bugün
- trabzonspor12
- cumhuriyetten rahatsız olan insan11
- son aylarda tipimin iyice kaymış olması10
- okula verilen çocuktan netice alamamak3
- ebu cehil karpuzu3
- gadi eizenkot3
- kimseye zararı olmayan kişi3
- binyamin netanyahu12
- ayağını emojiyle kapatan insan4
- nervio abla20
- modern türbanlı kadın vs mini etekli kadın2
- kelek çıkarsa gel götten sik beni abi diyen manav6
- salçalı makarna13
- gece uyanıkları4
- güzel bir kadının giydiği çorap5
- ismail kartal23
- yeni evli çift aktiviteleri16
- yerde para bulmak9
- efendiler yarın cumhuriyet ilan edeceğiz6
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak17
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- laşon hara3
- herkese veren biri4
- yazılımcıların flört edememesi8
- sözlüğe hareket getirecek şey8
- tuzlu kahve dizisi4
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- motorsiklet6
- görükle den moskova'ya yürümek5
- mavi4
- madencilerin ankara'ya yürüyüşüne müdahale3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı19
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması6
- türkiye cumhuriyeti3
- heyt bea2
- mutlu günleri beklemek15
- vajinaya limon sıkıp emmek3
- kedimin yatağıma kusması7
- araba almak3
- en lezzetli balık12
- porsche5
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır8
- güney kore34
- vajinaya dil atmak15
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar20
- 28 ekim 2026 kars 36 spor antalyaspor maçı2
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum15
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı10
- sözlük kızlarının çorapları11
- sabahları sevilen şeyler6
fransız yazar.roman, öykü ve denemeleri mevcuttur.
kitapları masalvari ve mitseldir.
"birini aşkla sevdiğinizi belli eden şaşmaz bir gösterge vardır;bu da yüzün, bedenin bütün öteki bölgelerinden daha fazla tensel istek uyandırmasıdır"
"birini aşkla sevdiğinizi belli eden şaşmaz bir gösterge vardır;bu da yüzün, bedenin bütün öteki bölgelerinden daha fazla tensel istek uyandırmasıdır"
(bkz: meteorlar)
(bkz: cuma ya da pasifik arafı)
(bkz: kutsal ruh)
"kendinizi dahi hissediyor musunuz? duraksamadan yanıt verdim: "elbette herkes gibi."
evet, herkes deha sahibidir, deha kocaman, tek taş bir elmas değil, tüm insanların üstüne püskürtülmüş parıldayan bir tozdur. en doğal, en günlük bir şeydir bu. eğer bir kimse, her yaratıcı eylemin içerdiği sonsuzu çağrıştırarak, var olup da hemen deviniyor, yürüyor, gülümsüyor, eşsiz tek bir biçimde konuşuyorsa, o zaman deha oradadır. o zaman kimseyi görmek ve görünce de varlığını kutlamak bize bağlıdır. çünkü, alçakgönüllülüğün bu derecesinde, körlükle, miyoplukla, hipermetroplukla ya da yalnızca dalgınlıkla hiçliğe adanmıştır. hipermetropluk: her zaman yalnızca burnunun dibindekini görmekte toplanan bu sakatlık ne kadar da yaygın! mozart"ın don juan`ını bilmemezlik olamaz. bir kuşla bir güneş ışınının rastlaşmasında ansızın ortaya çıkan büyülü anı daha kolaylıkla kaçırabiliriz. güzellik dünyanın en yaygın şeyidir, ama günlük gereksinimlerin kölesi olmuş bakışımız onu göremez. yorgunluğumuzun dünyanın üstüne attığı o gri örtüyü yırtmak icin ressamın, heykeltraşın, mimarın ciddi bir müdahalesi gerekiyor.
böylece güzelligi, günlük yaşamdan uzakta, ayrılmış bir mahallenin içine; müzelerin, kitapların, sarayların, ustaca düzenlenmiş bahçelerin bulunduğu mahallenin içine kapatmak, hatta gerçek kokuları hiç duymamak için parfümlere boğulmak gibi, kendimizi de güzellikle birlikte buraya kapatmak geliyor hep içimizden. kimileri yürekle seksin şu biçimsizliğini bile sunuyorlar: güzelliği, sevilebilir, arzu edilebilir, cinsellik açısından heyecan verici olan şeyden ayırıyorlar. (gide , proust hakkında şöyle diyor: " bana, önce kendisini çeken şeyin neredeyse hiçbir zaman güzellik olmadığını ve güzelliğin cinsel istek ile az ilişkisi bulunduğunu düşündüğünü yanıt olarak bildiriyor. "andre gide, journal, "la pleiade", s.694, gallimard) güzelliğin böylece gettoya konulması, sakat bir zihni, kuşkusuz çocukluk yıllarında bir saldırı sonucu sakat kalmış bir zihni belirtiyor. daha genel olarak, güzellik pek bayağı saplantılarımızla bastırılıyor. bereket versin, her zaman değil. kendimi içinde kral gibi hissettiğim yalnızca bir durum var. örnegin, bir metro vagonunun kalabalığı icinde, akşamın saat altısında, hiçliğe denk olan o iğrenç, tekdüze kaygılar yüzünden bitkin düşmüş, canı çıkmış, iflahi kesilmis erkek ve kadınların ortasında olduğum durum. oysa benim de kaygılarım ve yorgunluğum daha az değildir, ama, metro treninin hızlanmalarına, hızını kesmelerine uyarak salınan yoğun insan kitlesi içinde çok güzel bir yüz keşfettim, ve bakışım, etrafa serinlik saçan bir ağaca konmuş bir kuş gibi, bu yüzün üstüne kondu. bu kapalı ve pis kokulu ortamda, bu ufacık ve canlı vahayı buldum. gizlice büyük bir zevk alıyorum. gözlerim kamaşıyor. tüm bu yoksulların ortasında ben karun gibi zenginim."
kutsal ruh kitabından
michel tournier bu cümleleri yazarken de karun gibi zengindir. modern insan bulunduğu her ortamda donuk gözlerle akıllı telefonuna, blackberry'sine ya da bilgisayarına bakan gözleriyle en büyük zenginliklerden ve güzelliklerden bihaberdir. neredeyse hepten kaybetmiştir ve farkında bile değildir. bu bile modern zamanların korkunçluğunu anlatmaya yeter. göz göze bakmayan, bakmaya ihtiyaç duymayan insan seli içerisinde; "istiklal'deki insan seli içinde bir molekül olarak hareket ederken, bu akışkanın kritik bir eşiğe ulaşacağını, faz değişimleriyle birlikte kristal kuleleri alaşağı edeceği çatallanma zamanlarını hayal ediyorum." diyen rahmi öğdül ile aynı hayali devam ettirmekten başka çare kalmıyor.
evet, herkes deha sahibidir, deha kocaman, tek taş bir elmas değil, tüm insanların üstüne püskürtülmüş parıldayan bir tozdur. en doğal, en günlük bir şeydir bu. eğer bir kimse, her yaratıcı eylemin içerdiği sonsuzu çağrıştırarak, var olup da hemen deviniyor, yürüyor, gülümsüyor, eşsiz tek bir biçimde konuşuyorsa, o zaman deha oradadır. o zaman kimseyi görmek ve görünce de varlığını kutlamak bize bağlıdır. çünkü, alçakgönüllülüğün bu derecesinde, körlükle, miyoplukla, hipermetroplukla ya da yalnızca dalgınlıkla hiçliğe adanmıştır. hipermetropluk: her zaman yalnızca burnunun dibindekini görmekte toplanan bu sakatlık ne kadar da yaygın! mozart"ın don juan`ını bilmemezlik olamaz. bir kuşla bir güneş ışınının rastlaşmasında ansızın ortaya çıkan büyülü anı daha kolaylıkla kaçırabiliriz. güzellik dünyanın en yaygın şeyidir, ama günlük gereksinimlerin kölesi olmuş bakışımız onu göremez. yorgunluğumuzun dünyanın üstüne attığı o gri örtüyü yırtmak icin ressamın, heykeltraşın, mimarın ciddi bir müdahalesi gerekiyor.
böylece güzelligi, günlük yaşamdan uzakta, ayrılmış bir mahallenin içine; müzelerin, kitapların, sarayların, ustaca düzenlenmiş bahçelerin bulunduğu mahallenin içine kapatmak, hatta gerçek kokuları hiç duymamak için parfümlere boğulmak gibi, kendimizi de güzellikle birlikte buraya kapatmak geliyor hep içimizden. kimileri yürekle seksin şu biçimsizliğini bile sunuyorlar: güzelliği, sevilebilir, arzu edilebilir, cinsellik açısından heyecan verici olan şeyden ayırıyorlar. (gide , proust hakkında şöyle diyor: " bana, önce kendisini çeken şeyin neredeyse hiçbir zaman güzellik olmadığını ve güzelliğin cinsel istek ile az ilişkisi bulunduğunu düşündüğünü yanıt olarak bildiriyor. "andre gide, journal, "la pleiade", s.694, gallimard) güzelliğin böylece gettoya konulması, sakat bir zihni, kuşkusuz çocukluk yıllarında bir saldırı sonucu sakat kalmış bir zihni belirtiyor. daha genel olarak, güzellik pek bayağı saplantılarımızla bastırılıyor. bereket versin, her zaman değil. kendimi içinde kral gibi hissettiğim yalnızca bir durum var. örnegin, bir metro vagonunun kalabalığı icinde, akşamın saat altısında, hiçliğe denk olan o iğrenç, tekdüze kaygılar yüzünden bitkin düşmüş, canı çıkmış, iflahi kesilmis erkek ve kadınların ortasında olduğum durum. oysa benim de kaygılarım ve yorgunluğum daha az değildir, ama, metro treninin hızlanmalarına, hızını kesmelerine uyarak salınan yoğun insan kitlesi içinde çok güzel bir yüz keşfettim, ve bakışım, etrafa serinlik saçan bir ağaca konmuş bir kuş gibi, bu yüzün üstüne kondu. bu kapalı ve pis kokulu ortamda, bu ufacık ve canlı vahayı buldum. gizlice büyük bir zevk alıyorum. gözlerim kamaşıyor. tüm bu yoksulların ortasında ben karun gibi zenginim."
kutsal ruh kitabından
michel tournier bu cümleleri yazarken de karun gibi zengindir. modern insan bulunduğu her ortamda donuk gözlerle akıllı telefonuna, blackberry'sine ya da bilgisayarına bakan gözleriyle en büyük zenginliklerden ve güzelliklerden bihaberdir. neredeyse hepten kaybetmiştir ve farkında bile değildir. bu bile modern zamanların korkunçluğunu anlatmaya yeter. göz göze bakmayan, bakmaya ihtiyaç duymayan insan seli içerisinde; "istiklal'deki insan seli içinde bir molekül olarak hareket ederken, bu akışkanın kritik bir eşiğe ulaşacağını, faz değişimleriyle birlikte kristal kuleleri alaşağı edeceği çatallanma zamanlarını hayal ediyorum." diyen rahmi öğdül ile aynı hayali devam ettirmekten başka çare kalmıyor.
Kutsal kitabı okumuş olsaydın bir şey dikkatini çekerdi.
Tanrı önce Ademi yarattı, sonra da cenneti, daha sonra Ademi cennete koydu.
Adem cennette olmasına şaşmıştı, bu ona doğal gelmemişti, değil mi?
Havvanın durumu başkaydı; o Ademden sonra yaratıldı
Cennette yaratıldı; cennetin yerlisi.
Sonra ikisi de cennetten kovulduklarında, bu Adem ve Havva için aynı şey
değildi;
Adem ilk çıkış noktasına geri dönüyordu.
Havva ise, tersine, doğduğu ülkeden sürülmüştü.
Eğer bunu unutursanız, kadınlardan yana hiçbir şey anlamazsınız.
Kadınlar cennetin sürgünleridir
Tümü.
Michel Tournier , Meteorlar
Tanrı önce Ademi yarattı, sonra da cenneti, daha sonra Ademi cennete koydu.
Adem cennette olmasına şaşmıştı, bu ona doğal gelmemişti, değil mi?
Havvanın durumu başkaydı; o Ademden sonra yaratıldı
Cennette yaratıldı; cennetin yerlisi.
Sonra ikisi de cennetten kovulduklarında, bu Adem ve Havva için aynı şey
değildi;
Adem ilk çıkış noktasına geri dönüyordu.
Havva ise, tersine, doğduğu ülkeden sürülmüştü.
Eğer bunu unutursanız, kadınlardan yana hiçbir şey anlamazsınız.
Kadınlar cennetin sürgünleridir
Tümü.
Michel Tournier , Meteorlar
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar