bugün
- gece vakti orman yolunda bisiklet sürmek7
- escort taş mı yesin4
- sarı saçın yakıştığı ünlüler8
- fırında tavuk10
- gecenin şarkısı9
- kedilerle uyumak9
- dolapta iki biram var6
- rafine zevkleri olan erkek12
- tuvalet kağıdını renkli alan insan11
- öyle bir yatmak ki yarınlar olmayacakmışcasına6
- cumhuriyet bayramı8
- yüzüklerin efendisi5
- bir kıza saklama kabı hediye etmek9
- tr de hangi arabalar lüks sayılır sorunsalı8
- salon erkeği10
- acil durumda aranacak kişi5
- sevişmek hüner değil6
- giysi fiyatlarının uçması9
- içten içe üşümek5
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- ekşi sözlük9
- lüks araba istemeyen erkek9
- rüyalarınızı ağzından öptüm4
- değerli olduğunu hissettirmek6
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- nasılsın4
- nickiniz fransızca olsaydı ne olurdu10
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak20
- ilker başbuğ7
- nejat işler3
- sözlükte 1 erkeğe düşen kız sayısı7
- trabzonspor17
- ters takılmış tuvalet kağıdı7
- bir kadının bana hükmetmesini istiyorum7
- 2008 ekonomik krizi7
- beyaz pasta7
- ruffles ketçaplı7
- yallah arabistan a diyen tip11
- üniversiteli kızlar6
- insan aklıyla açıklanamayan konular5
- kendinden vazgeçmemek4
- insta da aşırı dekolteli kızları takipten çıkmak4
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- gözlerim dolmuş boşalmış bir kere3
- giresunlu olmanın zorlukları9
- belki güneş bir gün ikimiz için doğar3
- amedspor9
- 9 mayıs 2027 trabzonspor fenerbahçe maçı8
- sözlükte kız olduğunu sanan mal5
- izlenmiş bir filmi tekrar izlemek6
fransız yazar.roman, öykü ve denemeleri mevcuttur.
kitapları masalvari ve mitseldir.
"birini aşkla sevdiğinizi belli eden şaşmaz bir gösterge vardır;bu da yüzün, bedenin bütün öteki bölgelerinden daha fazla tensel istek uyandırmasıdır"
"birini aşkla sevdiğinizi belli eden şaşmaz bir gösterge vardır;bu da yüzün, bedenin bütün öteki bölgelerinden daha fazla tensel istek uyandırmasıdır"
(bkz: meteorlar)
(bkz: cuma ya da pasifik arafı)
(bkz: kutsal ruh)
"kendinizi dahi hissediyor musunuz? duraksamadan yanıt verdim: "elbette herkes gibi."
evet, herkes deha sahibidir, deha kocaman, tek taş bir elmas değil, tüm insanların üstüne püskürtülmüş parıldayan bir tozdur. en doğal, en günlük bir şeydir bu. eğer bir kimse, her yaratıcı eylemin içerdiği sonsuzu çağrıştırarak, var olup da hemen deviniyor, yürüyor, gülümsüyor, eşsiz tek bir biçimde konuşuyorsa, o zaman deha oradadır. o zaman kimseyi görmek ve görünce de varlığını kutlamak bize bağlıdır. çünkü, alçakgönüllülüğün bu derecesinde, körlükle, miyoplukla, hipermetroplukla ya da yalnızca dalgınlıkla hiçliğe adanmıştır. hipermetropluk: her zaman yalnızca burnunun dibindekini görmekte toplanan bu sakatlık ne kadar da yaygın! mozart"ın don juan`ını bilmemezlik olamaz. bir kuşla bir güneş ışınının rastlaşmasında ansızın ortaya çıkan büyülü anı daha kolaylıkla kaçırabiliriz. güzellik dünyanın en yaygın şeyidir, ama günlük gereksinimlerin kölesi olmuş bakışımız onu göremez. yorgunluğumuzun dünyanın üstüne attığı o gri örtüyü yırtmak icin ressamın, heykeltraşın, mimarın ciddi bir müdahalesi gerekiyor.
böylece güzelligi, günlük yaşamdan uzakta, ayrılmış bir mahallenin içine; müzelerin, kitapların, sarayların, ustaca düzenlenmiş bahçelerin bulunduğu mahallenin içine kapatmak, hatta gerçek kokuları hiç duymamak için parfümlere boğulmak gibi, kendimizi de güzellikle birlikte buraya kapatmak geliyor hep içimizden. kimileri yürekle seksin şu biçimsizliğini bile sunuyorlar: güzelliği, sevilebilir, arzu edilebilir, cinsellik açısından heyecan verici olan şeyden ayırıyorlar. (gide , proust hakkında şöyle diyor: " bana, önce kendisini çeken şeyin neredeyse hiçbir zaman güzellik olmadığını ve güzelliğin cinsel istek ile az ilişkisi bulunduğunu düşündüğünü yanıt olarak bildiriyor. "andre gide, journal, "la pleiade", s.694, gallimard) güzelliğin böylece gettoya konulması, sakat bir zihni, kuşkusuz çocukluk yıllarında bir saldırı sonucu sakat kalmış bir zihni belirtiyor. daha genel olarak, güzellik pek bayağı saplantılarımızla bastırılıyor. bereket versin, her zaman değil. kendimi içinde kral gibi hissettiğim yalnızca bir durum var. örnegin, bir metro vagonunun kalabalığı icinde, akşamın saat altısında, hiçliğe denk olan o iğrenç, tekdüze kaygılar yüzünden bitkin düşmüş, canı çıkmış, iflahi kesilmis erkek ve kadınların ortasında olduğum durum. oysa benim de kaygılarım ve yorgunluğum daha az değildir, ama, metro treninin hızlanmalarına, hızını kesmelerine uyarak salınan yoğun insan kitlesi içinde çok güzel bir yüz keşfettim, ve bakışım, etrafa serinlik saçan bir ağaca konmuş bir kuş gibi, bu yüzün üstüne kondu. bu kapalı ve pis kokulu ortamda, bu ufacık ve canlı vahayı buldum. gizlice büyük bir zevk alıyorum. gözlerim kamaşıyor. tüm bu yoksulların ortasında ben karun gibi zenginim."
kutsal ruh kitabından
michel tournier bu cümleleri yazarken de karun gibi zengindir. modern insan bulunduğu her ortamda donuk gözlerle akıllı telefonuna, blackberry'sine ya da bilgisayarına bakan gözleriyle en büyük zenginliklerden ve güzelliklerden bihaberdir. neredeyse hepten kaybetmiştir ve farkında bile değildir. bu bile modern zamanların korkunçluğunu anlatmaya yeter. göz göze bakmayan, bakmaya ihtiyaç duymayan insan seli içerisinde; "istiklal'deki insan seli içinde bir molekül olarak hareket ederken, bu akışkanın kritik bir eşiğe ulaşacağını, faz değişimleriyle birlikte kristal kuleleri alaşağı edeceği çatallanma zamanlarını hayal ediyorum." diyen rahmi öğdül ile aynı hayali devam ettirmekten başka çare kalmıyor.
evet, herkes deha sahibidir, deha kocaman, tek taş bir elmas değil, tüm insanların üstüne püskürtülmüş parıldayan bir tozdur. en doğal, en günlük bir şeydir bu. eğer bir kimse, her yaratıcı eylemin içerdiği sonsuzu çağrıştırarak, var olup da hemen deviniyor, yürüyor, gülümsüyor, eşsiz tek bir biçimde konuşuyorsa, o zaman deha oradadır. o zaman kimseyi görmek ve görünce de varlığını kutlamak bize bağlıdır. çünkü, alçakgönüllülüğün bu derecesinde, körlükle, miyoplukla, hipermetroplukla ya da yalnızca dalgınlıkla hiçliğe adanmıştır. hipermetropluk: her zaman yalnızca burnunun dibindekini görmekte toplanan bu sakatlık ne kadar da yaygın! mozart"ın don juan`ını bilmemezlik olamaz. bir kuşla bir güneş ışınının rastlaşmasında ansızın ortaya çıkan büyülü anı daha kolaylıkla kaçırabiliriz. güzellik dünyanın en yaygın şeyidir, ama günlük gereksinimlerin kölesi olmuş bakışımız onu göremez. yorgunluğumuzun dünyanın üstüne attığı o gri örtüyü yırtmak icin ressamın, heykeltraşın, mimarın ciddi bir müdahalesi gerekiyor.
böylece güzelligi, günlük yaşamdan uzakta, ayrılmış bir mahallenin içine; müzelerin, kitapların, sarayların, ustaca düzenlenmiş bahçelerin bulunduğu mahallenin içine kapatmak, hatta gerçek kokuları hiç duymamak için parfümlere boğulmak gibi, kendimizi de güzellikle birlikte buraya kapatmak geliyor hep içimizden. kimileri yürekle seksin şu biçimsizliğini bile sunuyorlar: güzelliği, sevilebilir, arzu edilebilir, cinsellik açısından heyecan verici olan şeyden ayırıyorlar. (gide , proust hakkında şöyle diyor: " bana, önce kendisini çeken şeyin neredeyse hiçbir zaman güzellik olmadığını ve güzelliğin cinsel istek ile az ilişkisi bulunduğunu düşündüğünü yanıt olarak bildiriyor. "andre gide, journal, "la pleiade", s.694, gallimard) güzelliğin böylece gettoya konulması, sakat bir zihni, kuşkusuz çocukluk yıllarında bir saldırı sonucu sakat kalmış bir zihni belirtiyor. daha genel olarak, güzellik pek bayağı saplantılarımızla bastırılıyor. bereket versin, her zaman değil. kendimi içinde kral gibi hissettiğim yalnızca bir durum var. örnegin, bir metro vagonunun kalabalığı icinde, akşamın saat altısında, hiçliğe denk olan o iğrenç, tekdüze kaygılar yüzünden bitkin düşmüş, canı çıkmış, iflahi kesilmis erkek ve kadınların ortasında olduğum durum. oysa benim de kaygılarım ve yorgunluğum daha az değildir, ama, metro treninin hızlanmalarına, hızını kesmelerine uyarak salınan yoğun insan kitlesi içinde çok güzel bir yüz keşfettim, ve bakışım, etrafa serinlik saçan bir ağaca konmuş bir kuş gibi, bu yüzün üstüne kondu. bu kapalı ve pis kokulu ortamda, bu ufacık ve canlı vahayı buldum. gizlice büyük bir zevk alıyorum. gözlerim kamaşıyor. tüm bu yoksulların ortasında ben karun gibi zenginim."
kutsal ruh kitabından
michel tournier bu cümleleri yazarken de karun gibi zengindir. modern insan bulunduğu her ortamda donuk gözlerle akıllı telefonuna, blackberry'sine ya da bilgisayarına bakan gözleriyle en büyük zenginliklerden ve güzelliklerden bihaberdir. neredeyse hepten kaybetmiştir ve farkında bile değildir. bu bile modern zamanların korkunçluğunu anlatmaya yeter. göz göze bakmayan, bakmaya ihtiyaç duymayan insan seli içerisinde; "istiklal'deki insan seli içinde bir molekül olarak hareket ederken, bu akışkanın kritik bir eşiğe ulaşacağını, faz değişimleriyle birlikte kristal kuleleri alaşağı edeceği çatallanma zamanlarını hayal ediyorum." diyen rahmi öğdül ile aynı hayali devam ettirmekten başka çare kalmıyor.
Kutsal kitabı okumuş olsaydın bir şey dikkatini çekerdi.
Tanrı önce Ademi yarattı, sonra da cenneti, daha sonra Ademi cennete koydu.
Adem cennette olmasına şaşmıştı, bu ona doğal gelmemişti, değil mi?
Havvanın durumu başkaydı; o Ademden sonra yaratıldı
Cennette yaratıldı; cennetin yerlisi.
Sonra ikisi de cennetten kovulduklarında, bu Adem ve Havva için aynı şey
değildi;
Adem ilk çıkış noktasına geri dönüyordu.
Havva ise, tersine, doğduğu ülkeden sürülmüştü.
Eğer bunu unutursanız, kadınlardan yana hiçbir şey anlamazsınız.
Kadınlar cennetin sürgünleridir
Tümü.
Michel Tournier , Meteorlar
Tanrı önce Ademi yarattı, sonra da cenneti, daha sonra Ademi cennete koydu.
Adem cennette olmasına şaşmıştı, bu ona doğal gelmemişti, değil mi?
Havvanın durumu başkaydı; o Ademden sonra yaratıldı
Cennette yaratıldı; cennetin yerlisi.
Sonra ikisi de cennetten kovulduklarında, bu Adem ve Havva için aynı şey
değildi;
Adem ilk çıkış noktasına geri dönüyordu.
Havva ise, tersine, doğduğu ülkeden sürülmüştü.
Eğer bunu unutursanız, kadınlardan yana hiçbir şey anlamazsınız.
Kadınlar cennetin sürgünleridir
Tümü.
Michel Tournier , Meteorlar
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar