bugün
- sözlük dedeleri6
- yagmurcu çık açıkla10
- queen ravennanın aşırı güzel olması11
- tanımadığı kadına tokat atan adam14
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir7
- birazdan maç var3
- arap götü9
- takımınızın maçını izlemek istediğiniz yazarlar2
- susualsuspects4
- kadınlar3
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı10
- otistik bir insanla sohbet etmek4
- cevheri güven2
- dedenize sahip çıkar mısınız2
- savcı esra2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı27
- yazarların akşama dair planları7
- iskilipli atıf hoca20
- valla en güzeli hangisi bilmem2
- kale3112 tarzı entry girmek8
- yalikazigi2
- gina caranonun iyi bir insan olması2
- camgöz balık ekmek4
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- kablosuz mouse12
- doların 50 tl olması7
- topla topla topla3
- 99 lu sevgiliye güz gülleri kaseti hediye etmek4
- tren4
- kırıkkaleli olmak istemek4
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- ese dezze'nin ayşe teyze olması2
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- favlayan yazarın asıl amacı12
- futbol13
- 57 puanla devlet hastanesine atanan gerontolog2
- prof dr üstad kadir mısıroğlu2
- tiktok hesabı olan yazar2
- erecto bruder2
- uefa şampiyonlar ligi3
- nar3
- galatasaray2
- sözlük kürdü55
- true niye hala çaylak5
- yagmurcu3
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- mazot 3 euro olabilirmiş2
- sözlükteki kuzucuklarım6
2004 yılında büyük hayallerle adımımı attığım okul.
hep lise 2. sınıfta demiştim kendi kendime, ben burda okumalıyım, çünkü istediğim meslek gereği sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim tek okul burası.
bu düşüncelerle baktım hep bu okula uzun süre. beğendiler, gel dediler, burs vericez dediler, hakkaten verdiler. ve böylece başladım işte eğitimime. müzik bilgisi 3 sene aldığı piyano dersine dayalı olan, kendi çapında besteler yapan ben amacıma ulaşmıştım, başarmıştım. "müzik geçmişin çok az, 6 sene okuyacaksın" dediler, "hay hay" dedik, okuruz dedik ve nitekim okuyoruz da...
ilk sene nasıl geçti anlamadım zaten. şaşkın bir koşuşturmaca, adaptasyon derken bitti birden. ikinci sene yeni bir adam geldi okula eski mezunlardan. gözlüklü, hafif toplu bir adam. "artık hocan bu olacak senin dediler", oldu.
seçme şansı bırakmadılar diye sinirlendim. sonra düşündüm iyidir ya dedim. nasıl fenerbahçe kendini kanıtlamak isteyen bir takım ve kendini kanıtlamak isteyen bir hocayla çalışıyor, ben de kendimi kanıtlamak istiyorum ve kendini kanıtlamaya ihtiyacı olan bir hocaya ihtiyacım var dedim ve sinirlenmedim. nitekim başarlı da oldum o sene. hem de çok başarılı. insanlar hem beni, hem hocamı parmakla gösterdiler. mutluydum, kendimi kanıtlamıştım ve beklentiler yükselmişti.
sonra hocam bölüm başkanı oldu. hem bireysel ders hocam, hem danışmanım, hem de bölüm başkanı olmuştu artık. bir şeyler değişmeye başladı. artık hocam toplantılara giriyor, idari işler yüzünden beni ihmal ediyordu. benimle ilgilenirmiş gibi yapıyor, suratım asık olduğu için bir sorun var mı diyordu. hiçbir şeyden utanmayan ben utanmıştım "sorun sizsiniz" demeye. o sene öyle geçti. başarı düzeyim mi? eh, iyiydim ama beklentileri karşılayamadığım düşünülüyordu.
derken bu sene başladı. aynı tas aynı hamam gidiyordu her şey. yine hocam senenin başında benimle ilgilenir gibi yapmış, sonra da yine umursamamıştı. sonra ben de umursamaz tavra bürününce hemen üstüme sıçramış ve işler geçici olarak rayına girmişti, ta ki o dekan yardımcısı sıfatını da edinene kadar.
tabi dekan yardımcısı olmak büyük bir şeydi! arabası değişmişti ve söylentilere göre karısı da bu okulda işe başlayacaktı.
başarıya aç hoca basamakları hızla tırmanmış ve baya sağlam bir mevki sahibi olmuştu. öğrencilerini harcayarak dahi olsa yapmıştı bunu.
ha her hoca böyle mi? hayır asla! hepsi karaktersiz değil. akıl hocalığı yapan, bir torun gibi sevip, kendi kanındanmış gibi üzerimize düşen yaşlı hocalarımız da oldu. ikisi hariç diğerlerini yaşlarını bahane edip kapının önüne koydular.
eğitim mi? denilene göre türkiye'nin en iyisi. ama türkiye'nin en iyisinin bile sorunları çok fazla.
peki ya ben? ben geçen sene yine önceki sefer yaptığım gibi 2 yıl önceden kararımı verdim. yine "burda okumalıyım" dediğim bir okul var. ikinci bir sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim bir okul.
peki ya içindeki öğrenciler? belli bi kısmı neden orda olduğunu bilmiyor belki ama ben çok insan tanıdım o binanın içinde. abiler, ablalar, akıl hocalarından tutun, beni örnek alan ufaklıklara kadar. kardeşi olmayan ben bu okulda abi olma sorumluluğunu aldım ve öğrendim nasıl bir şey olduğunu.
bir tanım daha entry biterken:
kısmetse de 2008 yazından itibaren mezun olmayacak olmama rağmen hiçbir resmi ilişkimin kalmayacağı okul.
hep lise 2. sınıfta demiştim kendi kendime, ben burda okumalıyım, çünkü istediğim meslek gereği sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim tek okul burası.
bu düşüncelerle baktım hep bu okula uzun süre. beğendiler, gel dediler, burs vericez dediler, hakkaten verdiler. ve böylece başladım işte eğitimime. müzik bilgisi 3 sene aldığı piyano dersine dayalı olan, kendi çapında besteler yapan ben amacıma ulaşmıştım, başarmıştım. "müzik geçmişin çok az, 6 sene okuyacaksın" dediler, "hay hay" dedik, okuruz dedik ve nitekim okuyoruz da...
ilk sene nasıl geçti anlamadım zaten. şaşkın bir koşuşturmaca, adaptasyon derken bitti birden. ikinci sene yeni bir adam geldi okula eski mezunlardan. gözlüklü, hafif toplu bir adam. "artık hocan bu olacak senin dediler", oldu.
seçme şansı bırakmadılar diye sinirlendim. sonra düşündüm iyidir ya dedim. nasıl fenerbahçe kendini kanıtlamak isteyen bir takım ve kendini kanıtlamak isteyen bir hocayla çalışıyor, ben de kendimi kanıtlamak istiyorum ve kendini kanıtlamaya ihtiyacı olan bir hocaya ihtiyacım var dedim ve sinirlenmedim. nitekim başarlı da oldum o sene. hem de çok başarılı. insanlar hem beni, hem hocamı parmakla gösterdiler. mutluydum, kendimi kanıtlamıştım ve beklentiler yükselmişti.
sonra hocam bölüm başkanı oldu. hem bireysel ders hocam, hem danışmanım, hem de bölüm başkanı olmuştu artık. bir şeyler değişmeye başladı. artık hocam toplantılara giriyor, idari işler yüzünden beni ihmal ediyordu. benimle ilgilenirmiş gibi yapıyor, suratım asık olduğu için bir sorun var mı diyordu. hiçbir şeyden utanmayan ben utanmıştım "sorun sizsiniz" demeye. o sene öyle geçti. başarı düzeyim mi? eh, iyiydim ama beklentileri karşılayamadığım düşünülüyordu.
derken bu sene başladı. aynı tas aynı hamam gidiyordu her şey. yine hocam senenin başında benimle ilgilenir gibi yapmış, sonra da yine umursamamıştı. sonra ben de umursamaz tavra bürününce hemen üstüme sıçramış ve işler geçici olarak rayına girmişti, ta ki o dekan yardımcısı sıfatını da edinene kadar.
tabi dekan yardımcısı olmak büyük bir şeydi! arabası değişmişti ve söylentilere göre karısı da bu okulda işe başlayacaktı.
başarıya aç hoca basamakları hızla tırmanmış ve baya sağlam bir mevki sahibi olmuştu. öğrencilerini harcayarak dahi olsa yapmıştı bunu.
ha her hoca böyle mi? hayır asla! hepsi karaktersiz değil. akıl hocalığı yapan, bir torun gibi sevip, kendi kanındanmış gibi üzerimize düşen yaşlı hocalarımız da oldu. ikisi hariç diğerlerini yaşlarını bahane edip kapının önüne koydular.
eğitim mi? denilene göre türkiye'nin en iyisi. ama türkiye'nin en iyisinin bile sorunları çok fazla.
peki ya ben? ben geçen sene yine önceki sefer yaptığım gibi 2 yıl önceden kararımı verdim. yine "burda okumalıyım" dediğim bir okul var. ikinci bir sıçrama tahtası olarak kullanabileceğim bir okul.
peki ya içindeki öğrenciler? belli bi kısmı neden orda olduğunu bilmiyor belki ama ben çok insan tanıdım o binanın içinde. abiler, ablalar, akıl hocalarından tutun, beni örnek alan ufaklıklara kadar. kardeşi olmayan ben bu okulda abi olma sorumluluğunu aldım ve öğrendim nasıl bir şey olduğunu.
bir tanım daha entry biterken:
kısmetse de 2008 yazından itibaren mezun olmayacak olmama rağmen hiçbir resmi ilişkimin kalmayacağı okul.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar