bugün
- kolye58
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı18
- anadolu çomarları7
- ankara5
- evi ev yapan şeyler11
- jeffrey epstein5
- bu ekonomide hala kadın çalışmamalı diyen tip7
- bileklik19
- galatasaray19
- kadınların çalışması3
- beşiktaş17
- 17 ekim 2026 fenerbahçe alanyaspor maçı6
- kedi9
- gül3
- karısı çalıştıran erkek gitsin vurdursun9
- çalışmak isteyen bağyan kişilik2
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- sabah 6:00'da nervionun resmine bakarak rakı içmek12
- fenerbahçe16
- çiçek taksi2
- uludağ sözlük yapay zeka moderatör prompt'u8
- benim de devletim olsun diyen kürt11
- kim kimi neden sevmiyor14
- yogartiksen40
- tır şoförü olmayı istemek12
- gençlerbirliği 0 galatasaray 14
- mabel matiz2
- ataerkillikten tiksinmek2
- türkiye17
- saat4
- timsah7
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- sevgiliye cartier hediye etmek6
- zebra4
- beko2
- papağan4
- 6 ayda bir yıkanmak5
- irfan can eğribayat2
- eskortluk yapan sözlük yazarı25
- ölen kediyi çöpe atmak vs gömmek4
- ona bir şey söyle7
- her şeye neden diye sormanın yan etkileri3
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı75
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek48
- azerilerce tokatlanan akpli8
- queen ravenna büyücülük okulu20
- nervio adlı yazara uyarı11
- fuhuş yaparken yakalanan sözlük yazarı2
- mustafa kemal atatürk2
- güneşli sıcıcık bir edirne günü6
nihat genç'in kaleme aldığı bosnanın unutturulmaya çalışılan gerçek yüzünü bizlere gösteren gerçek bir hikaye...
aslında bu hikayeden sizlere bahsetmeden önce şunu belirteyim. bu hikayeyi özet olarak yazacaktım fakat kesmek için hiçbir satırına kıyamadım. onun için nihada hikayesini
sizlerin birinci ağızdan öğrenmenizin daha doğru olacağını düşünerek kendi fikirlerimi kitaptan alıntılar yaparak yazıyorum.
bosnalılar... silah ambargosuyla birlikte kendilerini savunacakları malzemeleri ellerinden alınan cefakar insanlar. nihat genç bunu oralara gitmeden anlayamayacağımızı söylüyor. en küçük fırsatta oraları görmemizi şiddetle tavsiye ediyor.
bir diğer ayrıntı bosnanın muhteşem güzellikleri. bunu ifade ederken karadenizin ormanlarıyla kıyaslayamıyor bosna ağaçlıklarını. ifade muhteşem "bizim zihnimizdeki cennet tasvirinin ulaşamadığı bir güzellik bosna". orada kadın ve çocuklar ise bizim annelerimiz, kardeşlerimiz, nenelerimizden farksız.
her köşeden kıstırılmış silahsız bosnalılara katil sırplar ateş püskürttüler. bunu ifade ederken mermilerle bombalarla yaralanmamış yapı kalmamış diye de ekliyor yazarımız.
bu da yetmezmiş gibi bosnalılar kendi yaralarını saracakları imkanlardan da yoksunlar. bugün insan haklarından, barıştan demokrasiden, çağdaşlıktan dem vuran batı bu vahşete sadece seyirci kaldı. ( bence seyirci kalmaktan öte bire-bir oynadı). almanlar sırplara yardımlar gönderdi. ne için? bunu ben de henüz çözebilmiş değilim.
herhalde insanın gözü dönmeye görsün. sonunda hayvanlaşmış aç kasaplar çoluk çocuk demeden, karşımdaki insan demeden tarıyor geçiyor... gördüğüm çok ilginç bir satır da şu; bosnalı yaşlılar bunları yapanların önceki komşuları olduğunu söylüyor ve o insanlarla halen beraber yaşadıklarını anlatıyor. tüyler ürpertici bir gerçek. yapılan işkenceleri okurken tüyleri diken diken oluyor insanın. hayalarından bağlanarak sürüklenen adamlar, çocuğunun etini kıyma yapıp pişirip annesine yediren gözü dönmüşler... nihat genç bunları yazarken gerçeğin ta kendisi diye ekliyor. bize masal gibi geliyor sanki. en azından masal olduğuna inanmak istiyor insan.
bosnalıların maruz kaldığı vahşeti yalanlayacak hiçbir delil yok o gözü dönmüşlerde. çünkü her şey ortada. bu işkencelerin nasıl yapıldığını bazı sırplardan öğreniyoruz diye de ekliyor.
bir başka detay ise şuydu: müslümanlar sırp mahallelerinden geçerken küçük sırp çocuklar eliyle boğaz kesme işareti yapıyordu. (daha küçükten bir vahşeti kahramanlık olarak öğrenen bu çocukların ileride neler yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum)
dahasını karanlığa okunan ezanlar kitabından okumanızı. hem de en sakin anınızda okumanızı tavsiye ediyorum....
600 tabut törenle toprağa verilecekti. çeşitli ülkelerden devlet başkanları da oradaydı. tabutlar eller üzerinden kayarak ilerliyordu. su taşır gibi. nihat abi isimleri okurken duygularını şöyle anlatıyor; isimler yabancı değildi, dergide çalışan arkadaşlarımın isimleri geçiyordu önümden, nihat ismi geçiyordu. bir zaman yoruldum ve sıradan çıktım. kollarım yorulmuştu. üzerinde nihada yazılı bir tabut gözüme çarptı. tekrar sıraya girdim. nihadanın tabutu kuş gibi hafifti. 7 yaşında bir çocuk nihada. o günden sonra adımı nihada olarak değiştirmek istiyorum. arkadaşım gülümseyerek nihada kız ismidir buralarda diyor. olsun diyorum. nihadanın bir yakını gelir mi diye bekliyorum... oradaki ölülerin yakınları yok. hepsini öldürmüşler... nihat genç'in yine geleceğim nihada diyerek uzaklaşıyor.
bu noktadan sonra dersimiz nedir aca bunu soruyorum sizlere? bugün bir sürü ucuz tartışmalara dil uzattık. fakat nihada bize bağımsızlığın ne demek olduğunu gösteriyor. nihada'nın tabutu yavuz osmanın tuğ diktiği söğütten bir parça belki. kim bilir? camilerin minareleri üç kıtaya gözcülük ederken, yavaş yavaş yerini kiliselere bırakıyor, vahşetlere tanık oluyor.
buraya kadar sıkılmadan okuyan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. nihat abi'ye teşekkür ediyorum. (kusurum olmuşsa affola)
aslında bu hikayeden sizlere bahsetmeden önce şunu belirteyim. bu hikayeyi özet olarak yazacaktım fakat kesmek için hiçbir satırına kıyamadım. onun için nihada hikayesini
sizlerin birinci ağızdan öğrenmenizin daha doğru olacağını düşünerek kendi fikirlerimi kitaptan alıntılar yaparak yazıyorum.
bosnalılar... silah ambargosuyla birlikte kendilerini savunacakları malzemeleri ellerinden alınan cefakar insanlar. nihat genç bunu oralara gitmeden anlayamayacağımızı söylüyor. en küçük fırsatta oraları görmemizi şiddetle tavsiye ediyor.
bir diğer ayrıntı bosnanın muhteşem güzellikleri. bunu ifade ederken karadenizin ormanlarıyla kıyaslayamıyor bosna ağaçlıklarını. ifade muhteşem "bizim zihnimizdeki cennet tasvirinin ulaşamadığı bir güzellik bosna". orada kadın ve çocuklar ise bizim annelerimiz, kardeşlerimiz, nenelerimizden farksız.
her köşeden kıstırılmış silahsız bosnalılara katil sırplar ateş püskürttüler. bunu ifade ederken mermilerle bombalarla yaralanmamış yapı kalmamış diye de ekliyor yazarımız.
bu da yetmezmiş gibi bosnalılar kendi yaralarını saracakları imkanlardan da yoksunlar. bugün insan haklarından, barıştan demokrasiden, çağdaşlıktan dem vuran batı bu vahşete sadece seyirci kaldı. ( bence seyirci kalmaktan öte bire-bir oynadı). almanlar sırplara yardımlar gönderdi. ne için? bunu ben de henüz çözebilmiş değilim.
herhalde insanın gözü dönmeye görsün. sonunda hayvanlaşmış aç kasaplar çoluk çocuk demeden, karşımdaki insan demeden tarıyor geçiyor... gördüğüm çok ilginç bir satır da şu; bosnalı yaşlılar bunları yapanların önceki komşuları olduğunu söylüyor ve o insanlarla halen beraber yaşadıklarını anlatıyor. tüyler ürpertici bir gerçek. yapılan işkenceleri okurken tüyleri diken diken oluyor insanın. hayalarından bağlanarak sürüklenen adamlar, çocuğunun etini kıyma yapıp pişirip annesine yediren gözü dönmüşler... nihat genç bunları yazarken gerçeğin ta kendisi diye ekliyor. bize masal gibi geliyor sanki. en azından masal olduğuna inanmak istiyor insan.
bosnalıların maruz kaldığı vahşeti yalanlayacak hiçbir delil yok o gözü dönmüşlerde. çünkü her şey ortada. bu işkencelerin nasıl yapıldığını bazı sırplardan öğreniyoruz diye de ekliyor.
bir başka detay ise şuydu: müslümanlar sırp mahallelerinden geçerken küçük sırp çocuklar eliyle boğaz kesme işareti yapıyordu. (daha küçükten bir vahşeti kahramanlık olarak öğrenen bu çocukların ileride neler yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum)
dahasını karanlığa okunan ezanlar kitabından okumanızı. hem de en sakin anınızda okumanızı tavsiye ediyorum....
600 tabut törenle toprağa verilecekti. çeşitli ülkelerden devlet başkanları da oradaydı. tabutlar eller üzerinden kayarak ilerliyordu. su taşır gibi. nihat abi isimleri okurken duygularını şöyle anlatıyor; isimler yabancı değildi, dergide çalışan arkadaşlarımın isimleri geçiyordu önümden, nihat ismi geçiyordu. bir zaman yoruldum ve sıradan çıktım. kollarım yorulmuştu. üzerinde nihada yazılı bir tabut gözüme çarptı. tekrar sıraya girdim. nihadanın tabutu kuş gibi hafifti. 7 yaşında bir çocuk nihada. o günden sonra adımı nihada olarak değiştirmek istiyorum. arkadaşım gülümseyerek nihada kız ismidir buralarda diyor. olsun diyorum. nihadanın bir yakını gelir mi diye bekliyorum... oradaki ölülerin yakınları yok. hepsini öldürmüşler... nihat genç'in yine geleceğim nihada diyerek uzaklaşıyor.
bu noktadan sonra dersimiz nedir aca bunu soruyorum sizlere? bugün bir sürü ucuz tartışmalara dil uzattık. fakat nihada bize bağımsızlığın ne demek olduğunu gösteriyor. nihada'nın tabutu yavuz osmanın tuğ diktiği söğütten bir parça belki. kim bilir? camilerin minareleri üç kıtaya gözcülük ederken, yavaş yavaş yerini kiliselere bırakıyor, vahşetlere tanık oluyor.
buraya kadar sıkılmadan okuyan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. nihat abi'ye teşekkür ediyorum. (kusurum olmuşsa affola)
nihat genç'in, bosna'da toprak altından çıkarılan toplu mezarlar için düzenlenen ve hayatını kaybedenlerin onure edildiği törene gittiğinde, elden ele ilerleyen tabutlardan birinin nihada olması üzerine kaleme aldığı yazı. nihat genç söz konusu geziyi bir yazı dizisi halinde kitaba almıştır. kesinlikle okunası harika bir yazı dizisidir. aynı yazı dizisinde mostar köprüsüyazısı da harikuladedir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar