bugün
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- aleksey batrakov23
- tanımadığı kadına tokat atan adam18
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- queen ravennanın aşırı güzel olması15
- nükleer bomba7
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir9
- kırıkkaleli olmak istemek8
- 394
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- iskilipli atıf hoca20
- sözlük kürdü55
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- yagmurcu çık açıkla10
- canın edirne ciğeri tavası çekmesi5
- kablosuz mouse13
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak3
- emre belözoğlu6
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar4
- damla sakızlı muhallebi4
- arap götü9
- dedenize sahip çıkar mısınız6
- ismail kartal16
- durkheimın intihar teorisi7
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil15
- hayırlı ramazanlar uludağ sözlük3
- favlayan yazarın asıl amacı12
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- sözlük dedeleri6
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- değişik meslekler4
- millette manyak para var21
- sözlükteki galatasaraylı yazarlar4
- kale3112 tarzı entry girmek8
- öylesine bir şeyler yaz5
- yazarların akşama dair planları7
- atatürk düşmanı5
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- doların 50 tl olması7
- mazot 3 euro olabilirmiş4
- anın görüntüsü32
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- al pacino denince akla gelen ilk film3
- okan buruk4
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- arda güler'in ankara'da doğması3
- cevheri güven4
2004 yılında büyük hayallerle adımımı attığım okul.
hep lise 2. sınıfta demiştim kendi kendime, ben burda okumalıyım, çünkü istediğim meslek gereği sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim tek okul burası.
bu düşüncelerle baktım hep bu okula uzun süre. beğendiler, gel dediler, burs vericez dediler, hakkaten verdiler. ve böylece başladım işte eğitimime. müzik bilgisi 3 sene aldığı piyano dersine dayalı olan, kendi çapında besteler yapan ben amacıma ulaşmıştım, başarmıştım. "müzik geçmişin çok az, 6 sene okuyacaksın" dediler, "hay hay" dedik, okuruz dedik ve nitekim okuyoruz da...
ilk sene nasıl geçti anlamadım zaten. şaşkın bir koşuşturmaca, adaptasyon derken bitti birden. ikinci sene yeni bir adam geldi okula eski mezunlardan. gözlüklü, hafif toplu bir adam. "artık hocan bu olacak senin dediler", oldu.
seçme şansı bırakmadılar diye sinirlendim. sonra düşündüm iyidir ya dedim. nasıl fenerbahçe kendini kanıtlamak isteyen bir takım ve kendini kanıtlamak isteyen bir hocayla çalışıyor, ben de kendimi kanıtlamak istiyorum ve kendini kanıtlamaya ihtiyacı olan bir hocaya ihtiyacım var dedim ve sinirlenmedim. nitekim başarlı da oldum o sene. hem de çok başarılı. insanlar hem beni, hem hocamı parmakla gösterdiler. mutluydum, kendimi kanıtlamıştım ve beklentiler yükselmişti.
sonra hocam bölüm başkanı oldu. hem bireysel ders hocam, hem danışmanım, hem de bölüm başkanı olmuştu artık. bir şeyler değişmeye başladı. artık hocam toplantılara giriyor, idari işler yüzünden beni ihmal ediyordu. benimle ilgilenirmiş gibi yapıyor, suratım asık olduğu için bir sorun var mı diyordu. hiçbir şeyden utanmayan ben utanmıştım "sorun sizsiniz" demeye. o sene öyle geçti. başarı düzeyim mi? eh, iyiydim ama beklentileri karşılayamadığım düşünülüyordu.
derken bu sene başladı. aynı tas aynı hamam gidiyordu her şey. yine hocam senenin başında benimle ilgilenir gibi yapmış, sonra da yine umursamamıştı. sonra ben de umursamaz tavra bürününce hemen üstüme sıçramış ve işler geçici olarak rayına girmişti, ta ki o dekan yardımcısı sıfatını da edinene kadar.
tabi dekan yardımcısı olmak büyük bir şeydi! arabası değişmişti ve söylentilere göre karısı da bu okulda işe başlayacaktı.
başarıya aç hoca basamakları hızla tırmanmış ve baya sağlam bir mevki sahibi olmuştu. öğrencilerini harcayarak dahi olsa yapmıştı bunu.
ha her hoca böyle mi? hayır asla! hepsi karaktersiz değil. akıl hocalığı yapan, bir torun gibi sevip, kendi kanındanmış gibi üzerimize düşen yaşlı hocalarımız da oldu. ikisi hariç diğerlerini yaşlarını bahane edip kapının önüne koydular.
eğitim mi? denilene göre türkiye'nin en iyisi. ama türkiye'nin en iyisinin bile sorunları çok fazla.
peki ya ben? ben geçen sene yine önceki sefer yaptığım gibi 2 yıl önceden kararımı verdim. yine "burda okumalıyım" dediğim bir okul var. ikinci bir sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim bir okul.
peki ya içindeki öğrenciler? belli bi kısmı neden orda olduğunu bilmiyor belki ama ben çok insan tanıdım o binanın içinde. abiler, ablalar, akıl hocalarından tutun, beni örnek alan ufaklıklara kadar. kardeşi olmayan ben bu okulda abi olma sorumluluğunu aldım ve öğrendim nasıl bir şey olduğunu.
bir tanım daha entry biterken:
kısmetse de 2008 yazından itibaren mezun olmayacak olmama rağmen hiçbir resmi ilişkimin kalmayacağı okul.
hep lise 2. sınıfta demiştim kendi kendime, ben burda okumalıyım, çünkü istediğim meslek gereği sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim tek okul burası.
bu düşüncelerle baktım hep bu okula uzun süre. beğendiler, gel dediler, burs vericez dediler, hakkaten verdiler. ve böylece başladım işte eğitimime. müzik bilgisi 3 sene aldığı piyano dersine dayalı olan, kendi çapında besteler yapan ben amacıma ulaşmıştım, başarmıştım. "müzik geçmişin çok az, 6 sene okuyacaksın" dediler, "hay hay" dedik, okuruz dedik ve nitekim okuyoruz da...
ilk sene nasıl geçti anlamadım zaten. şaşkın bir koşuşturmaca, adaptasyon derken bitti birden. ikinci sene yeni bir adam geldi okula eski mezunlardan. gözlüklü, hafif toplu bir adam. "artık hocan bu olacak senin dediler", oldu.
seçme şansı bırakmadılar diye sinirlendim. sonra düşündüm iyidir ya dedim. nasıl fenerbahçe kendini kanıtlamak isteyen bir takım ve kendini kanıtlamak isteyen bir hocayla çalışıyor, ben de kendimi kanıtlamak istiyorum ve kendini kanıtlamaya ihtiyacı olan bir hocaya ihtiyacım var dedim ve sinirlenmedim. nitekim başarlı da oldum o sene. hem de çok başarılı. insanlar hem beni, hem hocamı parmakla gösterdiler. mutluydum, kendimi kanıtlamıştım ve beklentiler yükselmişti.
sonra hocam bölüm başkanı oldu. hem bireysel ders hocam, hem danışmanım, hem de bölüm başkanı olmuştu artık. bir şeyler değişmeye başladı. artık hocam toplantılara giriyor, idari işler yüzünden beni ihmal ediyordu. benimle ilgilenirmiş gibi yapıyor, suratım asık olduğu için bir sorun var mı diyordu. hiçbir şeyden utanmayan ben utanmıştım "sorun sizsiniz" demeye. o sene öyle geçti. başarı düzeyim mi? eh, iyiydim ama beklentileri karşılayamadığım düşünülüyordu.
derken bu sene başladı. aynı tas aynı hamam gidiyordu her şey. yine hocam senenin başında benimle ilgilenir gibi yapmış, sonra da yine umursamamıştı. sonra ben de umursamaz tavra bürününce hemen üstüme sıçramış ve işler geçici olarak rayına girmişti, ta ki o dekan yardımcısı sıfatını da edinene kadar.
tabi dekan yardımcısı olmak büyük bir şeydi! arabası değişmişti ve söylentilere göre karısı da bu okulda işe başlayacaktı.
başarıya aç hoca basamakları hızla tırmanmış ve baya sağlam bir mevki sahibi olmuştu. öğrencilerini harcayarak dahi olsa yapmıştı bunu.
ha her hoca böyle mi? hayır asla! hepsi karaktersiz değil. akıl hocalığı yapan, bir torun gibi sevip, kendi kanındanmış gibi üzerimize düşen yaşlı hocalarımız da oldu. ikisi hariç diğerlerini yaşlarını bahane edip kapının önüne koydular.
eğitim mi? denilene göre türkiye'nin en iyisi. ama türkiye'nin en iyisinin bile sorunları çok fazla.
peki ya ben? ben geçen sene yine önceki sefer yaptığım gibi 2 yıl önceden kararımı verdim. yine "burda okumalıyım" dediğim bir okul var. ikinci bir sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim bir okul.
peki ya içindeki öğrenciler? belli bi kısmı neden orda olduğunu bilmiyor belki ama ben çok insan tanıdım o binanın içinde. abiler, ablalar, akıl hocalarından tutun, beni örnek alan ufaklıklara kadar. kardeşi olmayan ben bu okulda abi olma sorumluluğunu aldım ve öğrendim nasıl bir şey olduğunu.
bir tanım daha entry biterken:
kısmetse de 2008 yazından itibaren mezun olmayacak olmama rağmen hiçbir resmi ilişkimin kalmayacağı okul.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar