bugün
- işiniz gücünüz yok mu11
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek7
- gocu43
- insanları imcitmeyi havalı bir şey sanan ibneler6
- bir bela geliyor29
- ölümden korkuyor musunuz4
- karı diyen öküzleri gırtlaklama isteği10
- fusya semsiyeli yabanci20
- sözlüğün insanı dertlendirmesi5
- queen feristah4
- dizi izlemek4
- sözlükte en çok sevdiğiniz olay2
- halil güneşli karizması4
- açık oylanınca vakko'dan gelinlik modeli göndermek2
- ilk kez böyle hissediyorum3
- bilin bakalım ben kimin fakesiyim6
- kimseyle dertleşememek4
- gecenin şarkısı14
- izmirbeyefendisi'nin şemsiyeli olması6
- heyt bea gocu mu5
- uludağ itiraf13
- uludağ sözlük evreni8
- özlenen kişiyi rüyada görmek4
- ametist moru2
- sözlüğün en bebiş yazarı2
- bak seri eksicim sana iki çift lafım var2
- geceleri gelen acaba mal mıyım hissi4
- ben sana ne yaptım2
- aşkın metafiziğinde toki kurasının önemi2
- arkadaşlar çok kırıcısınız6
- bir erkeği kibarca reddetmenin yolları2
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya14
- bebişim diye hitap eden erkek2
- sözlüğün kırbacı5
- 195 kaslı pilot14
- kendin hakkında bir entry bırak9
- mazotun yarım litresi 50 tl24
- apo'nun villası11
- başlık silebilme yetkisi3
- hasan atilla uğur14
- ktç'nin şemsiyeli olması4
- gocu'nun şemsiyeli olması4
- borsa istanbul daki fon krizi5
- ayakları üşüyen erkek2
- bugün sizi en mutlu eden an2
- gammazların sanki biraz şey olması3
- donald trump'un türk askerini övmesi10
- göte giren şemsiye açılmaz3
- yahudiler vs çinliler3
- arkadaşlar ben diablo oynamaya gidiyorum2
bilkent müzik ve sahne sanatları fakültesinin kısacık hale getirilmiş adı. ingilizcesi fmpa olarak geçer okulla ilgili broşürlerde. dışardan süper bi yer gibi görünmekle beraber içeri girdiğinizde, hele orda öğrenci olduğunuzda nası bi yere düştüğünüzü anlarsınız. türlü türlü entrikaların döndüğü, herkesin şu sıralar sigara odalarının başına gelenler nedeniyle dekana ana avrat sövdüğü* okulun mevcudu az olduğu için herkesin herhangi bir kişinin don markasına kadar herşeyini bildiği bir okuldur. lise ve ortaokulu da orda okumuş olanlar sıyırma derecesine gelmişken, benim gibi liseyi başka bir okulda bitirip üniversiteyi orada okuyanlar ise olanları bazen gülerek, bazen de hayret ederek izlemektedir. tabii müthiş kafa insanların yanı sıra* fazlasıyla antipatik karakterleri de içinde bulunduran bir okuldur. netice itibariyle okulumdur,severim de söverim de. ama daha çok severim yani pek güzeldir.
ing. faculty of music and performance arts
2004 yılında büyük hayallerle adımımı attığım okul.
hep lise 2. sınıfta demiştim kendi kendime, ben burda okumalıyım, çünkü istediğim meslek gereği sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim tek okul burası.
bu düşüncelerle baktım hep bu okula uzun süre. beğendiler, gel dediler, burs vericez dediler, hakkaten verdiler. ve böylece başladım işte eğitimime. müzik bilgisi 3 sene aldığı piyano dersine dayalı olan, kendi çapında besteler yapan ben amacıma ulaşmıştım, başarmıştım. "müzik geçmişin çok az, 6 sene okuyacaksın" dediler, "hay hay" dedik, okuruz dedik ve nitekim okuyoruz da...
ilk sene nasıl geçti anlamadım zaten. şaşkın bir koşuşturmaca, adaptasyon derken bitti birden. ikinci sene yeni bir adam geldi okula eski mezunlardan. gözlüklü, hafif toplu bir adam. "artık hocan bu olacak senin dediler", oldu.
seçme şansı bırakmadılar diye sinirlendim. sonra düşündüm iyidir ya dedim. nasıl fenerbahçe kendini kanıtlamak isteyen bir takım ve kendini kanıtlamak isteyen bir hocayla çalışıyor, ben de kendimi kanıtlamak istiyorum ve kendini kanıtlamaya ihtiyacı olan bir hocaya ihtiyacım var dedim ve sinirlenmedim. nitekim başarlı da oldum o sene. hem de çok başarılı. insanlar hem beni, hem hocamı parmakla gösterdiler. mutluydum, kendimi kanıtlamıştım ve beklentiler yükselmişti.
sonra hocam bölüm başkanı oldu. hem bireysel ders hocam, hem danışmanım, hem de bölüm başkanı olmuştu artık. bir şeyler değişmeye başladı. artık hocam toplantılara giriyor, idari işler yüzünden beni ihmal ediyordu. benimle ilgilenirmiş gibi yapıyor, suratım asık olduğu için bir sorun var mı diyordu. hiçbir şeyden utanmayan ben utanmıştım "sorun sizsiniz" demeye. o sene öyle geçti. başarı düzeyim mi? eh, iyiydim ama beklentileri karşılayamadığım düşünülüyordu.
derken bu sene başladı. aynı tas aynı hamam gidiyordu her şey. yine hocam senenin başında benimle ilgilenir gibi yapmış, sonra da yine umursamamıştı. sonra ben de umursamaz tavra bürününce hemen üstüme sıçramış ve işler geçici olarak rayına girmişti, ta ki o dekan yardımcısı sıfatını da edinene kadar.
tabi dekan yardımcısı olmak büyük bir şeydi! arabası değişmişti ve söylentilere göre karısı da bu okulda işe başlayacaktı.
başarıya aç hoca basamakları hızla tırmanmış ve baya sağlam bir mevki sahibi olmuştu. öğrencilerini harcayarak dahi olsa yapmıştı bunu.
ha her hoca böyle mi? hayır asla! hepsi karaktersiz değil. akıl hocalığı yapan, bir torun gibi sevip, kendi kanındanmış gibi üzerimize düşen yaşlı hocalarımız da oldu. ikisi hariç diğerlerini yaşlarını bahane edip kapının önüne koydular.
eğitim mi? denilene göre türkiye'nin en iyisi. ama türkiye'nin en iyisinin bile sorunları çok fazla.
peki ya ben? ben geçen sene yine önceki sefer yaptığım gibi 2 yıl önceden kararımı verdim. yine "burda okumalıyım" dediğim bir okul var. ikinci bir sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim bir okul.
peki ya içindeki öğrenciler? belli bi kısmı neden orda olduğunu bilmiyor belki ama ben çok insan tanıdım o binanın içinde. abiler, ablalar, akıl hocalarından tutun, beni örnek alan ufaklıklara kadar. kardeşi olmayan ben bu okulda abi olma sorumluluğunu aldım ve öğrendim nasıl bir şey olduğunu.
bir tanım daha entry biterken:
kısmetse de 2008 yazından itibaren mezun olmayacak olmama rağmen hiçbir resmi ilişkimin kalmayacağı okul.
hep lise 2. sınıfta demiştim kendi kendime, ben burda okumalıyım, çünkü istediğim meslek gereği sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim tek okul burası.
bu düşüncelerle baktım hep bu okula uzun süre. beğendiler, gel dediler, burs vericez dediler, hakkaten verdiler. ve böylece başladım işte eğitimime. müzik bilgisi 3 sene aldığı piyano dersine dayalı olan, kendi çapında besteler yapan ben amacıma ulaşmıştım, başarmıştım. "müzik geçmişin çok az, 6 sene okuyacaksın" dediler, "hay hay" dedik, okuruz dedik ve nitekim okuyoruz da...
ilk sene nasıl geçti anlamadım zaten. şaşkın bir koşuşturmaca, adaptasyon derken bitti birden. ikinci sene yeni bir adam geldi okula eski mezunlardan. gözlüklü, hafif toplu bir adam. "artık hocan bu olacak senin dediler", oldu.
seçme şansı bırakmadılar diye sinirlendim. sonra düşündüm iyidir ya dedim. nasıl fenerbahçe kendini kanıtlamak isteyen bir takım ve kendini kanıtlamak isteyen bir hocayla çalışıyor, ben de kendimi kanıtlamak istiyorum ve kendini kanıtlamaya ihtiyacı olan bir hocaya ihtiyacım var dedim ve sinirlenmedim. nitekim başarlı da oldum o sene. hem de çok başarılı. insanlar hem beni, hem hocamı parmakla gösterdiler. mutluydum, kendimi kanıtlamıştım ve beklentiler yükselmişti.
sonra hocam bölüm başkanı oldu. hem bireysel ders hocam, hem danışmanım, hem de bölüm başkanı olmuştu artık. bir şeyler değişmeye başladı. artık hocam toplantılara giriyor, idari işler yüzünden beni ihmal ediyordu. benimle ilgilenirmiş gibi yapıyor, suratım asık olduğu için bir sorun var mı diyordu. hiçbir şeyden utanmayan ben utanmıştım "sorun sizsiniz" demeye. o sene öyle geçti. başarı düzeyim mi? eh, iyiydim ama beklentileri karşılayamadığım düşünülüyordu.
derken bu sene başladı. aynı tas aynı hamam gidiyordu her şey. yine hocam senenin başında benimle ilgilenir gibi yapmış, sonra da yine umursamamıştı. sonra ben de umursamaz tavra bürününce hemen üstüme sıçramış ve işler geçici olarak rayına girmişti, ta ki o dekan yardımcısı sıfatını da edinene kadar.
tabi dekan yardımcısı olmak büyük bir şeydi! arabası değişmişti ve söylentilere göre karısı da bu okulda işe başlayacaktı.
başarıya aç hoca basamakları hızla tırmanmış ve baya sağlam bir mevki sahibi olmuştu. öğrencilerini harcayarak dahi olsa yapmıştı bunu.
ha her hoca böyle mi? hayır asla! hepsi karaktersiz değil. akıl hocalığı yapan, bir torun gibi sevip, kendi kanındanmış gibi üzerimize düşen yaşlı hocalarımız da oldu. ikisi hariç diğerlerini yaşlarını bahane edip kapının önüne koydular.
eğitim mi? denilene göre türkiye'nin en iyisi. ama türkiye'nin en iyisinin bile sorunları çok fazla.
peki ya ben? ben geçen sene yine önceki sefer yaptığım gibi 2 yıl önceden kararımı verdim. yine "burda okumalıyım" dediğim bir okul var. ikinci bir sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim bir okul.
peki ya içindeki öğrenciler? belli bi kısmı neden orda olduğunu bilmiyor belki ama ben çok insan tanıdım o binanın içinde. abiler, ablalar, akıl hocalarından tutun, beni örnek alan ufaklıklara kadar. kardeşi olmayan ben bu okulda abi olma sorumluluğunu aldım ve öğrendim nasıl bir şey olduğunu.
bir tanım daha entry biterken:
kısmetse de 2008 yazından itibaren mezun olmayacak olmama rağmen hiçbir resmi ilişkimin kalmayacağı okul.
saat 19.00 da başlayıp az önce biten, Eren Başbuğ'un düzenlemesiyle, Çağdaş Gençlik Senfoni Orkestrası'nın verdiği Six Degrees and Inner Turbulence konserine imza atmış öğrencilere sahip fakültedir. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar