bugün
- kabak tatlısını sevenler15
- fingirdek sözlük erkeği5
- okan yalabık'ın son hali4
- traveler'ın gizli gey olma ihtimali4
- taksim delisi cenk7
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- anın görüntüsü25
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- elmas bey birader'in online olmaması3
- evi arsayı satıp faizle her ay 120 gr altın alıyom6
- pirizade ismed molla balizade kafadumanevi5
- sözlük sevgilisi2
- pazar akşamları3
- sarı tekerin yazar olamaması2
- kasımda aşk başkadır6
- kaz fobisi2
- hambeles2
- göksel'in memeleri4
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- nat rothschild4
- kafanın çok büyük olması8
- gazze de evlenen çiftin düğün fotoğrafı3
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- ismet gurbuz 20244
- erecto kral reyiz3
- bir sözlük yazarını kerhaneye götürmek3
- 20043
- 1 doların 50 tl olması3
- nervio'nun gerçek yüzü4
- 8 kasım 2026 alanyaspor trabzonspor maçı3
- nervio34
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- fenerbahçe11
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü6
- barış alper yılmaz4
- boyun ağrısı2
- oğuz tezmen2
- ismed ibni semiz cincihocaevi efendi2
- android için televizyon uygulaması yapılmalı2
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- yalnız çirkin asosyal erkek5
- 8 kasım 2026 rizespor erzurumspor maçı4
- kimse beslenmesine dikkat etmiyor2
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı23
- duygu özaslan6
- bırak kolumu acıtıyorsun4
- hoca4
MIYMINTILIK kötü bir şeydir. Bu bir değer yargısı. Böyle bir yargıya varınca öğüt vermek kolaylaşır:
- Mıymıntılık etme, denir.
Peki ama mıymıntılık nedir?
Mıymıntılık, başkalarının kendi çıkarlarımıza ya zararı dokunacak, ya yararı dokunmayacak pasif davranışları, yahut uyuşuk duruşlarıdır.
- Canım mıymıntılık etme de, et şu telefonu o genel müdüre...
O genel müdürde bir işimiz vardır. Bir yakın arkadaşımız o işin çözümlenmesi için aracılık edecektir. Ve arkadaşımız ağırdan almakta, bizim ricamızı kaytarır görünmektedir.
insanlar, mıymıntılığa genellikle kendi çıkarlarıyla ilgili olan konularda kızarlar. Yalana da bu nedenle kızarlar, sözünü tutmamaya da...
Bir de mıymıntılığın, soyut olarak özüne kızanlar vardır. Örneğin ağzında şekeri kırarak değil de, eriterek yiyene kızarım ben. Geviş getirir gibi bir türlü bitmez adamın ağzındaki şeker. Önce bir avurdunu şişirir, sonra öteki avurdunu. Başka şeyler konuşurken gözün, boyuna adamın arada sırada oradan oraya şişen avurtlarına kayar. Derken dilinin altına girer şeker adamın. Dili peltekleşir:
- Bizim en büyük kabahatimiz, der adam, peltek peltek... En büyük kabahatimiz...
Ve şeker tekrar dilinin altından avurduna geçer.
içinden:
- Ulan dersin, yut şunu, yut...
Ve şeker azardan azardan eriyerek devam eder adamın ağzı içinde dolaşmaya.
Yahut radyo ibresi, istasyonun tam üstünde değildir. Ajans haberleri parazitli çıkıyordur. Adam oturduğu yerden kalkıp radyoyu ayar etmeye üşeniyordur.
Ve yine içinden:
- Ulan, dersin amma mıymıntı herif. Kalkıp düzeltsene şunu...
---
Özellikle kadınlar deli olurlar mıymıntı erkeklere. O nedenle de klasik zamparalar, özellikle tanışma başlangıçlarında çakı gibi, ateş gibi, şimşek gibidirler. Ama bir süre sonra foyaları çıkar onların da meydana. Suratlarına konan sineği dahi kovamayacak bir gevşeklikte, bir et yığını haline gelirler kadınların karşısında...
Goncerov'un Oblomov'u da bir mıymıntılık romanı. Mıymıntılıkla kadercilik ve boş vericilik arasında sünepeleşmiş olan Oblomov'u anlatır.
Ve Lenin, bir konuşmasında:
- Biz, demiştir, Oblomov'luğu kaldırmak istiyoruz.
Mıymıntılık kendimize musallat olduğu zaman ise...
Sabah uyanmışındır. Yatak sıcaktır. Yorganın altında, ayaklarının ayaklarına değişindeki; kendi vücudunda imbikleşmiş, yaşamdan gelen lezzeti duyuyorsundur. Telefon çalar... Kalkıp, alelacele terlikleri giyerek, önü açık pijamalarla, sırtında tatsız bir ürperme; koşmak telefona...
- Patlayıncaya kadar çalsın cenabet, dersin.
Böylesine bir karşı koymanın, kendi vücuduna gösterdiğin saygılı önemi, tatlı bir ılıklıkla keyiflendirir ayaklarının başparmaklarını. ikisi de kıpırdayarak mutlu mutlu gerinir gibi olurlar...
Sonra kapı çalar.
- Çalsın istediği kadar, dersin.
Yatak sıcaktır. Damarlarında tazelenmiş bir delikanlılık arzusu, ufaktan ufaktan parıldıyor gibidir. Kaba, katı saldırgan bir arzu değildir bu. Çok daha süzülmüş, incelmiş utançsız, ilginç; gıdıklayıcı oynaşma hayallerine dönüşen bir arzudur.
Kapı çalar. Telefon çalar... Sen mıymıntılığının eşi yaratılmamış gizli koltuğuna gömülürsün.
Alabildiğine geniş, renkli bir iç dünyası ister, mıymıntılığın süzülüp damıtılması.
Makine masada durur. Kâğıtlar makinenin önünde durur. Sen mahmur bir dalgada, balıklara bakarsın:
- Şöyle bir kadeh atıvereyim de, ondan sonra çalışırım, dersin.
Yeni izci olmuş ortaokul öğrencisi gibi, batıcı bir gayretkeşlik disiplini çirkin görünür gözüne. Pencereye yaklaşırsın. Bulutlara doğru kayar uzayan bakışların.
Ve vicdan azabı gibi durur makineyle kâğıtlar masanın üstünde...
Derken bir kitap alırsın raftan... için için; bir dost gelse de, bir özür bulsam, dersin, kendime çalışmamak için...
Bu da bir başka türlü şiirleşen bir mıymıntılıktır.
Mıymıntılık kötüdür. Kim bilir belki de iyidir. Mıymıntı mıymıntı şekeri ağzında döne dolaştıra eritmeye kalkanlara kızarım. Gözleri ateş gibi, her işe hazır, şimşek parçası olma aktörlüğünün gerginliğinde duran; zekâ ve zevk felcine uğramış emirber bozuntularına da kızarım.
Peki neye kızmam? Ne demek neye kızmam? Önemli olan, bir şeye kızmak değildir ki... Önemli olan, kızgınlığın tadı içinde olmaktır. Onun için, kızacak hiçbir neden yoksa ortalıkta; kendi kendime kızarım. Ve en garibi, mıymıntılık ettiğim için kızarım. Sonra da mıymıntılık edemediğim için kızarım.
Ve balıklar bilirler bunu... Ne birincisine ses çıkarırlar, ne ikincisine...
çetin altan
- Mıymıntılık etme, denir.
Peki ama mıymıntılık nedir?
Mıymıntılık, başkalarının kendi çıkarlarımıza ya zararı dokunacak, ya yararı dokunmayacak pasif davranışları, yahut uyuşuk duruşlarıdır.
- Canım mıymıntılık etme de, et şu telefonu o genel müdüre...
O genel müdürde bir işimiz vardır. Bir yakın arkadaşımız o işin çözümlenmesi için aracılık edecektir. Ve arkadaşımız ağırdan almakta, bizim ricamızı kaytarır görünmektedir.
insanlar, mıymıntılığa genellikle kendi çıkarlarıyla ilgili olan konularda kızarlar. Yalana da bu nedenle kızarlar, sözünü tutmamaya da...
Bir de mıymıntılığın, soyut olarak özüne kızanlar vardır. Örneğin ağzında şekeri kırarak değil de, eriterek yiyene kızarım ben. Geviş getirir gibi bir türlü bitmez adamın ağzındaki şeker. Önce bir avurdunu şişirir, sonra öteki avurdunu. Başka şeyler konuşurken gözün, boyuna adamın arada sırada oradan oraya şişen avurtlarına kayar. Derken dilinin altına girer şeker adamın. Dili peltekleşir:
- Bizim en büyük kabahatimiz, der adam, peltek peltek... En büyük kabahatimiz...
Ve şeker tekrar dilinin altından avurduna geçer.
içinden:
- Ulan dersin, yut şunu, yut...
Ve şeker azardan azardan eriyerek devam eder adamın ağzı içinde dolaşmaya.
Yahut radyo ibresi, istasyonun tam üstünde değildir. Ajans haberleri parazitli çıkıyordur. Adam oturduğu yerden kalkıp radyoyu ayar etmeye üşeniyordur.
Ve yine içinden:
- Ulan, dersin amma mıymıntı herif. Kalkıp düzeltsene şunu...
---
Özellikle kadınlar deli olurlar mıymıntı erkeklere. O nedenle de klasik zamparalar, özellikle tanışma başlangıçlarında çakı gibi, ateş gibi, şimşek gibidirler. Ama bir süre sonra foyaları çıkar onların da meydana. Suratlarına konan sineği dahi kovamayacak bir gevşeklikte, bir et yığını haline gelirler kadınların karşısında...
Goncerov'un Oblomov'u da bir mıymıntılık romanı. Mıymıntılıkla kadercilik ve boş vericilik arasında sünepeleşmiş olan Oblomov'u anlatır.
Ve Lenin, bir konuşmasında:
- Biz, demiştir, Oblomov'luğu kaldırmak istiyoruz.
Mıymıntılık kendimize musallat olduğu zaman ise...
Sabah uyanmışındır. Yatak sıcaktır. Yorganın altında, ayaklarının ayaklarına değişindeki; kendi vücudunda imbikleşmiş, yaşamdan gelen lezzeti duyuyorsundur. Telefon çalar... Kalkıp, alelacele terlikleri giyerek, önü açık pijamalarla, sırtında tatsız bir ürperme; koşmak telefona...
- Patlayıncaya kadar çalsın cenabet, dersin.
Böylesine bir karşı koymanın, kendi vücuduna gösterdiğin saygılı önemi, tatlı bir ılıklıkla keyiflendirir ayaklarının başparmaklarını. ikisi de kıpırdayarak mutlu mutlu gerinir gibi olurlar...
Sonra kapı çalar.
- Çalsın istediği kadar, dersin.
Yatak sıcaktır. Damarlarında tazelenmiş bir delikanlılık arzusu, ufaktan ufaktan parıldıyor gibidir. Kaba, katı saldırgan bir arzu değildir bu. Çok daha süzülmüş, incelmiş utançsız, ilginç; gıdıklayıcı oynaşma hayallerine dönüşen bir arzudur.
Kapı çalar. Telefon çalar... Sen mıymıntılığının eşi yaratılmamış gizli koltuğuna gömülürsün.
Alabildiğine geniş, renkli bir iç dünyası ister, mıymıntılığın süzülüp damıtılması.
Makine masada durur. Kâğıtlar makinenin önünde durur. Sen mahmur bir dalgada, balıklara bakarsın:
- Şöyle bir kadeh atıvereyim de, ondan sonra çalışırım, dersin.
Yeni izci olmuş ortaokul öğrencisi gibi, batıcı bir gayretkeşlik disiplini çirkin görünür gözüne. Pencereye yaklaşırsın. Bulutlara doğru kayar uzayan bakışların.
Ve vicdan azabı gibi durur makineyle kâğıtlar masanın üstünde...
Derken bir kitap alırsın raftan... için için; bir dost gelse de, bir özür bulsam, dersin, kendime çalışmamak için...
Bu da bir başka türlü şiirleşen bir mıymıntılıktır.
Mıymıntılık kötüdür. Kim bilir belki de iyidir. Mıymıntı mıymıntı şekeri ağzında döne dolaştıra eritmeye kalkanlara kızarım. Gözleri ateş gibi, her işe hazır, şimşek parçası olma aktörlüğünün gerginliğinde duran; zekâ ve zevk felcine uğramış emirber bozuntularına da kızarım.
Peki neye kızmam? Ne demek neye kızmam? Önemli olan, bir şeye kızmak değildir ki... Önemli olan, kızgınlığın tadı içinde olmaktır. Onun için, kızacak hiçbir neden yoksa ortalıkta; kendi kendime kızarım. Ve en garibi, mıymıntılık ettiğim için kızarım. Sonra da mıymıntılık edemediğim için kızarım.
Ve balıklar bilirler bunu... Ne birincisine ses çıkarırlar, ne ikincisine...
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com