Yahut kör saksağan bile düşünmemiştir bir yıldıza değmiş insan gözlerinin sayısını.
***
Neden deniz, o pazar akşamı o kadar suratsızdı ve yosun kokulu bir yalnızlıkla vuruyordu rıhtıma? Parmak kadar bir çocuk, uçları sivri parmaklıklara dayanmış, bükük boynuyla dalıp gitmişti denize... Hâlâ yüzer sıska çelimsiz cesedi o sularda. Ve açık gözleri mıhlı kalmıştır hiç bakılmamış bir yıldıza.
Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın birden çektiği, dünya dillerinin tüm sözcüklerine nanik yapan, sesli bir dudak tiki:
- Pift...
***
Baharın başlarında bir hayli soğuk olur Amsterdam akşamları. Kanal köprülerinin kemerlerini donatan dizi dizi ampul kavisleri; sulara vuran şavklarıyla, peri kızlarını anlatan öykülerin düşsel gerdanlıklarını, iç içe uzanan çemberlerde, yokluğa iletirler.
Üstü beyaz boyalı bir ırmak salapuryasının penceresinden, boynu papyon kurdeleli toraman bir kedi; bir haminne sevimliliğiyle, sulara bakar.
Çok uzak kıyılardaki bir pazar gecesinin ilk yalnızlığında, yosun kokulu, renksiz ve kimsesiz bir deniz dalgasıyla boğulan cılız çocuğun cesedi; gözleri hiç bakılmamış bir yıldıza dikili, sözcüklerin bilmediği sesli bir dudak tiki gönderir papyon kurdeleli kediye:
- Pift...
***
Gecede kayıp giden ışıklar peş peşedir. Hiçliğin kuyusundan pift çeken bin çıkrık...
insan kulağının biçimi, anne karnında yatan bir cenin biçimindedir. Hangi ressam benzetmiş ki ikisini birbirine...
Bunu düşünmek saçmadır, yahut da değildir. Bütün yaşayanların filmi birden tersine çevrilse. Hepsi yeniden dönse kulak biçiminde annelerinin karnına. Sonra anneleri de, dönse kendi annelerinin karnına; sonra o anneler de, kendi annelerinin karnına...
***
Oğuz Han'ı doğuracak anne de henüz doğmamıştır.
2050'lerde çocuğunu doğuracak annenin annesi de, henüz doğmamıştır.
Henüz doğmamış bir annenin doğuracağı anne, hiç bakılmamış bir yıldızdadır. Sularda yüzen sıska bir çocuk cesedinin gözleri, hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sesli bir dudak tikini gönderir ona:
- Pift...
***
Geçen yüzyılda Sibirya'ya giden bir ingiliz misyoneri çevirir başını. Kibarca sorar:
- Beni mi çağırdınız?
Üstündeki otoları, kamyonları, otobüsleri, kamyonetleri ve minibüsleriyle birden ayağa dikilen Boğaz Köprüsü:
- Hayır sizi çağırmadık, siz lütfen işinize bakın, der.
ingiliz misyoneri:
- Özür dilerim, der, bana pift dediniz gibi geldi de...
***
Pift, diyen; ayağa dikilmiş köprünün ta tepesinden sulara bakan gözlüklü bir ozandır. Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sözcüklere girmemiş bir dudak tikini, kandil kandil serpmektedir zamanın takvimsiz gölgesine...
***
Boston'daki bir büyük otelde, hızı bitmiş bir atlıkarınca gibi, ağır ağır dönmekte olan amerikan barda, gözlüksüz bir içkici, başını çevirip sorar ozana:
- Beni mi çağırdınız?
Ozan güler:
- Kim bilir...
içkici de güler:
- Beni çağırdığınızdan kuşku yok, çünkü pift dediniz...
***
Tayland bataklıklarından tuz çıkartan, yıktık hasır şapkalı ve çıplak ayaklı bir köylü de, kendisinin çağrıldığı kanısındadır.
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun çırılçıplak uzanmış kadın, gönül kepçesinde biriktirir kandil kandil dökülen piftleri.
***
Tüm yaşamış canlılar, yaşayan canlılar ve yaşayacak canlılarla; zamanın takvimsiz gölgesindeki aşklar ve dört bir yanından kan sızan unutulmuş tarihler, boyunlarını uzatarak kabartır kulaklarını. Kandil kandil dökülen tek heceli bir senfoniyi dinlerler:
- Pift pift pift...
***
Kimsenin bakmadığı bir yıldızla doğmamış bir anneden doğacak olan anne de dinler; papyon kurdeleli toraman kedi de; gözleri kimsenin bakmadığı yıldıza dikili, sularda yüzen çelimsiz çocuk cesedi de... Ve usulca onlar da katılırlar senfoniye:
- Pift pift pift...
Hızlı ışıklar uçar gider gecede...
çetin altan
- Pift...
***
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun uzanmış bir kadının güneşlerinden, habersizdir uçup giden ışıklar. Nasıl ki hangi yıldıza kaç insan gözünün değmiş olduğunu da, kör bir saksağandan başka düşünen olmamıştır.
Yahut kör saksağan bile düşünmemiştir bir yıldıza değmiş insan gözlerinin sayısını.
***
Neden deniz, o pazar akşamı o kadar suratsızdı ve yosun kokulu bir yalnızlıkla vuruyordu rıhtıma? Parmak kadar bir çocuk, uçları sivri parmaklıklara dayanmış, bükük boynuyla dalıp gitmişti denize... Hâlâ yüzer sıska çelimsiz cesedi o sularda. Ve açık gözleri mıhlı kalmıştır hiç bakılmamış bir yıldıza.
Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın birden çektiği, dünya dillerinin tüm sözcüklerine nanik yapan, sesli bir dudak tiki:
- Pift...
***
Baharın başlarında bir hayli soğuk olur Amsterdam akşamları. Kanal köprülerinin kemerlerini donatan dizi dizi ampul kavisleri; sulara vuran şavklarıyla, peri kızlarını anlatan öykülerin düşsel gerdanlıklarını, iç içe uzanan çemberlerde, yokluğa iletirler.
Üstü beyaz boyalı bir ırmak salapuryasının penceresinden, boynu papyon kurdeleli toraman bir kedi; bir haminne sevimliliğiyle, sulara bakar.
Çok uzak kıyılardaki bir pazar gecesinin ilk yalnızlığında, yosun kokulu, renksiz ve kimsesiz bir deniz dalgasıyla boğulan cılız çocuğun cesedi; gözleri hiç bakılmamış bir yıldıza dikili, sözcüklerin bilmediği sesli bir dudak tiki gönderir papyon kurdeleli kediye:
- Pift...
***
Gecede kayıp giden ışıklar peş peşedir. Hiçliğin kuyusundan pift çeken bin çıkrık...
insan kulağının biçimi, anne karnında yatan bir cenin biçimindedir. Hangi ressam benzetmiş ki ikisini birbirine...
Bunu düşünmek saçmadır, yahut da değildir. Bütün yaşayanların filmi birden tersine çevrilse. Hepsi yeniden dönse kulak biçiminde annelerinin karnına. Sonra anneleri de, dönse kendi annelerinin karnına; sonra o anneler de, kendi annelerinin karnına...
***
Oğuz Han'ı doğuracak anne de henüz doğmamıştır.
2050'lerde çocuğunu doğuracak annenin annesi de, henüz doğmamıştır.
Henüz doğmamış bir annenin doğuracağı anne, hiç bakılmamış bir yıldızdadır. Sularda yüzen sıska bir çocuk cesedinin gözleri, hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sesli bir dudak tikini gönderir ona:
- Pift...
***
Geçen yüzyılda Sibirya'ya giden bir ingiliz misyoneri çevirir başını. Kibarca sorar:
- Beni mi çağırdınız?
Üstündeki otoları, kamyonları, otobüsleri, kamyonetleri ve minibüsleriyle birden ayağa dikilen Boğaz Köprüsü:
- Hayır sizi çağırmadık, siz lütfen işinize bakın, der.
ingiliz misyoneri:
- Özür dilerim, der, bana pift dediniz gibi geldi de...
***
Pift, diyen; ayağa dikilmiş köprünün ta tepesinden sulara bakan gözlüklü bir ozandır. Hiçliğin kuyusundan bin çıkrığın çektiği sözcüklere girmemiş bir dudak tikini, kandil kandil serpmektedir zamanın takvimsiz gölgesine...
***
Boston'daki bir büyük otelde, hızı bitmiş bir atlıkarınca gibi, ağır ağır dönmekte olan amerikan barda, gözlüksüz bir içkici, başını çevirip sorar ozana:
- Beni mi çağırdınız?
Ozan güler:
- Kim bilir...
içkici de güler:
- Beni çağırdığınızdan kuşku yok, çünkü pift dediniz...
***
Tayland bataklıklarından tuz çıkartan, yıktık hasır şapkalı ve çıplak ayaklı bir köylü de, kendisinin çağrıldığı kanısındadır.
Bir ayağını hafifçe ötekinin üstüne koyup, yüzükoyun çırılçıplak uzanmış kadın, gönül kepçesinde biriktirir kandil kandil dökülen piftleri.
***
Tüm yaşamış canlılar, yaşayan canlılar ve yaşayacak canlılarla; zamanın takvimsiz gölgesindeki aşklar ve dört bir yanından kan sızan unutulmuş tarihler, boyunlarını uzatarak kabartır kulaklarını. Kandil kandil dökülen tek heceli bir senfoniyi dinlerler:
- Pift pift pift...
***
Kimsenin bakmadığı bir yıldızla doğmamış bir anneden doğacak olan anne de dinler; papyon kurdeleli toraman kedi de; gözleri kimsenin bakmadığı yıldıza dikili, sularda yüzen çelimsiz çocuk cesedi de... Ve usulca onlar da katılırlar senfoniye:
- Pift pift pift...
Hızlı ışıklar uçar gider gecede...
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar