bugün
- sözlük kızlarının kekleri24
- kürdistan9
- baba oğul bisiklet5
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- dantelli sütyen takan erkek12
- peynir helvası5
- erkek erkeğe buluşmaya giderken parfüm sıkan erkek6
- ölümsüzlük var4
- güzel olduğunuzu nasıl anlarsınız6
- ekşi sözlükteki entrymin 4256 artı oy alması3
- gülerken ısınarak terleyip pasta kokan kız7
- hintlilerin savaşırken inek inek diye bağırması3
- sözlükte ki gay başlıkları5
- sen dost ararsan koş mevlana ya5
- etli biber dolması3
- türk açılımı5
- bugünün cumartesi günü olması2
- neme lazım diyen erkek6
- nil karaibrahimgil dinleyen erkek5
- erkekle kadının arkadaş olması5
- yesene beni diyen kız9
- dindarların çoğunun fakir olması7
- uludağ sözlük ün bugları3
- ayı dövmenin aslında zor olmaması12
- zengin göbekli vs kaslı fakir adam3
- kekini yerim senin diyen erkek3
- mehdi'nin türkiye'yi en ileri götüreceği gerçeği3
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı8
- allah ım verdiğini kimse engelleyemez2
- soğan çuvalını sırtlarken sevgiliye yakalanmak2
- ölümden korkuyor musunuz17
- sütyen kelimesindeki süt3
- betray me masklavi frank lucas kerhaneci yagmurcu4
- festivalde iskender kapışan sözlük erkeği2
- filenin sultanları'nın siklenmemesi4
- kız sesi duymak için müşteri hizmetlerini aramak8
- kitap kurdu erkeklerin hiç osurmaması3
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek15
- renault toros4
- klip çekmesinler diye boş fabrikaya köpek bağlamak3
- meyhanede masayı yumruklayıp hancı hancı demek9
- sosyal hizmet2
- bir lahmacuncunun yapabileceği en kırıcı hareket3
- sözlük yazarlarının ödediği kira bedeli2
- bara giden erkeğin asıl amacı12
- 19 eylül 20263
- müstehcenlik soruşturmaları3
- yıkadığın perdeleri takmak istiyorum2
- intihar düşüncesi7
MIYMINTILIK kötü bir şeydir. Bu bir değer yargısı. Böyle bir yargıya varınca öğüt vermek kolaylaşır:
- Mıymıntılık etme, denir.
Peki ama mıymıntılık nedir?
Mıymıntılık, başkalarının kendi çıkarlarımıza ya zararı dokunacak, ya yararı dokunmayacak pasif davranışları, yahut uyuşuk duruşlarıdır.
- Canım mıymıntılık etme de, et şu telefonu o genel müdüre...
O genel müdürde bir işimiz vardır. Bir yakın arkadaşımız o işin çözümlenmesi için aracılık edecektir. Ve arkadaşımız ağırdan almakta, bizim ricamızı kaytarır görünmektedir.
insanlar, mıymıntılığa genellikle kendi çıkarlarıyla ilgili olan konularda kızarlar. Yalana da bu nedenle kızarlar, sözünü tutmamaya da...
Bir de mıymıntılığın, soyut olarak özüne kızanlar vardır. Örneğin ağzında şekeri kırarak değil de, eriterek yiyene kızarım ben. Geviş getirir gibi bir türlü bitmez adamın ağzındaki şeker. Önce bir avurdunu şişirir, sonra öteki avurdunu. Başka şeyler konuşurken gözün, boyuna adamın arada sırada oradan oraya şişen avurtlarına kayar. Derken dilinin altına girer şeker adamın. Dili peltekleşir:
- Bizim en büyük kabahatimiz, der adam, peltek peltek... En büyük kabahatimiz...
Ve şeker tekrar dilinin altından avurduna geçer.
içinden:
- Ulan dersin, yut şunu, yut...
Ve şeker azardan azardan eriyerek devam eder adamın ağzı içinde dolaşmaya.
Yahut radyo ibresi, istasyonun tam üstünde değildir. Ajans haberleri parazitli çıkıyordur. Adam oturduğu yerden kalkıp radyoyu ayar etmeye üşeniyordur.
Ve yine içinden:
- Ulan, dersin amma mıymıntı herif. Kalkıp düzeltsene şunu...
---
Özellikle kadınlar deli olurlar mıymıntı erkeklere. O nedenle de klasik zamparalar, özellikle tanışma başlangıçlarında çakı gibi, ateş gibi, şimşek gibidirler. Ama bir süre sonra foyaları çıkar onların da meydana. Suratlarına konan sineği dahi kovamayacak bir gevşeklikte, bir et yığını haline gelirler kadınların karşısında...
Goncerov'un Oblomov'u da bir mıymıntılık romanı. Mıymıntılıkla kadercilik ve boş vericilik arasında sünepeleşmiş olan Oblomov'u anlatır.
Ve Lenin, bir konuşmasında:
- Biz, demiştir, Oblomov'luğu kaldırmak istiyoruz.
Mıymıntılık kendimize musallat olduğu zaman ise...
Sabah uyanmışındır. Yatak sıcaktır. Yorganın altında, ayaklarının ayaklarına değişindeki; kendi vücudunda imbikleşmiş, yaşamdan gelen lezzeti duyuyorsundur. Telefon çalar... Kalkıp, alelacele terlikleri giyerek, önü açık pijamalarla, sırtında tatsız bir ürperme; koşmak telefona...
- Patlayıncaya kadar çalsın cenabet, dersin.
Böylesine bir karşı koymanın, kendi vücuduna gösterdiğin saygılı önemi, tatlı bir ılıklıkla keyiflendirir ayaklarının başparmaklarını. ikisi de kıpırdayarak mutlu mutlu gerinir gibi olurlar...
Sonra kapı çalar.
- Çalsın istediği kadar, dersin.
Yatak sıcaktır. Damarlarında tazelenmiş bir delikanlılık arzusu, ufaktan ufaktan parıldıyor gibidir. Kaba, katı saldırgan bir arzu değildir bu. Çok daha süzülmüş, incelmiş utançsız, ilginç; gıdıklayıcı oynaşma hayallerine dönüşen bir arzudur.
Kapı çalar. Telefon çalar... Sen mıymıntılığının eşi yaratılmamış gizli koltuğuna gömülürsün.
Alabildiğine geniş, renkli bir iç dünyası ister, mıymıntılığın süzülüp damıtılması.
Makine masada durur. Kâğıtlar makinenin önünde durur. Sen mahmur bir dalgada, balıklara bakarsın:
- Şöyle bir kadeh atıvereyim de, ondan sonra çalışırım, dersin.
Yeni izci olmuş ortaokul öğrencisi gibi, batıcı bir gayretkeşlik disiplini çirkin görünür gözüne. Pencereye yaklaşırsın. Bulutlara doğru kayar uzayan bakışların.
Ve vicdan azabı gibi durur makineyle kâğıtlar masanın üstünde...
Derken bir kitap alırsın raftan... için için; bir dost gelse de, bir özür bulsam, dersin, kendime çalışmamak için...
Bu da bir başka türlü şiirleşen bir mıymıntılıktır.
Mıymıntılık kötüdür. Kim bilir belki de iyidir. Mıymıntı mıymıntı şekeri ağzında döne dolaştıra eritmeye kalkanlara kızarım. Gözleri ateş gibi, her işe hazır, şimşek parçası olma aktörlüğünün gerginliğinde duran; zekâ ve zevk felcine uğramış emirber bozuntularına da kızarım.
Peki neye kızmam? Ne demek neye kızmam? Önemli olan, bir şeye kızmak değildir ki... Önemli olan, kızgınlığın tadı içinde olmaktır. Onun için, kızacak hiçbir neden yoksa ortalıkta; kendi kendime kızarım. Ve en garibi, mıymıntılık ettiğim için kızarım. Sonra da mıymıntılık edemediğim için kızarım.
Ve balıklar bilirler bunu... Ne birincisine ses çıkarırlar, ne ikincisine...
çetin altan
- Mıymıntılık etme, denir.
Peki ama mıymıntılık nedir?
Mıymıntılık, başkalarının kendi çıkarlarımıza ya zararı dokunacak, ya yararı dokunmayacak pasif davranışları, yahut uyuşuk duruşlarıdır.
- Canım mıymıntılık etme de, et şu telefonu o genel müdüre...
O genel müdürde bir işimiz vardır. Bir yakın arkadaşımız o işin çözümlenmesi için aracılık edecektir. Ve arkadaşımız ağırdan almakta, bizim ricamızı kaytarır görünmektedir.
insanlar, mıymıntılığa genellikle kendi çıkarlarıyla ilgili olan konularda kızarlar. Yalana da bu nedenle kızarlar, sözünü tutmamaya da...
Bir de mıymıntılığın, soyut olarak özüne kızanlar vardır. Örneğin ağzında şekeri kırarak değil de, eriterek yiyene kızarım ben. Geviş getirir gibi bir türlü bitmez adamın ağzındaki şeker. Önce bir avurdunu şişirir, sonra öteki avurdunu. Başka şeyler konuşurken gözün, boyuna adamın arada sırada oradan oraya şişen avurtlarına kayar. Derken dilinin altına girer şeker adamın. Dili peltekleşir:
- Bizim en büyük kabahatimiz, der adam, peltek peltek... En büyük kabahatimiz...
Ve şeker tekrar dilinin altından avurduna geçer.
içinden:
- Ulan dersin, yut şunu, yut...
Ve şeker azardan azardan eriyerek devam eder adamın ağzı içinde dolaşmaya.
Yahut radyo ibresi, istasyonun tam üstünde değildir. Ajans haberleri parazitli çıkıyordur. Adam oturduğu yerden kalkıp radyoyu ayar etmeye üşeniyordur.
Ve yine içinden:
- Ulan, dersin amma mıymıntı herif. Kalkıp düzeltsene şunu...
---
Özellikle kadınlar deli olurlar mıymıntı erkeklere. O nedenle de klasik zamparalar, özellikle tanışma başlangıçlarında çakı gibi, ateş gibi, şimşek gibidirler. Ama bir süre sonra foyaları çıkar onların da meydana. Suratlarına konan sineği dahi kovamayacak bir gevşeklikte, bir et yığını haline gelirler kadınların karşısında...
Goncerov'un Oblomov'u da bir mıymıntılık romanı. Mıymıntılıkla kadercilik ve boş vericilik arasında sünepeleşmiş olan Oblomov'u anlatır.
Ve Lenin, bir konuşmasında:
- Biz, demiştir, Oblomov'luğu kaldırmak istiyoruz.
Mıymıntılık kendimize musallat olduğu zaman ise...
Sabah uyanmışındır. Yatak sıcaktır. Yorganın altında, ayaklarının ayaklarına değişindeki; kendi vücudunda imbikleşmiş, yaşamdan gelen lezzeti duyuyorsundur. Telefon çalar... Kalkıp, alelacele terlikleri giyerek, önü açık pijamalarla, sırtında tatsız bir ürperme; koşmak telefona...
- Patlayıncaya kadar çalsın cenabet, dersin.
Böylesine bir karşı koymanın, kendi vücuduna gösterdiğin saygılı önemi, tatlı bir ılıklıkla keyiflendirir ayaklarının başparmaklarını. ikisi de kıpırdayarak mutlu mutlu gerinir gibi olurlar...
Sonra kapı çalar.
- Çalsın istediği kadar, dersin.
Yatak sıcaktır. Damarlarında tazelenmiş bir delikanlılık arzusu, ufaktan ufaktan parıldıyor gibidir. Kaba, katı saldırgan bir arzu değildir bu. Çok daha süzülmüş, incelmiş utançsız, ilginç; gıdıklayıcı oynaşma hayallerine dönüşen bir arzudur.
Kapı çalar. Telefon çalar... Sen mıymıntılığının eşi yaratılmamış gizli koltuğuna gömülürsün.
Alabildiğine geniş, renkli bir iç dünyası ister, mıymıntılığın süzülüp damıtılması.
Makine masada durur. Kâğıtlar makinenin önünde durur. Sen mahmur bir dalgada, balıklara bakarsın:
- Şöyle bir kadeh atıvereyim de, ondan sonra çalışırım, dersin.
Yeni izci olmuş ortaokul öğrencisi gibi, batıcı bir gayretkeşlik disiplini çirkin görünür gözüne. Pencereye yaklaşırsın. Bulutlara doğru kayar uzayan bakışların.
Ve vicdan azabı gibi durur makineyle kâğıtlar masanın üstünde...
Derken bir kitap alırsın raftan... için için; bir dost gelse de, bir özür bulsam, dersin, kendime çalışmamak için...
Bu da bir başka türlü şiirleşen bir mıymıntılıktır.
Mıymıntılık kötüdür. Kim bilir belki de iyidir. Mıymıntı mıymıntı şekeri ağzında döne dolaştıra eritmeye kalkanlara kızarım. Gözleri ateş gibi, her işe hazır, şimşek parçası olma aktörlüğünün gerginliğinde duran; zekâ ve zevk felcine uğramış emirber bozuntularına da kızarım.
Peki neye kızmam? Ne demek neye kızmam? Önemli olan, bir şeye kızmak değildir ki... Önemli olan, kızgınlığın tadı içinde olmaktır. Onun için, kızacak hiçbir neden yoksa ortalıkta; kendi kendime kızarım. Ve en garibi, mıymıntılık ettiğim için kızarım. Sonra da mıymıntılık edemediğim için kızarım.
Ve balıklar bilirler bunu... Ne birincisine ses çıkarırlar, ne ikincisine...
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar