bugün
- türklerin ileri olduğu konular21
- en gey özelliğiniz9
- burçlara inanan erkek15
- en son alınan hediye7
- soğuğu sıcağından daha iyi olan şeyler7
- yazarların çektiği manzara fotoğrafları9
- çırçıplak yatmak9
- nervio yu çok seviyorum ne yapmalıyım7
- bir kadının en güzel bölgesi8
- sözlük kavgalarındaki avamlık5
- dinsize inanır mısın17
- sokakta gocu ile karşılaşmak5
- mohamed salah'ın beşiktaş'a transferi2
- eski seni özlüyor musun6
- dünyanın en güzel tatlısı8
- caner taslaman7
- bugün sağlığın için ne yaptın7
- abd vizesi5
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı5
- sözlükte kadınlara sararak tatmin olan incel5
- arkadaşlar bakar mısınız11
- her başlığın altında biten sözlük paraziti5
- bir gün öleceğini unutmak10
- vantilatörü kendine çevirmek6
- özlenen hissiyatlar6
- ruh hastası olan yazarlar6
- seninle şurada olabilirdik5
- uysaljakoben gocu'nun fake hesabı mı5
- geceye acı ama gerçek bir cümle bırak3
- deri ceketli serseri4
- bir insanın daraldığında sığınabileceği yerler5
- kültürün bireyi boğması4
- salak yazarlar7
- evdeki alkolün bittiği anda yapılacaklar5
- gocu pandela barışı4
- nasuh mahruki2
- mauro icardi3
- sözlüğün kalitesindeki artış4
- ayak sevecek kadar abaza olmak3
- chatgptye penis fotoğrafını atmak18
- ioçke'nin elleri4
- film izlerken ağlayanlara gülmek3
- sevgiliyle karşılıklı ağlamak3
- pandela6
- geceye bir şarkı bırak23
- kasiyer kızdan hoşlanmak4
- kültür seviyesi yüksek esprilerin havada kalması4
- ak saçlı klavye delikanlısı3
- gocu31
- gocu meme ucu5
nihat genç'in, bosna'da toprak altından çıkarılan toplu mezarlar için düzenlenen ve hayatını kaybedenlerin onure edildiği törene gittiğinde, elden ele ilerleyen tabutlardan birinin nihada olması üzerine kaleme aldığı yazı. nihat genç söz konusu geziyi bir yazı dizisi halinde kitaba almıştır. kesinlikle okunası harika bir yazı dizisidir. aynı yazı dizisinde mostar köprüsüyazısı da harikuladedir.
nihat genç'in kaleme aldığı bosnanın unutturulmaya çalışılan gerçek yüzünü bizlere gösteren gerçek bir hikaye...
aslında bu hikayeden sizlere bahsetmeden önce şunu belirteyim. bu hikayeyi özet olarak yazacaktım fakat kesmek için hiçbir satırına kıyamadım. onun için nihada hikayesini
sizlerin birinci ağızdan öğrenmenizin daha doğru olacağını düşünerek kendi fikirlerimi kitaptan alıntılar yaparak yazıyorum.
bosnalılar... silah ambargosuyla birlikte kendilerini savunacakları malzemeleri ellerinden alınan cefakar insanlar. nihat genç bunu oralara gitmeden anlayamayacağımızı söylüyor. en küçük fırsatta oraları görmemizi şiddetle tavsiye ediyor.
bir diğer ayrıntı bosnanın muhteşem güzellikleri. bunu ifade ederken karadenizin ormanlarıyla kıyaslayamıyor bosna ağaçlıklarını. ifade muhteşem "bizim zihnimizdeki cennet tasvirinin ulaşamadığı bir güzellik bosna". orada kadın ve çocuklar ise bizim annelerimiz, kardeşlerimiz, nenelerimizden farksız.
her köşeden kıstırılmış silahsız bosnalılara katil sırplar ateş püskürttüler. bunu ifade ederken mermilerle bombalarla yaralanmamış yapı kalmamış diye de ekliyor yazarımız.
bu da yetmezmiş gibi bosnalılar kendi yaralarını saracakları imkanlardan da yoksunlar. bugün insan haklarından, barıştan demokrasiden, çağdaşlıktan dem vuran batı bu vahşete sadece seyirci kaldı. ( bence seyirci kalmaktan öte bire-bir oynadı). almanlar sırplara yardımlar gönderdi. ne için? bunu ben de henüz çözebilmiş değilim.
herhalde insanın gözü dönmeye görsün. sonunda hayvanlaşmış aç kasaplar çoluk çocuk demeden, karşımdaki insan demeden tarıyor geçiyor... gördüğüm çok ilginç bir satır da şu; bosnalı yaşlılar bunları yapanların önceki komşuları olduğunu söylüyor ve o insanlarla halen beraber yaşadıklarını anlatıyor. tüyler ürpertici bir gerçek. yapılan işkenceleri okurken tüyleri diken diken oluyor insanın. hayalarından bağlanarak sürüklenen adamlar, çocuğunun etini kıyma yapıp pişirip annesine yediren gözü dönmüşler... nihat genç bunları yazarken gerçeğin ta kendisi diye ekliyor. bize masal gibi geliyor sanki. en azından masal olduğuna inanmak istiyor insan.
bosnalıların maruz kaldığı vahşeti yalanlayacak hiçbir delil yok o gözü dönmüşlerde. çünkü her şey ortada. bu işkencelerin nasıl yapıldığını bazı sırplardan öğreniyoruz diye de ekliyor.
bir başka detay ise şuydu: müslümanlar sırp mahallelerinden geçerken küçük sırp çocuklar eliyle boğaz kesme işareti yapıyordu. (daha küçükten bir vahşeti kahramanlık olarak öğrenen bu çocukların ileride neler yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum)
dahasını karanlığa okunan ezanlar kitabından okumanızı. hem de en sakin anınızda okumanızı tavsiye ediyorum....
600 tabut törenle toprağa verilecekti. çeşitli ülkelerden devlet başkanları da oradaydı. tabutlar eller üzerinden kayarak ilerliyordu. su taşır gibi. nihat abi isimleri okurken duygularını şöyle anlatıyor; isimler yabancı değildi, dergide çalışan arkadaşlarımın isimleri geçiyordu önümden, nihat ismi geçiyordu. bir zaman yoruldum ve sıradan çıktım. kollarım yorulmuştu. üzerinde nihada yazılı bir tabut gözüme çarptı. tekrar sıraya girdim. nihadanın tabutu kuş gibi hafifti. 7 yaşında bir çocuk nihada. o günden sonra adımı nihada olarak değiştirmek istiyorum. arkadaşım gülümseyerek nihada kız ismidir buralarda diyor. olsun diyorum. nihadanın bir yakını gelir mi diye bekliyorum... oradaki ölülerin yakınları yok. hepsini öldürmüşler... nihat genç'in yine geleceğim nihada diyerek uzaklaşıyor.
bu noktadan sonra dersimiz nedir aca bunu soruyorum sizlere? bugün bir sürü ucuz tartışmalara dil uzattık. fakat nihada bize bağımsızlığın ne demek olduğunu gösteriyor. nihada'nın tabutu yavuz osmanın tuğ diktiği söğütten bir parça belki. kim bilir? camilerin minareleri üç kıtaya gözcülük ederken, yavaş yavaş yerini kiliselere bırakıyor, vahşetlere tanık oluyor.
buraya kadar sıkılmadan okuyan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. nihat abi'ye teşekkür ediyorum. (kusurum olmuşsa affola)
aslında bu hikayeden sizlere bahsetmeden önce şunu belirteyim. bu hikayeyi özet olarak yazacaktım fakat kesmek için hiçbir satırına kıyamadım. onun için nihada hikayesini
sizlerin birinci ağızdan öğrenmenizin daha doğru olacağını düşünerek kendi fikirlerimi kitaptan alıntılar yaparak yazıyorum.
bosnalılar... silah ambargosuyla birlikte kendilerini savunacakları malzemeleri ellerinden alınan cefakar insanlar. nihat genç bunu oralara gitmeden anlayamayacağımızı söylüyor. en küçük fırsatta oraları görmemizi şiddetle tavsiye ediyor.
bir diğer ayrıntı bosnanın muhteşem güzellikleri. bunu ifade ederken karadenizin ormanlarıyla kıyaslayamıyor bosna ağaçlıklarını. ifade muhteşem "bizim zihnimizdeki cennet tasvirinin ulaşamadığı bir güzellik bosna". orada kadın ve çocuklar ise bizim annelerimiz, kardeşlerimiz, nenelerimizden farksız.
her köşeden kıstırılmış silahsız bosnalılara katil sırplar ateş püskürttüler. bunu ifade ederken mermilerle bombalarla yaralanmamış yapı kalmamış diye de ekliyor yazarımız.
bu da yetmezmiş gibi bosnalılar kendi yaralarını saracakları imkanlardan da yoksunlar. bugün insan haklarından, barıştan demokrasiden, çağdaşlıktan dem vuran batı bu vahşete sadece seyirci kaldı. ( bence seyirci kalmaktan öte bire-bir oynadı). almanlar sırplara yardımlar gönderdi. ne için? bunu ben de henüz çözebilmiş değilim.
herhalde insanın gözü dönmeye görsün. sonunda hayvanlaşmış aç kasaplar çoluk çocuk demeden, karşımdaki insan demeden tarıyor geçiyor... gördüğüm çok ilginç bir satır da şu; bosnalı yaşlılar bunları yapanların önceki komşuları olduğunu söylüyor ve o insanlarla halen beraber yaşadıklarını anlatıyor. tüyler ürpertici bir gerçek. yapılan işkenceleri okurken tüyleri diken diken oluyor insanın. hayalarından bağlanarak sürüklenen adamlar, çocuğunun etini kıyma yapıp pişirip annesine yediren gözü dönmüşler... nihat genç bunları yazarken gerçeğin ta kendisi diye ekliyor. bize masal gibi geliyor sanki. en azından masal olduğuna inanmak istiyor insan.
bosnalıların maruz kaldığı vahşeti yalanlayacak hiçbir delil yok o gözü dönmüşlerde. çünkü her şey ortada. bu işkencelerin nasıl yapıldığını bazı sırplardan öğreniyoruz diye de ekliyor.
bir başka detay ise şuydu: müslümanlar sırp mahallelerinden geçerken küçük sırp çocuklar eliyle boğaz kesme işareti yapıyordu. (daha küçükten bir vahşeti kahramanlık olarak öğrenen bu çocukların ileride neler yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum)
dahasını karanlığa okunan ezanlar kitabından okumanızı. hem de en sakin anınızda okumanızı tavsiye ediyorum....
600 tabut törenle toprağa verilecekti. çeşitli ülkelerden devlet başkanları da oradaydı. tabutlar eller üzerinden kayarak ilerliyordu. su taşır gibi. nihat abi isimleri okurken duygularını şöyle anlatıyor; isimler yabancı değildi, dergide çalışan arkadaşlarımın isimleri geçiyordu önümden, nihat ismi geçiyordu. bir zaman yoruldum ve sıradan çıktım. kollarım yorulmuştu. üzerinde nihada yazılı bir tabut gözüme çarptı. tekrar sıraya girdim. nihadanın tabutu kuş gibi hafifti. 7 yaşında bir çocuk nihada. o günden sonra adımı nihada olarak değiştirmek istiyorum. arkadaşım gülümseyerek nihada kız ismidir buralarda diyor. olsun diyorum. nihadanın bir yakını gelir mi diye bekliyorum... oradaki ölülerin yakınları yok. hepsini öldürmüşler... nihat genç'in yine geleceğim nihada diyerek uzaklaşıyor.
bu noktadan sonra dersimiz nedir aca bunu soruyorum sizlere? bugün bir sürü ucuz tartışmalara dil uzattık. fakat nihada bize bağımsızlığın ne demek olduğunu gösteriyor. nihada'nın tabutu yavuz osmanın tuğ diktiği söğütten bir parça belki. kim bilir? camilerin minareleri üç kıtaya gözcülük ederken, yavaş yavaş yerini kiliselere bırakıyor, vahşetlere tanık oluyor.
buraya kadar sıkılmadan okuyan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. nihat abi'ye teşekkür ediyorum. (kusurum olmuşsa affola)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar